Sözlük

و ر ث (WRS̃)

T-r-s

وَتَأْكُلُونَ التُّرَاثَ أَكْلاً لَمّاً Size kalan mirası hak gözetmeden yiyorsunuz (89/Fecr 19) تَرِثَ kelimesinin aslı وُرَاثٌ sözcüğüdür. Bu ise, vav bölümünde ele alınacaktır.

V-r-s

وِرَاثَة ve إِرْث : Akit ve benzeri gibi bir işlem olmaksızın bir malın/servetin başkasından kişiye intikal etmesidir. Ölüden insana kalan mala da bu ad verilmiştir. Bu şekilde insana geçen mala مِيرَاث ve إِرْث denmiştir.

تُرَاث kelimesinin aslı da وُرَاث şeklindedir. Baş harfi, önce elif, sonra harfine dönüşmüştür. Allah buyurur ki: وَتَأْكُلُونَ التُّرَاثَ Siz mirası yiyorsunuz (89/Fecr 19).

Hz. Peygamber de şöyle buyurur: اُثْبُتُوا عَلَى مَشَاعِرِكُمْ فَإِنَّكُمْ عَلَى إِرْثِ أَبِيكُمْ Hac’da belirtilen ibâdet yerlerinde durunuz. Çünkü siz babanız İbrahim (as)’in mirası üzeresiniz.

Şair şöyle der:

471- فَيَنْظُرُ فِي صُحُفٍ كَالرِّيَا *** طِ فِيهِنَّ إِرْثُ كِتَابٍ مَحِيُّ

471- O da çarşaf gibi olan sayfalara bakmaktadır;

İçinde kazınmış olarak bir miras yazısı bulunan.

وَرِثْتُ مَالاً عَنْ زَيْدٍ Zeyd’den bir mal miras aldım, وَرِثْتُ زَيْدًا Zeyd’e varis oldum denir. Allah buyurur ki: وَوَرِثَ سُلَيْمَانُ دَاوُودَ Süleyman Davud’a varis oldu (27/Neml 16), وَوَرِثَهُ أَبَوَاهُ anası babası ona varis olur (4Nisâ 11), وَعَلَى الْوَارِثِ مِثْلُ ذَلِكَ Varise de aynı şeyi yapmak borçtur (2/Bakara 233).

أَوْرَثَنِي اْلمَيِّتُ كَذَا ölen adam bana şunları miras bıraktı denir. Allah buyurur ki: وَإِنْ كَانَ رَجُلٌ يُورَثُ كَلاَلَةً Eğer bir erkek veya kadına kelale yollu (çocuğu ve babası olmadığı hâlde) varis olunuyor (4/Nisâ 12).

أَوْرَثَنِيَ اللهُ كَذَا Yüce Allah şunları bana karşılıksız verdi denir. Allah buyurur ki: وَأَوْرَثْنَاهَا بَنِي إِسْرَائِيلَ oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık (26/Şuarâ 59), وَأَوْرَثْنَاهَا قَوْماً آخَرِينَ ; onları başka bir millete miras bıraktık (44/Duhân 28), وَأَوْرَثَكُمْ أَرْضَهُمْ Yerlerini size miras olarak verdi (33/Ahzâb 27), وَأَوْرَثْنَا الْقَوْمَ onları mirasçı kıldık (7/A’râf 137), يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لاَ يَحِلُّ لَكُمْ أَن تَرِثُوا النِّسَاء كَرْهاً Ey İnananlar! Kadınlara zorla mirasçı olmaya kalkmanız size helal değildir (4/Nisâ 19).

Yorulmadan, zahmetsiz olarak bir şey elde edene قَدْ وَرِثَ كَذَا falan şeyi miras aldı denir. Güzel bir şey ihsan edilene أُورِثَ denir. Allah buyurur ki: وَتِلْكَ الْجَنَّةُ الَّتِي أُورِثْتُمُوهَا size ihsan edilen işte bu cennettir (43/Zuhruf 72); أُوْلَئِكَ هُمُ الْوَارِثُونَ - الَّذِينَ يَرِثُونَ İşte onlar, varis olanlardır; * onlar ki varis olurlar (23/Mü’minûn 10-11), وَيَرِثُ مِنْ آلِ يَعْقُوبَ ve Yakub oğullarına mirasçı olsun (19/Meryem 6).

Burada kastedilen mal değil, peygamberlik, ilim ve fazilet mirasıdır. Çünkü peygamberlerin katında malın bir değeri yoktur ki, onu elde etmek için birbirleriyle yarışsınlar. Hatta onlar çok nadiren mal sahibi olur ve mala mülke sahip olurlar.

Hz. Peygamber (sas) bu konuda şöyle buyurmaktadır: إِنَّا مَعَاشِرَ اْلأَنْبِيَاءِ لاَ نُورَثُ، مَا تَرَكْنَاهُ صَدَقَةٌ Biz peygamberler topluluğuna mirasçı olunmaz; bizim bıraktıklarımız sadakadır.

Bazıları, bu hadisin anlamının, bıraktıklarımız ilimdir, bunda da bütün ümmet ortaktır, şeklinde olduğunu söylemişler.

Diğer bir hadiste Hz. Peygamber şöyle buyurur: اَلْعُلَمَاءُ وَرَثَةُ اْلأَنْبِيَاءِ Alimler peygamberlerin varisleridir.

Bu hadis de bıraktıkları ilme işarettir. Bu ilim parasız ve minnetsiz olduğundan onun için miras kelimesi kullanılmıştır.

Hz. Peygamber (sas) Hz. Ali (ra)’ye: أَنْتَ أَخِي وَوَارِثِي . قَالَ: وَمَا أَرِثُكَ؟ قَالَ: مَا وَرَّثَتِ اْلأَنْبِيَاءُ قَبْلِي، كِتَابَ اللهِ وَسُنَّتِي Sen benim kardeşim ve varisimsin, demiş; Hz. Ali, neyinin mirasçıyım? diye sorunca, O da: Benden önceki peygamberlerin miras bıraktıklarına: Allah’ın kitabı ve sünnetime, cevabını vermiştir.

Yüce Allah da kendisini bazen وَارِث olarak nitelendirmiştir. Çünkü her şey sonunda ona varacaktır.

Allah buyurur ki: وَلِلّهِ مِيرَاثُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ Göklerin ve yerin mirası Allah’ındır (3/Âl-i İmrân 180); وَنَحْنُ الْوَارِثُونَ hepsinin mirasçısı Biziz (15/Hicr 23). Yüce Allah’ın varis olması çünkü bir rivâyete göre: أَنَّهُ يُنَادِي لِمَنِ اْلمُلْكُ اْليَوْمَ؟ فَيُقَالُ ِللهِ اْلوَاحِدِ اْلقَهَّارِ Kıyamet günü, bugün mülk kimindir? diye nida edilir. Tek ve kahredici olan Allah’ındır diye cevap verilir.

وَرِثْتُ عِلْمًا مِنْ فُلاَنٍ Falan kişiden ilim miras aldım yani ondan istifâde ettim denir. Allah buyurur ki: وَرِثُوا الْكِتَابَ Kitap’a mirasçı oldular (7/A’râf 169); أُورِثُوا الْكِتَابَ Kitaba varis kılınanlar (42/Şûrâ 14); ثُمَّ أَوْرَثْنَا الْكِتَابَ Sonra bu Kitap’ı miras bırakmışızdır (35/Fâtır 32); يَرِثُهَا عِبَادِيَ الصَّالِحُونَ ona iyi kullarım mirasçı olacaktır (21/Enbiyâ 105).

Çünkü gerçek mirasçılık eziyet çekilmeden, hesap sorulmadan bir şeyler elde etmektir. Allah’ın iyi kulları, dünyadan gereği kadarını, gerekli zamanda, gerektiği gibi alırlar. Dünyadan bu şekilde istifâde eden hesaba çekilmez onun için cezaya uğratılmaz. Bilakis aldıkları ona bağışlanır ve kendisinden vazgeçilir. Bir rivâyette şöyle denir: مَنْ حَاسَبَ نَفْسَهُ فِي الدُّنْيَا لَمْ يُحَاسِبْهُ اللهُ فِي اْلآخِرَةِ Dünyada kendisini hesaba çekeni Yüce Allah âhirette hesaba çekmez.

Kur'an'da geçtiği ayetleri gör →