و ج ب (WCB)
V-c-b
وَاجِب ise, birkaç şekilde kullanılır.
Birincisi: Mümkün olanın zıt anlamlısı manasında. Bu da, mevcut olanın içinden çıkarıldığı düşünüldüğünde imkânsızın meydana gelmesidir. Misal: İkinin varlığında birin de varlığı gibi. Çünkü, iki var olduğu sürece biri yok saymak imkânsızdır.
İkincisi: Yapılmaması kınamayı hak ettiren şeyler manasında. Bu da iki şekilde gerçekleşir.
1. Akli yönden vacip olanlar. Allah’ın birliğini ve Peygamberliği bilmek gibi.
2. Şerîat tarafından vacip kılınanlar. Yapmakla yükümlü tutulduğumuz ibâdetler gibi.
وَجَبَتِ الشَّمْسُ Güneş battı. Bu tıpkı سَقَطَتْ düştü ve وَقَعَتْ meydana geldi fiilleri gibidir. Yüce Allah’ın şu sözü de bu anlamdadır: فَإِذَا وَجَبَتْ جُنُوبُهَا Yan üstü düştüklerinde artık canı çıktı (22/Hac 36). وَجَبَ اْلقَلبُ وَجِيبًا Kalp olayın gerçekleştiğine kanaat getirdi. Bunların hepsi orada bir şeyin meydana geldiği düşünüldüğünden bu manaya gelmektedir. Onun için onların hepsinde أَوْجَبَ gerektirdi, fiili kullanılır.
مُوجِباَت kelimesi ise, Yüce Allah’ın cehennemini gerektirdiğini bildirdiği büyük günâhlar manasındadır.
Bazıları ise وَاجِب kelimesi iki şekilde kullanılır derler:
1. Olması kaçınılmaz olarak zorunlu olan. Yüce Allah için söylediğimiz: وَاجِبٌ وُجُودُهُ varlığı zorunludur, sözü gibi.
2. Var olması kendisinin en doğal hakkı olan.
Fukahâ’nın vacibi tanımlarken söylediklerine gelince, onlar وَاجِب Vâcip: Kişinin yapmadığında azaba müstahak olduğu şeydir derler. Bu tanım, bir şeyi gerçek ve ayrılmaz niteliğiyle değil, geçici bir nitelikle tanımlamaktan doğmuştur. Bunu şu misalle daha anlaşılır kılabiliriz: İnsan, yürüdüğünde iki ayak üzerinde ve belini dik tutarak yürüyen varlıktır.