← Sureler

Mushaf — 599. Sayfa

‹
/ 604
›
98. Beyyine Suresi

Rableri katında onların mükafatı, içlerinden ırmaklar akan, içlerinde ebedi kalacakları Adn cennetleridir. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah'tan razı olmuşlardır. İşte bu mükafat Rablerine derin saygı duyanlara mahsustur.

جَزَاؤُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا اَبَدًا رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ ذٰلِكَ لِمَنْ خَشِيَ رَبَّهُ

cezā'uhum ǐnde rabbihim cennātu ǎdnin tecrī min teHtihā l-enhāru ḣālidīne fīhā ebeden raDiye (a)llahu ǎnhum ve raDū ǎnhu ƶālike li men ḣaşiye rabbehu

99. Zilzal Suresi

(1-3) Yeryüzü kendine has bir sarsıntıya uğratıldığı, içindekileri dışarıya çıkarıp attığı ve insan, "Ona ne oluyor?" dediği zaman,

اِذَا زُلْزِلَتِ الْاَرْضُ زِلْزَالَهَا وَاَخْرَجَتِ الْاَرْضُ اَثْقَالَهَا وَقَالَ الْاِنْسَانُ مَا لَهَا

iƶā zulzileti l-erDu zilzālehā / ve eḣraceti l-erDu eṧḳālehā / ve ḳāle l-insānu mā lehā

İşte o gün, yer, kendi haberlerini anlatır.

يَوْمَئِذٍ تُحَدِّثُ اَخْبَارَهَا

yevmeiƶin tuHaddiṧu eḣbārahā

Çünkü Rabbin ona (öyle) vahyetmiştir.

بِاَنَّ رَبَّكَ اَوْحٰى لَهَا

bi enne rabbeke evHā lehā

O gün insanlar amellerinin kendilerine gösterilmesi için bölük bölük kabirlerinden çıkacaklardır.

يَوْمَئِذٍ يَصْدُرُ النَّاسُ اَشْتَاتًا لِيُرَوْا اَعْمَالَهُمْ

yevmeiƶin yeSduru n-nāsu eştāten li yurav eǎ'mālehum

Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse, onun mükafatını görecektir.

فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ

fe men yeǎ'mel miṧḳāle ƶerratin ḣayran yerahu

Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse, onun cezasını görecektir.

وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ

ve men yeǎ'mel miṧḳāle ƶerratin şerran yerahu

100. Adiyat Suresi

(1-6) Soluk soluğa süratle koşan, (koşarken ayaklarını) vurarak ateş çıkaran, sabah erkenden baskın yapan, orada tozu dumana katan ve düşman topluluğunun ortasına dalan atlara andolsun ki, insan gerçekten Rabbine karşı pek nankördür.

وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا فَالْمُورِيَاتِ قَدْحًا فَالْمُغِيرَاتِ صُبْحًا فَاَثَرْنَ بِهِ نَقْعًا فَوَسَطْنَ بِهِ جَمْعًا اِنَّ الْاِنْسَانَ لِرَبِّهِ لَكَنُودٌ

ve l-ǎādiyāti DebHen / fe l-mūriyāti ḳadHen / fe l-muğīrāti SubHen / fe eṧerne bihi neḳ'ǎn / fe veseTne bihi cem'ǎn / inne l-insāne li rabbihi le kenūdun

Hiç şüphesiz buna kendisi de şahittir.

وَاِنَّهُ عَلٰى ذٰلِكَ لَشَهِيدٌ

ve innehu ǎlā ƶālike le şehīdun

Hiç şüphesiz o, mal sevgisi sebebiyle çok katıdır.

وَاِنَّهُ لِحُبِّ الْخَيْرِ لَشَدِيدٌ

ve innehu li Hubbi l-ḣayri le şedīdun

(9-11) Acaba o bilmiyor mu ki, kabirlerde bulunanlar çıkarıldığı ve kalplerdeki ortaya konulduğu zaman, işte o gün onların Rabbi kendilerinin her halinden mutlaka haberdardır.

اَفَلَا يَعْلَمُ اِذَا بُعْثِرَ مَا فِي الْقُبُورِ

e fe lā yeǎ'lemu iƶā buǎ'ṧira mā fī l-ḳubūri