← Sureler

Mushaf — 361. Sayfa

‹
/ 604
›
25. Furkan Suresi

Bu ateş onları uzak bir mesafeden görünce onun müthiş kaynamasını ve uğultusunu işitirler.

اِذَا رَاَتْهُمْ مِنْ مَكَانٍ بَعِيدٍ سَمِعُوا لَهَا تَغَيُّظًا وَزَفِيرًا

iƶā raethum min mekānin beǐydin semiǔ lehā teğayyuZen ve zefīran

Elleri boyunlarına bağlanmış, çatılmış olarak cehennemin daracık bir yerine atıldıkları zaman orada, yok olup gitmeyi isterler

وَاِذَٓا اُلْقُوا مِنْهَا مَكَانًا ضَيِّقًا مُقَرَّنِينَ دَعَوْا هُنَالِكَ ثُبُورًا

ve iƶā ulḳū minhā mekānen Deyyiḳan muḳarranīne deǎv hunālike ṧubūran

(Kendilerine) "Bugün bir kere yok olmayı istemeyin, birçok kere yok olmayı isteyin!" (denir.)

لَا تَدْعُوا الْيَوْمَ ثُبُورًا وَاحِدًا وَادْعُوا ثُبُورًا كَثِيرًا

lā ted'ǔ l-yevme ṧubūran vāHiden ve d'ǔ ṧubūran keṧīran

De ki: "Bu mu daha hayırlıdır, yoksa Allah'a karşı gelmekten sakınanlara va'dedilen ebedilik cenneti mi?" Orası onlar için bir mükafat ve varılacak bir yerdir.

قُلْ اَذٰلِكَ خَيْرٌ اَمْ جَنَّةُ الْخُلْدِ الَّتِي وُعِدَ الْمُتَّقُونَ كَانَتْ لَهُمْ جَزَاءً وَمَصِيرًا

ḳul e ƶālike ḣayrun em cennetu l-ḣuldi lletī vuǐde l-mutteḳūne kānet lehum cezā'en ve meSīran

Ebedi olarak kalacakları orada onlar için diledikleri her şey vardır. Bu, Rabbinin uhdesine aldığı, (yerine getirilmesi) istenen bir va'didir.

لَهُمْ فِيهَا مَا يَشَٓاؤُ۫نَ خَالِدِينَ كَانَ عَلٰى رَبِّكَ وَعْدًا مَسْؤُ۫لًا

lehum fīhā mā yeşā'ūne ḣālidīne kāne ǎlā rabbike veǎ'den mes'ūlen

Rabbinin, onları ve Allah'ı bırakıp da taptıkları şeyleri bir araya getireceği ve (taptıklarına), "Siz mi saptırdınız benim şu kullarımı, yoksa onlar kendileri mi yoldan saptılar" diyeceği günü hatırla.

وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ فَيَقُولُ ءَاَنْتُمْ اَضْلَلْتُمْ عِبَادِي هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اَمْ هُمْ ضَلُّوا السَّبِيلَ

ve yevme yeHşuruhum ve mā yeǎ'budūne min dūni (a)llahi fe yeḳūlu e entum eDleltum ǐbādī hā'ulā'i em hum Dellū s-sebīle

Onlar, "Seni eksikliklerden uzak tutarız. Seni bırakıp da başka dostlar edinmek bize yaraşmaz. Fakat sen onlara ve atalarına o kadar bol nimet verdin ki, sonunda seni anmayı unuttular ve helake giden bir toplum oldular" derler.

قَالُوا سُبْحَانَكَ مَا كَانَ يَنْبَغِي لَنَا اَنْ نَتَّخِذَ مِنْ دُونِكَ مِنْ اَوْلِيَٓاءَ وَلٰكِنْ مَتَّعْتَهُمْ وَاٰبَٓاءَهُمْ حَتّٰى نَسُوا الذِّكْرَ وَكَانُوا قَوْمًا بُورًا

ḳālū subHāneke mā kāne yenbeğī lenā en netteḣiƶe min dūnike min evliyā'e ve lākin metteǎ'tehum ve ābā'ehum Hattā nesū ƶ-ƶikra ve kānū ḳavmen būran

(İlah edindikleriniz) söyledikleriniz konusunda sizi yalancı çıkardılar. Artık kendinizden azabı savmaya gücünüz yetmeyecek ve kendinize yardım da edemeyeceksiniz. Sizden kim de zulüm ve haksızlık ederse, ona büyük bir azap tattırırız.

فَقَدْ كَذَّبُوكُمْ بِمَا تَقُولُونَ فَمَا تَسْتَطِيعُونَ صَرْفًا وَلَا نَصْرًا وَمَنْ يَظْلِمْ مِنْكُمْ نُذِقْهُ عَذَابًا كَبِيرًا

fe ḳad keƶƶebūkum bimā teḳūlūne fe mā testeTīǔne Sarfen ve lā neSran ve men yeZlim minkum nuƶiḳhu ǎƶāben kebīran

Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberler de şüphesiz yemek yerler, çarşıda pazarda gezerlerdi. (Ey insanlar!) Sizi birbiriniz için imtihan aracı kıldık. (Bakalım) sabredecek misiniz? Rabbin, hakkıyla görendir.

وَمَا اَرْسَلْنَا قَبْلَكَ مِنَ الْمُرْسَلِينَ اِلَّٓا اِنَّهُمْ لَيَأْكُلُونَ الطَّعَامَ وَيَمْشُونَ فِي الْاَسْوَاقِ وَجَعَلْنَا بَعْضَكُمْ لِبَعْضٍ فِتْنَةً اَتَصْبِرُونَ وَكَانَ رَبُّكَ بَصِيرًا

ve mā erselnā ḳableke mine l-murselīne illā innehum le ye'kulūne T-Taǎāme ve yemşūne fī l-esvāḳi ve ceǎlnā beǎ'Dekum li beǎ'Din fitneten e teSbirūne ve kāne rabbuke beSīran