Sözlük

و ه ب (WHB)

V-h-b

Kişinin kendi malını herhangi bir karşılık düşünmeden başkasına vermesi manasına gelen هِبَة sözcüğü, fiil olarak وَهَبْتُهُ هِبَةً وَمَوْهِبَةً وَمَوْهِبًا şeklinde ifâde edilir.

Bu bağlamda Allah buyurur ki:وَوَهَبْنَا لَهُ إِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ كُلاً هَدَيْنَا وَنُوحًا هَدَيْنَا مِنْ قَبْلُ وَمِنْ ذُرِّيَّتِهِ دَاوُودَ وَسُلَيْمَانَ وَأَيُّوبَ وَيُوسُفَ وَمُوسَى وَهَارُونَ وَكَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ Biz ona İshak’ı ve Yakub’u da bağışladır: Hepsine de doğru yolu gösterdik. Nitekim daha önce Nuh’a ve onun soyundan Davud’a, Süleyman’a, Eyyub’a, Yusuf’a, Musa’ya ve Harun’a da yol göstermiştik. Biz güzel davrananlara böyle karşılık veririz (6/En’âm 84); الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي وَهَبَ لِي عَلَى الْكِبَرِ إِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَاقَ İhtiyarlık hâlimde bana İsmail’i ve İshak’ı karşılıksız veren Allah’a hamd olsun (14/İbrâhîm 39); قَالَ إِنَّمَا أَنَا رَسُولُ رَبِّكِ لأَهَبَ لَكِ غُلاَمًا زَكِيًّا Melek: Ben, sana temiz bir oğlan bağışlamak için, Rabbinin gönderdiği bir elçiyim, dedi (19/Meryem 19).

Burada melek, hibe edenin kendisi olduğunu belirtmiştir. Çünkü, bu hediye kendisine ulaştıran kendisidir. Bir kıraate göre لِيَهَبَ لَكِ diye okunmuştur. Böylece, hibe, direk Yüce Allah’a nispet edilmiştir. Bu, gerçek manasıdır. Birincisi ise, geniş manasıyla düşünüldüğünde doğru olur.

Allah buyurur ki: فَفَرَرْتُ مِنْكُمْ لَمَّا خِفْتُكُمْ فَوَهَبَ لِي رَبِّي حُكْمًا وَجَعَلَنِي مِنَ الْمُرْسَلِينَ Sizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım. Sonra Rabbim bana güç bahşetti ve beni peygamberlerden kıldı (26/Şuarâ 21); وَوَهَبْنَا لِدَاوُودَ سُلَيْمَانَ نِعْمَ الْعَبْدُ إِنَّهُ أَوَّابٌ Bir de Davud’a Süleyman’ı bahşettik. Süleyman ne güzel kuldu. Çünkü o seslice tespih edip Allah’a yönelirdi (38/Sâd 30); وَوَهَبْنَا لَهُ أَهْلَهُ وَمِثْلَهُمْ مَعَهُمْ رَحْمَةً مِنَّا وَذِكْرَى لأُولِي اْلأَلْبَابِ Ve ona, bütün ailesini ve beraberlerinde bir mislini daha tarafımızdan bir rahmet olarak bahşettik ki, akıl sahipleri için bir ibret olsun (38/Sâd 43); وَوَهَبْنَا لَهُ مِنْ رَحْمَتِنَا أَخَاهُ هَارُونَ نَبِيًّا Rahmetimizden de ona, kardeşi Harun’u bir peygamber olarak ihsan eyledik (19/Meryem 53).

Yine buyurur ki: وَإِنِّي خِفْتُ الْمَوَالِيَ مِنْ وَرَائِي وَكَانَتِ امْرَأَتِي عَاقِرًا فَهَبْ لِي مِنْ لَدُنْكَ وَلِيًّا Gerçekten ben, arkamdan yerime geçecek varislerden endişedeyim. Karım da kısır bulunuyor. Onun için katından bana bir veli ihsan et (19/Meryem 5); وَالَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا هَبْ لَنَا مِنْ أَزْوَاجِنَا وَذُرِّيَّاتِنَا قُرَّةَ أَعْيُنٍ وَاجْعَلْنَا لِلْمُتَّقِينَ إِمَامًا Ve onlar ki: Ey Rabbimiz! Bize gözümüzü aydınlatacak eşler ve zürriyetler ihsan et ve bizi takva sahiplerine önder kıl, derler (25/Furkân 74); رَبَّنَا لاَ تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً إِنَّكَ أَنْتَ الْوَهَّابُ Ey Rabbimiz! Bize ihsan ettiğin hidâyetten sonra kalplerimizi haktan saptırma, bize kendi katından rahmet ihsan eyle! Şüphesiz ki, Sen bol ihsan sahibisin (3/Âl-i İmrân 8); قَالَ رَبِّ اغْفِرْ لِي وَهَبْ لِي مُلْكًا لاَ يَنْبَغِي لِأَحَدٍ مِنْ بَعْدِي إِنَّكَ أَنْتَ الْوَهَّابُ Süleyman: Ey Rabbim! Beni bağışla ve bana öyle bir mülk ihsan et ki, ardımdan hiç kimseye yaraşmasın. Şüphesiz, bütün dilekleri veren sensin, dedi (38/Sâd 35).

Yüce Allah, hem الوَاهِب hem de الوَهَّاب diye nitelendirilir. Bu, onun herkese hak ettiği kadar hibe ettiğini bildirmektedir.

وَامْرَأَةً مُؤْمِنَةً إِنْ وَهَبَتْ نَفْسَهَا لِلنَّبِيِّ إِنْ أَرَادَ النَّبِيُّ أَنْ يَسْتَنْكِحَهَا bir de mü’min bir kadın kendini peygambere hibe ederse, peygamber nikâh etmek istediği takdirde (33/Ahzâb 50) âyetinde söz konusu olan da kadının kendini Peygambere (sas) karşılıksız olarak vermesidir.

اِتِّهَاب ise, hibeyi kabul etmektir. Bu anlamda hadiste şöyle denmiştir:لَقَدْ هَمَمْتُ أَنْ لاَ أَتَّهِبَ إِلاَّ مِنْ قَرْشِيٍّ أَوْ أَنْصَارِيٍّ أَوْ ثَقَفِيٍّ Ben, Kureyş’ten, Ensârdan veya Sakîften başkasından hiçbir hediye kabul etmemeyi düşünmüştüm.

Kur'an'da geçtiği ayetleri gör →