← Sureler

Mushaf — 436. Sayfa

‹
/ 604
›
35. Fatır Suresi

İki deniz aynı olmaz. Şu tatlıdır, susuzluğu giderir, içimi kolaydır. Şu ise tuzludur, acıdır. Bununla beraber her birinden taze et yersiniz ve takınacağınız süs eşyası çıkarırsınız. Allah'ın lütfundan istemeniz ve şükretmeniz için gemilerin orada suyu yara yara gittiğini görürsün.

وَمَا يَسْتَوِي الْبَحْرَانِ هٰذَا عَذْبٌ فُرَاتٌ سَائِغٌ شَرَابُهُ وَهٰذَا مِلْحٌ اُجَاجٌ وَمِنْ كُلٍّ تَأْكُلُونَ لَحْمًا طَرِيًّا وَتَسْتَخْرِجُونَ حِلْيَةً تَلْبَسُونَهَا وَتَرَى الْفُلْكَ فِيهِ مَوَاخِرَ لِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِهِ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

ve mā yestevī l-baHrāni hāƶā ǎƶbun furātun sāiğun şerābuhu ve hāƶā milHun ucācun ve min kullin te'kulūne leHmen Tariyyen ve testeḣricūne Hilyeten telbesūnehā ve terā l-fulke fīhi mevāḣira li tebteğū min feDlihi ve leǎllekum teşkurūne

Allah, geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü de gecenin içine sokar. Güneşi ve Ay'ı da koyduğu kanunlara boyun eğdirmiştir. Her biri belirli bir vakte kadar akıp gitmektedir. İşte bu, Allah'tır, Rabbinizdir. Mülk yalnızca O'nundur. Allah'ı bırakıp da ibadet ettikleriniz, bir çekirdek zarına bile hükmedemezler.

يُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي الَّيْلِۙ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ كُلٌّ يَجْرِي لِاَجَلٍ مُسَمًّى ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْ لَهُ الْمُلْكُ وَالَّذِينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ مَا يَمْلِكُونَ مِنْ قِطْمِيرٍ

yūlicu l-leyle fī n-nehāri ve yūlicu n-nehāra fī l-leyli ve seḣḣara ş-şemse ve l-ḳamera kullun yecrī li ecelin musemmen ƶālikumu (a)llahu rabbukum lehu l-mulku ve(e)lleƶīne ted'ǔne min dūnihi mā yemlikūne min ḳiTmīrin

Eğer onları çağırsanız, çağrınızı duymazlar. Duysalar bile çağrınıza karşılık veremezler. Kıyamet günü de sizin ortak koştuğunuzu inkar ederler. Bunları sana hiç kimse, hakkıyla haberdar olan (Allah) gibi haber veremez.

اِنْ تَدْعُوهُمْ لَا يَسْمَعُوا دُعَاءَكُمْ وَلَوْ سَمِعُوا مَا اسْتَجَابُوا لَكُمْ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ يَكْفُرُونَ بِشِرْكِكُمْ وَلَا يُنَبِّئُكَ مِثْلُ خَبِيرٍ

in ted'ǔhum lā yesmeǔ duǎā'ekum ve lev semiǔ mā stecābū lekum ve yevme l-ḳiyāmeti yekfurūne bi şirkikum ve lā yunebbiuke miṧlu ḣabīrin

Ey insanlar! Siz Allah'a muhtaçsınız. Allah ise her bakımdan sınırsız zengin olandır, övülmeye hakkıyla layık olandır.

يَاأَيُّهَا النَّاسُ اَنْتُمُ الْفُقَرَاءُ اِلَى اللّٰهِ وَاللّٰهُ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَمِيدُ

yā eyyuhā n-nāsu entumu l-fuḳarā'u ilā (a)llahi ve(a)llahu huve l-ğaniyyu l-Hamīdu

Eğer Allah dilerse, sizi giderir ve yeni bir halk getirir.

اِنْ يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَأْتِ بِخَلْقٍ جَدِيدٍ

in yeşe' yuƶhibkum ve ye'ti bi ḣalḳin cedīdin

Bu, Allah'a göre zor bir şey değildir.

وَمَا ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ بِعَزِيزٍ

ve mā ƶālike ǎlā (a)llahi bi ǎzīzin

Hiçbir günahkar başka bir günahkarın yükünü yüklenmez. Günah yükü ağır olan kimse, (bir başkasını), günahını yüklenmeye çağırırsa, ondan hiçbir şey yüklenilmez, çağırdığı kimse yakını da olsa. Sen ancak, görmedikleri halde Rablerinden için için korkanları ve namaz kılanları uyarırsın. Kim arınırsa ancak kendisi için arınmış olur. Dönüş ancak Allah'adır.

وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰى وَاِنْ تَدْعُ مُثْقَلَةٌ اِلٰى حِمْلِهَا لَا يُحْمَلْ مِنْهُ شَيْءٌ وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبٰى اِنَّمَا تُنْذِرُ الَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَيْبِ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَمَنْ تَزَكّٰى فَاِنَّمَا يَتَزَكّٰى لِنَفْسِهِ وَاِلَى اللّٰهِ الْمَصِيرُ

ve lā teziru vāziratun vizra uḣrā ve in ted'ǔ muṧḳaletun ilā Himlihā lā yuHmel minhu şey'un ve lev kāne ƶā ḳurbā innemā tunƶiru (e)lleƶīne yeḣşevne rabbehum bi l-ğaybi ve eḳāmū S-Salāte ve men tezekkā fe innemā yetezekkā li nefsihi ve ilā (a)llahi l-meSīru