(1-2) Andolsun zamana ki, insan gerçekten ziyan içindedir.
وَالْعَصْرِ اِنَّ الْاِنْسَانَ لَفِي خُسْرٍ
Ancak, iman edip de salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler, birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka (Onlar ziyanda değillerdir).
اِلَّا الَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ
(1-2) Mal toplayan ve onu durmadan sayan, insanları arkadan çekiştiren, kaş göz işaretiyle alay eden her kişinin vay haline!
وَيْلٌ لِكُلِّ هُمَزَةٍ لُمَزَةٍ اَلَّذِي جَمَعَ مَالًا وَعَدَّدَهُ
O, malının, kendisini ebedileştirdiğini sanır.
يَحْسَبُ اَنَّ مَالَهُ اَخْلَدَهُ
Hayır! Andolsun ki o, Hutame'ye atılacaktır.
كَلَّا لَيُنْبَذَنَّ فِي الْحُطَمَةِ
Hutame'nin ne olduğunu sen ne bileceksin?
وَمَا اَدْرٰيكَ مَا الْحُطَمَةُ
(6-7) O, Allah'ın, yüreklere işleyen tutuşturulmuş ateşidir.
نَارُ اللّٰهِ الْمُوقَدَةُ اَلَّتِي تَطَّلِعُ عَلَى الْاَفْـِٔدَةِ
(8-9) Şüphesiz uzatılmış direkler arasında (bağlı oldukları halde) ateş onların üzerine kapatılacaktır.
اِنَّهَا عَلَيْهِمْ مُؤْصَدَةٌ فِي عَمَدٍ مُمَدَّدَةٍ
Rabbinin, fil sahiplerine ne yaptığını görmedin mi?
اَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِاَصْحَابِ الْفِيلِ
Onların tuzaklarını boşa çıkarmadı mı?
اَلَمْ يَجْعَلْ كَيْدَهُمْ فِي تَضْلِيلٍ
(3-5) Üzerlerine balçıktan pişirilmiş taşlar atan sürü sürü kuşlar gönderdi. Nihayet onları yenilmiş ekin yaprakları haline getirdi.
وَاَرْسَلَ عَلَيْهِمْ طَيْرًا اَبَابِيلَ تَرْمِيهِمْ بِحِجَارَةٍ مِنْ سِجِّيلٍ فَجَعَلَهُمْ كَعَصْفٍ مَأْكُولٍ