Sözlük

و ح ي (WḪY)

V-h-y

وَحْي : Kelimesinin aslı, hızlı gösterilen işarettir. Bu anlamda: أَمْرٌ وَحْيٌ Hızlı bir iş, denmektedir. Bu işaret de, ima, kinâye ve üstü kapalı söylemek şeklinde olabilir. Herhangi bir cümle oluşturmayan salt bir sesle, bazı organlarla işaret etmek şeklinde veya yazarak da olabilir. Yüce Allah’ın Hz. Zekeriya’dan bahsederken şu sözü bu manada yorumlanmıştır.

فَخَرَجَ عَلَى قَوْمِهِ مِنَ الْمِحْرَابِ فَأَوْحَى إِلَيْهِمْ أَنْ سَبِّحُوا بُكْرَةً وَعَشِيًّا Nihâyet (bir gün konuşamayınca) mihraptan kavmine karşı çıktı da onlara Sabah ve akşam (Rabbinizi) tesbih edin, diye işaret etti (19/Meryem 11). Deniyor ki: Bunun anlamı, bir sembol ile söyledi, demektir. Kimisi de: Bir işaret ile söyledi, der. Kimisi ise, yazdı, demektedir.

Bu anlamların hepsi şu âyet için de geçerlidir: وَكَذَلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ نَبِيٍّ عَدُوًّا شَيَاطِينَ الْإِنْسِ وَالْجِنِّ يُوحِي بَعْضُهُمْ إِلَى بَعْضٍ زُخْرُفَ الْقَوْلِ غُرُورًا Biz böylece, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık; onlar birbirini aldatmak için süslü sözlerle vesvese verirler (6/En’âm 112).

Yüce Allah’ın: وَإِنَّ الشَّيَاطِينَ لَيُوحُونَ إِلَى أَوْلِيَائِهِمْ لِيُجَادِلُوكُمْ Şeytanlar, dostlarına, sizinle mücadele etmeleri için telkinde bulunurlar (6/En’âm 121) sözü ise, مِنْ شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِ O sinsi vesvesecinin şerrinden (114/Nâs 4) âyetinde işaret edilen وَسْوَاس vesvese ile onlara ulaşır, demektir.

Hz. Peygamber de (sas) şöyle buyurmuştur: إِنَّ لِلْمَلَكِ لَمَّةٌ وَلِلشَّيْطَانِ لَمَّةٌ Şüphesiz meleğin de bir dokunuşu (telkini) vardır; şeytanın da bir dokunuşu (telkini) vardır.

Yüce Allah’ın kendi Peygamberlerine ve velilerine/dostlarına gönderdiği ilâhî sözlere de وَحْي vahy adı verilmiştir.

Bu da Yüce Allah’ın: وَمَا كَانَ لِبَشَرٍ أَنْ يُكَلِّمَهُ اللَّهُ إِلاَّ وَحْيًا أَوْ مِنْ وَرَاءِ حِجَابٍ أَوْ يُرْسِلَ رَسُولاً فَيُوحِيَ بِإِذْنِهِ مَا يَشَاءُ Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur. Yahut da bir elçi gönderir de izniyle ona dilediğini vahiy eder (42/Şûrâ 51) sözünde beyan ettiğine göre birkaç şekilde gerçekleşir:

1. Vahyi getiren elçinin bizzat görülmesi, sesinin işitilmesi şeklinde gelen vahiy. Hz. Cibril’in (as) Hz. Peygamber’e (sas) bazı durumlarda belirli bir surette yaptığı tebliğler gibi.

2. Vahiy getirenin gözükmeden sesinin işitilmesi şekilde gelen vahiy. Hz. Musa(as)’ın Yüce Allah’ın kelamını işitmesi gibi.

3. Vahyin kalbe gönderilmesi şeklinde gelen vahiy. Bunu Hz. Peygamber (sas) bir açıklamasında ifâde etmiştir: إِنَّ رُوحَ اْلقُدُسِ نَفَثَ فِي رُوعِي Rûhu’l-Kudüs (Kutsal Ruh), benim kalbime üfürdü.

4. İlham yoluyla gelen vahiy. Allah buyurur ki: وَأَوْحَيْنَا إِلَى أُمِّ مُوسَى أَنْ أَرْضِعِيهِ Musa’nın anasına Onu emzir, diye vahyetti (28/Kasas 7).

5. Boyun eğdirerek, itâat ettirerek yaptırmak suretiyle gelen vahiy. Allah buyurur ki: وَأَوْحَى رَبُّكَ إِلَى النَّحْلِ Rabbin bal arısına şöyle vahyetti (16/Nahl 68)

6. Uykuda iken görülen rüya şeklinde gelen vahiy. Nitekim Hz. Peygamber (sas) şöyle buyurmuştur: اِنْقَطَعَ اْلوَحْيُ وَبَقِيتِ اْلمُبَشِّرَاتُ رُؤْيَا اْلمُؤْمِنِ Vahiy, artık kesilmiştir; geriye sadece mübeşşirât: Mü’minin rüyası kalmıştır.

Son üç maddede sözü edilen ilham, boyun eğdirme ve rüyada görme şeklinde gelen vahye şu âyet delildir. Allah buyurur ki: إِلاَّ وَحْيًا Ancak bir vahiy olarak (42/Şûrâ 51).

Sözün açıkça duyulması şeklinde gelen vahiy ise, أَوْ مِنْ وَرَاءِ حِجَابٍ Ya da perde arkasından (42/Şûrâ 51) ifâdesiyle belirtilmiştir.

Vahyi getiren Cibril’in bizzat görülmesi, sesinin işitilmesi şeklinde gelen vahyi ise, şu âyet göstermektedir: أَوْ يُرْسِلَ رَسُولاً فَيُوحِي Ya da bir elçi gönderir de o da vahyeder (42/Şûrâ 51).

Yüce Allah’ın: وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللَّهِ كَذِبًا أَوْ قَالَ أُوحِيَ إِلَيَّ وَلَمْ يُوحَ إِلَيْهِ شَيْءٌ Kendisine hiçbir şey vahyedilmediği hâlde: bana vahiy edildi, diyen ve: diye iddiada bulunandan daha zalim kim olabilir? (6/En’âm 93) sözünde sözünü ettiği ise, yukarı adı geçen vahiy türlerinden herhangi birini iddia edip bununla ilgili bir gerçek vahye erişemeyen kişilerdir.

Yüce Allah’ın: وَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ إِلاَّ نُوحِي إِلَيْهِ Senden önce hiçbir peygamber göndermedik ki, ona şöyle vahyetmiş olmayalım (21/Enbiyâ 25) sözünde bahsettiği vahiy ise, geneldir ve tüm vahiy türlerini kapsar. Çünkü Yüce Allah’ın birliğini bilmek ve O’na ibâdet etmek gerektiğini anlamak sadece peygamberlerin Yüce derece sahibi olanlarına gelen vahiy ile anlaşılmaya mahsus bir şey değildir. Bu, akıl ve ilham yoluyla da bilinebildiği gibi, vahiy yoluyla da bilinebilir.

Demek ki, bu âyette dikkat çekilmek istenen şey özellikle şudur: Bir peygamberin Allah’ın birliğini ve O’na ibâdet etmenin zorunlu olduğunu bilmemesi mümkün değildir.

Yüce Allah’ın: وَإِذْ أَوْحَيْتُ إِلَى الْحَوَارِيِّينَ Hani Havarilere: Bana ve Resûlüme iman edin, diye vahyetmiştim. (5/Mâide 111) sözünde Havarilere vahye ilişkin ifâde ise, Hz. İsa (as) vasıtasıyla gönderilen vahiyden ibarettir.

Yüce Allah’ın: وَأَوْحَيْنَا إِلَيْهِمْ فِعْلَ الْخَيْرَاتِ Onları kendilerine hayırlı işler yapmayı vahyettik; (21/Enbiyâ 73) âyetteki vahiy ise, geçmiş milletlere peygamberler vasıtasıyla gönderilen vahiyler demektir.

Hz. Peygambere (sas) mahsus olan vahiy ise, şu âyetlerde geçmektedir: اتَّبِعْ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِنْ رَبِّكََ Sana Rabbinden vahyedilene uy! (6/En’âm 106); إِنْ أَتَّبِعُ إِلاَّ مَا يُوحَى إِلَيَّ Ben ancak bana vahyolunana uyarım; (10/Yûnus 15); قُلْ إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحَى إِلَيَّ أَنَّمَا إِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ De ki: Ben de sizin gibi ancak bir beşerim. Ne var ki, bana ilâhınızın ancak bir ilâh olduğu vahyolunuyor (18/Kehf 110).

Yüce Allah’ın: وَأَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى وَأَخِيهِ Biz Musa ile kardeşine şöyle vahyettik (10/Yûnus 87) âyette beyan edilen vahiyden maksat, Cibril vasıtasıyla Musa’ya (as), yine Cibril ve Hz. Musa (as) vasıtasıyla Hz. Harun’a (as) gönderdiği vahiydir.

Yüce Allah’ın: إِذْ يُوحِي رَبُّكَ إِلَى المَلاَئِكَةِ أَنِّي مَعَكُمْ İşte o anda Rabbin meleklere şöyle vahyediyordu (8/Enfâl 12) sözünde sözünü ettiği vahiy ise, söylendiğine göre, onlara Levh ve Kalem vasıtasıyla gönderilen vahiydir.

Yüce Allah’ın: وَأَوْحَى فِي كُلِّ سَمَاءٍ أَمْرَهَا Her göğe kendi işini vahyetti (41/Fussilet 12) sözünde geçen vahiy de, eğer muhataplar gökteki varlıklar ise, o zaman kendilerine vahiy gelenler hazf edilmiştir. Sanki şöyle söylenmiştir: Meleklere vahiy etti. Çünkü, gökteki varlıklar meleklerdir.

Bu durumda söz konusu olan Yüce Allah’ın şu sözüne benzemiş olur: إِذْ يُوحِي رَبُّكَ إِلَى اْلمَلاَئِكَةِ İşte o anda Rabbin meleklere şöyle vahyediyordu (8/Enfâl 12) âyette geçen kendilerine vahiy edilenler, göklerdir diyenler, gökyüzünü cansız kabul edenler bunun yaratılış itibariyle böyle olduğunu söylerler. Gökyüzünü canlı kabul edenler ise, bunun konuşma şeklinde gerçekleştiğini belirtirler.

Yüce Allah’ın: بِأَنَّ رَبَّكَ أَوْحَى لَهَا O gün yer, Rabbinin ona vahyetmesiyle haberlerini anlatacaktır (99/Zilzâl 5) sözü birincisine yakındır.

Yüce Allah’ın: فَتَعَالَى اللَّهُ الْمَلِكُ الْحَقُّ وَلاَ تَعْجَلْ بِالْقُرْآَنِ مِنْ قَبْلِ أَنْ يُقْضَى إِلَيْكَ وَحْيُهُ وَقُلْ رَبِّ زِدْنِي عِلْمًا Hükmü her yerde geçerli gerçek hükümdar olan Allah yücedir (Ey Muhammed!) Kur’ân sana vahyedilirken, vahiy bitmeden önce Kur’ân’ı okumada acele etme; (20/Tâhâ 114) sözü ise, kusursuz dinlemeye yönelik bir teşviktir; ayrıca onu almada ve vermede acele edilmemesi gerektiğine dair bir uyarıdır.

Kur'an'da geçtiği ayetleri gör →