← Sureler

Mushaf — 600. Sayfa

‹
/ 604
›
100. Adiyat Suresi

(9-11) Acaba o bilmiyor mu ki, kabirlerde bulunanlar çıkarıldığı ve kalplerdeki ortaya konulduğu zaman, işte o gün onların Rabbi kendilerinin her halinden mutlaka haberdardır.

وَحُصِّلَ مَا فِي الصُّدُورِ اِنَّ رَبَّهُمْ بِهِمْ يَوْمَئِذٍ لَخَبِيرٌ

ve HuSSile mā fī S-Sudūri / inne rabbehum bihim yevmeiƶin le ḣabīrun

101. Karia Suresi

Yürekleri hoplatan büyük felaket!

اَلْقَارِعَةُ

l-ḳāriǎtu

Nedir o yürekleri hoplatan büyük felaket?

مَا الْقَارِعَةُ

mā l-ḳāriǎtu

Yürekleri hoplatan büyük felaketin ne olduğunu sen ne bileceksin?

وَمَا اَدْرٰيكَ مَا الْقَارِعَةُ

ve mā edrāke mā l-ḳāriǎtu

O gün insanlar, her biri bir tarafa uçuşan küçük kelebekler gibi olacaktır.

يَوْمَ يَكُونُ النَّاسُ كَالْفَرَاشِ الْمَبْثُوثِ

yevme yekūnu n-nāsu ke l-ferāşi l-mebṧūṧi

Dağlar da atılmış renkli yünler gibi olacaktır.

وَتَكُونُ الْجِبَالُ كَالْعِهْنِ الْمَنْفُوشِ

ve tekūnu l-cibālu ke l-'ǐhni l-menfūşi

İşte o vakit, kimin tartıları ağır gelmişse,

فَاَمَّا مَنْ ثَقُلَتْ مَوَازِينُهُ

fe emmā men ṧeḳulet mevāzīnuhu

Artık o, hoşnut olacağı bir hayat içinde olacaktır.

فَهُوَ فِي عِيشَةٍ رَاضِيَةٍ

fe huve fī ǐyşetin rāDiyetin

Ama kimin de tartıları hafif gelirse,

وَاَمَّا مَنْ خَفَّتْ مَوَازِينُهُ

ve emmā men ḣaffet mevāzīnuhu

İşte onun anası (varacağı yer) Haviye'dir.

فَاُمُّهُ هَاوِيَةٌ

fe ummuhu hāviyetun

Sen Haviye'nin ne olduğunu ne bileceksin?

وَمَا اَدْرٰيكَ مَا هِيَهْ

ve mā edrāke mā hiyeh

O, kızgın bir ateştir.

نَارٌ حَامِيَةٌ

nārun Hāmiyetun

102. Tekasür Suresi

(1-2) Çoklukla övünmek sizi, kabirlere varıncaya (ölünceye) kadar oyaladı.

اَلْهٰيكُمُ التَّكَاثُرُ حَتّٰى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ

elhākumu t-tekāṧuru / Hattā zurtumu l-meḳābira

Hayır; ileride bileceksiniz!

كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ

kellā sevfe teǎ'lemūne

Hayır, Hayır! İleride bileceksiniz!

ثُمَّ كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ

ṧumme kellā sevfe teǎ'lemūne

Hayır, kesin olarak bir bilseniz..

كَلَّا لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ الْيَقِينِ

kellā lev teǎ'lemūne ǐlme l-yeḳīni

Andolsun, o cehennemi muhakkak göreceksiniz.

لَتَرَوُنَّ الْجَحِيمَ

le teravunne l-ceHīme

Yine andolsun, onu gözünüzle kesin olarak göreceksiniz.

ثُمَّ لَتَرَوُنَّهَا عَيْنَ الْيَقِينِ

ṧumme le teravunnehā ǎyne l-yeḳīni

Sonra o gün, nimetlerden mutlaka hesaba çekileceksiniz?

ثُمَّ لَتُسْـَٔلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ

ṧumme le tuselunne yevmeiƶin ǎni n-neǐymi