Sad. O şanlı, şerefli Kur'an'a andolsun (ki o, Allah sözüdür).
ص وَالْقُرْاٰنِ ذِي الذِّكْرِ
S ve l-ḳurāni ƶī ƶ-ƶikri
Fakat inkar edenler bir büyüklenme ve ayrılık içindedirler.
بَلِ الَّذِينَ كَفَرُوا فِي عِزَّةٍ وَشِقَاقٍ
beli (e)lleƶīne keferū fī ǐzzetin ve şiḳāḳin
Biz onlardan önce nice nesilleri helak ettik. Onlar da feryat ettiler, ama artık kurtuluş zamanı değildi.
كَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ قَرْنٍ فَنَادَوْا وَلَاتَ حِينَ مَنَاصٍ
kem ehleknā min ḳablihim min ḳarnin fe nādev ve lāte Hīne menāSin
Kafirler, kendilerine içlerinden bir uyarıcının gelmesine şaştılar ve şöyle dediler: "Bu, yalancı bir sihirbazdır."
وَعَجِبُوا اَنْ جَاءَهُمْ مُنْذِرٌ مِنْهُمْ وَقَالَ الْكَافِرُونَ هٰذَا سَاحِرٌ كَذَّابٌ
ve ǎcibū en cā'ehum munƶirun minhum ve ḳāle l-kāfirūne hāƶā sāHirun keƶƶābun
"İlahları bir tek ilah mı yaptı? Gerçekten bu çok tuhaf bir şey!"
اَجَعَلَ الْاٰلِهَةَ اِلٰهًا وَاحِدًا اِنَّ هٰذَا لَشَيْءٌ عُجَابٌ
e ceǎle l-ālihete ilāhen vāHiden inne hāƶā le şey'un ǔcābun
(6-8) İçlerinden ileri gelenler, "Gidin, ilahlarınıza tapmaya devam edin. İşte bu istenen şeydir. Biz bunu son dinde (en son dini inanışlarda) duymadık. Bu ancak bir uydurmadır. O zikir (Kur'an) içimizden ona mı indirildi?" diyerek kalkıp gittiler. Hayır, onlar benim Zikrimden (Kur'an'dan) şüphe içindedirler. Hayır, henüz azabımı tatmadılar.
وَانْطَلَقَ الْمَلَاُ مِنْهُمْ اَنِ امْشُوا وَاصْبِرُوا عَلٰٓى اٰلِهَتِكُمْ اِنَّ هٰذَا لَشَيْءٌ يُرَادُ مَا سَمِعْنَا بِهٰذَا فِي الْمِلَّةِ الْاٰخِرَةِ اِنْ هٰذَٓا اِلَّا اخْتِلَاقٌ ءَاُنْزِلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ مِنْ بَيْنِنَا بَلْ هُمْ فِي شَكٍّ مِنْ ذِكْرِي بَلْ لَمَّا يَذُوقُوا عَذَابِ
ve nTaleḳa l-meleu minhum eni mşū ve Sbirū ǎlā ālihetikum inne hāƶā le şey'un yurādu / mā semiǎ'nā bi hāƶā fī l-milleti l-āḣirati in hāƶā illā ḣtilāḳun / e unzile ǎleyhi ƶ-ƶikru min beyninā bel hum fī şekkin min ƶikrī bel lemmā yeƶūḳū ǎƶābi
Yoksa mutlak güç sahibi ve çok bağışlayan Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mıdır?
اَمْ عِنْدَهُمْ خَزَائِنُ رَحْمَةِ رَبِّكَ الْعَزِيزِ الْوَهَّابِ
em ǐndehum ḣazāinu raHmeti rabbike l-ǎzīzi l-vehhābi
Yoksa göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin hükümranlığı onların mıdır? Öyle ise sebeplere yapışarak yükselsinler (bakalım!)
اَمْ لَهُمْ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا فَلْيَرْتَقُوا فِي الْاَسْبَابِ
em lehum mulku s-semāvāti ve l-erDi ve mā beynehumā fe l yerteḳū fī l-esbābi
Onlar, çeşitli gruplardan oluşmuş ve şuracıkta bozguna uğrayacak derme çatma bir ordudur.
جُنْدٌ مَا هُنَالِكَ مَهْزُومٌ مِنَ الْاَحْزَابِ
cundun mā hunālike mehzūmun mine l-eHzābi
(12-13) Onlardan önce de Nuh kavmi, Ad kavmi, kazıklar sahibi Firavun, Semud kavmi, Lut kavmi ve Eyke halkı da Peygamberleri yalanlamışlardı. İşte onlar da (böyle) gruplardı.
كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَعَادٌ وَفِرْعَوْنُ ذُو الْاَوْتَادِ وَثَمُودُ وَقَوْمُ لُوطٍ وَاَصْحَابُ لْـَٔيْكَةِ اُو۬لٰٓئِكَ الْاَحْزَابُ
keƶƶebet ḳablehum ḳavmu nūHin ve ǎādun ve fir'ǎvnu ƶū l-evtādi / ve ṧemūdu ve ḳavmu lūTin ve eSHābu l-eyketi ulāike l-eHzābu
(O grupların) her biri peygamberleri yalanladı da onları cezalandırmam hak oldu.
اِنْ كُلٌّ اِلَّا كَذَّبَ الرُّسُلَ فَحَقَّ عِقَابِ
in kullun illā keƶƶebe r-rusule fe Haḳḳa ǐḳābi
Bunlar da (müşrikler de) ancak (vakti gelince) asla geri kalmayacak korkunç bir ses bekliyorlar.
وَمَا يَنْظُرُ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً مَا لَهَا مِنْ فَوَاقٍ
ve mā yenZuru hā'ulā'i illā SayHaten vāHideten mā lehā min fevāḳin
Müşrikler (alay ederek) şöyle dediler: "Ey Rabbimiz! Hesap gününden önce payımızı hemen ver!"
وَقَالُوا رَبَّنَا عَجِّلْ لَنَا قِطَّنَا قَبْلَ يَوْمِ الْحِسَابِ
ve ḳālū rabbenā ǎccil lenā ḳiTTanā ḳable yevmi l-Hisābi