(9-11) Acaba o bilmiyor mu ki, kabirlerde bulunanlar çıkarıldığı ve kalplerdeki ortaya konulduğu zaman, işte o gün onların Rabbi kendilerinin her halinden mutlaka haberdardır.
وَحُصِّلَ مَا فِي الصُّدُورِ اِنَّ رَبَّهُمْ بِهِمْ يَوْمَئِذٍ لَخَبِيرٌ
Yürekleri hoplatan büyük felaket!
اَلْقَارِعَةُ
Nedir o yürekleri hoplatan büyük felaket?
مَا الْقَارِعَةُ
Yürekleri hoplatan büyük felaketin ne olduğunu sen ne bileceksin?
وَمَا اَدْرٰيكَ مَا الْقَارِعَةُ
O gün insanlar, her biri bir tarafa uçuşan küçük kelebekler gibi olacaktır.
يَوْمَ يَكُونُ النَّاسُ كَالْفَرَاشِ الْمَبْثُوثِ
Dağlar da atılmış renkli yünler gibi olacaktır.
وَتَكُونُ الْجِبَالُ كَالْعِهْنِ الْمَنْفُوشِ
İşte o vakit, kimin tartıları ağır gelmişse,
فَاَمَّا مَنْ ثَقُلَتْ مَوَازِينُهُ
Artık o, hoşnut olacağı bir hayat içinde olacaktır.
فَهُوَ فِي عِيشَةٍ رَاضِيَةٍ
Ama kimin de tartıları hafif gelirse,
وَاَمَّا مَنْ خَفَّتْ مَوَازِينُهُ
İşte onun anası (varacağı yer) Haviye'dir.
فَاُمُّهُ هَاوِيَةٌ
Sen Haviye'nin ne olduğunu ne bileceksin?
وَمَا اَدْرٰيكَ مَا هِيَهْ
O, kızgın bir ateştir.
نَارٌ حَامِيَةٌ
(1-2) Çoklukla övünmek sizi, kabirlere varıncaya (ölünceye) kadar oyaladı.
اَلْهٰيكُمُ التَّكَاثُرُ حَتّٰى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ
Hayır; ileride bileceksiniz!
كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ
Hayır, Hayır! İleride bileceksiniz!
ثُمَّ كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ
Hayır, kesin olarak bir bilseniz..
كَلَّا لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ الْيَقِينِ
Andolsun, o cehennemi muhakkak göreceksiniz.
لَتَرَوُنَّ الْجَحِيمَ
Yine andolsun, onu gözünüzle kesin olarak göreceksiniz.
ثُمَّ لَتَرَوُنَّهَا عَيْنَ الْيَقِينِ
Sonra o gün, nimetlerden mutlaka hesaba çekileceksiniz?
ثُمَّ لَتُسْـَٔلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ