← Sureler

Mushaf — 323. Sayfa

‹
/ 604
›
21. Enbiya Suresi

Biz zulmetmekte olan nice memleketleri kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka başka toplumlar meydana getirdik.

وَكَمْ قَصَمْنَا مِنْ قَرْيَةٍ كَانَتْ ظَالِمَةً وَاَنْشَأْنَا بَعْدَهَا قَوْمًا اٰخَرِينَ

ve kem ḳaSamnā min ḳaryetin kānet Zālimeten ve enşe'nā beǎ'dehā ḳavmen āḣarīne

Onlar azabımızı hissedince, hemen oradan süratle kaçıyorlardı.

فَلَمَّا اَحَسُّوا بَأْسَنَا اِذَا هُمْ مِنْهَا يَرْكُضُونَ

fe lemmā eHassū be'senā iƶā hum minhā yerkuDūne

Onlara, "Kaçmayın, o içinde şımartıldığınız bolluğa ve yurtlarınıza dönün. Çünkü sorulacaksınız" denildi.

لَا تَرْكُضُوا وَارْجِعُوا اِلٰى مَا اُتْرِفْتُمْ فِيهِ وَمَسَاكِنِكُمْ لَعَلَّكُمْ تُسْـَٔلُونَ

lā terkuDū ve rciǔ ilā mā utriftum fīhi ve mesākinikum leǎllekum tuselūne

"Eyvah bizlere! Bizler gerçekten zalim kimseler idik" dediler.

قَالُوا يَاوَيْلَنَا اِنَّا كُنَّا ظَالِمِينَ

ḳālū yā veylenā innā kunnā Zālimīne

Biz onları biçilmiş ekin, sönmüş ateş gibi yapıncaya kadar bu feryatları devam etti.

فَمَا زَالَتْ تِلْكَ دَعْوٰيهُمْ حَتّٰى جَعَلْنَاهُمْ حَصِيدًا خَامِدِينَ

fe mā zālet tilke deǎ'vāhum Hattā ceǎlnāhum HaSīden ḣāmidīne

Biz yeri, göğü ve arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık.

وَمَا خَلَقْنَا السَّمَاءَ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَاعِبِينَ

ve mā ḣaleḳnā s-semāe ve l-erDe ve mā beynehumā lāǐbīne

Eğer bir eğlence edinmek isteseydik, onu kendi katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık böyle yapardık.

لَوْ اَرَدْنَٓا اَنْ نَتَّخِذَ لَهْوًا لَاتَّخَذْنَاهُ مِنْ لَدُنَّا اِنْ كُنَّا فَاعِلِينَ

lev eradnā en netteḣiƶe lehven le tteḣaƶnāhu min ledunnā in kunnā fāǐlīne

Hayır, biz hakkı batılın üzerine atarız da beynini parçalar. Bir de bakarsın yok olup gitmiş. Allah'a karşı yakıştırdığınız nitelemelerden ötürü yazıklar olsun size!

بَلْ نَقْذِفُ بِالْحَقِّ عَلَى الْبَاطِلِ فَيَدْمَغُهُ فَاِذَا هُوَ زَاهِقٌ وَلَكُمُ الْوَيْلُ مِمَّا تَصِفُونَ

bel neḳƶifu bi l-Haḳḳi ǎlā l-bāTili fe yedmeğuhu fe iƶā huve zāhiḳun ve le kumu l-veylu mimmā teSifūne

Göklerde ve yerde kim varsa hep O'nundur. O'nun katındakiler, ne O'na ibadetten çekinir (ve büyüklenir) ne de yorgunluk (ve bıkkınlık) duyarlar.

وَلَهُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَنْ عِنْدَهُ لَا يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِهِ وَلَا يَسْتَحْسِرُونَ

ve le hu men fī s-semāvāti ve l-erDi ve men ǐndehu lā yestekbirūne ǎn ǐbādetihi ve lā yesteHsirūne

Hiç ara vermeksizin gece gündüz tespih ederler.

يُسَبِّحُونَ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ لَا يَفْتُرُونَ

yusebbiHūne l-leyle ve n-nehāra lā yefturūne

Yoksa yerden, ölüleri diriltebilecek birtakım ilahlar mı edindiler?

اَمِ اتَّخَذُوا اٰلِهَةً مِنَ الْاَرْضِ هُمْ يُنْشِرُونَ

emi tteḣaƶū āliheten mine l-erDi hum yunşirūne

Eğer yerde ve gökte Allah'tan başka ilahlar olsaydı, kesinlikle ikisinin de düzeni bozulurdu. Demek ki, Arş'ın Rabbi Allah, onların nitelemelerinden uzaktır, yücedir.

لَوْ كَانَ فِيهِمَا اٰلِهَةٌ اِلَّا اللّٰهُ لَفَسَدَتَا فَسُبْحَانَ اللّٰهِ رَبِّ الْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ

lev kāne fīhimā ālihetun illā (a)llahu le fesedetā fe subHāne (a)llahi rabbi l-ǎrşi ǎmmā yeSifūne

O, yaptığından dolayı sorgulanamaz fakat onlar sorgulanırlar.

لَا يُسْـَٔلُ عَمَّا يَفْعَلُ وَهُمْ يُسْـَٔلُونَ

lā yuselu ǎmmā yef'ǎlu ve hum yuselūne

Yoksa ondan başka ilahlar mı edindiler? De ki: "Haydi getirin delilinizi! İşte benimle beraber olanların kitabı ve işte benden öncekilerin kitabı (Hiçbirinde birden fazla ilah olduğuna dair hiçbir delil yok). Şüphesiz çokları hakkı bilmezler de bu sebeple yüz çevirirler."

اَمِ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِهِ اٰلِهَةً قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْ هٰذَا ذِكْرُ مَنْ مَعِيَ وَذِكْرُ مَنْ قَبْلِي بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ الْحَقَّ فَهُمْ مُعْرِضُونَ

emi tteḣaƶū min dūnihi āliheten ḳul hātū burhānekum hāƶā ƶikru men meǐye ve ƶikru men ḳablī bel ekṧeruhum lā yeǎ'lemūne l-Haḳḳa fe hum muǎ'riDūne