İşte bunlar, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce onları ne sen biliyordun, ne de kavmin. O halde sabret. Çünkü (iyi) sonuç, Allah'a karşı gelmekten sakınanların olacaktır.

تِلْكَ مِنْ اَنْبَٓاءِ الْغَيْبِ نُوحِيهَا اِلَيْكَ مَا كُنْتَ تَعْلَمُهَا اَنْتَ وَلَا قَوْمُكَ مِنْ قَبْلِ هٰذَاۛ فَاصْبِرْ اِنَّ الْعَاقِبَةَ لِلْمُتَّقِينَ

tilke min enbā'i l-ğaybi nūHīhā ileyke mā kunte teǎ'lemuhā ente ve lā ḳavmuke min ḳabli hāƶā fe Sbir inne l-ǎāḳibete li l-mutteḳīne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1تِلْكَtilkebunlar
2مِنْmin
3اَنْبَٓاءِenbā'iن ب اyüksek olmak, yüce olmak, yüceltilmek/yükseltilmek, bilgilendirmek/haberdar etmek, alçak sesle/tonda konuşmak, ağlamak, havlamak, peygamberlik armağanı, peygamberhaberlerindendir
4الْغَيْبِl-ğaybiغ ي بuzak/ulaşılamaz/gizli/saklı, algıların veya zihinsel algının kapsamı dışında veya ötesinde, görünmez, karalama, gizli gerçek, kayıp olan kişigayb
5نُوحِيهَاnūHīhāو ح يİşaret etmek/ortaya çıkarmak/önermek, belirtmek, bir şeyi (zihne) yerleştirmek, haberci göndermek, ilham vermek, gizlice konuşmak, acele etmek, işaret yapmak, hızlıca işaret etmek, süratle önermek, yazmak, sadece dinleyenin duyabileceği fısıltı tonunda bir şey söylemek ama yanında duran kişinin duyamayacağı şekilde.vahyettiğimiz
6اِلَيْكَileykesana
7مَاdeğildin
8كُنْتَkunteك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvinsen
9تَعْلَمُهَاteǎ'lemuhāع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatnameonu biliyor
10اَنْتَente(ne) sen
11وَلَاve lāve ne de
12قَوْمُكَḳavmukeق و مKıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk / şirket kurmak, mesken, endam / saygınlık / rütbe. aqama: bir şeyi veya meseleyi doğru bir şekilde korumak, devam ettirmek. Türkçe’ye girmiş türevler : kavim, kavmi, kavmiyet, akvam, kamet, ikame (ikamet), istikamet (müstakim), kaim (kaymakam), kaime, kavim (akvam), kayme, kayyım, kayyum, kıvam, kıyam, kıyamet, kıymet, makam (kaymakam), mukavemet (mukavim), takvim, ikamet (mukim), ikametgâhsenin kavmin
13مِنْmin
14قَبْلِḳabliق ب لkabul etmek/almak/karşılamak/razı olmak, birisiyle karşılaşmak/buluşmak, karşı koymak/karşılaştırmak/dengelemek/tazmin etmek, ön taraf (12:26), onaylamak, lütfetmekönce
15هٰذَاۛhāƶābundan
16فَاصْبِرْfe Sbirص ب رdirenmek, dayanmak, bağlamak, sabırlı veya kararlı olmak, sabırla dayanmak, mantık ve emirlere kararlılıkla bağlı kalmak, mantık ve yasaların yasakladığı şeylerden kendini alıkoymak, üzüntü, huzursuzluk ve sabırsızlığı göstermekten kaçınmak. Bu kelime jaz'a'nın (üzüntü ve huzursuzluk gösterme) zıttıdır.sabret
17اِنَّinneşüphesiz
18الْعَاقِبَةَl-ǎāḳibeteع ق بBaşarmak, yerini almak, sonra gelmek, topuğuna vurmak, topukta gelmek, birini yakından takip etmek. Aqqaba - tekrar tekrar çabalamak, geri dönmek, cezalandırmak, karşılık vermek, adımlarını geri izlemek. Aqab - ölmek, nesil bırakmak, karşılığında vermek. Aqabatun - tırmanması zor yer. Uqbun - başarı. Ta'aqqaba - dikkatli bilgi almak, bağırmak, adım adım takip etmek. Aqub - topuk, oğul, torun, nesil, mihver, eksen. Uqba - karşılık, sonuç, ödül, son, başarı. İqab (çoğulu aqubat) - günahtan sonraki ceza, erteleyen veya tersine çeviren, işin sonucuna veya neticesine bakan. Mu'aqqibat - birbirinin yerini alan, başka bir şeyin hemen ardından gelen veya kesintisiz olarak başka bir şeyi takip eden şey. Bu, mu'aqqib kelimesinin çift çoğul dişil halidir. Çoğul dişil form, Arapçada dişil formun bazen vurgu ve sıklık katmak için kullanılmasından dolayı eylemlerin sıklığını gösterir.sonuç
19لِلْمُتَّقِينَli l-mutteḳīneو ق يkorumak, kurtarmak, muhafaza etmek, uzak tutmak, kötülükten ve felaketten korunmak, güvende olmak, kalkan olarak kabul etmek, görev saymak. muttaki - kötülükten ve insanlara ve Allah'a karşı görevini ihlal eden şeylerden kaçınan kişitakva sahiplerinindir

Tüm mealler

Meal seçin (81 / 81 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

İşte bunlar, gaibe âit haberlerdir ki sana onları vahyediyoruz. Bundan önce ne sen onları biliyordun, ne kavmin biliyordu, sabret artık; şüphe yok ki sonuç, çekinenlerindir.

Abdulkadir Gölpınarlı

İşte bunlar, gaibe âit haberlerdir ki sana onları vahyediyoruz. Bundan önce ne sen onları biliyordun, ne kavmin biliyordu, sabret artık; şüphe yok ki sonuç, çekinenlerindir.

Adem Uğur

(Resûlüm!) İşte bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce onları ne sen biliyordun ne de kavmin. O halde sabret. Çünkü iyi sonuç (sabredip) sakınanlarındır.

Ahmed Hulusi

İşte bunlar Gayb haberlerindendir! Bunları sana vahyediyoruz. . . Bundan önce ne sen bunları biliyordun ne de halkın. . . O halde sabret. . . Muhakkak ki gelecek korunanlarındır.

Ahmet Tekin

İşte bunlar insanlığa ders olacak bilmediğiniz tarihlerin, gayb âleminin cezalandırma haberlerinden bazılarıdır. Biz bunları sana vahyediyoruz. Bundan önce, sen de, kavmin de bunları bilmiyordunuz. O halde sabırla mücadeleye devam edin. Hayırlı âkıbet, Allah’a sığınıp, emirlerine yapışarak günahlardan arınıp, azaptan korunanların, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranan, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olan mü’minlerin, müttakılerindir.

Ahmet Varol

Bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Daha önce ne sen ne de kavmin bunları biliyordu. Sabret. Sonuç takva sahiplerinindir.

Ali Bulaç

Bunlar: Sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bunları sen ve kavmin bundan önce bilmiyordun. Şu halde sabret. Şüphesiz (güzel olan) sonuç takva sahiplerinindir.

Ali Fikri Yavuz

(Ey Rasûlüm), işte bunlar gayb haberlerindendir. Sana bunları vahy ile bildiriyoruz. Bundan önce, onları ne sen bilirdin, ne kavmin... O halde sen de sabret. Şüphe yok ki, kurtuluş takva sahiplerinindir.

Ali Rıza Safa

İşte bunlar, sana bildirdiğimiz gizli gerçeklerin haberlerindendir. Sen ve toplumun, şimdiye değin bunları bilmiyordunuz. Artık, dirençli ol. Sonuç, kesinlikle sorumluluk bilinci taşıyanlarındır.

Bayraktar Bayraklı

"Ey Muhammed! İşte bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce onları ne sen biliyordun ne de kavmin. O halde sabret! Çünkü iyi sonuç, sakınanlarındır."

Bekir Sadak

Bunlar sana vahyettigimiz bilinmeyen olaylardir. Sen de, milletin de daha once bunlari bilmezdiniz. Sabret, sonuc, Allah'tan sakinanlarindir. *

Celal Yıldırım

İşte bunlar, sana vahiy ile bildirdiğimiz gaybî haberlerdir. Daha önce ne sen bunu biliyordun, ne de kavmin biliyordu. Öyleyse sen de sabret. Sonunda kazanacak olanlar, elbette Allah'tan korkup (kötülüklerden) sakınanlardır.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

(Ey peygamber!) İşte bu anlatılanlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce onları ne sen biliyordun ne de kavmin! Sabret, çünkü iyi son günahtan sakınanlarındır.

Diyanet İşleri

İşte bunlar, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce onları ne sen biliyordun, ne de kavmin. O halde sabret. Çünkü (iyi) sonuç, Allah'a karşı gelmekten sakınanların olacaktır.

Diyanet İşleri (eski)

Bunlar sana vahyettiğimiz bilinmeyen olaylardır. Sen de, milletin de daha önce bunları bilmezdiniz. Sabret, sonuç, Allah'tan sakınanlarındır.

Diyanet Vakfi

(Resûlüm!) İşte bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce onları ne sen biliyordun ne de kavmin. O halde sabret. Çünkü iyi sonuç (sabredip) sakınanlarındır.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

İşte bunlar gayb haberlerindendir. Bunları sana vahiyle bildiriyoruz. Bundan önce bunları ne sen bilirdin, ne de kavmin. O halde sabret, akıbet muhakkak muttakilerindir.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

İşte bunlar, sana vahyile bildirdiğimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce onları ne sen bilirdin, ne de kavmin. O halde sabret, iyi sonuç Allah'tan korkanlarındır.

Elmalılı Hamdi Yazır

İşte bunlar gayb haberlerinden, sana bunları vahyile bildiriyoruz, bundan evvel onları ne sen bilirdin ne kavmin, böyle, o halde sabret, her halde akıbet müttekılerindir.

Erhan Aktaş

İşte bunlar, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bunları ne sen ne de halkın daha önce bilmiyordunuz. O halde sabret. Sonuç, takva sahiplerinindir.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

"İşte bunlar, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bunları ne sen ne de halkın daha önce bilmiyordunuz. O halde sabret. Sonuç, takva sahiplerinindir."

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

İşte bunlar, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bunları ne sen ne de halkın daha önce bilmiyordunuz. O halde sabret. Sonuç, takva sahiplerinindir."

Fizilal-il Kuran

Ey Muhammed, bu anlatılanlar sana vahiy yolu ile bildirdiğimiz gaybe ilişkin haberlerdir. Bundan önce ne sen ve ne de soydaşların bu olayları bilmiyordunuz. Müşriklerin olumsuz tepkilerine karşı sabret; sonuç, kötülüklerden sakınanlarındır.

Gültekin Onan

Bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bunları sen ve kavmin bundan önce bilmiyordun. Şu halde sabret. Şüphesiz (güzel olan) sonuç takva sahiplerinindir.

Hamdi Döndüren

İşte bu, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir! Çünkü bundan önce onları ne sen biliyordun ne de kavmin. Artık sabret! Çünkü güzel sonuç sakınanlarındır.

Hasan Basri Çantay

Bunlar gayb haberlerindendir ki sana onları vahyediyoruz. Onları bundan evvel ne sen biliyordun, ne kavmin. O halde (Habibim) sen de (Nuh gibi her cefaye) katlan. Akıbet hiç şübhesiz takvaaye erenlerindir.

Hasib Asutay

İşte bunlar sana, vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce onları ne sen biliyordun ne de kavmin. O halde sabret, çünkü (iyi) sonuç Allah'a karşı gelmekten sakınanlarındır.

Hayrat Neşriyat

(Habîbim, yâ Muhammed!) Bunlar gayb haberlerindendir ki, onları sana vahyediyoruz. Bundan önce onları ne sen biliyordun, ne de kavmin! Öyle ise sabret! Şübhesiz ki âkıbet (sonunda asıl kazanç) takvâ sâhiblerinindir.

İbni Kesir

İşte bunlar, gayb haberlerindendir ki sana vahyediyoruz. Ne sen, ne de kavmin daha önce bunları bilemezdiniz. Öyleyse sabret, çünkü akıbet müttakilerindir.

Mehmet Okuyan

İşte şu(nlar), sana vahyettiğimiz gayb (bilinemeyen) haberlerindendir. Bundan önce onları ne sen biliyordun ne de kavmin. Sabret! Şüphesiz ki (mutlu) son, muttakîler (duyarlı olanlar) içindir.

Muhammed Esed

Bütün bunlar (ey Muhammed,) sana vahyettiğimiz bilinmedik haberlerdendir ki onları ne sen ne de soydaşların bundan önce (bu haliyle ve tam olarak) bilmiyordunuz. Öyleyse, sen de artık (Nuh gibi) sabırlı ol. Çünkü, unutma ki, gelecek, mutlaka, Allah'a karşı sorumluluk bilincine sahip olanlardan yana olacaktır!

Mustafa İslamoğlu

Bunlar sana bildirdiğimiz gaybi haberlerdendir; bunları ne sen ne de toplumun daha önce biliyor değildiniz. Şu halde sabret! Unutma ki mutlu son, Allah'a karşı sorumluluğunun bilincinde olanlarındır.

Ömer Nasuhi Bilmen

İşte bu, gayb haberlerindendir. Bunu sana vahyediyoruz. Bunu ne sen ve ne de kavmin bundan evvel bilir değildiniz. Artık sabret. Şüphe yok ki akıbet muttakîler içindir.

Ömer Öngüt

Resulüm! İşte bunlar sana vahiy ile bildirdiğimiz gayb haberlerindendir. Daha önce ne sen bunları biliyordun, ne de kavmin biliyordu. Öyleyse sen de sabret! Hiç şüphesiz ki âkibet takvâya erenlerindir.

Suat Yıldırım

İşte bunlar gayb olan birtakım haberlerdir. Onları sana Biz vahyediyoruz. Halbuki bu vahiyden önce onları ne sen, ne de milletin bilmezdiniz. Öyleyse onların red ve inkârlarına karşı sabret, dişini sık ve şüphen olmasın ki hayırlı âkıbet müttakilerindir (Sonunda kazananlar, Allah’ı sayıp O’nun emirlerini çiğnemekten sakınanlar olacaktır).

Süleyman Ateş

(Ey Muhammed), bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Ne sen, ne de kavmin, daha önce bunları bilmiyordunuz. O halde sabret, sonuç korunanlarındır.

Süleymaniye Vakfı

İşte bunlar, sana vahyettiğimiz gayb haberleridir. Bundan önce bunları ne sen bilirdin ne de halkın. Öyleyse, sen sabret / duruşunu bozma. Mutlu son yanlışlardan sakınanların hakkıdır.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

İşte bu, gizli kalmış bilgilerdendir; sana vahiy yoluyla bildiriyoruz. Daha önce bunları ne sen bilirdin, ne de halkın. Öyleyse, sen de sıkıntılara katlan (sabret). Mutlu son, Allah'tan çekinerek kendini koruyanlar içindir."

Şaban Piriş

İşte bunlar, sana vahyettiğimiz bilinmeyen haberlerdir. Bundan önce ne sen ne de kavmin onu bilmiyordunuz. O halde, sabret, sonuç muttakilerindir.

Tefhim-ul Kuran

Bunlar: Sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bunları sen ve kavmin bundan önce bilmiyordun. Şu halde sabret. Şüphesiz (güzel olan) sonuç takva sahiplerinindir.

Ümit Şimşek

İşte bu sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Yoksa bunu daha önce ne sen biliyordun, ne de kavmin. Sabret; âkıbet takvâ sahiplerinindir.

Yaşar Nuri Öztürk

İşte bunlar, sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Bundan önce onları sen de bilmiyordun, toplumun da... Artık sabırlı ol! Sonuç, takvaya sarılanlarındır.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Bunlar, sənə vəhy yolu ilə bildirdiyimiz qeyb xəbərlərindəndir. Bundan əvvəl onları nə sən, nə də sənin qövmün bilirdi. Səbir et! Şübhəsiz ki, gözəl aqibət müttəqilərindir.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Bunlar (bu əhvalatlar) sənə vəhy etdiyimiz (vəhylə bildirdiyimiz) qeyb xəbərlərindəndir. Bundan qabaq onları nə sən, nə də ümmətin bilirdi. (Ya Peyğəmbərim! Müşriklərin və kafirlərin əzab-əziyyətinə) səbr et. Həqiqətən, (gözəl) aqibət müttəqilərindir!

Almanca (3)

Almanca — Al-Azhar

Das sind Nachrichten über das Verborgene, die Wir dir offenbaren. Weder du wußtest vorher darum, noch dein Volk. Sei geduldig und wisse, daß der Enderfolg den Frommen allein zuteil wird!

Almanca — M. A. Rassoul

Das ist einer der Berichte von den verborgenen Dingen, die Wir dir offenbaren. Zuvor kanntest du sie nicht, weder du noch dein Volk. So harre denn aus; denn der Ausgang entscheidet zugunsten der Gottesfürchtigen.

Almanca — Muhammad Zaidan

Diese sind von den Mitteilungen des Verborgenen, die WIR dir als Wahy zukommen lassen. Nicht gekannt hast du sie, auch nicht deine Leute vorher. Also übe dich in Geduld! Gewiß, das Anschließende gehört den Muttaqi.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

This true historic account which We relate to you O Muhammad is a narrative of facts and events belonging to the unseen and the unknown. Neither you nor your people knew it before. Therefore, be patient and do realize that the good and happy outcome shall fall to those entertaining the profound reverence dutiful to Allah.

Abdul Haleem

These accounts are part of what was beyond your knowledge [Muhammad]. We revealed them to you. Neither you nor your people knew them before now, so be patient: the future belongs to those who are aware of God.

Abdullah Yusuf Ali

Such are some of the stories of the unseen, which We have revealed unto thee: before this, neither thou nor thy people knew them. So persevere patiently: for the End is for those who are righteous.

Abul A'la Maududi

We reveal to you these accounts of matters that are beyond the reach of human perception. Neither you nor your people knew about them before this. Be, then, patient. Surely, the good end is for the God-fearing.

Aisha Bewley

That is some of the news of the Unseen which We reveal to you. Neither you nor your people knew it before this time. So be steadfast. The best end result is for those who have taqwa.

Al-Hilali & Khan

This is of the news of the Unseen which We reveal unto you (O Muhammad صلى الله عليه و سلم); neither you nor your people knew it before this. So be patient. Surely, the (good) end is for Al-Muttaqûn (the pious - See V.2:2)

Ali Quli Qarai

These are accounts of the Unseen which We reveal to you. Neither you nor your people used to know them before this. So be patient. Indeed the outcome will be in favour of the Godwary.

Amatul Rahman Omar

These (announcements full of warnings) are some of the important news of the hidden realities We have revealed them to you. You did not know them, neither you, nor your people before this. Therefore, persevere (in doing good), for those who become secure against evil shall surely have the (good and successful) end.

Arthur John Arberry

(That is of the tiding's of the Unseen, that We reveal to thee; thou didst not know it, neither thy people, before this. So be patient; the issue ultimate is to the godfearing.)

Bijan Moeinian

O’ Mohammad, these are some of the historical facts [that now have become a part] of the unseen which I reveal to you. Neither you, nor your people, knew about it before this. Be patient, [it is the law of the Lord that] the final victory belongs to those who respect the Lord.

E. Henry Palmer

These are stories of the unseen which we reveal to thee; thou didst not know them, thou nor thy people before this. Be patient, then; verily, the issue is for those who fear.

Edip-Layth

This is from the news of the unseen that We inspire to you. Neither did you nor your people know this, so be patient. The ending is always in favor of the righteous.

George Sale

This is a secret history, which we reveal unto thee: Thou didst not know it, neither did thy people, before this. Wherefore persevere with patience; for the prosperous issue shall attend the pious.

Hamid S. Aziz

The word came, "O Noah! Descend (from the Ark) in peace from Us, and blessings upon you and upon some of the communities who will descend from you; but other communities We shall grant enjoyment for a time and then there shall touch, them, from Us grievous woe. "

Mahmoud Ghali

That is of the tidings of the Unseen that We reveal to you; in no way did you (yourself) know it, neither your people, even before this. So (endure) patiently; surely the (fair) end is for the pious.

Marmaduke Pickthall

This is of the tidings of the Unseen which We inspire in thee (Muhammad). Thou thyself knewest it not, nor did thy folk (know it) before this. Then have patience. Lo! the sequel is for those who ward off (evil).

Mohamed Ahmed - Samira

This is news of the Unknown We reveal to you, which neither you nor your people knew before. So endure with patience. The future is for those who keep away from evil and follow the straight path.

Muhammad Asad

THESE ACCOUNTS of something that was beyond the reach of thy perception We [now] reveal unto thee, [O Muhammad: for] neither thou nor thy people knew them [fully] ere this. Be, then, [like Noah,] patient in adversity - for, behold, the future belongs to the God-conscious!

Mustafa Khattab

This is one of the stories of the unseen, which we reveal to you ˹O Prophet˺. Neither you nor your people knew it before this. So be patient! Surely the ultimate outcome belongs ˹only˺ to the righteous.

Progressive Muslims

This is from the news of the unseen that We inspire to you. Neither did you nor your people know this, so be patient. The ending is always in favour of the righteous.

Sahih International

That is from the news of the unseen which We reveal to you, [O Muúammad]. You knew it not, neither you nor your people, before this. So be patient; indeed, the [best] outcome is for the righteous.

Sam Gerrans

That is from the reports of the Unseen that We reveal to thee; thou knewest it not, neither thou, nor thy people before this. So be thou patient; the final outcome is for those of prudent fear.

Shabbir Ahmed

(O Prophet) These are the news We reveal to you that neither you, nor your people were aware of. Go ahead with your program with forbearance. The destination of Bliss belongs to those who journey through life upright.

Syed Vickar Ahamed

Some of the news of the Unseen are like this, which We have made known to you: Neither you nor your people knew them till now. So remain firm (on right) and (work) patiently: Because the End is for those who are righteous.

Taqi Usmani

These are some reports from the unseen (events), which We reveal to you. You did not know them before this, neither you nor your people. So, be patient. Surely, the end is in favor of the God-fearing.

The Monotheist Group

This is from the news of the unseen that We inspire to you. Neither did you nor your people know this, so be patient; the ending will be for the righteous.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Voilà quelques nouvelles de lʹInconnaissable que Nous te révélons. Tu ne les savais pas, ni toi ni ton peuple, avant cela. Sois patient. La fin heureuse sera aux pieux.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Ha ev (qise) ji saloxdayînên nehênî ne ku em ji te re peyam dikin. Beriya vê (Quranê) ne te pê zanîbû ne jî gelê te. Nexwe tu jî (mîna Nûh) sebrê bikêşe; bêguman encama xêrê bes ji mutteqiyan re ye.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Dat behoort tot de mededelingen over het verborgene die Wij aan jou openbaren en die jij noch jouw volk van tevoren kenden. Wees dan geduldig; het (goede) uiteinde komt de godvrezenden toe.

Hollandaca — Salomo Keyzer

Dit is eene geheime geschiedenis, die wij u openbaren; gij kendet die niet, noch uw volk voor dezen; volhard dus met geduld; want een gelukkig uiteinde is voor de godvruchtigen bewaard.

Hollandaca — Siregar

Dit is één van de berichten uit het onwaaneembare die Wij aan jou openbaren. En hiervóór wist jij, noch jouw volk dit. Wees daarom geduldig. Voorwaar, het goede einde is voor de Moettaqôen.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

Это [что Мы рассказали] – из сокровенных историй, которые Мы даем тебе (о, Пророк) внушением; не знал их ни ты и ни твой народ до этого. Терпи же (те страдания, что наносит тебе твой народ)! Поистине, конец [благой исход] – для остерегающихся (наказания Аллаха)!

Rusça — Osmanov

Все, что [рассказано тебе, о Мухаммад], - вести о сокровенном, ниспосылаем Мы их тебе как откровение. Ни ты, ни твой народ не ведали о них прежде. Так будь же терпеливым, [подобно древним пророкам], ибо [счастливый] исход уготован богобоязненным.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

VI UPPENBARAR här för dig (Muhammad) dessa dolda ting, som varken du eller ditt folk tidigare haft kännedom om. Och ha tålamod och avvakta (Guds dom) - den slutliga segern tillhör dem som fruktar Gud.