Sözlük

ي د ي (YD̃Y)

Yedun

يَد : Kelimesi bildiğimiz el demektir. Onun da aslı يَدْيٌ sözcüğüdür. Çünkü Araplar bu kelimenin çoğulunda أيْدٍ ve اَيْدِي sözcüklerini kullanılırlar. فَعْل vezninde çoğul genelde أَفْعُل kalıbında gelmektedir, أَفْلُس ve أَكْلُب gibi. Bazıları: يدِيٌّ tıpkı كَلِيب ve عَبِيد gibidir, derler. فَعَل kalıbının çoğulunda أَزْمُن ve أَجْبُل formları kullanılır. Allah buyurur ki: إِذْ هَمَّ قَوْمٌ أَنْ يَبْسُطُوا إِلَيْكُمْ أَيْدِيَهُمْ فَكَفَّ أَيْدِيَهُمْ عَنْكُمْ وَاتَّقُوا اللَّهَ Hani bir topluluk size el uzatmaya yeltenmişti de, O (Allah) onların ellerini sizden çekmişti. Allah’tan korkun (5/Mâide 11); أَلَهُمْ أَرْجُلٌ يَمْشُونَ بِهَا أَمْ لَهُمْ أَيْدٍ يَبْطِشُونَ بِهَا Onların yürüyecek ayakları, tutacak elleri, mı var? (7/A’râf 195).

Arapların يَدَيَان ifâdesi bu kelimenin aslının فَعَل vezninde يَدَيٌ olduğunu göstermektedir. يَدَيْتُهُ deyimi bir kişinin eline vurmayı anlatır. Bu el kelime bazen istiâre yoluyla nimet için de kullanılır. Bu bağlamda يَدَيْتُ إلَيْهِ demek bir kişiye yardım etmek anlamına gelir.

Ayrıca يَد kelimesinin أَيَاد şeklinde bir çoğulu daha vardır. Kimileri ise, bunun çoğulu يَدِيٌّ şeklindedir, derler. Bu anlamda Şair şöyle der:

فَإنَّ لَهُ عِنْدِي يَدِيًّا وَأَنْعُمَا -475

475- Çünkü onun üzerimde iyilik ve emeği vardır.

Bazen يَد (el) kelimesi kontrol ve mülkiyet anlamında kullanılır. Sözgelimi: هَذَا فِي يَدِ فُلاَن denir ki, bu falana aittir anlamına gelir. Allah buyurur ki: إِلاَّ أَنْ يَعْفُونَ أَوْ يَعْفُوَ الَّذِي بِيَدِهِ عُقْدَةُ النِّكَاحِ Ancak kadınlar veya nikâh akdini elinde bulunduran kimse bağışlarsa başka (2/Bakara 237). Arapların: وَقَعَ فِي يَدَيْ عَدْلٍ adaletin iki eline düştü sözü de bu anlamdadır.

يَد kelimesi bazen kuvvet için de kullanılır. Bu anlamda لِفُلاَنٍ يَدٌ عَلَى كَذَا denir ki, falanın şu şey/kişi üzerinde gücü vardır, مَالِي بِكَذَا يَدٌ Buna gücüm yetmez. مَالِي بِهِ يَدَان ona hiç gücüm yetmez anlamına gelir. Bu anlamda Şair şöyle der:

476- فَاعْمَدْ لمِاَ تَعْلُو فَمَالَكَ بِالَّذِي لاَ تَسْتَطِيعُ مِنَ اْلأُمُورِ يَدَان

476- Yapabileceğin şeylere yönel, gücünün yetmediği işler senin neyine.

Zaman somutlaştırılarak bir eli olduğu düşünülmüştür. Arapların يَدُ الدَّهْر ve يَدُ اْلمُسْنَد zamanın eli ifâdeleri bu anlamdadır. Şairin aşağıdaki şiirinde kullanılan rüzgâr da bu anlamda el sahibi kabul edilmiştir:

بِيَدِ الشِّمَالِ زِمَامُهَا -477

477-…Yuları kuzey rüzgârının elindedir.

Çünkü, rüzgârın da bir gücü olduğu düşünülmüştür. Bundan dolayı أنَا يَدُكَ denmiştir. Aynı şekilde وَضَعَ يَدَهُ فِي كَذَا denir ki, bu bir işe başlamak anlamına gelir. يَدُهُ مُطْلَقَةٌ deyimi, ihsanda bulunma/nimet verme anlamındadır. Bunun zıddı olarak يَدٌ مَغْلُولَةٌ ifâdesi ise, eli sıkı/cimri olmak manasını taşır.

Bu bağlamda Allah buyurur ki: وَقَالَتِ الْيَهُودُ يَدُ اللَّهِ مَغْلُولَةٌ غُلَّتْ أَيْدِيهِمْ وَلُعِنُوا بِمَا قَالُوا بَلْ يَدَاهُ مَبْسُوطَتَانِ يُنْفِقُ كَيْفَ يَشَاءُ Yahudiler, Allah’ın eli çok sıkıdır, dediler. Söyledikleri söz sebebiyle onların elleri bağlansın ve lanete uğrasınlar! Aksine Allah’ın elleri açıktır, dilediği gibi verir (5/Mâide 64).

نَفَضْتُ يَدِي عَنْ كَذَا deyimi ise, bir şeyden elini çekmek/bir şeyi bırakmak anlamında kullanılmıştır.

Yüce Allah’ın: إِذْ أَيَّدْتُكَ بِرُوحِ الْقُدُسِ Hani seni Rûhu’l-Kudüs (Cebrâil) ile desteklemiştim. (5/Mâide 110) sözünde geçen أَيَّدْتُكَ بِرُوحِ الْقُدُسِ ifâdesi قَوَّيْتُ يَدَكَ senin elini güçlendirdim, anlamındadır.

فَوَيْلٌ لِلَّذِينَ يَكْتُبُونَ الْكِتَابَ بِأَيْدِيهِمْ --- فَوَيْلٌ لَهُمْ مِمَّا كَتَبَتْ أَيْدِيهِمْ Artık o kimselerin vay hâline ki, kendi elleriyle kitap yazarlar da Artık vay o elleriyle yazdıkları yüzünden onlara (2/Bakara 79) âyetinde geçen أَيْدِيهِمْ ifâdesinde eylemin ellere nispet edilmesi, onların bunu uydurduklarına dikkat çekmektedir.

Bu, tıpkı ذَلِكَ قَوْلُهُمْ بِأَفْوَاهِهِمْ Bu onların kendi ağızlarıyla uydurdukları sözlerdir (9/Tevbe 30) âyetinde sözün, ağızlarına nispet edilmesi gibidir ki, bu da onların bu sözlerinde çelişkiler içinde olduklarına dikkat çekmektedir.

أَلَهُمْ أَرْجُلٌ يَمْشُونَ بِهَا أَمْ لَهُمْ أَيْدٍ يَبْطِشُونَ بِهَا Onların yürüyecek ayakları, tutacak elleri, mı var? (7/A’râf 195) ve أُولِي اْلأَيْدِي وَاْلآَبْصَارِ Onlar eller ve gözler sahipleri idiler (38/Sâd 45) âyetlerinde geçen يَد (el) kelimeleri onlarda bulunan kuvvete işaret etmektedir.

اِصْبِرْ عَلَى مَا يَقُولُونَ وَاذْكُرْ عَبْدَنَا دَاوُودَ ذَا اْلأَيْدِ Şimdi sen onların dediklerine sabret de kuvvetli kulumuz Davud’u hatırla (38/Sâd 17) âyetinde geçen اْلأَيْدِ de kuvvet anlamına gelir.

حَتَّى يُعْطُوا الْجِزْيَةَ عَنْ يَدٍ وَهُمْ صَاغِرُونَ alçalmış oldukları hâlde elden cizye verecekleri hâle gelinceye kadar savaşın (9/Tevbe 29) âyetinde geçen عَنْ يَدٍ deyimi ise, onların kendi meskenlerinde rahat yaşamaları için kendilerine sağlanan nimetler karşılığında belirlenmiş bir vergiyi boyun eğmiş bir hâlde vereceklerini anlatır.

Âyetin dilbilimsel tahlilinde عَنْ يَدٍ ifâdesi, gramer açısından hâl konumundadır. Kimileri ise, bu ifâdenin anlamı: Sizin ellerinizin onların ellerinin üstünde olduğunu itiraf/kabul ettikten; yani, boyun eğmeye bağlılık gösterdikten sonra, demek olduğunu söylemiştir.

خُذْ كَذَا أَثِرَ ذِي يَدَيْنِ deyimi de bir işi sağlam biçimde yapmak manasını taşır.

فُلاَنٌ يَدُ فُلاَنٍ ifâdesi ise, bir kişinin dostu ve yardımcısı olmayı dile getirir. Bu anlamda Allah’ın dostlarına: هُمْ اَيْدِي اللهِ Onlar Allah’ın elleridir denir. Bu bağlamda Allah buyurur ki: إِنَّ الَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللَّهَ يَدُ اللَّهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ Her hâlde sana bey’at edenler ancak Allah’a bey’at etmektedirler. Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir (48/Fetih 10). Resûlullah’ın eli, Allah’ın eli sayıldığına göre ve Resûlün eli de onların ellerinin üzerinde olduğuna göre, Allah’ın eli de onların ellerinin üzerinde olmaktadır.

Bu manayı şu rivâyet de desteklemektedir: لاَ يَزَالُ اْلعَبْدُ يَتَقَرَّبُ إلَيَّ بِالنَّوَافِلِ حَتىَّ أُحِبَّهُ، فَإذَا أَحْبَبْتُهُ كُنْتُ سَمْعَهُ الَّذِي يَسْمَعُ بِهِ وَبَصَرَهُ الَّذِي يُبْصِرُ بِهِ وَيَدَهُ الَّتيِ يَبْطِشُ بِهَا Kulum bana nafilelerle, ben onu sevene kadar, yaklaşır. Ben onu sevdiğimde ise, kendisiyle işittiği kulağı, kendisiyle gördüğü gözü, kendisiyle tuttuğu eli olurum.

Yüce Allah’ın: أنَّا خَلَقْنَا لَهُمْ مِمَّا عَمِلَتْ أَيْدِينَا أَنْعَامًا فَهُمْ لَهَا مَالِكُونَ Biz onlar için kudretimizin meydana getirdiklerinden birtakım hayvanlar yaratmışız da onlara sahip bulunuyorlar (36/Yâsîn 71) ve: قَالَ يَا إِبْلِيسُ مَا مَنَعَكَ أَنْ تَسْجُدَ لِمَا خَلَقْتُ بِيَدَيَّ Ey İblis! O benim kudretimle yarattığıma secde etmene ne engel oldu? dedi (38/Sâd 75) âyetlerinde geçen Allah’ın Eli (Elleri) ifâdeleri, Allah’ın yaratmayı bizzat yaptığını ve bu yaratmanın eşsizliğiyle ancak onun tarafından yapılabileceğini ifâde eder. Bu mana anlatılırken özellikle el kelimesinin kullanılmış olması, zihnimizde bu anlamın canlandırılması amacına yöneliktir. Çünkü bize göre, bir işi yapmanın en mükemmel aracı bizzat kendi ellerimizdir. Bununla anlatılmak istenen, manayı zihnimizde canlandırmaktan ibarettir. Yoksa, [insan eli ile Allah’ın eli arasında] bir benzerliği düşünmemizi canlandırmak değildir.

Kimileri ise, بِيَدَيَّ ifâdesinin manası, onlar için seçtiğim nimetimle onları yarattım demektir, burada kullanılan ifâdede harfi قَطَعْتُهُ بِالسِّكِّينِ bıçakla kestim cümlesindeki gibi değil, aksine خَرَجَ بِسَيْفِهِ yani, kılıcıyla çıktı cümlesindeki gibidir, derler. Buna göre âyette geçen ifâdenin manası şöyle olacaktır: Onu, dünyevî ve uhrevî iki nimetimle beraber yarattım; eğer onlara karşı sorumluluğunu yerine getirecek olursa, en büyük saadete kavuşacaktır.

Yüce Allah’ın: يَدُ اللَّهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir (48/Fetih 10) sözünde geçen Allah’ın eli, O’nun yardımı, nimeti ve kuvvetidir. Bu anlamda رَجُلٌ يَدِيٌّ ve اِمْرَأَةٌ يَدِيَةٌ denmektedir ki, becerikli adam ve becerikli kadın anlamına gelir.

Öte yandan Yüce Allah’ın: وَلَمَّا سُقِطَ فِي أَيْدِيهِمْ وَرَأَوْا أَنَّهُمْ قَدْ ضَلُّوا Ne zaman ki, ellerine kırağı düşürüldü (yaptıklarına pişman oldular), o zaman sapıtmış olduklarını gördüler (7/A’râf 149) sözündeki سُقِطَ فِي أَيْدِيهِمْ ifâde ise, pişman oldular demektir. Üzüntüden yanıp tutuşan, bundan dolayı elini avucunu ovuşturup duran adamın hâlini anlatmak için سُقِطَ فِي يَدِهِ ve أُسْقِطَ ifâdeleri kullanılır.

Bu tıpkı Yüce Allah’ın: وَأُحِيطَ بِثَمَرِهِ فَأَصْبَحَ يُقَلِّبُ كَفَّيْهِ عَلَى مَا أَنْفَقَ فِيهَا Derken serveti yok edildi. Bunun üzerine bağına yaptığı masraflara karşı ellerini ovuşturmaya başladı. (18/Kehf 42) sözü gibidir.

فَرَدُّوا أَيْدِيَهُمْ فِي أَفْوَاهِهِمْ onlar ellerini ağızlarına koydular (14/İbrâhîm 9) âyetinde söz konusu olan ise, onların kabul etmeleri istenen hakkı kabul etmekten kaçtıklarını ve buna yanaşmadıklarını anlatmaktadır. Bu anlamda رَدَّ يَدَهُ فِي فَمِهِ denir ki, durdu ve cevap vermedi manasını taşır.

Kimileri ise, bu âyette geçen ifâdenin, peygamberlerin ellerini ağızlarına geri çevirdiler, yani: Parmaklarınızı ağızlarınızın üzerine koyun ve susun, dediler. Bazıları da: Allah’ın nimetlerini, yalan saymak suretiyle, ağızlarıyla inkâr ettiler manasına gelir, demişlerdir.

Kur'an'da geçtiği ayetleri gör →