(100-101) O gün cehennemi; gözleri Zikr'ime (Kur'an'a) karşı perdeli olan ve onu dinleme zahmetine dahi katlanamayan kafirlerin karşısına (bütün dehşetiyle) dikeriz!

وَعَرَضْنَا جَهَنَّمَ يَوْمَئِذٍ لِلْكَافِرِينَ عَرْضًا اَلَّذِينَ كَانَتْ اَعْيُنُهُمْ فِي غِطَاءٍ عَنْ ذِكْرِي وَكَانُوا لَا يَسْتَطِيعُونَ سَمْعًا

ve ǎraDnā cehenneme yevmeiƶin li l-kāfirīne ǎrDan / (e)lleƶīne kānet eǎ'yunuhum fī ğiTā'in ǎn ƶikrī ve kānū lā yesteTīǔne sem'ǎn

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1وَعَرَضْنَاve ǎraDnāع ر ضGerçekleşmek, olmak, teklif etmek, sunmak, göstermek, öne sürmek, önüne koymak, ipucu vermek, karşı gelmek, önermek, maruz bırakmak, (askerleri) gözden geçirmek, görüntülemek, hazırlamak. aruDa - geniş olmak, genişletilmek. arDun - mallar, genişlik. irDun - onur. urDatun - niyet, hedef, amaç. a'raD - uzaklaşmak, geri dönmek, kaymak, (bulut) üzerinden geçmek. 'ariiDz - uzatılmış, çok, birçok. UrDzatun - ama, mazeret.ve göstereceğiz
2جَهَنَّمَcehennemeجهنمcehennemi
3يَوْمَئِذٍyevmeiƶino gün
4لِلْكَافِرِينَli l-kāfirīneك ف رGizlemek, örtmek, reddetmek, inanmamak, müteşekkir olmamak, şükran duymamak, nankörlük etmek, tanımamak, inkar, imansız, siyah at, karanlık gece, ekici / çiftçi. Türkçe’ye girmiş türevler : kâfir, küfür, kefere, küffar, tekfir, kefaretkafirlere
5عَرْضًاǎrDanع ر ضGerçekleşmek, olmak, teklif etmek, sunmak, göstermek, öne sürmek, önüne koymak, ipucu vermek, karşı gelmek, önermek, maruz bırakmak, (askerleri) gözden geçirmek, görüntülemek, hazırlamak. aruDa - geniş olmak, genişletilmek. arDun - mallar, genişlik. irDun - onur. urDatun - niyet, hedef, amaç. a'raD - uzaklaşmak, geri dönmek, kaymak, (bulut) üzerinden geçmek. 'ariiDz - uzatılmış, çok, birçok. UrDzatun - ama, mazeret.açıkça
1اَلَّذِينَ(e)lleƶīneonlar ki
2كَانَتْkānetك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvinidi
3اَعْيُنُهُمْeǎ'yunuhumع ي نGöze zarar vermek, birinin gözüne nazar değdirmek, gözyaşı dökmek, casus olmak. Aayan - görünmek, yüzleşmek. 'Ainun - göz, bakış, ağaç kovuğu, casus, üç harfli kelimenin ortasındaki harf, su kaynağı, baş, bir yerin ileri geleni. A'yan (çoğul 'Inun): güzel, iri gözlü, güzel kara gözlü. Ma'iinun - su, kaynak.gözleri
4فِيiçinde
5غِطَاءٍğiTā'inغ ط وÖrtmek, kaplamak, üstünü örtmek, saklamak, gizlemek, maskelemek, kapatmakperde
6عَنْǎnkarşı
7ذِكْرِيƶikrīذ ك رhatırlamak/anmak/hatırlatmak, ezberlemek için çalışmak, hatırlatmak, akılda tutmak, düşünceli/özenli olmak, bahsetmek/anlatmak/aktarmak, yüceltmek/övmek, uyarmak/ikaz etmek (örn. dhikra 2. çekimdir ve dhikr'den daha güçlüdür), vaaz vermek, övmek, statü vermekbeni anmaya
8وَكَانُواve kānūك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvinve idiler
9لَا
10يَسْتَطِيعُونَyesteTīǔneط و عitaat etmek, izin vermek/onaylamak, itaat, gönüllü olarak yapmak, çaba göstererek bir eylem yapmak. yapabilmek - muktedir olmak, güce sahip olmak, yapabilir durumda olmak.tahammül edemez
11سَمْعًاsem'ǎnس م عduymak, işitmek, kulak vermek, işitme gücü, ses duyma, fark etme, dinlemek, anlamak(Kur'an'ı) dinlemeğe

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Onların delillerimi görüp beni anmak husûsunda gözleri perdelenmişti ve Kur'ân'ı dinlemeye tahammülleri yoktu onların.

Abdulkadir Gölpınarlı

Onların delillerimi görüp beni anmak husûsunda gözleri perdelenmişti ve Kurʼânʼı dinlemeye tahammülleri yoktu onların.

Adem Uğur

Ve, gözleri beni görmeye kapalı bulunan, kulak vermeye de tahammül edemez olan kâfirleri o gün cehennemle yüz yüze getirmişizdir.

Ahmed Hulusi

Onların, Benim zikrim (hatırlanmam) konusunda, basiretleri perdeliydi! Dinleyip algılamaya da kapasiteleri yetmiyordu!

Ahmet Tekin

Onlar, gözleri, beni hatırlatan âyetleri, delilleri, övünç kaynağı Kur’ân’ımı görmeye kapalı olanlar, Kur’ân’ımın âyetlerine kulak vermeye de tahammülü olmayanlardır.

Ahmet Varol

Onlar ki gözleri benim zikrime karşı perde içindeydi ve (Kur'an'ı) dinlemeye katlanamıyorlardı.

Ali Bulaç

Ki onlar, Beni zikretme (konusun)da gözleri bir perde içindeydi. (Kur'an'ı) dinlemeye katlanamazlardı.

Ali Fikri Yavuz

Onlar, kâfirlerdir ki, gözleri beni hatırlatan âyetlerimden bir perde içinde idi ve (kelâmımı) işitmeğe de tahammül edemiyorlardı.

Ali Rıza Safa

Benim Öğretim karşısında gözleri perdeliydi; dinlemeye de katlanamıyorlardı.

Bayraktar Bayraklı

-Dünyada iken gözleri beni hatırlatan her şeye karşı perdeli, kulak vermeye de dayanamayan kafirleri, o gün cehennemle yüz yüze getireceğiz.

Bekir Sadak

(100-10) 1 Gozleri bizim ogudumuze karsi kapali olan ve ofkelerinden onu dinlemeye tahammul edemeyen kafirlere o gun cehennemi oyle bir gosteririrz ki! *

Celal Yıldırım

(100-101) Beni anmak (öğüdümü kabullenmek) hususunda gözle/i perdeli olup (Kur'ân'ı) dinlemeye tahammülleri olmayan kâfirlere o gün Cehennem'i gösterip karşı karşıya getiririz.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

(100-101) Ve (dünyada iken) gözleri beni hatırlatacak delillere kapalı bulunan, vahye kulak vermeye de tahammül edemez olan kâfirleri o gün cehennemle yüz yüze getirmişizdir.

Diyanet İşleri

(100-101) O gün cehennemi; gözleri Zikr'ime (Kur'an'a) karşı perdeli olan ve onu dinleme zahmetine dahi katlanamayan kafirlerin karşısına (bütün dehşetiyle) dikeriz!

Diyanet İşleri (eski)

(100-101) Gözleri bizim öğüdümüze karşı kapalı olan ve öfkelerinden onu dinlemeye tahammül edemeyen kafirlere o gün cehennemi öyle bir gösteririz ki!

Diyanet Vakfi

(100-101) Ve, gözleri beni görmeye kapalı bulunan, kulak vermeye de tahammül edemez olan kâfirleri o gün cehennemle yüz yüze getirmişizdir.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Onlar ki, beni hatırlatan âyetlerimden gözleri bir örtü içindeydi. İşitmeye de tahammül edemiyorlardı.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Onlar ki, gözleri, Beni hatırlatan ayetlerin karşısında bir örtü içindeydi, işitmeye de tahammül edemiyorlardı.

Elmalılı Hamdi Yazır

Onlar ki beni ıhtar eden ayetlerimden gözleri bir gıta içinde idi, işitmeğe de tehammül edemiyorlardı

Erhan Aktaş

Ki onlar, bizim zikrimize karşı gözleri kapalı ve işitmeye tahammülü olmayanlardır.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Ki onlar, bizim zikrimize karşı gözleri kapalı ve işitmeye tahammülü olmayanlardır.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Ki onlar, bizim zikrimize karşı gözleri kapalı ve işitmeye tahammülü olmayanlardır.

Fizilal-il Kuran

Dünyada onların gözlerini, bizi hatırlarına getirmelerini engelleyen bir perde örtmüştü ve kulakları da işitme yeteneğini yitirmişti.

Gültekin Onan

Ki onlar, beni zikretme (konusun)da gözleri bir perde içindeydi. (Kuran'ı) dinlemeye katlanamazlardı.

Hamdi Döndüren

Çünkü onların, Beni anmaya karşı gözleri perdeli idi ve (Kur’an’ı) dinlemeye de tahammülleri yoktu.

Hasan Basri Çantay

(100-101) Beni anmak (hakıykatı görmek) hususunda gözleri perdeli olan, (Kur'anı) dinlemiye tahammül edemeyen kafirlere o gün cehennemi öyle bir göstereceğiz ki!

Hasib Asutay

Onlar ki beni anmaya karşı gözleri perde içindeydi ve (Kur'an'ı) dinlemeye katlanmazlardı.

Hayrat Neşriyat

Onlar ki, beni anmaktan (ve âyetlerimi görmekten) gözleri bir perde içinde idi ve(Kur’ân’ı) dinlemeye tahammül edemiyorlardı.

İbni Kesir

Onların gözleri Bizim öğüdümüze karşı kapalıdır ve öfkelerinden onu dinlemeye tahammül edemezler.

Mehmet Okuyan

Gözleri beni anmaya kapalı olmuş ve (gerçeği) duymaya da dayanamayan kâfirleri o gün cehennemle yüz yüze getireceğiz.

Muhammed Esed

O inkarcılar ki, (gerçeğin sesini) işitmeye katlanamadıklarından ötürü gözlerine Beni hatırlatıcı şeylere karşı perde çekilmişti.

Mustafa İslamoğlu

Onlar öyle kimselerdi ki; beni hatırlatan (her şeye) karşı gözlerine bir perde çekilmişti, üstelik onlar işitmeye de yanaşmıyorlardı.

Ömer Nasuhi Bilmen

(100-101) Ve o gün cehennemi kâfirler için bir gösterişle göstermişizdir. Onlar ki, gözleri benim zikrimden bir perdede idi ve işitmeğe de kâdir olmaz olmuşlardı.

Ömer Öngüt

Onlar ki gözleri bizim öğüdümüze karşı kapalı idi ve öfkelerinden onu dinlemeye tahammül edemezlerdi.

Suat Yıldırım

(100-101) Gözleri Benim kitabım karşısında perdeli olup, Kur’ân’ı dinlemeye tahammül edemeyen kâfirlere, o gün cehennemi gösteririz, cehennemle karşı karşıya koyarız onları.

Süleyman Ateş

Onlar ki beni anmağa karşı gözleri perde içinde idi ve (Kur'an'ı) dinlemeğe tahammül edemezlerdi.

Süleymaniye Vakfı

Onlar, gözleri zikrime /kitabıma kapalı olan ve onu dinlemeye bile tahammül edemeyen kimselerdir.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Onların gözleri, benim zikrimden uzaklaştıran bir perdenin içindeydi. Onu dinlemeye de katlanamıyorlardı.

Şaban Piriş

Onların gözleri öğütlerime/uyarılarıma karşı örtülü ve kulakları da duymuyordu.

Tefhim-ul Kuran

Ki onlar, beni zikretme (konusun)da gözleri bir perde içindeydi, (Kur'an'ı) dinlemeye katlanamazlardı.

Ümit Şimşek

Onlar, Benim zikrime karşı gözleri perdelenmiş, kulakları da işitmez olmuş kimselerdir.

Yaşar Nuri Öztürk

Onlar, gözleri benim zikrim/Kur'anım karşısında perde içinde olan insanlardı. Dinlemeye dayanamıyorlardı.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

O kəslərə ki, gözlərinə Məni anmamaq üçün pərdə çəkmişdilər, özləri də eşidə bilmirdilər.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

O kəslər ki, gözləri Məni anmaqdan qapalı (pərdəli) idi və eşitməyə də qadir deyildilər. (Onlar Qurʼanın ülviyyətini, Mənim ayələrimi, qüdrətimə dəlalət edən əlamətləri görmür, öyüd-nəsihətlərimi də eşitmirdilər).

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

deren Augen wie mit einer Decke verhüllt waren, so daß sie nichts sahen, was an Gott gemahnte und auch nicht hören konnten.

Almanca — Der Edle Quran

(ihnen,) deren Augen vor Meiner Mahnung (wie) unter einer Decke lagen und die (auch) nicht hören konnten.

Almanca — M. A. Rassoul

ihnen, deren Augen vor Meiner Mahnung verhüllt waren und die nicht einmal hören konnten.

Almanca — Muhammad Zaidan

Es sind diejenigen, deren Augen mit 2 einer Blende gegen Meine Ermahnung umhüllt waren. Und sie vermochten nicht zu hören.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

Whose bodily eyes and their minds' eyes were veiled. from apprehension, knowledge or perception of My divine nature and My Omnipotence and Authority and from My signs and veritable revelations; they counselled deaf and were unwilling to open their hearts' ears.

Abdul Haleem

those whose eyes were blind to My signs, those who were unable to hear.

Abdullah Yusuf Ali

(Unbelievers) whose eyes had been under a veil from remembrance of Me, and who had been unable even to hear.

Abul A'la Maududi

whose eyes had become blind against My admonition and who were utterly disinclined to hear it.

Aisha Bewley

those whose eyes were blind to My remembrance and whose ears were unable to hear.

Al-Hilali & Khan

(To) those whose eyes had been under a covering from My Reminder (this Qur’ân), and who could not bear to hear (it).

Ali Quli Qarai

—Those whose eyes were blindfolded to My remembrance and who could not hear.

Amatul Rahman Omar

Those (of them) whose eyes were under a cover (not heeding) My Reminder, and they could not even afford to hear (to the voice of truth).

Arthur John Arberry

whose eyes were covered against My remembrance, and they were not able to hear.

Bijan Moeinian

those who were blind to see My Message and deaf to hear It.

E. Henry Palmer

whose eyes were veiled from my Reminder, and who were unable to hear.

Edip-Layth

Those whose eyes were closed from My remembrance, and they were unable to hear.

George Sale

whose eyes have been veiled from my remembrance, and who could not hear my words.

Hamid S. Aziz

And We will set forth Hell on that day before the disbelievers,

Mahmoud Ghali

(Those) whose eyes were covered (Literally: in a covering) against My Remembrance, and they were incapable of hearing.

Marmaduke Pickthall

Those whose eyes were hoodwinked from My reminder, and who could not bear to hear.

Mohamed Ahmed - Samira

Whose eyes were veiled against My warning, and they could not hear.

Muhammad Asad

those whose eyes had been veiled against any remembrance of Me because they could not bear to listen [to the voice of truth]!

Mustafa Khattab

those who turned a blind eye to My Reminder[1] and could not stand listening ˹to it˺.

Progressive Muslims

Those whose eyes were closed from My remembrance, and they were unable to hear.

Sahih International

Those whose eyes had been within a cover [removed] from My remembrance, and they were not able to hear.

Sam Gerrans

Those whose eyes were under a veil from My remembrance and were not able to hear.

Shabbir Ahmed

They whose eyes were veiled to see My Reminder, and who could not bear to hear.

Syed Vickar Ahamed

(To the disbelievers) whose eyes were under a cover from remembering Me, and who had been unable even to hear (the divine call).

Taqi Usmani

whose eyes were under a cover against My reminders, and they were not able to listen.

The Monotheist Group

Those whose eyes were covered against My remembrance, and they were unable to hear.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

dont les yeux étaient couverts dʹun voile qui les empêchait de penser à Moi, et ils ne pouvaient rien entendre non plus.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Ew kafirên ku çavên wan derbarê Qur’ana min de girtî û perdekirî bûn û wan nikarîbûn guhdariya (heqiyê) bikirina.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Van hen waren de ogen voor Mijn vermaning afgedekt en zij konden niet horen.

Hollandaca — Salomo Keyzer

Wier oogen gesluierd waren voor mijne herinnering en die mijne woorden niet wilden hooren.

Hollandaca — Siregar

Degenen voor wie de ogen versluierd waren voor het gedenken van Mij en (die) niet tot horen in staat waren.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

тем, глаза которых (в земной жизни) были закрыты от Моего напоминания [они не видели Моих знамений] и которые не могли слышать (доводы, которые ведут к Истинной Вере).

Rusça — Osmanov

на глазах которых пелена, чтобы они не вспоминали Меня и не могли слышать [истину].

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

(framför) dem vars ögon bundits för så att de inte kunde (se det som hjälper människor att) minnas Mig, de som inte kunde lyssna.