و ح ي (WḪY) kökünün geçtiği ayetler

Sözlük anlamı

İşaret etmek/ortaya çıkarmak/önermek, belirtmek, bir şeyi (zihne) yerleştirmek, haberci göndermek, ilham vermek, gizlice konuşmak, acele etmek, işaret yapmak, hızlıca işaret etmek, süratle önermek, yazmak, sadece dinleyenin duyabileceği fısıltı tonunda bir şey söylemek ama yanında duran kişinin duyamayacağı şekilde.

Kaynak: Açık Kuran — CC BY-NC-SA 4.0

İlgili Ayetler (78)

Bu kök Kur'an boyunca 78 kez, 22 farklı çekimlenmiş biçimde geçer.

Sırala:

اَوْحَيْنَٓا14 kez

Nisa 4:163اَوْحَيْنَٓاevHaynāvahyettik

اِنَّٓا اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ كَمَا اَوْحَيْنَٓا اِلٰى نُوحٍ وَالنَّبِيِّنَ مِنْ بَعْدِهِ وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰٓى اِبْرٰهِيمَ وَاِسْمٰعِيلَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ وَالْاَسْبَاطِ وَعِيسٰى وَاَيُّوبَ وَيُونُسَ وَهٰرُونَ وَسُلَيْمٰنَ وَاٰتَيْنَا دَاوُ۫دَ زَبُورًا

innā evHaynā ileyke ke mā evHaynā ilā nūHin ve n-nebiyyīne min beǎ'dihi ve evHaynā ilā ibrāhīme ve ismāǐyle ve isHāḳa ve yeǎ'ḳūbe ve l-esbāTi ve ǐysā ve eyyūbe ve yūnuse ve hārūne ve suleymāne ve āteynā dāvūde zebūran

Biz, Nuh'a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyüb'e, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a da vahyetmiştik. Davud'a da Zebur vermiştik.

Nisa 4:163اَوْحَيْنَٓاevHaynāvahyettiğimiz

اِنَّٓا اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ كَمَا اَوْحَيْنَٓا اِلٰى نُوحٍ وَالنَّبِيِّنَ مِنْ بَعْدِهِ وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰٓى اِبْرٰهِيمَ وَاِسْمٰعِيلَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ وَالْاَسْبَاطِ وَعِيسٰى وَاَيُّوبَ وَيُونُسَ وَهٰرُونَ وَسُلَيْمٰنَ وَاٰتَيْنَا دَاوُ۫دَ زَبُورًا

innā evHaynā ileyke ke mā evHaynā ilā nūHin ve n-nebiyyīne min beǎ'dihi ve evHaynā ilā ibrāhīme ve ismāǐyle ve isHāḳa ve yeǎ'ḳūbe ve l-esbāTi ve ǐysā ve eyyūbe ve yūnuse ve hārūne ve suleymāne ve āteynā dāvūde zebūran

Biz, Nuh'a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyüb'e, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a da vahyetmiştik. Davud'a da Zebur vermiştik.

Yunus 10:2اَوْحَيْنَٓاevHaynāvahyetmemiz

اَكَانَ لِلنَّاسِ عَجَبًا اَنْ اَوْحَيْنَٓا اِلٰى رَجُلٍ مِنْهُمْ اَنْ اَنْذِرِ النَّاسَ وَبَشِّرِ الَّذِينَ اٰمَنُٓوا اَنَّ لَهُمْ قَدَمَ صِدْقٍ عِنْدَ رَبِّهِمْ قَالَ الْكَافِرُونَ اِنَّ هٰذَا لَسَاحِرٌ مُبِينٌ

e kāne li n-nāsi ǎceben en evHaynā ilā raculin minhum en enƶiri n-nāse ve beşşiri (e)lleƶīne āmenū enne lehum ḳademe Sidḳin ǐnde rabbihim ḳāle l-kāfirūne inne hāƶā le sāHirun mubīnun

İçlerinden bir adama insanları uyar ve iman edenlere, Rableri katında kendileri için bir doğruluk makamı bulunduğunu müjdele diye vahyetmemiz, insanlar için şaşılacak bir şey mi oldu ki o kafirler, "Bu elbette apaçık bir sihirbazdır" dediler?

Yusuf 12:3اَوْحَيْنَٓاevHaynāvahyetmekle

نَحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ اَحْسَنَ الْقَصَصِ بِمَا اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ هٰذَا الْقُرْاٰنَ وَاِنْ كُنْتَ مِنْ قَبْلِهِ لَمِنَ الْغَافِلِينَ

neHnu neḳuSSu ǎleyke eHsene l-ḳaSaSi bimā evHaynā ileyke hāƶā l-ḳurāne ve in kunte min ḳablihi le mine l-ğāfilīne

Sana bu Kur'an'ı vahyetmekle kıssaların en güzelini anlatıyoruz. Halbuki daha önce sen bunlardan habersiz idin.

Ra'd 13:30اَوْحَيْنَٓاevHaynāvahyettiğimiz

كَذٰلِكَ اَرْسَلْنَاكَ فِي اُمَّةٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهَا اُمَمٌ لِتَتْلُوَ۬ا عَلَيْهِمُ الَّذِي اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ وَهُمْ يَكْفُرُونَ بِالرَّحْمٰنِ قُلْ هُوَ رَبِّي لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَاِلَيْهِ مَتَابِ

ke ƶālike erselnāke fī ummetin ḳad ḣalet min ḳablihā umemun li tetluve ǎleyhimu elleƶī evHaynā ileyke ve hum yekfurūne bi r-raHmāni ḳul huve rabbī lā ilāhe illā huve ǎleyhi tevekkeltu ve ileyhi metābi

(Ey Muhammed!) Böylece seni, kendilerinden önce nice ümmetlerin geçmiş olduğu bir ümmete gönderdik ki, onlar Rahman'ı inkar ederken sana vahyettiğimizi kendilerine okuyasın. De ki: "O, benim Rabbimdir. O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. Ben yalnız O'na tevekkül ettim, dönüşüm de yalnız O'nadır."

Nahl 16:123اَوْحَيْنَٓاevHaynāvahyettik

ثُمَّ اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ اَنِ اتَّبِعْ مِلَّةَ اِبْرٰهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ

ṧumme evHaynā ileyke eni ttebiǎ' millete ibrāhīme Hanīfen ve mā kāne mine l-muşrikīne

Sonra da sana, "Hakka yönelen İbrahim'in dinine uy. O, Allah'a ortak koşanlardan değildi" diye vahyettik.

İsra 17:73اَوْحَيْنَٓاevHaynāvahyettiğimizden

وَاِنْ كَادُوا لَيَفْتِنُونَكَ عَنِ الَّذِي اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ لِتَفْتَرِيَ عَلَيْنَا غَيْرَهُ وَاِذًا لَاتَّخَذُوكَ خَلِيلًا

ve in kādū le yeftinūneke ǎni elleƶī evHaynā ileyke li tefteriye ǎleynā ğayrahu ve iƶen lātteḣaƶūke ḣalīlen

Onlar, sana vahyettiğimizden başkasını bize karşı uydurman için az kalsın seni ondan şaşırtacaklardı. (Eğer böyle yapabilselerdi) işte o zaman seni dost edinirlerdi.

İsra 17:86اَوْحَيْنَٓاevHaynāvahyettiğimizi

وَلَئِنْ شِئْنَا لَنَذْهَبَنَّ بِالَّذِي اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ ثُمَّ لَا تَجِدُ لَكَ بِهِ عَلَيْنَا وَكِيلًا

ve le in şi'nā le neƶhebenne bi(e)lleƶī evHaynā ileyke ṧumme lā tecidu leke bihi ǎleynā vekīlen

Andolsun, dileseydik biz sana vahyettiğimizi tamamen ortadan kaldırırdık; sonra bu konuda bize karşı kendine hiçbir yardımcı da bulamazdın.

Ta-Ha 20:38اَوْحَيْنَٓاevHaynāvahyetmiştik

اِذْ اَوْحَيْنَٓا اِلٰٓى اُمِّكَ مَا يُوحٰى

iƶ evHaynā ilā ummike mā yūHā

"Hani annene ilham edilmesi gereken şeyleri ilham etmiştik:"

Ta-Ha 20:77اَوْحَيْنَٓاevHaynābiz vahyetmiştik

وَلَقَدْ اَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنْ اَسْرِ بِعِبَادِي فَاضْرِبْ لَهُمْ طَرِيقًا فِي الْبَحْرِ يَبَسًا لَا تَخَافُ دَرَكًا وَلَا تَخْشٰى

ve leḳad evHaynā ilā mūsā en esri bi ǐbādī fe Drib lehum Tarīḳan fī l-baHri yebesen lā teḣāfu deraken ve lā teḣşā

(Firavun'un imana yanaşmaması üzerine) Musa'ya, "Kullarımı (İsrailoğullarını) geceleyin (Mısır'dan) yürütüp çıkar. Yakalanmaktan korkmaksızın, endişe etmeksizin onlara denizde kuru bir yol aç" diye vahyettik.

Fatır 35:31اَوْحَيْنَٓاevHaynāvahyettiğimiz

وَالَّذِي اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ هُوَ الْحَقُّ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ اِنَّ اللّٰهَ بِعِبَادِهِ لَخَبِيرٌ بَصِيرٌ

ve elleƶī evHaynā ileyke mine l-kitābi huve l-Haḳḳu muSaddiḳan li mā beyne yedeyhi inne (a)llahe bi ǐbādihi le ḣabīrun beSīrun

(Ey Muhammed!) Sana vahyettiğimiz kitap (Kur'an), kendinden öncekini tasdik eden hak kitaptır. Şüphesiz Allah (kullarından) hakkıyla haberdardır. Onları hakkıyla görür.

Şura 42:7اَوْحَيْنَٓاevHaynābiz vahyettik ki

وَكَذٰلِكَ اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ قُرْاٰنًا عَرَبِيًّا لِتُنْذِرَ اُمَّ الْقُرٰى وَمَنْ حَوْلَهَا وَتُنْذِرَ يَوْمَ الْجَمْعِ لَا رَيْبَ فِيهِ فَرِيقٌ فِي الْجَنَّةِ وَفَرِيقٌ فِي السَّعِيرِ

ve ke ƶālike evHaynā ileyke ḳur'ānen ǎrabiyyen li tunƶira umme l-ḳurā ve men Havlehā ve tunƶira yevme l-cem'ǐ lā raybe fīhi ferīḳun fī l-cenneti ve ferīḳun fī s-seǐyri

Böylece biz sana Arapça bir Kur'an vahyettik ki, şehirlerin anası olan Mekke'de ve çevresinde bulunanları uyarasın. Hakkında asla şüphe olmayan toplanma günüyle onları uyarasın. Bir grup cennette, bir grup ise cehennemdedir.

Şura 42:13اَوْحَيْنَٓاevHaynāvahyettiğimizi

شَرَعَ لَكُمْ مِنَ الدِّينِ مَا وَصّٰى بِهِ نُوحًا وَالَّذِي اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ وَمَا وَصَّيْنَا بِهِ اِبْرٰهِيمَ وَمُوسٰى وَعِيسٰٓى اَنْ اَقِيمُوا الدِّينَ وَلَا تَتَفَرَّقُوا فِيهِ كَبُرَ عَلَى الْمُشْرِكِينَ مَا تَدْعُوهُمْ اِلَيْهِ اَللّٰهُ يَجْتَبِي اِلَيْهِ مَنْ يَشَاءُ وَيَهْدِي اِلَيْهِ مَنْ يُنِيبُ

şeraǎ lekum mine d-dīni mā veSSā bihi nūHen ve elleƶī evHaynā ileyke ve mā veSSaynā bihi ibrāhīme ve mūsā ve ǐysā en eḳīmū d-dīne ve lā teteferraḳū fīhi kebura ǎlā l-muşrikīne mā ted'ǔhum ileyhi (a)llahu yectebī ileyhi men yeşā'u ve yehdī ileyhi men yunību

"Dini dosdoğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin!" diye Nuh'a emrettiğini, sana vahyettiğini, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya emrettiğini size de din kıldı. Fakat senin kendilerini çağırdığın şey (İslam dini), Allah'a ortak koşanlara ağır geldi. Allah, ona dilediğini seçer. İçtenlikle kendine yönelenleri de ona ulaştırır.

Şura 42:52اَوْحَيْنَٓاevHaynāvahyettik

وَكَذٰلِكَ اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ رُوحًا مِنْ اَمْرِنَا مَا كُنْتَ تَدْرِي مَا الْكِتَابُ وَلَا الْاِيمَانُ وَلٰكِنْ جَعَلْنَاهُ نُورًا نَهْدِي بِهِ مَنْ نَشَاءُ مِنْ عِبَادِنَا وَاِنَّكَ لَتَهْدِي اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ

ve ke ƶālike evHaynā ileyke rūHen min emrinā mā kunte tedrī mā l-kitābu ve lā l-īmānu ve lākin ceǎlnāhu nūran nehdī bihi men neşā'u min ǐbādinā ve inneke le tehdī ilā SirāTin musteḳīmin

(52-53) İşte sana da, emrimizle, bir ruh (kalpleri dirilten bir kitap) vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu, kullarımızdan dilediğimizi, kendisiyle doğru yola eriştireceğimiz bir nur yaptık. Şüphesiz ki sen doğru bir yola iletiyorsun; göklerdeki ve yerdeki her şeyin sahibi olan Allah'ın yoluna. İyi bilin ki, bütün işler sonunda Allah'a döner.

يُوحٰٓى14 kez

En'am 6:50يُوحٰٓىyūHāvahyolunan

قُلْ لَا اَقُولُ لَكُمْ عِنْدِي خَزَائِنُ اللّٰهِ وَلَا اَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلَا اَقُولُ لَكُمْ اِنِّي مَلَكٌ اِنْ اَتَّبِعُ اِلَّا مَا يُوحٰٓى اِلَيَّ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الْاَعْمٰى وَالْبَصِيرُ اَفَلَا تَتَفَكَّرُونَ

ḳul lā eḳūlu lekum ǐndī ḣazāinu (a)llahi ve lā eǎ'lemu l-ğaybe ve lā eḳūlu lekum innī melekun in ettebiǔ illā mā yūHā ileyye ḳul hel yestevī l-eǎ'mā ve l-beSīru e fe lā tetefekkerūne

De ki: "Ben size, 'Allah'ın hazineleri benim yanımdadır' demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size 'Ben bir meleğim' de demiyorum. Ben sadece, bana gönderilen vahye uyuyorum." De ki: "Görmeyenle gören bir olur mu? Siz hiç düşünmez misiniz?"

A'raf 7:203يُوحٰٓىyūHāvahyolunana

وَاِذَا لَمْ تَأْتِهِمْ بِاٰيَةٍ قَالُوا لَوْلَا اجْتَبَيْتَهَا قُلْ اِنَّمَٓا اَتَّبِعُ مَا يُوحٰٓى اِلَيَّ مِنْ رَبِّي هٰذَا بَصَائِرُ مِنْ رَبِّكُمْ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ

ve iƶā lem te'tihim bi āyetin ḳālū levlā ctebeytehā ḳul innemā ettebiǔ mā yūHā ileyye min rabbī hāƶā beSāiru min rabbikum ve huden ve raHmetun li ḳavmin yu'minūne

(Ey Muhammed!) Onlara (istedikleri) bir ayet getirmediğin zaman (alay ederek) derler ki: "Onu (da) bir yerlerden derleyip toplasaydın ya." De ki: "Ben ancak Rabbimden bana vahyedilene uymaktayım. Bu (Kur'an ayetleri), Rabbinizden gelen basiretlerdir (Gönül gözlerini aydınlatan nurlardır). İman edecek bir topluluk için bir hidayet kaynağı ve bir rahmettir."

Yunus 10:15يُوحٰٓىyūHāvahyedilene

وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ قَالَ الَّذِينَ لَا يَرْجُونَ لِقَاءَنَا ائْتِ بِقُرْاٰنٍ غَيْرِ هٰذَٓا اَوْ بَدِّلْهُ قُلْ مَا يَكُونُ لِي اَنْ اُبَدِّلَهُ مِنْ تِلْقَٓائِ۬ نَفْسِي اِنْ اَتَّبِعُ اِلَّا مَا يُوحٰٓى اِلَيَّ اِنِّٓي اَخَافُ اِنْ عَصَيْتُ رَبِّي عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ

ve iƶā tutlā ǎleyhim āyātunā beyyinātin ḳāle (e)lleƶīne lā yercūne liḳā'enā 'ti bi ḳur'ānin ğayri hāƶā ev beddilhu ḳul mā yekūnu lī en ubeddilehu min tilḳā'i nefsī in ettebiǔ illā mā yūHā ileyye innī eḣāfu in ǎSaytu rabbī ǎƶābe yevmin ǎZīmin

Ayetlerimiz kendilerine apaçık birer delil olarak okunduğunda, (öldükten sonra) bize kavuşmayı ummayanlar, "Ya (bize) bundan başka bir Kur'an getir veya onu değiştir" dediler. De ki: "Onu kendiliğimden değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben ancak bana vahyolunana uyarım. Eğer Rabbime isyan edecek olursam, elbette büyük bir günün azabından korkarım."

Yunus 10:109يُوحٰٓىyūHāvahyedilen

وَاتَّبِعْ مَا يُوحٰٓى اِلَيْكَ وَاصْبِرْ حَتّٰى يَحْكُمَ اللّٰهُ وَهُوَ خَيْرُ الْحَاكِمِينَ

ve ttebiǎ' mā yūHā ileyke ve Sbir Hattā yeHkume (a)llahu ve huve ḣayru l-Hākimīne

(Ey Muhammed!) Sana vahyolunana uy ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.

Hud 11:12يُوحٰٓىyūHāvahyedilenin

فَلَعَلَّكَ تَارِكٌ بَعْضَ مَا يُوحٰٓى اِلَيْكَ وَضَائِقٌ بِهِ صَدْرُكَ اَنْ يَقُولُوا لَوْلَا اُنْزِلَ عَلَيْهِ كَنْزٌ اَوْ جَاءَ مَعَهُ مَلَكٌ اِنَّمَٓا اَنْتَ نَذِيرٌ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ وَكِيلٌ

fe leǎlleke tārikun beǎ'De mā yūHā ileyke ve Dāiḳun bihi Sadruke en yeḳūlū levlā unzile ǎleyhi kenzun ev cā'e meǎhu melekun innemā ente neƶīrun ve(a)llahu ǎlā kulli şey'in vekīlun

(Ey Muhammed!) Belki de sen, (müşriklerin) "Ona bir hazine indirilseydi veya beraberinde bir melek gelseydi ya!" demelerinden dolayı sana vahyolunanlardan bir kısmını göz ardı edeceksin ve o yüzden göğsün daralacak. Fakat sen, ancak bir uyarıcısın. Allah ise her şeye vekildir.

Kehf 18:110يُوحٰٓىyūHāvahyolunuyor

قُلْ اِنَّمَٓا اَنَا۬ بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحٰٓى اِلَيَّ اَنَّمَٓا اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌ فَمَنْ كَانَ يَرْجُوا لِقَاءَ رَبِّهِ فَلْيَعْمَلْ عَمَلًا صَالِحًا وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهِ اَحَدًا

ḳul innemā enā beşerun miṧlukum yūHā ileyye ennemā ilāhukum ilāhun vāHidun fe men kāne yercū liḳā'e rabbihi fe l yeǎ'mel ǎmelen SāliHen ve lā yuşrik bi ǐbādeti rabbihi eHaden

De ki: "Ben de ancak sizin gibi bir insanım. (Ne var ki) bana, 'Sizin ilah'ınız ancak bir tek ilahtır" diye vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa yararlı bir iş yapsın ve Rabbine ibadette kimseyi ortak koşmasın."

Ta-Ha 20:13يُوحٰىyūHāvahyolunanı

وَاَنَا اخْتَرْتُكَ فَاسْتَمِعْ لِمَا يُوحٰى

ve enā ḣtertuke fe stemiǎ' li mā yūHā

"Ben seni (peygamber olarak) seçtim. Şimdi vahyolunacak şeyleri dinle."

Ta-Ha 20:38يُوحٰىyūHāvahyedilen

اِذْ اَوْحَيْنَٓا اِلٰٓى اُمِّكَ مَا يُوحٰى

iƶ evHaynā ilā ummike mā yūHā

"Hani annene ilham edilmesi gereken şeyleri ilham etmiştik:"

Enbiya 21:108يُوحٰٓىyūHāvahyolunur

قُلْ اِنَّمَا يُوحٰٓى اِلَيَّ اَنَّمَٓا اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌ فَهَلْ اَنْتُمْ مُسْلِمُونَ

ḳul innemā yūHā ileyye ennemā ilāhukum ilāhun vāHidun fe hel entum muslimūne

De ki: "Bana ancak, ilahınızın yalnızca bir tek ilah olduğu vahyolunuyor. Artık müslüman oluyor musunuz?"

Ahzab 33:2يُوحٰٓىyūHāvahyedilen

وَاتَّبِعْ مَا يُوحٰٓى اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا

ve ttebiǎ' mā yūHā ileyke min rabbike inne (a)llahe kāne bimā teǎ'melūne ḣabīran

Rabbinden sana vahyolunana uy. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

Sad 38:70يُوحٰٓىyūHāvahyedilmiyor

اِنْ يُوحٰٓى اِلَيَّ اِلَّٓا اَنَّمَٓا اَنَا۬ نَذِيرٌ مُبِينٌ

in yūHā ileyye illā ennemā enā neƶīrun mubīnun

"Bana ancak, benim sadece bir uyarıcı olduğum vahyediliyor."

Fussilet 41:6يُوحٰٓىyūHāvahyediliyor

قُلْ اِنَّمَٓا اَنَا۬ بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحٰٓى اِلَيَّ اَنَّمَٓا اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌ فَاسْتَقِيمُوا اِلَيْهِ وَاسْتَغْفِرُوهُ وَوَيْلٌ لِلْمُشْرِكِينَ

ḳul innemā enā beşerun miṧlukum yūHā ileyye ennemā ilāhukum ilāhun vāHidun fe steḳīmū ileyhi ve steğfirūhu ve veylun li l-muşrikīne

De ki: "Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Fakat bana ilahınızın yalnızca bir tek ilah olduğu vahyediliyor. Artık O'na yönelin ve O'ndan bağışlanma dileyin. Allah'a ortak koşanların vay haline!"

Ahkaf 46:9يُوحٰٓىyūHāvahyedilen

قُلْ مَا كُنْتُ بِدْعًا مِنَ الرُّسُلِ وَمَا اَدْرِي مَا يُفْعَلُ بِي وَلَا بِكُمْ اِنْ اَتَّبِعُ اِلَّا مَا يُوحٰٓى اِلَيَّ وَمَا اَنَا۬ اِلَّا نَذِيرٌ مُبِينٌ

ḳul mā kuntu bid'ǎn mine r-rusuli ve mā edrī mā yuf'ǎlu bī ve lā bikum in ettebiǔ illā mā yūHā ileyye ve mā enā illā neƶīrun mubīnun

De ki: "Ben türedi bir peygamber değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben sadece bana vahyedilene uyarım. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım."

Necm 53:4يُوحٰىyūHākendisine vahyedilen

اِنْ هُوَ اِلَّا وَحْيٌ يُوحٰى

in huve illā veHyun yūHā

(Size okuduğu) Kur'an ancak kendisine bildirilen bir vahiydir.

اُو۫حِيَ9 kez

En'am 6:93اُو۫حِيَūHiyevahyolundu

وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اَوْ قَالَ اُو۫حِيَ اِلَيَّ وَلَمْ يُوحَ اِلَيْهِ شَيْءٌ وَمَنْ قَالَ سَاُنْزِلُ مِثْلَ مَا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَلَوْ تَرٰٓى اِذِ الظَّالِمُونَ فِي غَمَرَاتِ الْمَوْتِ وَالْمَلٰٓئِكَةُ بَاسِطُٓوا اَيْدِيهِمْ اَخْرِجُٓوا اَنْفُسَكُمْ اَلْيَوْمَ تُجْزَوْنَ عَذَابَ الْهُونِ بِمَا كُنْتُمْ تَقُولُونَ عَلَى اللّٰهِ غَيْرَ الْحَقِّ وَكُنْتُمْ عَنْ اٰيَاتِهِ تَسْتَكْبِرُونَ

ve men eZlemu mimmeni fterā ǎlā (a)llahi keƶiben ev ḳāle ūHiye ileyye ve lem yūHa ileyhi şey'un ve men ḳāle se unzilu miṧle mā enzele (a)llahu ve lev terā iƶi Z-Zālimūne fī ğamerāti l-mevti ve l-melāiketu bāsiTū eydīhim eḣricū enfusekumu l-yevme tuczevne ǎƶābe l-hūni bimā kuntum teḳūlūne ǎlā (a)llahi ğayra l-Haḳḳi ve kuntum ǎn āyātihi testekbirūne

Allah'a karşı yalan uyduran veya kendine bir şey vahyedilmemişken, "Bana vahyolundu" diyen, ya da "Allah'ın indirdiğinin benzerini ben de indireceğim" diye laf eden kimseden daha zalim kimdir? Zalimlerin şiddetli ölüm sancıları içinde çırpındığı; meleklerin, ellerini uzatmış, "Haydi canlarınızı kurtarın! Allah'a karşı doğru olmayanı söylediğiniz, ve O'nun ayetlerinden kibirlenerek yüz çevirdiğiniz için bugün aşağılayıcı azap ile cezalandırılacaksınız" diyecekleri zaman hallerini bir görsen!

En'am 6:106اُو۫حِيَūHiyevahyolunan

اِتَّبِعْ مَا اُو۫حِيَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ وَاَعْرِضْ عَنِ الْمُشْرِكِينَ

ittebiǎ' mā ūHiye ileyke min rabbike lā ilāhe illā huve ve eǎ'riD ǎni l-muşrikīne

Ey Muhammed! Sen, Rabbinden sana vahyedilene uy. O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. Allah'a ortak koşanlardan yüz çevir.

En'am 6:145اُو۫حِيَūHiyevahyolunan

قُلْ لَا اَجِدُ فِي مَا اُو۫حِيَ اِلَيَّ مُحَرَّمًا عَلٰى طَاعِمٍ يَطْعَمُهُ اِلَّٓا اَنْ يَكُونَ مَيْتَةً اَوْ دَمًا مَسْفُوحًا اَوْ لَحْمَ خِنْزِيرٍ فَاِنَّهُ رِجْسٌ اَوْ فِسْقًا اُهِلَّ لِغَيْرِ اللّٰهِ بِهِ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَاِنَّ رَبَّكَ غَفُورٌ رَحِيمٌ

ḳul lā ecidu fī mā ūHiye ileyye muHarramen ǎlā Tāǐmin yeT'ǎmuhu illā en yekūne meyteten ev demen mesfūHen ev leHme ḣinzīrin fe innehu ricsun ev fisḳan uhille li ğayri (a)llahi bihi fe meni DTurra ğayra bāğin ve lā ǎādin fe inne rabbeke ğafūrun raHīmun

De ki: "Bana vahyolunan Kur'an'da bir kimsenin yiyecekleri arasında leş, akıtılmış kan, domuz eti -ki o şüphesiz necistir- ya da Allah'tan başkası adına kesilmiş bir (murdar) hayvandan başka, haram kılınmış bir şey bulamıyorum. Fakat istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın kim bunlardan yeme zorunda kalırsa yiyebilir." Şüphesiz Rabbin çok bağışlayandır, çok merhametlidir.

Kehf 18:27اُو۫حِيَūHiyevahyedilen

وَاتْلُ مَا اُو۫حِيَ اِلَيْكَ مِنْ كِتَابِ رَبِّكَ لَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِهِ وَلَنْ تَجِدَ مِنْ دُونِهِ مُلْتَحَدًا

ve tlu mā ūHiye ileyke min kitābi rabbike lā mubeddile li kelimātihi ve len tecide min dūnihi multeHaden

Rabbinin kitabından sana vahyedileni oku. O'nun kelimelerini değiştirecek hiçbir kimse yoktur. O'ndan başka asla bir sığınak da bulamazsın.

Ta-Ha 20:48اُوحِيَūHiyevahyolundu

اِنَّا قَدْ اُوحِيَ اِلَيْنَٓا اَنَّ الْعَذَابَ عَلٰى مَنْ كَذَّبَ وَتَوَلّٰى

innā ḳad ūHiye ileynā enne l-ǎƶābe ǎlā men keƶƶebe ve tevellā

"Şüphesiz bize, azabın yalanlayan ve yüz çevirenlere olacağı vahyolundu."

Ankebut 29:45اُو۫حِيَūHiyevahyedileni

اُتْلُ مَا اُو۫حِيَ اِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ وَاَقِمِ الصَّلٰوةَ اِنَّ الصَّلٰوةَ تَنْهٰى عَنِ الْفَحْشَاءِ وَالْمُنْكَرِ وَلَذِكْرُ اللّٰهِ اَكْبَرُ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مَا تَصْنَعُونَ

utlu mā ūHiye ileyke mine l-kitābi ve eḳimi S-Salāte inne S-Salāte tenhā ǎni l-feHşā'i ve l-munkeri ve le ƶikru (a)llahi ekberu ve(a)llahu yeǎ'lemu mā teSneǔne

(Ey Muhammed!) Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayasızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah'ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı biliyor.

Zümer 39:65اُو۫حِيَūHiyeşöyle vahyedildi

وَلَقَدْ اُو۫حِيَ اِلَيْكَ وَاِلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكَ لَئِنْ اَشْرَكْتَ لَيَحْبَطَنَّ عَمَلُكَ وَلَتَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ

ve leḳad ūHiye ileyke ve ilā (e)lleƶīne min ḳablike le in eşrakte le yeHbeTanne ǎmeluke ve le tekūnenne mine l-ḣāsirīne

Andolsun, sana ve senden önceki peygamberlere şöyle vahyedildi: "Eğer Allah'a ortak koşarsan elbette amelin boşa çıkar ve elbette ziyana uğrayanlardan olursun."

Zuhruf 43:43اُو۫حِيَūHiyevahyedilene

فَاسْتَمْسِكْ بِالَّذِي اُو۫حِيَ اِلَيْكَ اِنَّكَ عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ

fe stemsik bi(e)lleƶī ūHiye ileyke inneke ǎlā SirāTin musteḳīmin

Öyle ise sana vahyedilene sımsıkı sarıl. Şüphesiz sen doğru bir yol üzeresin.

Cin 72:1اُو۫حِيَūHiyevahyolundu

قُلْ اُو۫حِيَ اِلَيَّ اَنَّهُ اسْتَمَعَ نَفَرٌ مِنَ الْجِنِّ فَقَالُوا اِنَّا سَمِعْنَا قُرْاٰنًا عَجَبًا

ḳul ūHiye ileyye ennehu stemeǎ neferun mine l-cinni fe ḳālū innā semiǎ'nā ḳur'ānen ǎceben

(1-2) (Ey Muhammed!) De ki: "Bana cinlerden bir topluluğun (Kur'an'ı) dinleyip şöyle dedikleri vahyedildi: "Şüphesiz biz doğruya ileten hayranlık verici bir Kur'an dinledik de ona inandık. Artık, Rabbimize hiç kimseyi asla ortak koşmayacağız."

وَاَوْحَيْنَٓا8 kez

Nisa 4:163وَاَوْحَيْنَٓاve evHaynānitekim vahyetmiştik

اِنَّٓا اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ كَمَا اَوْحَيْنَٓا اِلٰى نُوحٍ وَالنَّبِيِّنَ مِنْ بَعْدِهِ وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰٓى اِبْرٰهِيمَ وَاِسْمٰعِيلَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ وَالْاَسْبَاطِ وَعِيسٰى وَاَيُّوبَ وَيُونُسَ وَهٰرُونَ وَسُلَيْمٰنَ وَاٰتَيْنَا دَاوُ۫دَ زَبُورًا

innā evHaynā ileyke ke mā evHaynā ilā nūHin ve n-nebiyyīne min beǎ'dihi ve evHaynā ilā ibrāhīme ve ismāǐyle ve isHāḳa ve yeǎ'ḳūbe ve l-esbāTi ve ǐysā ve eyyūbe ve yūnuse ve hārūne ve suleymāne ve āteynā dāvūde zebūran

Biz, Nuh'a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyüb'e, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a da vahyetmiştik. Davud'a da Zebur vermiştik.

A'raf 7:117وَاَوْحَيْنَٓاve evHaynāve biz de vahyettik

وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنْ اَلْقِ عَصَاكَ فَاِذَا هِيَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَ

ve evHaynā ilā mūsā en elḳi ǎSāke fe iƶā hiye telḳafu mā ye'fikūne

Biz de Musa'ya, "Elindeki değneğini at" diye vahyettik. Bir de ne görsünler o, onların uydurduklarını yakalayıp yutuyor.

A'raf 7:160وَاَوْحَيْنَٓاve evHaynāvahyettik

وَقَطَّعْنَاهُمُ اثْنَتَيْ عَشْرَةَ اَسْبَاطًا اُمَمًا وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اِذِ اسْتَسْقٰيهُ قَوْمُهُ اَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْحَجَرَ فَانْبَجَسَتْ مِنْهُ اثْنَتَا عَشْرَةَ عَيْنًا قَدْ عَلِمَ كُلُّ اُنَاسٍ مَشْرَبَهُمْ وَظَلَّلْنَا عَلَيْهِمُ الْغَمَامَ وَاَنْزَلْنَا عَلَيْهِمُ الْمَنَّ وَالسَّلْوٰى كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَمَا ظَلَمُونَا وَلٰكِنْ كَانُوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ

ve ḳaTTaǎ'nāhumu ṧnetey ǎşrate esbāTen umemen ve evHaynā ilā mūsā iƶi stesḳāhu ḳavmuhu eni Drib bi ǎSāke l-Hacera fe nbeceset minhu ṧnetā ǎşrate ǎynen ḳad ǎlime kullu unāsin meşrabehum ve Zellelnā ǎleyhimu l-ğamāme ve enzelnā ǎleyhimu l-menne ve s-selvā kulū min Tayyibāti mā razeḳnākum ve mā Zelemūnā ve lākin kānū enfusehum yeZlimūne

Biz onları on iki kabile halinde topluluklara ayırdık. (Tih sahrasında susuzluktan sıkılan) kavmi Musa'dan su istediğinde biz ona, "Asanı taşa vur" diye vahyettik. (Vurunca) taştan on iki pınar fışkırdı. Herkes (kendi) su içeceği yeri bildi. Üzerlerine bulutu da gölgelik yaptık ve onlara kudret helvası ve bıldırcın indirdik. "Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin iyi ve temiz olanlarından yiyin" (dedik). Onlar bize zulmetmediler, fakat kendi nefislerine zulmediyorlardı.

Yunus 10:87وَاَوْحَيْنَٓاve evHaynāve vahyettik

وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰى وَاَخِيهِ اَنْ تَبَوَّاٰ لِقَوْمِكُمَا بِمِصْرَ بُيُوتًا وَاجْعَلُوا بُيُوتَكُمْ قِبْلَةً وَاَقِيمُوا الصَّلٰوةَ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ

ve evHaynā ilā mūsā ve eḣīhi en tebevvā li ḳavmikumā bi miSra buyūten ve c'ǎlū buyūtekum ḳibleten ve eḳīmū S-Salāte ve beşşiri l-mu'minīne

Musa'ya ve kardeşine, "Kavminiz için Mısır'da (sığınak olarak) evler hazırlayın ve evlerinizi namaz kılınacak yerler yapın. Namazı dosdoğru kılın. Mü'minleri müjdele" diye vahyettik.

Yusuf 12:15وَاَوْحَيْنَٓاve evHaynāve biz vahyettik

فَلَمَّا ذَهَبُوا بِهِ وَاَجْمَعُٓوا اَنْ يَجْعَلُوهُ فِي غَيَابَتِ الْجُبِّ وَاَوْحَيْنَٓا اِلَيْهِ لَتُنَبِّئَنَّهُمْ بِاَمْرِهِمْ هٰذَا وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

fe lemmā ƶehebū bihi ve ecmeǔ en yec'ǎlūhu fī ğayābeti l-cubbi ve evHaynā ileyhi le tunebbiennehum bi emrihim hāƶā ve hum lā yeş'ǔrūne

Yusuf'u götürüp kuyunun dibine bırakmaya karar verdikleri zaman biz de ona, "Andolsun, (senin Yusuf olduğunun) farkında değillerken onların bu işlerini sen kendilerine haber vereceksin" diye vahyettik.

Enbiya 21:73وَاَوْحَيْنَٓاve evHaynāve vahyettik

وَجَعَلْنَاهُمْ اَئِمَّةً يَهْدُونَ بِاَمْرِنَا وَاَوْحَيْنَٓا اِلَيْهِمْ فِعْلَ الْخَيْرَاتِ وَاِقَامَ الصَّلٰوةِ وَاِيتَٓاءَ الزَّكٰوةِ وَكَانُوا لَنَا عَابِدِينَ

ve ceǎlnāhum eimmeten yehdūne bi emrinā ve evHaynā ileyhim fiǎ'le l-ḣayrāti ve iḳāme S-Salāti ve ītā'e z-zekāti ve kānū lenā ǎābidīne

Onları bizim emrimizle doğru yolu gösteren önderler yaptık ve kendilerine hayırlar işlemeyi, namazı dosdoğru kılmayı, zekatı vermeyi vahyettik. Onlar sadece bize ibadet eden kimselerdi.

Şuara 26:52وَاَوْحَيْنَٓاve evHaynāve vahyettik

وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنْ اَسْرِ بِعِبَادِي اِنَّكُمْ مُتَّبَعُونَ

ve evHaynā ilā mūsā en esri bi ǐbādī innekum muttebeǔne

Biz Musa'ya, "Kullarımı geceleyin yola çıkar, muhakkak ki takip edileceksiniz" diye vahyettik.

Kasas 28:7وَاَوْحَيْنَٓاve evHaynāve vahyettik

وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰٓى اُمِّ مُوسٰٓى اَنْ اَرْضِعِيهِ فَاِذَا خِفْتِ عَلَيْهِ فَاَلْقِيهِ فِي الْيَمِّ وَلَا تَخَافِي وَلَا تَحْزَنِي اِنَّا رَادُّوهُ اِلَيْكِ وَجَاعِلُوهُ مِنَ الْمُرْسَلِينَ

ve evHaynā ilā ummi mūsā en erDiǐyhi fe iƶā ḣifti ǎleyhi fe elḳīhi fī l-yemmi ve lā teḣāfī ve lā teHzenī innā rāddūhu ileyki ve cāǐlūhu mine l-murselīne

Musa'nın annesine, "Onu emzir, başına bir şey gelmesinden korktuğun zaman onu denize (Nil'e) bırak, korkma, üzülme. Çünkü biz onu sana döndüreceğiz ve onu peygamberlerden kılacağız" diye ilham ettik.

يُوحِي4 kez

En'am 6:112يُوحِيyūHīfısıldarlar

وَكَذٰلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ نَبِيٍّ عَدُوًّا شَيَاطِينَ الْاِنْسِ وَالْجِنِّ يُوحِي بَعْضُهُمْ اِلٰى بَعْضٍ زُخْرُفَ الْقَوْلِ غُرُورًا وَلَوْ شَاءَ رَبُّكَ مَا فَعَلُوهُ فَذَرْهُمْ وَمَا يَفْتَرُونَ

ve ke ƶālike ceǎlnā li kulli nebiyyin ǎduvven şeyāTīne l-insi ve l-cinni yūHī beǎ'Duhum ilā beǎ'Din zuḣrufe l-ḳavli ğurūran ve lev şā'e rabbuke mā feǎlūhu fe ƶerhum ve mā yefterūne

İşte böylece biz her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. Bunlar aldatmak için birbirlerine yaldızlı laflar fısıldarlar. Rabbin dileseydi, bunu yapamazlardı. O halde, onları iftiralarıyla baş başa bırak.

Enfal 8:12يُوحِيyūHīvahyediyordu

اِذْ يُوحِي رَبُّكَ اِلَى الْمَلٰٓئِكَةِ اَنِّي مَعَكُمْ فَثَبِّتُوا الَّذِينَ اٰمَنُوا سَاُلْقِي فِي قُلُوبِ الَّذِينَ كَفَرُوا الرُّعْبَ فَاضْرِبُوا فَوْقَ الْاَعْنَاقِ وَاضْرِبُوا مِنْهُمْ كُلَّ بَنَانٍ

iƶ yūHī rabbuke ilā l-melāiketi ennī meǎkum fe ṧebbitū (e)lleƶīne āmenū se ulḳī fī ḳulūbi (e)lleƶīne keferū r-ruǎ'be fe Dribū fevḳa l-eǎ'nāḳi ve Dribū minhum kulle benānin

Hani Rabbin meleklere, "Ben sizinle beraberim. İman edenlere sebat verin. Ben kafirlerin kalplerine korku salacağım. Şimdi vurun boyunlarının üstüne. Vurun, onların bütün parmaklarına" diye vahyediyordu.

Sebe 34:50يُوحِيyūHīvahyettiği

قُلْ اِنْ ضَلَلْتُ فَاِنَّمَٓا اَضِلُّ عَلٰى نَفْسِي وَاِنِ اهْتَدَيْتُ فَبِمَا يُوحِي اِلَيَّ رَبِّي اِنَّهُ سَمِيعٌ قَرِيبٌ

ḳul in Deleltu fe innemā eDillu ǎlā nefsī ve ini htedeytu fe bi mā yūHī ileyye rabbī innehu semīǔn ḳarībun

De ki: "Ben eğer sapmışsam, ancak kendi aleyhime sapmış olurum. Eğer hidayete ermişsem, bu da Rabbimin bana vahyettiği sayesindedir. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, kuluna çok yakındır."

Şura 42:3يُوحِيyūHīvahyeder

كَذٰلِكَ يُوحِي اِلَيْكَ وَاِلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكَ اللّٰهُ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

ke ƶālike yūHī ileyke ve ilā (e)lleƶīne min ḳablike (a)llahu l-ǎzīzu l-Hakīmu

(Ey Muhammed!) Mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah, sana ve senden öncekilere işte böyle vahyeder.

نُوحِي4 kez

Yusuf 12:109نُوحِيnūHīvahyettiğimiz

وَمَا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ اِلَّا رِجَالًا نُوحِي اِلَيْهِمْ مِنْ اَهْلِ الْقُرٰى اَفَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَلَدَارُ الْاٰخِرَةِ خَيْرٌ لِلَّذِينَ اتَّقَوْا اَفَلَا تَعْقِلُونَ

ve mā erselnā min ḳablike illā ricālen nūHī ileyhim min ehli l-ḳurā e fe lem yesīrū fī l-erDi fe yenZurū keyfe kāne ǎāḳibetu (e)lleƶīne min ḳablihim ve le dāru l-āḣirati ḣayrun li(e)lleƶīne tteḳav e fe lā teǎ'ḳilūne

Biz senden önce de, memleketler halkından ancak kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber olarak gönderdik. Yeryüzünde dolaşıp da, kendilerinden önce gelenlerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Elbette ahiret yurdu Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için daha iyidir. Hala aklınızı kullanmıyor musunuz?

Nahl 16:43نُوحِيnūHīvahyettiğimiz

وَمَا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ اِلَّا رِجَالًا نُوحِي اِلَيْهِمْ فَسْـَٔلُٓوا اَهْلَ الذِّكْرِ اِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ

ve mā erselnā min ḳablike illā ricālen nūHī ileyhim fe selū ehle ƶ-ƶikri in kuntum lā teǎ'lemūne

Senden önce de ancak, kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber olarak gönderdik. Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun.

Enbiya 21:7نُوحِيnūHīvahyettiğimiz

وَمَا اَرْسَلْنَا قَبْلَكَ اِلَّا رِجَالًا نُوحِي اِلَيْهِمْ فَسْـَٔلُٓوا اَهْلَ الذِّكْرِ اِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ

ve mā erselnā ḳableke illā ricālen nūHī ileyhim fe selū ehle ƶ-ƶikri in kuntum lā teǎ'lemūne

Senden önce de ancak kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber gönderdik. Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun.

Enbiya 21:25نُوحِيnūHīdiye vahyetmediğimiz

وَمَا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا نُوحِي اِلَيْهِ اَنَّهُ لَا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬ فَاعْبُدُونِ

ve mā erselnā min ḳablike min rasūlin illā nūHī ileyhi ennehu lā ilāhe illā enā fe ǎ'budūni

Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberlere, "Şüphesiz, benden başka hiçbir ilah yoktur. Öyleyse bana ibadet edin" diye vahyetmişizdir.

فَاَوْحٰٓى3 kez

İbrahim 14:13فَاَوْحٰٓىfe evHāşöyle vahyetti

وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِرُسُلِهِمْ لَنُخْرِجَنَّكُمْ مِنْ اَرْضِنَٓا اَوْ لَتَعُودُنَّ فِي مِلَّتِنَا فَاَوْحٰٓى اِلَيْهِمْ رَبُّهُمْ لَنُهْلِكَنَّ الظَّالِمِينَ

ve ḳāle (e)lleƶīne keferū li rusulihim le nuḣricennekum min erDinā ev le teǔdunne fī milletinā fe evHā ileyhim rabbuhum le nuhlikenne Z-Zālimīne

İnkar edenler, peygamberlerine; "Andolsun, ya sizi yurdumuzdan çıkaracağız, ya da bizim dinimize dönersiniz" dediler. Rableri de onlara şöyle vahyetti: "Biz zalimleri mutlaka yok edeceğiz."

Meryem 19:11فَاَوْحٰٓىfe evHāişaret etti

فَخَرَجَ عَلٰى قَوْمِهِ مِنَ الْمِحْرَابِ فَاَوْحٰٓى اِلَيْهِمْ اَنْ سَبِّحُوا بُكْرَةً وَعَشِيًّا

fe ḣarace ǎlā ḳavmihi mine l-miHrābi fe evHā ileyhim en sebbiHū bukraten ve ǎşiyyen

Derken Zekeriya ibadet yerinden halkının karşısına çıktı. (Konuşmak istedi, konuşamadı) ve onlara "Sabah akşam Allah'ı tespih edin" diye işaret etti.

Necm 53:10فَاَوْحٰٓىfe evHāsonra vahyetti

فَاَوْحٰٓى اِلٰى عَبْدِهِ مَا اَوْحٰى

fe evHā ilā ǎbdihi mā evHā

Böylece Allah kuluna vahyedeceğini vahyetti.

اَوْحٰٓى3 kez

İsra 17:39اَوْحٰٓىevHāvahyettiği

ذٰلِكَ مِمَّا اَوْحٰٓى اِلَيْكَ رَبُّكَ مِنَ الْحِكْمَةِ وَلَا تَجْعَلْ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَ فَتُلْقٰى فِي جَهَنَّمَ مَلُومًا مَدْحُورًا

ƶālike mimmā evHā ileyke rabbuke mine l-Hikmeti ve lā tec'ǎl meǎ (a)llahi ilāhen āḣara fe tulḳā fī cehenneme melūmen medHūran

Bunlar, Rabbinin sana vahyettiği bazı hikmetlerdir. Allah ile birlikte başka ilah edinme. Sonra kınanmış ve Allah'ın rahmetinden kovulmuş olarak cehenneme atılırsın.

Necm 53:10اَوْحٰىevHāvahyettiğini

فَاَوْحٰٓى اِلٰى عَبْدِهِ مَا اَوْحٰى

fe evHā ilā ǎbdihi mā evHā

Böylece Allah kuluna vahyedeceğini vahyetti.

Zilzal 99:5اَوْحٰىevHāvahyetmiştir

بِاَنَّ رَبَّكَ اَوْحٰى لَهَا

bi enne rabbeke evHā lehā

Çünkü Rabbin ona (öyle) vahyetmiştir.

نُوحِيهِ2 kez

Al-i İmran 3:44نُوحِيهِnūHīhivahyettiğimiz

ذٰلِكَ مِنْ اَنْبَٓاءِ الْغَيْبِ نُوحِيهِ اِلَيْكَ وَمَا كُنْتَ لَدَيْهِمْ اِذْ يُلْقُونَ اَقْلَامَهُمْ اَيُّهُمْ يَكْفُلُ مَرْيَمَ وَمَا كُنْتَ لَدَيْهِمْ اِذْ يَخْتَصِمُونَ

ƶālike min enbā'i l-ğaybi nūHīhi ileyke ve mā kunte ledeyhim iƶ yulḳūne eḳlāmehum eyyuhum yekfulu meryeme ve mā kunte ledeyhim iƶ yeḣteSimūne

(Ey Muhammed!) Bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Meryem'i kim himayesine alıp koruyacak diye kalemlerini (kur'a için) atarlarken sen yanlarında değildin. (Bu konuda) tartışırlarken de yanlarında değildin.

Yusuf 12:102نُوحِيهِnūHīhivahyettiğimiz

ذٰلِكَ مِنْ اَنْبَٓاءِ الْغَيْبِ نُوحِيهِ اِلَيْكَ وَمَا كُنْتَ لَدَيْهِمْ اِذْ اَجْمَعُٓوا اَمْرَهُمْ وَهُمْ يَمْكُرُونَ

ƶālike min enbā'i l-ğaybi nūHīhi ileyke ve mā kunte ledeyhim iƶ ecmeǔ emrahum ve hum yemkurūne

İşte bu (kıssa), gayb haberlerindendir. Onu sana biz vahiy yolu ile bildiriyoruz. Yoksa onlar tuzak kurarak işlerine karar verdikleri zaman sen onların yanında değildin.

وَاُو۫حِيَ2 kez

En'am 6:19وَاُو۫حِيَve ūHiyeve vahyolundu

قُلْ اَيُّ شَيْءٍ اَكْبَرُ شَهَادَةً قُلِ اللّٰهُ شَهِيدٌ بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ وَاُو۫حِيَ اِلَيَّ هٰذَا الْقُرْاٰنُ لِاُنْذِرَكُمْ بِهِ وَمَنْ بَلَغَ اَئِنَّكُمْ لَتَشْهَدُونَ اَنَّ مَعَ اللّٰهِ اٰلِهَةً اُخْرٰى قُلْ لَا اَشْهَدُ قُلْ اِنَّمَا هُوَ اِلٰهٌ وَاحِدٌ وَاِنَّنِي بَرِيءٌ مِمَّا تُشْرِكُونَ

ḳul eyyu şey'in ekberu şehādeten ḳuli (a)llahu şehīdun beynī ve beynekum ve ūHiye ileyye hāƶā l-ḳurānu li unƶirakum bihi ve men beleğa e innekum le teşhedūne enne meǎ (a)llahi āliheten uḣrā ḳul lā eşhedu ḳul innemā huve ilāhun vāHidun ve innenī berī'un mimmā tuşrikūne

De ki: "Şahitlik bakımından hangi şey daha büyüktür?" De ki: "Allah benimle sizin aranızda şahittir. İşte bu Kur'an bana, onunla sizi ve eriştiği herkesi uyarayım diye vahyolundu. Gerçekten siz mi Allah ile beraber başka ilahlar olduğuna şahitlik ediyorsunuz?" De ki: "Ben şahitlik etmem." De ki: "O, ancak tek bir ilahtır ve şüphesiz ben sizin Allah'a ortak koştuğunuz şeylerden uzağım."

Hud 11:36وَاُو۫حِيَve ūHiyevahyolundu

وَاُو۫حِيَ اِلٰى نُوحٍ اَنَّهُ لَنْ يُؤْمِنَ مِنْ قَوْمِكَ اِلَّا مَنْ قَدْ اٰمَنَ فَلَا تَبْتَئِسْ بِمَا كَانُوا يَفْعَلُونَ

ve ūHiye ilā nūHin ennehu len yu'mine min ḳavmike illā men ḳad āmene fe lā tebteis bimā kānū yef'ǎlūne

Nuh'a vahyolundu ki: "Kavminden daha önce iman etmiş olanlardan başka, artık hiç kimse iman etmeyecek. O halde, onların yapmakta oldukları şeylerden dolayı üzülme."

وَوَحْيِنَا2 kez

Hud 11:37وَوَحْيِنَاve veHyināve vahyimizle

وَاصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا وَلَا تُخَاطِبْنِي فِي الَّذِينَ ظَلَمُوا اِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ

ve Sneǐ l-fulke bi eǎ'yuninā ve veHyinā ve lā tuḣāTibnī fī (e)lleƶīne Zelemū innehum muğraḳūne

"Gözetimimiz altında ve vahyimize göre gemiyi yap. Zulmedenler hakkında bana bir şey söyleme. Çünkü onlar suda boğulacaklardır."

Mü'minun 23:27وَوَحْيِنَاve veHyināve vahyimizle

فَاَوْحَيْنَٓا اِلَيْهِ اَنِ اصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا فَاِذَا جَاءَ اَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُ فَاسْلُكْ فِيهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَاَهْلَكَ اِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ مِنْهُمْ وَلَا تُخَاطِبْنِي فِي الَّذِينَ ظَلَمُوا اِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ

fe evHaynā ileyhi eni Sneǐ l-fulke bi eǎ'yuninā ve veHyinā fe iƶā cā'e emrunā ve fāra t-tennūru fe sluk fīhā min kullin zevceyni ṧneyni ve ehleke illā men sebeḳa ǎleyhi l-ḳavlu minhum ve lā tuḣāTibnī fī (e)lleƶīne Zelemū innehum muğraḳūne

Bunun üzerine Nuh'a, "Bizim gözetimimiz altında ve vahyimize göre o gemiyi yap" diye vahyettik. "Bizim emrimiz gelip de tandır kaynamaya başlayınca, (sular coşup taştığında Nuh'a) dedik ki: "Her cins canlıdan (erkekli dişili) birer çift, bir de kendileri aleyhinde daha önce hüküm verilmiş olanlardan başka aileni gemiye al ve zulmeden kimseler hakkında bana hiç yalvarma! Şüphesiz onlar suda boğulacaklardır."

وَاَوْحٰى2 kez

Nahl 16:68وَاَوْحٰىve evHāşöyle vahyetti

وَاَوْحٰى رَبُّكَ اِلَى النَّحْلِ اَنِ اتَّخِذِي مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا وَمِنَ الشَّجَرِ وَمِمَّا يَعْرِشُونَ

ve evHā rabbuke ilā n-neHli eni tteḣiƶī mine l-cibāli buyūten ve mine ş-şeceri ve mimmā yeǎ'rişūne

Rabbin, bal arısına şöyle ilham etti: "Dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptıkları çardaklardan (kovanlardan) kendine evler edin."

Fussilet 41:12وَاَوْحٰىve evHāve vahyetti

فَقَضٰيهُنَّ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ فِي يَوْمَيْنِ وَاَوْحٰى فِي كُلِّ سَمَاءٍ اَمْرَهَا وَزَيَّنَّا السَّمَاءَ الدُّنْيَا بِمَصَابِيحَ وَحِفْظًا ذٰلِكَ تَقْدِيرُ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ

fe ḳaDāhunne seb'ǎ semāvātin fī yevmeyni ve evHā fī kulli semāin emrahā ve zeyyennā s-semāe d-dunyā bi meSābīHa ve HifZen ƶālike teḳdīru l-ǎzīzi l-ǎlīmi

Böylece onları, iki günde (iki evrede) yedi gök olarak yarattı ve her göğe kendi işini bildirdi. En yakın göğü kandillerle süsledik ve onu koruduk. İşte bu, mutlak güç sahibi ve hakkıyla bilen Allah'ın takdiridir.

فَاَوْحَيْنَٓا2 kez

Mü'minun 23:27فَاَوْحَيْنَٓاfe evHaynābiz de vahyettik

فَاَوْحَيْنَٓا اِلَيْهِ اَنِ اصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا فَاِذَا جَاءَ اَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُ فَاسْلُكْ فِيهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَاَهْلَكَ اِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ مِنْهُمْ وَلَا تُخَاطِبْنِي فِي الَّذِينَ ظَلَمُوا اِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ

fe evHaynā ileyhi eni Sneǐ l-fulke bi eǎ'yuninā ve veHyinā fe iƶā cā'e emrunā ve fāra t-tennūru fe sluk fīhā min kullin zevceyni ṧneyni ve ehleke illā men sebeḳa ǎleyhi l-ḳavlu minhum ve lā tuḣāTibnī fī (e)lleƶīne Zelemū innehum muğraḳūne

Bunun üzerine Nuh'a, "Bizim gözetimimiz altında ve vahyimize göre o gemiyi yap" diye vahyettik. "Bizim emrimiz gelip de tandır kaynamaya başlayınca, (sular coşup taştığında Nuh'a) dedik ki: "Her cins canlıdan (erkekli dişili) birer çift, bir de kendileri aleyhinde daha önce hüküm verilmiş olanlardan başka aileni gemiye al ve zulmeden kimseler hakkında bana hiç yalvarma! Şüphesiz onlar suda boğulacaklardır."

Şuara 26:63فَاَوْحَيْنَٓاfe evHaynādiye vahyettik

فَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْبَحْرَ فَانْفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَالطَّوْدِ الْعَظِيمِ

fe evHaynā ilā mūsā eni Drib bi ǎSāke l-baHra fe nfeleḳa fe kāne kullu firḳin ke T-Tavdi l-ǎZīmi

Bunun üzerine Musa'ya, "Asan ile denize vur" diye vahyettik. Deniz derhal yarıldı. Her parçası koca bir dağ gibiydi.

اَوْحَيْتُ1 kez

Maide 5:111اَوْحَيْتُevHaytuvahyetmiştim

وَاِذْ اَوْحَيْتُ اِلَى الْحَوَارِيِّنَ اَنْ اٰمِنُوا بِي وَبِرَسُولِي قَالُوا اٰمَنَّا وَاشْهَدْ بِاَنَّنَا مُسْلِمُونَ

ve iƶ evHaytu ilā l-Havāriyyīne en āminū bī ve bi rasūlī ḳālū āmennā ve şhed bi ennenā muslimūne

Hani bir de, "Bana ve Peygamberime iman edin" diye havarilere ilham etmiştim. Onlar da "İman ettik. Bizim müslüman olduğumuza sen de şahit ol" demişlerdi.

يُوحَ1 kez

En'am 6:93يُوحَyūHavahyedilmemiş iken

وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اَوْ قَالَ اُو۫حِيَ اِلَيَّ وَلَمْ يُوحَ اِلَيْهِ شَيْءٌ وَمَنْ قَالَ سَاُنْزِلُ مِثْلَ مَا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَلَوْ تَرٰٓى اِذِ الظَّالِمُونَ فِي غَمَرَاتِ الْمَوْتِ وَالْمَلٰٓئِكَةُ بَاسِطُٓوا اَيْدِيهِمْ اَخْرِجُٓوا اَنْفُسَكُمْ اَلْيَوْمَ تُجْزَوْنَ عَذَابَ الْهُونِ بِمَا كُنْتُمْ تَقُولُونَ عَلَى اللّٰهِ غَيْرَ الْحَقِّ وَكُنْتُمْ عَنْ اٰيَاتِهِ تَسْتَكْبِرُونَ

ve men eZlemu mimmeni fterā ǎlā (a)llahi keƶiben ev ḳāle ūHiye ileyye ve lem yūHa ileyhi şey'un ve men ḳāle se unzilu miṧle mā enzele (a)llahu ve lev terā iƶi Z-Zālimūne fī ğamerāti l-mevti ve l-melāiketu bāsiTū eydīhim eḣricū enfusekumu l-yevme tuczevne ǎƶābe l-hūni bimā kuntum teḳūlūne ǎlā (a)llahi ğayra l-Haḳḳi ve kuntum ǎn āyātihi testekbirūne

Allah'a karşı yalan uyduran veya kendine bir şey vahyedilmemişken, "Bana vahyolundu" diyen, ya da "Allah'ın indirdiğinin benzerini ben de indireceğim" diye laf eden kimseden daha zalim kimdir? Zalimlerin şiddetli ölüm sancıları içinde çırpındığı; meleklerin, ellerini uzatmış, "Haydi canlarınızı kurtarın! Allah'a karşı doğru olmayanı söylediğiniz, ve O'nun ayetlerinden kibirlenerek yüz çevirdiğiniz için bugün aşağılayıcı azap ile cezalandırılacaksınız" diyecekleri zaman hallerini bir görsen!

لَيُوحُونَ1 kez

En'am 6:121لَيُوحُونَle yūHūnefısıldarlar

وَلَا تَأْكُلُوا مِمَّا لَمْ يُذْكَرِ اسْمُ اللّٰهِ عَلَيْهِ وَاِنَّهُ لَفِسْقٌ وَاِنَّ الشَّيَاطِينَ لَيُوحُونَ اِلٰٓى اَوْلِيَٓائِهِمْ لِيُجَادِلُوكُمْ وَاِنْ اَطَعْتُمُوهُمْ اِنَّكُمْ لَمُشْرِكُونَ

ve lā te'kulū mimmā lem yuƶkeri ismu (a)llahi ǎleyhi ve innehu le fisḳun ve inne ş-şeyāTīne le yūHūne ilā evliyāihim li yucādilūkum ve in eTaǎ'tumūhum innekum le muşrikūne

Üzerine Allah adı anılmayan (hayvan)lardan yemeyin. Çünkü bu şekilde davranış fasıklıktır. Bir de şeytanlar kendi dostlarına sizinle mücadele etmeleri için mutlaka fısıldarlar. Onlara boyun eğerseniz şüphesiz siz de Allah'a ortak koşmuş olursunuz.

نُوحِيهَا1 kez

Hud 11:49نُوحِيهَاnūHīhāvahyettiğimiz

تِلْكَ مِنْ اَنْبَٓاءِ الْغَيْبِ نُوحِيهَا اِلَيْكَ مَا كُنْتَ تَعْلَمُهَا اَنْتَ وَلَا قَوْمُكَ مِنْ قَبْلِ هٰذَاۛ فَاصْبِرْ اِنَّ الْعَاقِبَةَ لِلْمُتَّقِينَ

tilke min enbā'i l-ğaybi nūHīhā ileyke mā kunte teǎ'lemuhā ente ve lā ḳavmuke min ḳabli hāƶā fe Sbir inne l-ǎāḳibete li l-mutteḳīne

İşte bunlar, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce onları ne sen biliyordun, ne de kavmin. O halde sabret. Çünkü (iyi) sonuç, Allah'a karşı gelmekten sakınanların olacaktır.

وَحْيُهُ1 kez

Ta-Ha 20:114وَحْيُهُveHyuhuvahyedilmesi

فَتَعَالَى اللّٰهُ الْمَلِكُ الْحَقُّ وَلَا تَعْجَلْ بِالْقُرْاٰنِ مِنْ قَبْلِ اَنْ يُقْضٰٓى اِلَيْكَ وَحْيُهُ وَقُلْ رَبِّ زِدْنِي عِلْمًا

fe teǎālā (a)llahu l-meliku l-Haḳḳu ve lā teǎ'cel bi l-ḳurāni min ḳabli en yuḳDā ileyke veHyuhu ve ḳul rabbi zidnī ǐlmen

Gerçek hükümdar olan Allah yücedir. Sana vahyedilmesi tamamlanmadan önce Kur'an'ı okumakta acele etme. "Rabbim! İlmimi arttır" de.

بِالْوَحْيِ1 kez

Enbiya 21:45بِالْوَحْيِbi l-veHyivahiyle

قُلْ اِنَّمَٓا اُنْذِرُكُمْ بِالْوَحْيِ وَلَا يَسْمَعُ الصُّمُّ الدُّعَاءَ اِذَا مَا يُنْذَرُونَ

ḳul innemā unƶirukum bi l-veHyi ve lā yesmeǔ S-Summu d-duǎā'e iƶā mā yunƶerūne

De ki: "Ben sizi ancak vahy ile uyarıyorum." Ama sağırlar uyarıldıkları vakit çağrıyı işitmezler.

وَحْيًا1 kez

Şura 42:51وَحْيًاveHyenvahiy

وَمَا كَانَ لِبَشَرٍ اَنْ يُكَلِّمَهُ اللّٰهُ اِلَّا وَحْيًا اَوْ مِنْ وَرَٓائِ۬ حِجَابٍ اَوْ يُرْسِلَ رَسُولًا فَيُوحِيَ بِاِذْنِهِ مَا يَشَاءُ اِنَّهُ عَلِيٌّ حَكِيمٌ

ve mā kāne li beşerin en yukellimehu (a)llahu illā veHyen ev min verā'i Hicābin ev yursile rasūlen fe yūHiye bi iƶnihi mā yeşā'u innehu ǎliyyun Hakīmun

Allah, bir insanla ancak vahiy yoluyla, yahut perde arkasından konuşur. Yahut bir elçi gönderip, izniyle ona dilediğini vahyeder. Şüphesiz O yücedir, hüküm ve hikmet sahibidir.

فَيُوحِيَ1 kez

Şura 42:51فَيُوحِيَfe yūHiyevahyedecek

وَمَا كَانَ لِبَشَرٍ اَنْ يُكَلِّمَهُ اللّٰهُ اِلَّا وَحْيًا اَوْ مِنْ وَرَٓائِ۬ حِجَابٍ اَوْ يُرْسِلَ رَسُولًا فَيُوحِيَ بِاِذْنِهِ مَا يَشَاءُ اِنَّهُ عَلِيٌّ حَكِيمٌ

ve mā kāne li beşerin en yukellimehu (a)llahu illā veHyen ev min verā'i Hicābin ev yursile rasūlen fe yūHiye bi iƶnihi mā yeşā'u innehu ǎliyyun Hakīmun

Allah, bir insanla ancak vahiy yoluyla, yahut perde arkasından konuşur. Yahut bir elçi gönderip, izniyle ona dilediğini vahyeder. Şüphesiz O yücedir, hüküm ve hikmet sahibidir.

وَحْيٌ1 kez

Necm 53:4وَحْيٌveHyunvahiy(den)

اِنْ هُوَ اِلَّا وَحْيٌ يُوحٰى

in huve illā veHyun yūHā

(Size okuduğu) Kur'an ancak kendisine bildirilen bir vahiydir.