"Siz (günahları işlerken) kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin, aleyhinize şahitlik etmesinden sakınmıyordunuz. Lakin, yaptıklarınızın çoğunu Allah'ın bilmediğini sanıyordunuz."

وَمَا كُنْتُمْ تَسْتَتِرُونَ اَنْ يَشْهَدَ عَلَيْكُمْ سَمْعُكُمْ وَلَا اَبْصَارُكُمْ وَلَا جُلُودُكُمْ وَلٰكِنْ ظَنَنْتُمْ اَنَّ اللّٰهَ لَا يَعْلَمُ كَثِيرًا مِمَّا تَعْمَلُونَ

ve mā kuntum testetirūne en yeşhede ǎleykum sem'ǔkum ve lā ebSārukum ve lā culūdukum ve lākin Zenentum enne (a)llahe lā yeǎ'lemu keṧīran mimmā teǎ'melūne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1وَمَاve māve değildiniz
2كُنْتُمْkuntumك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvinsiz
3تَسْتَتِرُونَtestetirūneس ت رÖrtmek, gizlemek, kapamak, saklamak, korumak, perdelemek, maskelemekgizleniyor
4اَنْen
5يَشْهَدَyeşhedeش ه دtanıklık etmek/bilgi vermek, görmek/şahit olmak, hazır bulunmak, kanıt/ifade vermek, şahitlik etmek. mushhad - hazır bulunma veya kanıt verme ya da dinleme zamanı veya yeri, buluşma yeri. mashhuud - şahit olunan şey.şahidlik etmesinden
6عَلَيْكُمْǎleykumaleyhinize
7سَمْعُكُمْsem'ǔkumس م عduymak, işitmek, kulak vermek, işitme gücü, ses duyma, fark etme, dinlemek, anlamakkulaklarınızın
8وَلَاve lāve değildiniz
9اَبْصَارُكُمْebSārukumب ص رgörme, bakma, gözle görmek, görüş, göz, dikkatle bakma, görme gücü, görüş açısıgözlerinizin
10وَلَاve lāve değildiniz
11جُلُودُكُمْculūdukumج ل دVurmak/incitmek/deriyi dövmek, kamçıyla vurmak, düşmek, zorlamak, dayanıklı/güçlü/sağlam olmak, dayanıklı veya sabırlı olmak, biriyle mücadele etmek, zorlamak/mecbur bırakmak/gerekli kılmak.derilerinizin
12وَلٰكِنْve lākinfakat
13ظَنَنْتُمْZenentumظ ن نDüşünmek, varsaymak, şüphe etmek, farz etmek, zannetmek, inanmak, bilmek, hayal etmek, şüphelenmek, varsayımsal olmak, kişinin gözlemlerine dayanarak bir şeyden emin olmak. Genel bir kural olarak bu fiil çoğunlukla 'anna veya 'an ile kullanılır, bu da emin olmak anlamına gelir.sanıyordunuz ki
14اَنَّenneelbette
15اللّٰهَ(a)llaheAllah
16لَا
17يَعْلَمُyeǎ'lemuع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatnamebilmez
18كَثِيرًاkeṧīranك ث رSayı veya miktar olarak aşmak, artmak, çoğalmak, sık sık olmak, bol, zenginlik; Çok olmak, sayıca fazla olmak, kalabalık olmak, ataları çok olan veya iyi işleri çok olan bir insan. Çok iyiliğe sahip olan insan, diğer nehirlerin aktığı cennetteki nehir, konuşkan kişi.çoğunu
19مِمَّاmimmā
20تَعْمَلُونَteǎ'melūneع م لiş, işlem, eylem, yapmak/hareket etmek/çalışmak/işletmek/inşaa etmek/üretmek, bir el sanatı uygulama, aktif olmak Türkçe’ye girmiş türevler : amel, aksülamel, amal, ameliyat, amil (amele), imal, istimal (müstamel, suistimal), mamul, muamele, teamül, imalatyaptıklarınızın

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Ve siz, kulaklarınızın, gözlerinizin, derilerinizin, aleyhinizde tanıklık edeceklerini ummuyor, onlardan hiçbir şeyinizi gizlemiyordunuz ve hattâ sanıyordunuz ki yaptıklarınızın çoğunu Allah bile, şüphe yok ki bilmez.

Abdulkadir Gölpınarlı

Ve siz, kulaklarınızın, gözlerinizin, derilerinizin, aleyhinizde tanıklık edeceklerini ummuyor, onlardan hiçbir şeyinizi gizlemiyordunuz ve hattâ sanıyordunuz ki yaptıklarınızın çoğunu Allah bile, şüphe yok ki bilmez.

Adem Uğur

Siz ne kulaklarınızın, ne gözlerinizin, ne de derilerinizin aleyhinize şahitlik etmesinden sakınmıyordunuz, yaptıklarınızdan çoğunu Allah'ın bilmeyeceğini sanıyordunuz.

Ahmed Hulusi

Sem'inizin (işitme azanızın), basarlarınızın (görme azalarınızın) ve bedenlerinizin aleyhinize şahitlik yapmasını ummadığınızdan (keyfinize göre yaşadınız). . . Yaptıklarınızın birçoğunu Allah'ın bilmediğini zannediyordunuz!

Ahmet Tekin

'Siz, kulaklarınızın, gözlerinizin, tenlerinizin, tenasül organlarınızın, aleyhinize şâhitlik edeceğini hesaba katarak gizlenme ihtiyacı duymadınız. Sorumluluğunuzu gerektirecek birçok amelinizi de Allah’ın bilmeyeceğini zannettiniz.'

Ahmet Varol

Siz kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin aleyhinize şahitlik edeceğini (düşünüp onlardan) sakınmıyordunuz. Aksine yaptıklarınızın çoğunu Allah'ın bilmediğini sanıyordunuz.

Ali Bulaç

"Siz, işitme, görme (duyularınız) ve derileriniz aleyhinize şahitlik eder diye sakınmıyordunuz. Aksine, yaptıklarınızın birçoğunu Allah'ın bilmeyeceğini sanıyordunuz."

Ali Fikri Yavuz

Kulaklarınız, gözleriniz ve derileriniz aleyhinize şahidlik eder diye sakınmamıştınız ve muhakkak zannetmiştiniz ki, Allah, yaptıklarınızdan bir çoğunu bilmez.

Ali Rıza Safa

"Kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin kendinize karşı tanıklık edecek olmasından çekinmediniz. Üstelik yaptıklarınızın çoğunu Allah'ın bilmediğini sandınız!"

Bayraktar Bayraklı

Siz ne kulaklarınızın, ne gözlerinizin, ne de derilerinizin aleyhinize şahitlik etmesinden sakınıyordunuz. Yaptıklarınızdan çoğunu Allah'ın bilemeyeceğini sanıyordunuz.

Bekir Sadak

Siz, gozleriniz, kulaklariniz ve derilerinizin aleyhinize sahidlik edeceginden korkarak kotu is islemekten cekinmiyordunuz. Hayir; Allah'in, yaptiklarinizin cogunu bilmedigini saniyordunuz.

Celal Yıldırım

Siz, kulağınızın, gözlerinizin ve derilerinizin aleyhinize şâhidlik ederler diye hiç de sakınıp gizlenmiyordunuz. Bilâkis yaptıklarınızın çoğunu Allah bilmez sanıyordunuz.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Vaktiyle siz, ne kulaklarınızın ne gözlerinizin ne de derilerinizin aleyhinizde şahitlik etmesinden sakınıyordunuz; üstelik yaptıklarınızın çoğunu Allah’ın bilmediğini sanıyordunuz.

Diyanet İşleri

"Siz (günahları işlerken) kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin, aleyhinize şahitlik etmesinden sakınmıyordunuz. Lakin, yaptıklarınızın çoğunu Allah'ın bilmediğini sanıyordunuz."

Diyanet İşleri (eski)

Siz, gözleriniz, kulaklarınız ve derilerinizin aleyhinize şahidlik edeceğinden korkarak kötü iş işlemekten çekinmiyordunuz. Hayır; Allah'ın, yaptıklarınızın çoğunu bilmediğini sanıyordunuz.

Diyanet Vakfi

Siz ne kulaklarınızın, ne gözlerinizin, ne de derilerinizin aleyhinize şahitlik etmesinden sakınmıyordunuz, yaptıklarınızdan çoğunu Allah'ın bilmeyeceğini sanıyordunuz.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Siz kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin aleyhinizde şahitlik edeceğinden korkarak kötülükten sakınmıyordunuz. Fakat yaptıklarınızdan bir çoğunu Allah'ın bilmeyeceğini zannediyordunuz.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

İlkin kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin aleyhinize şahitlik edeceğinden sakınmazdınız, fakat Allah 'ın yaptıklarınızdan birçoğunu bilmeyeceğini zannetmiştiniz.

Elmalılı Hamdi Yazır

Evvel kulaklarınız ve gözleriniz ve derileriniz aleyhinize şahadet eder diye sakınmaz idiniz ve lakin zannetmiş idiniz ki Allah yaptıklarınızdan bir çoğunu bilmez

Erhan Aktaş

"İşitme ve görme duyunuz ve bedeniniz aleyhinize tanıklık eder diye sakınmıyordunuz. Yapmakta olduğunuz birçok şeyi Allah'ın bilmediğini zannediyordunuz."

Erhan Aktaş (10. Baskı)

"İşitme ve görme duyunuz ve bedeniniz aleyhinize tanıklık eder diye sakınmıyordunuz. Yapmakta olduğunuz birçok şeyi Allah'ın bilmediğini zannediyordunuz."

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

İşitme ve görme duyunuz ve bedeniniz aleyhinize tanıklık eder diye sakınmıyordunuz. Yapmakta olduğunuz birçok şeyi Allah'ın bilmediğini zannediyordunuz.

Fizilal-il Kuran

Siz kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin, aleyhinize şahidlik etmesinden sakınmıyordunuz, yaptıklarınızdan çoğunu Allah'ın bilemeyeceğini sanıyordunuz.

Gültekin Onan

"Siz, işitme, görme (duyularınız) ve derileriniz aleyhinize şahitlik eder diye sakınmıyordunuz. Aksine, yaptıklarınızın birçoğunu Tanrı'nın bilmeyeceğini sanıyordunuz."

Hamdi Döndüren

Siz kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin, aleyhinize tanıklık edeceklerini sanmıyordunuz. Üstelik siz, yaptıklarınızın birçoğunu Allah’ın bilmediğini sanıyordunuz!”

Hasan Basri Çantay

"Siz, ne kulaklarınız, ne gözleriniz, ne de derileriniz kendi aleyhinize şahidlik eder diye (düşünüb) sakınmadınız. Bil'akis Allah yapmakda olduklarınızın bir çoğunu bilmez sandınız".

Hasib Asutay

Siz ne kulaklarınızın ne gözlerinizin ne de derilerinizin aleyhinize şahitlik etmesinden sakınmıyordunuz, yaptıklarınızdan çoğunu Allah'ın bilmeyeceğini sanıyordunuz.

Hayrat Neşriyat

(Hâlbuki siz, günah işlerken) ne kulaklarınızın, ne gözlerinizin, ne de derilerinizin aleyhinize şâhidlik etmesinden sakınıyordunuz; fakat zannetmiştiniz ki, gerçekten Allah yapmakta olduklarınızın birçoğunu bilmiyor!

İbni Kesir

Gözleriniz, kulaklarınız ve derileriniz aleyhinize şahidlik eder diye sakınmadınız. Aksine yapmakta olduklarınızın bir çoğunu Allah'ın bilmediğini sanıyordunuz.

Mehmet Okuyan

Siz işitme (duyu)nuzun, gözlerinizin ve derilerinizin aleyhinize şahitlik etmesinden sakınmıyordunuz. Ancak yaptıklarınızdan çoğunu Allah’ın bilmeyeceğini sanıyordunuz.

Muhammed Esed

Ve kulaklarınız, gözleriniz yahut deriniz size karşı tanıklık yapmasın diye (günahlarınızı) gizlemeye çalışanlardan olmadınız, üstelik, Allah'ın yaptıklarınız hakkında fazla bir şey bilmediğini sandınız.

Mustafa İslamoğlu

Bir zamanlar siz kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin size karşı şahitlik yapmasından sakınmazdınız; üstelik Allah'ın yaptıklarınız hakkında fazla bir şey bilmediği zannına kapılırdınız.

Ömer Nasuhi Bilmen

Ve sizin aleyhinize ne kulaklarınızın ve ne gözlerinizin ve ne de derilerinizin şehâdet etmesinden saklanır olmadınız. Velâkin zannetmiş idiniz ki, şüphe yok Allah, sizin yaptıklarınızdan birçoğunu bilmez.

Ömer Öngüt

Siz kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin, aleyhinize şâhitlik edeceğinden korkarak kötü iş işlemekten çekinmiyordunuz. Hayır! Allah'ın yaptıklarınızın çoğunu bilmediğini sanıyordunuz.

Suat Yıldırım

Siz, kulaklarınızın, gözlerinizin, derilerinizin, aleyhinizde şahitlik edecekleri bir günün geleceğine inanmıyor ve ondan sakınmıyordunuz, ayrıca siz, yaptıklarınızın çoğunu, Allah’ın bilmediğini sanıyordunuz.

Süleyman Ateş

"Siz (günah işlerken) kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin, aleyhinize şahidlik etmesinden gizlenmiyordunuz, yaptıklarınızın çoğunu Allah'ın bilmeyeceğini sanıyordunuz."

Süleymaniye Vakfı

Kulaklarınız, gözleriniz ve derileriniz aleyhinize şahitlik eder diye bir çekinceniz yoktu. Ayrıca Allah'ın, yaptıklarınızın bir çoğunu bilmeyeceğini zannetmiştiniz.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin aleyhinizde şahitlik etmesine karşı önlem almıyordunuz. Sanıyordunuz ki Allah, yaptıklarınızın bir çoğunu bilmez.

Şaban Piriş

-Siz, kulaklarınızın, gözlerinizin, derilerinizin kendi aleyhinizde şahitlik etmesini beklemiyordunuz. Oysa Allah'ın, sizin yaptığınız şeylerin çoğunu bilmediğini zannediyordunuz.

Tefhim-ul Kuran

«Siz, işitme, görme (duyularınız) ve derileriniz aleyhinizde şahitlik eder diye sakınıp korunmuyordunuz. Aksine, yapmakta olduklarınızın birçoğunu Allah'ın bilmeyeceğini sanıyordunuz.»

Ümit Şimşek

Oysa siz daha önce ne kulaklarınızın, ne gözlerinizin, ne de derilerinizin tanıklığından çekinmiyor, Allah'ı ise yaptıklarınızdan birçoğunu bilmez sanıyordunuz.

Yaşar Nuri Öztürk

Siz, işitme gücünüzün, gözlerinizin, derilerinizin aleyhinize yapacağı tanıklıktan gizlenmiyordunuz. Tam aksine siz, yaptıklarınızdan birçoğunu Allah'ın bilmeyeceğini sanıyordunuz.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Siz qulaqlarınızın, gözlərinizin və dərilərinizin əleyhinizə şahid olmasından çəkinib gizlənmirdiniz. Əksinə, elə zənn edirsiniz ki, Allah sizin etdiyiniz əməllərin çoxunu bilmir.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Siz qulaqlarınızın, gözlərinizin və dərilərinizin əleyhinizə şəhadət verəcəklərinizdən qorxub (günah işləməkdən) çəkinmir, etdiyiniz əməllərin çoxunu isə Allahın bilməyəcəyini zənn edirsiniz.

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Ihr habt eure Übeltaten nicht so verstecken können, daß eure Ohren, euer Gesicht und eure Haut nicht darüber Zeugnis ablegen könnten, sondern ihr dachtet, daß Gott vieles von dem, was ihr tut, nicht weiß.

Almanca — Der Edle Quran

Und ihr pflegtet euch nicht so zu verstecken, daß euer Gehör, eure Augen und eure Häute nicht Zeugnis gegen euch ablegten. Aber ihr meintet, daß Allah nicht viel wisse von dem, was ihr tut.

Almanca — M. A. Rassoul

Und ihr pflegtet (eure Sünden) nicht so zu verbergen, daß eure Ohren und eure Augen und eure Haut nicht Zeugnis gegen euch ablegen könnten; vielmehr meintet ihr, Allah wüßte nicht viel von dem, was ihr zu tun pflegtet.

Almanca — Muhammad Zaidan

Und ihr pflegtet nicht euch zu bedecken, daß weder euer Gehör, noch eure Augen, noch eure Häute Zeugnis gegen euch ablegen, sondern ihr dachtet, daß ALLAH nicht viel kennt von dem, was ihr tut.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

But you could not hide yourselves, even if you wanted to, from the notice of your hearing or your sight or your skins lest they should bear witness against your deeds of iniquity. The fact is, you did not think that Allah knows much of what you do.

Abdul Haleem

yet you did not try to hide yourselves from your ears, eyes, and skin to prevent them from testifying against you. You thought that God did not know about much of what you were doing,

Abdullah Yusuf Ali

"Ye did not seek to hide yourselves, lest your hearing, your sight, and your skins should bear witness against you! But ye did think that Allah knew not many of the things that ye used to do!

Abul A'la Maududi

When you used to conceal yourselves (while committing misdeeds) you never thought that your ears or your eyes or your skins would ever bear witness against you; you rather fancied that Allah does not know a great deal of what you do.

Aisha Bewley

You did not think to shield yourselves from your hearing, sight and skin testifying against you and you thought that Allah would never know much of what you did.

Al-Hilali & Khan

And you have not been hiding yourselves (in the world), lest your ears, and your eyes, and your skins should testify against you; but you thought that Allâh knew not much of what you were doing.

Ali Quli Qarai

You did not use to conceal yourselves lest your hearing should bear witness against you, or [for that matter] your sight, or your skin, but you thought that Allah did not know most of what you did.

Amatul Rahman Omar

`And (while committing sinful acts) you could not hide yourselves from the fact that neither your (own) hearing, nor your own eyes, nor your own skins should bear witness against you. As a matter of fact you had assumed that (even) Allâh did not know much of what you used to do,

Arthur John Arberry

Not so did you cover yourselves, that your hearing, your eyes and your skins should not bear witness against you; but you thought that God would never know much of the things that you were working.

Bijan Moeinian

Where in the universe will you hide from your own eyes, ears and skins that you never thought will witness against you? You were under impression that God is not aware of all your deeds!

E. Henry Palmer

and ye could not conceal yourselves that your hearing and your eyesight should not be witness against you, nor your skins; but ye thought that God did not know much of what ye do.

Edip-Layth

There was no way you could hide from the testimony of your own hearing, or your eyes, or your skins. In fact, you thought that God was unaware of much of what you do.

George Sale

Ye did not hide your selves, while ye sinned, so that your ears, and your eyes, and your skins could not bear witness against you: But ye thought that God was ignorant of many things which ye did.

Hamid S. Aziz

"And you did not hide yourselves lest your ears and your eyes and your skins should bear witness against you, but you thought that Allah did not know most of what you did.

Mahmoud Ghali

And in no way did you take to screening yourselves that neither your hearing, nor your beholdings, (i. e., eyesight (s) nor your skins should testify against you; but you surmised that Allah does not know much of whatever you did.

Marmaduke Pickthall

Ye did not hide yourselves lest your ears and your eyes and your skins should testify against you, but ye deemed that Allah knew not much of what ye did.

Mohamed Ahmed - Samira

You did not hide your (doings) so that your ears or eyes or persons should not testify against you. In fact you thought that God did not know the things you used to do.

Muhammad Asad

And you did not try to hide [your sins] lest your hearing or your sight or your skins bear witness against you: nay, but you thought that God did not know much of what you were doing –

Mustafa Khattab

You did not ˹bother to˺ hide yourselves from your ears, eyes, and skin to prevent them from testifying against you. Rather, you assumed that Allah did not know much of what you used to do.

Progressive Muslims

And there was no way you could hide from the testimony of your own hearing, or your eyes, or your skins. In fact, you thought that God was unaware of much of what you do.

Sahih International

And you were not covering yourselves, lest your hearing testify against you or your sight or your skins, but you assumed that Allah does not know much of what you do.

Sam Gerrans

“And you hid not yourselves, lest your hearing and your sight and your skins bear witness against you; but you thought that God knew not much of what you did.

Shabbir Ahmed

And you did not hide yourselves that your hearing, or your sight or your skins would bear witness against you. Nay, but you thought that Allah never knew a great deal of what you were doing!

Syed Vickar Ahamed

"And you did not try to hide yourselves, because your hearing, your sight and your skins may bear witness against you! But you thought that Allah did not know many of the things that you used to do!

Taqi Usmani

And you had not been hiding your selves (when committing sins) from your ears and your eyes and your skins that would bear witness against you, but you thought that Allah did not know much of what you did.

The Monotheist Group

And there was no way you could hide from the testimony of your own hearing, or your eyes, or your skins. In fact, you thought that God was unaware of much of what you do.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Vous ne pouviez vous cacher au point que ni votre ouïe, ni vos yeux et ni vos peaux ne puissent témoigner contre vous. Mais vous pensiez quʹAllah ne savait pas beaucoup de ce que vous faisiez.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

We xwe ji guhên xwe, çavên xwe û çermên xwe nediparast ku ew ê şahdeyiyê li ser we bidin. Lê belê we hizir dikir ku Xwedê bi piraniya tiştên ku we dikir, nizane.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Jullie hadden je namelijk niet zo verborgen dat jullie gehoor, jullie gezicht en jullie huid niet tegen jullie konden getuigen. Jullie dachten echter dat God niet veel wist van wat jullie deden.

Hollandaca — Salomo Keyzer

Gij kondt u niet verbergen terwijl gij zondigdet, opdat uwe ooren en uwe oogen en uwe huiden geene getuigenis tegen u konden afleggen; maar gij dacht, dat God onbekend was met vele dingen welke gij deedt.

Hollandaca — Siregar

En jullie kunnen je er niet voor verbergen dat jullie oren, en jullie ogen en jullie huiden tegen jullie zullen getuigen. Maar jullie veronderstelden dat Allah niet veel weet over wat jullie doen.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

И вы не скрывались (от совершения грехов) (опасаясь), что будут свидетельствовать против вас ваш слух, зрение и кожи (в День Суда), но вы думали, что Аллах не знает много из того, что вы делаете (из грехов).

Rusça — Osmanov

И вам не укрыться от свидетельств ушей ваших, и глаз ваших, и кожи, [которая осязает], сколько бы вы ни рассчитывали, что Аллах не узнает многого из того, что вы делали.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Men ni försökte aldrig dölja (era förehavanden) för att era öron, era ögon och er hud inte skulle kunna vittna mot er, och ni trodde att Gud inte kände till vad ni gjorde.