Sözlük

ظ ن ن (ƵNN)

Z-n-n

ظَنّ : Bir belirtiden meydana gelen şeyin ismidir. Bu belirti güçlendikçe ilme götürür. Çok fazla zayıflayınca da vehmin ötesine geçemez. Zan güçlendiğinde veya güçlüymüş gibi düşünüldüğünde onunla birlikte şeddeli ( أَنًّ ) ve muhaffefe ( أَنْ ) getirilir. Zan zayıf olduğunda ise, olmayan söz ve fiile özgü olan (أَنْ ) getirilir.

الَّذِينَ يَظُنُّونَ أَنَّهُمْ مُلَاقُوا رَبِّهِمْ : Onlar ki, Rablerine kavuşacaklarını zannederler (2/Bakara 46); الَّذِينَ يَظُنُّونَ أَنَّهُمْ مُلَاقُوا اللَّهِ : Allah’a kavuşacaklarını zannedenler (2/Bakara 249) âyetlerindeki zan, yakin anlamındadır. وَظَنَّ أَنَّهُ الْفِرَاقُ : Ayrılık vaktinin geldiğini sanır (75/Kıyâmet 28). أَلَا يَظُنُّ أُولَئِكَ أَنَّهُمْ مَبْعُوثُونَ : Onlar, dirileceklerini sanmıyorlar mı? (83/Mutaffifîn 4) âyeti, tartıda hile yapanları zemmetmenin nihaî noktasıdır. Âyetin anlamı şöyledir: Dirilmekle ilgili bir zanları olmaz mıydı? Bu âyet, dirilmenin olacağına dair delillerin açık olduğuna işaret eder. حَتَّى إِذَا أَخَذَتِ الْأَرْضُ زُخْرُفَهَا وَازَّيَّنَتْ وَظَنَّ أَهْلُهَا أَنَّهُمْ قَادِرُونَ عَلَيْهَا : Nihâyet yeryüzü ziynetini takınıp, (rengârenk) süslendiği ve sahipleri de onun üzerinde kudret sahibi olduklarını sandıkları bir sırada (10/Yûnus 24) âyeti, sözü edilenlerin aşırı hırs ve emellerinden dolayı bilenlerin hükmünde olduklarına işaret eder.

وَظَنَّ دَاوُودُ أَنَّمَا فَتَنَّاهُ : Davud, kendisini fitneye soktuğumuzu/denediğimizi sandı (38/Sâd 24); yani bildi. Buradaki fitne, şu âyetteki gibidir: وَفَتَنَّاكَ فُتُونًا : Seni fitneden fitneye uğrattık/Seni birçok denemelerden geçirdik (20/Tâhâ 40).

وَذَا النُّونِ إِذْ ذَهَبَ مُغَاضِبًا فَظَنَّ أَنْ لَنْ نَقْدِرَ عَلَيْهِ : Zünnûn’u da an. Hani o, öfkelenerek gitmişti de, bizim kendisine güç yetiremeyeceğimizi, sanmıştı (21/Enbiyâ 87). Bazılarına göre bu âyetteki zannın vehm anlamında olması daha uygundur. Yani, kendisini sıkıntıya düşürmeyeceğimizi sanmıştı. وَاسْتَكْبَرَ هُوَ وَجُنُودُهُ فِي الْأَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَظَنُّوا أَنَّهُمْ إِلَيْنَا لَا يُرْجَعُونَ : Firavun ve askerleri yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve Bize döndürülmeyeceklerini sandılar (28/Kasas 39) âyetinde (أَنَّ ) edatının, bilgi anlamındaki zan ile birlikte gelmiş olması, onların yakinî olmasa bile, kesin bir şeye inandıkları gibi Allah’a döndürülmeyeceklerine inandıklarına işret eder. يَظُنُّونَ بِاللَّهِ غَيْرَ الْحَقِّ ظَنَّ الْجَاهِلِيَّةِ : Allah’a karşı haksız yere cahiliye devrindekine benzer düşüncelere kapılıyorlar (3/Âl-i İmrân 154); yani cahiliye insanının inandığı gibi, onlar da Hz. Peygamber’in kendilerine haber verdiği şeylerde doğru söylemediğini zannediyorlar.

Bu âyet, sözü edilen münafıkların kâfirlerin konumunda olduklarına işaret eder. وَظَنُّوا أَنَّهُمْ مَانِعَتُهُمْ حُصُونُهُمْ مِنَ اللَّهِ : Onlar kalelerinin, kendilerini Allah’tan koruyacağını sanmışlardı (59/Haşr 2); yani; bir şeye kesin inananlar gibi onlar da buna inanmışlardı. Şu âyet de aynı anlamdadır: وَلَكِنْ ظَنَنْتُمْ أَنَّ اللَّهَ لَا يَعْلَمُ كَثِيرًا مِمَّا تَعْمَلُونَ : Fakat yaptıklarınızdan birçoğunu Allah’ın bilmeyeceğini zannediyordunuz (41/Fussilet 22). الظَّانِّينَ بِاللَّهِ ظَنَّ السَّوْءِ : Allah hakkında kötü zanda bulunanlar (48/Fetih 6) âyeti, kendisinden sonra gelen şu âyetle tefsir edilmektedir: بَلْ ظَنَنْتُمْ أَنْ لَنْ يَنْقَلِبَ الرَّسُولُ وَالْمُؤْمِنُونَ إِلَى أَهْلِيهِمْ أَبَدًا : Aslında siz Peygamberin ve mü’minlerin ailelerine bir daha dönmeyeceklerini sanmıştınız (48/Fetih 12). قُلْتُمْ مَا نَدْرِي مَا السَّاعَةُ إِنْ نَظُنُّ إِلَّا ظَنًّا وَمَا نَحْنُ بِمُسْتَيْقِنِينَ : Dediniz ki: Kıyamet nedir, bilmiyoruz. Yalnız bir zandan ibaret sanıyoruz, fakat biz bu hususta kesin bir bilgi edinmiş değiliz (45/Câsiye 32).

Birçok konuda yapılan zan yerilmiştir. Bundan dolayı Allah buyurur ki: وَمَا يَتَّبِعُ أَكْثَرُهُمْ إِلَّا ظَنًّا إِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْنِي مِنَ الْحَقِّ شَيْئًا إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ بِمَا يَفْعَلُونَ : Onların çoğu, sadece zanna tabi olurlar. Şüphe yok ki zan, hakikat karşısında bir şey ifâde etmez. Doğrusu Allah, onların bütün işlediklerini bilendir (10/Yûnus 36); إِنْ يَتَّبِعُونَ إِلَّا الظَّنَّ وَإِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْنِي مِنَ الْحَقِّ شَيْئًا : Onlar, yalnızca zanna uymaktadırlar. Oysa gerçekte zan, haktan yana hiç bir şey ifâde etmez (53/Necm 28); وَأَنَّهُمْ ظَنُّوا كَمَا ظَنَنْتُمْ أَنْ لَنْ يَبْعَثَ اللَّهُ أَحَدًا : Onlar da sizin sandığınız gibi, Allah’ın hiç kimseyi tekrar diriltmeyeceğini sanmışlardı (72/Cinn 7). 81/Tekvîr 24. âyeti, وَمَا هُوَ عَلَى الْغَيْبِ بِظَنِينٍ şeklinde de okumuştur. Yani, Peygamber, gayb hakkında söylediklerinden ötürü töhmet altında tutulamaz.

Kur'an'da geçtiği ayetleri gör →