و ر ث (WRS̃) kökünün geçtiği ayetler

Sözlük anlamı

Birine mirasçı olmak, birinin mirasını almak, hayatta kalmak, birinden sonra birinin sahibi veya destekçisi olmak, halef olmak

Kaynak: Açık Kuran — CC BY-NC-SA 4.0

İlgili Ayetler (35)

Bu kök Kur'an boyunca 35 kez, 25 farklı çekimlenmiş biçimde geçer.

Sırala:

وَاَوْرَثْنَا3 kez

A'raf 7:137وَاَوْرَثْنَاve evraṧnāve mirasçı kıldık

وَاَوْرَثْنَا الْقَوْمَ الَّذِينَ كَانُوا يُسْتَضْعَفُونَ مَشَارِقَ الْاَرْضِ وَمَغَارِبَهَا الَّتِي بَارَكْنَا فِيهَا وَتَمَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ الْحُسْنٰى عَلٰى بَنِي اِسْرَٓاءِيلَ بِمَا صَبَرُوا وَدَمَّرْنَا مَا كَانَ يَصْنَعُ فِرْعَوْنُ وَقَوْمُهُ وَمَا كَانُوا يَعْرِشُونَ

ve evraṧnā l-ḳavme (e)lleƶīne kānū yusteD'ǎfūne meşāriḳa l-erDi ve meğāribehā lletī bāraknā fīhā ve temmet kelimetu rabbike l-Husnā ǎlā benī isrāīle bimā Saberū ve demmernā mā kāne yeSneǔ fir'ǎvnu ve ḳavmuhu ve mā kānū yeǎ'rişūne

Hor görülüp ezilmekte olan kavmi (İsrailoğullarını), toprağına bolluk ve bereket verdiğimiz yerin doğu ve batı taraflarına mirasçı kıldık. Rabbinin İsrailoğullarına verdiği güzel söz, onların sabretmeleri karşılığında gerçekleşti. Firavun ve kavminin yaptıklarını ve (özenle kurup) yükselttiklerini yerle bir ettik.

Zümer 39:74وَاَوْرَثَنَاve evraṧenāve bizi varis kıldı

وَقَالُوا الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِي صَدَقَنَا وَعْدَهُ وَاَوْرَثَنَا الْاَرْضَ نَتَبَوَّاُ مِنَ الْجَنَّةِ حَيْثُ نَشَاءُ فَنِعْمَ اَجْرُ الْعَامِلِينَ

ve ḳālū l-Hamdu li (a)llahi elleƶī Sadeḳanā veǎ'dehu ve evraṧenā l-erDe netebevveu mine l-cenneti Hayṧu neşā'u fe niǎ'me ecru l-ǎāmilīne

Onlar şöyle derler: "Hamd, bize olan vaadini gerçekleştiren ve bizi cennetten dilediğimiz yere konmak üzere bu yurda varis kılan Allah'a mahsustur. Salih amel işleyenlerin mükafatı ne güzelmiş!"

Mü'min 40:53وَاَوْرَثْنَاve evraṧnāve miras kıldık

وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْهُدٰى وَاَوْرَثْنَا بَنِي اِسْرَٓاءِيلَ الْكِتَابَ

ve leḳad āteynā mūsā l-hudā ve evraṧnā benī isrāīle l-kitābe

(53-54) Andolsun, biz Musa'ya hidayet verdik. İsrailoğulları'na da, akıl sahipleri için bir öğüt ve doğruluk rehberi olarak o kitabı (Tevrat'ı) miras bıraktık.

الْوَارِثِينَ3 kez

Enbiya 21:89الْوَارِثِينَl-vāriṧīnevarislerin

وَزَكَرِيَّا اِذْ نَادٰى رَبَّهُ رَبِّ لَا تَذَرْنِي فَرْدًا وَاَنْتَ خَيْرُ الْوَارِثِينَ

ve zekeriyyā iƶ nādā rabbehu rabbi lā teƶernī ferden ve ente ḣayru l-vāriṧīne

Zekeriya'yı da hatırla. Hani o, Rabbine, "Rabbim! Beni tek başıma bırakma. Sen varislerin en hayırlısısın" diye dua etmişti.

Kasas 28:5الْوَارِثِينَl-vāriṧīnemirasçı

وَنُرِيدُ اَنْ نَمُنَّ عَلَى الَّذِينَ اسْتُضْعِفُوا فِي الْاَرْضِ وَنَجْعَلَهُمْ اَئِمَّةً وَنَجْعَلَهُمُ الْوَارِثِينَ

ve nurīdu en nemunne ǎlā (e)lleƶīne stuD'ǐfū fī l-erDi ve nec'ǎlehum eimmeten ve nec'ǎlehumu l-vāriṧīne

Biz ise, istiyorduk ki yeryüzünde ezilmekte olanlara lütufta bulunalım, onları önderler yapalım ve onları varisler kılalım.

Kasas 28:58الْوَارِثِينَl-vāriṧīnevarisler

وَكَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ بَطِرَتْ مَعِيشَتَهَا فَتِلْكَ مَسَاكِنُهُمْ لَمْ تُسْكَنْ مِنْ بَعْدِهِمْ اِلَّا قَلِيلًا وَكُنَّا نَحْنُ الْوَارِثِينَ

ve kem ehleknā min ḳaryetin beTirat meǐyşetehā fe tilke mesākinuhum lem tusken min beǎ'dihim illā ḳalīlen ve kunnā neHnu l-vāriṧīne

Biz nimetler içinde şımaran nice memleket halkını helak etmişizdir. İşte kendilerinden sonra içlerinde pek az oturulmuş yurtları! (O yurtlara) biz varis olduk, biz.

مِيرَاثُ2 kez

Al-i İmran 3:180مِيرَاثُmīrāṧumirası

وَلَا يَحْسَبَنَّ الَّذِينَ يَبْخَلُونَ بِمَا اٰتٰيهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِهِ هُوَ خَيْرًا لَهُمْ بَلْ هُوَ شَرٌّ لَهُمْ سَيُطَوَّقُونَ مَا بَخِلُوا بِهِ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَلِلّٰهِ مِيرَاثُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ

ve lā yeHsebenne (e)lleƶīne yebḣalūne bimā ātāhumu (a)llahu min feDlihi huve ḣayran lehum bel huve şerrun lehum se yuTavveḳūne mā beḣilū bihi yevme l-ḳiyāmeti ve li (a)llahi mīrāṧu s-semāvāti ve l-erDi ve(a)llahu bimā teǎ'melūne ḣabīrun

Allah'ın kendilerine lütfundan verdiği nimetlerde cimrilik edenler, bunun, kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır! O kendileri için bir şerdir. Cimrilik ettikleri şey kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

Hadid 57:10مِيرَاثُmīrāṧumirası

وَمَا لَكُمْ اَلَّا تُنْفِقُوا فِي سَبِيلِ اللّٰهِ وَلِلّٰهِ مِيرَاثُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ لَا يَسْتَوِي مِنْكُمْ مَنْ اَنْفَقَ مِنْ قَبْلِ الْفَتْحِ وَقَاتَلَ اُو۬لٰٓئِكَ اَعْظَمُ دَرَجَةً مِنَ الَّذِينَ اَنْفَقُوا مِنْ بَعْدُ وَقَاتَلُوا وَكُلًّا وَعَدَ اللّٰهُ الْحُسْنٰى وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ

ve mā lekum ellā tunfiḳū fī sebīli (a)llahi ve li (a)llahi mīrāṧu s-semāvāti ve l-erDi lā yestevī minkum men enfeḳa min ḳabli l-fetHi ve ḳātele ulāike eǎ'Zemu deraceten mine (e)lleƶīne enfeḳū min beǎ'du ve ḳātelū ve kullen veǎde (a)llahu l-Husnā ve(a)llahu bimā teǎ'melūne ḣabīrun

Size ne oluyor da, Allah yolunda harcama yapmıyorsunuz? Halbuki göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. İçinizden, fetihten (Mekke fethinden) önce harcayanlar ve savaşanlar, (diğerleri ile) bir değildir. Onların derecesi, sonradan harcayan ve savaşanlardan daha yüksektir. Bununla beraber Allah, hepsine de en güzel olanı (cenneti) va'detmiştir. Allah, bütün yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

يَرِثُهَا2 kez

Nisa 4:176يَرِثُهَاyeriṧuhāonun mirasını alır

يَسْتَفْتُونَكَ قُلِ اللّٰهُ يُفْتِيكُمْ فِي الْكَلَالَةِ اِنِ امْرُؤٌا هَلَكَ لَيْسَ لَهُ وَلَدٌ وَلَهُ اُخْتٌ فَلَهَا نِصْفُ مَا تَرَكَ وَهُوَ يَرِثُهَا اِنْ لَمْ يَكُنْ لَهَا وَلَدٌ فَاِنْ كَانَتَا اثْنَتَيْنِ فَلَهُمَا الثُّلُثَانِ مِمَّا تَرَكَ وَاِنْ كَانُوا اِخْوَةً رِجَالًا وَنِسَاءً فَلِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الْاُنْثَيَيْنِ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمْ اَنْ تَضِلُّوا وَاللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ

yesteftūneke ḳuli (a)llahu yuftīkum fī l-kelāleti ini mru'un heleke leyse lehu veledun ve le hu uḣtun fe lehā niSfu mā terake ve huve yeriṧuhā in lem yekun lehā veledun fe in kānetā ṧneteyni fe le humā ṧ-ṧuluṧāni mimmā terake ve in kānū iḣveten ricālen ve nisā'en fe li ƶ-ƶekeri miṧlu HaZZi l-unṧeyeyni yubeyyinu (a)llahu lekum en teDillū ve(a)llahu bi kulli şey'in ǎlīmun

Senden fetva istiyorlar. De ki: "Allah, size "kelale" (babasız ve çocuksuz kimse)nin mirası hakkında hükmünü açıklıyor: Çocuğu olmayan bir kişi ölür de kız kardeşi bulunursa, bıraktığı malın yarısı onundur. Eğer kız kardeşi ölür ve çocuğu da bulunmazsa, erkek kardeş ona varis olur. Eğer kız kardeşler iki iseler, (erkek kardeşin) bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer kardeşler erkekli kızlı iseler, o zaman (bir) erkeğe, iki kızın hissesi kadar (pay) vardır. Sapmayasınız diye Allah size (hükmünü) açıklıyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.

Enbiya 21:105يَرِثُهَاyeriṧuhāvaris olacak

وَلَقَدْ كَتَبْنَا فِي الزَّبُورِ مِنْ بَعْدِ الذِّكْرِ اَنَّ الْاَرْضَ يَرِثُهَا عِبَادِيَ الصَّالِحُونَ

ve leḳad ketebnā fī z-zebūri min beǎ'di ƶ-ƶikri enne l-erDe yeriṧuhā ǐbādiye S-SāliHūne

Andolsun, Zikir'den (Tevrat'tan) sonra Zebur'da da, "Yere muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır" diye yazmıştık.

اُو۫رِثْتُمُوهَا2 kez

A'raf 7:43اُو۫رِثْتُمُوهَاūriṧtumūhāo size miras verildi

وَنَزَعْنَا مَا فِي صُدُورِهِمْ مِنْ غِلٍّ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهِمُ الْاَنْهَارُ وَقَالُوا الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِي هَدٰينَا لِهٰذَا وَمَا كُنَّا لِنَهْتَدِيَ لَوْلَا اَنْ هَدٰينَا اللّٰهُ لَقَدْ جَاءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِالْحَقِّ وَنُودُوا اَنْ تِلْكُمُ الْجَنَّةُ اُو۫رِثْتُمُوهَا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

ve nezeǎ'nā mā fī Sudūrihim min ğillin tecrī min teHtihimu l-enhāru ve ḳālū l-Hamdu li (a)llahi elleƶī hedānā li hāƶā ve mā kunnā li nehtediye levlā en hedānā (a)llahu le ḳad cā'et rusulu rabbinā bi l-Haḳḳi ve nūdū en tilkumu l-cennetu ūriṧtumūhā bimā kuntum teǎ'melūne

Biz onların kalplerinde kin namına ne varsa söküp attık. Altlarından da ırmaklar akar. "Hamd, bizi buna eriştiren Allah'a mahsustur. Eğer Allah'ın bizi eriştirmesi olmasaydı, biz hidayete ermiş olamazdık. Andolsun, Rabbimizin peygamberleri bize hakkı getirmişler" derler. Onlara, "İşte yaptığınız (iyi işler) sayesinde kendisine varis kılındığınız cennet!" diye seslenilir.

Zuhruf 43:72اُو۫رِثْتُمُوهَاūriṧtumūhāsize miras verilen

وَتِلْكَ الْجَنَّةُ الَّتِي اُو۫رِثْتُمُوهَا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

ve tilke l-cennetu lletī ūriṧtumūhā bimā kuntum teǎ'melūne

İşte bu, yapmakta olduklarınıza karşılık size miras verilen cennettir.

يَرِثُونَ2 kez

A'raf 7:100يَرِثُونَyeriṧūnevaris olanları

اَوَلَمْ يَهْدِ لِلَّذِينَ يَرِثُونَ الْاَرْضَ مِنْ بَعْدِ اَهْلِهَٓا اَنْ لَوْ نَشَاءُ اَصَبْنَاهُمْ بِذُنُوبِهِمْ وَنَطْبَعُ عَلٰى قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ

e ve lem yehdi li(e)lleƶīne yeriṧūne l-erDe min beǎ'di ehlihā en lev neşā'u eSabnāhum bi ƶunūbihim ve neTbeǔ ǎlā ḳulūbihim fe hum lā yesmeǔne

Önceki sahiplerinden sonra yeryüzüne varis olanlara şu gerçek apaçık belli olmadı mı ki, biz dileseydik onları da (öncekiler gibi) günahları yüzünden cezalandırırdık. Biz onların kalplerini mühürleriz de onlar hakkı işitmezler.

Mü'minun 23:11يَرِثُونَyeriṧūnevaris olacaklar

اَلَّذِينَ يَرِثُونَ الْفِرْدَوْسَ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ

(e)lleƶīne yeriṧūne l-firdevse hum fīhā ḣālidūne

Onlar Firdevs cennetlerine varis olurlar. Onlar orada ebedi kalacaklardır.

الْوَارِثُونَ2 kez

Hicr 15:23الْوَارِثُونَl-vāriṧūnegerçek varis olan

وَاِنَّا لَنَحْنُ نُحْيِ وَنُمِيتُ وَنَحْنُ الْوَارِثُونَ

ve innā le neHnu nuHyī ve numītu ve neHnu l-vāriṧūne

Hiç şüphesiz biz diriltir, biz öldürürüz ve biz (her şeye gerçek) varisleriz

Mü'minun 23:10الْوَارِثُونَl-vāriṧūnevaris olacaklar

اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْوَارِثُونَ

ulāike humu l-vāriṧūne

İşte bunlar varis olanların ta kendileridir.

وَاَوْرَثْنَاهَا2 kez

Şuara 26:59وَاَوْرَثْنَاهَاve evraṧnāhābunları miras yaptık

كَذٰلِكَ وَاَوْرَثْنَاهَا بَنِي اِسْرَٓاءِيلَ

ke ƶālike ve evraṧnāhā benī isrāīle

İşte böyle yaptık ve onlara, İsrailoğullarını mirasçı kıldık.

Duhan 44:28وَاَوْرَثْنَاهَاve evraṧnāhāve biz onları miras verdik

كَذٰلِكَ۠ وَاَوْرَثْنَاهَا قَوْمًا اٰخَرِينَ

ke ƶālike ve evraṧnāhā ḳavmen āḣarīne

İşte böyle! Onları başka bir topluma miras bıraktık.

الْوَارِثِ1 kez

Bakara 2:233الْوَارِثِl-vāriṧimirasçının

وَالْوَالِدَاتُ يُرْضِعْنَ اَوْلَادَهُنَّ حَوْلَيْنِ كَامِلَيْنِ لِمَنْ اَرَادَ اَنْ يُتِمَّ الرَّضَاعَةَ وَعَلَى الْمَوْلُودِ لَهُ رِزْقُهُنَّ وَكِسْوَتُهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ لَا تُكَلَّفُ نَفْسٌ اِلَّا وُسْعَهَا لَا تُضَارَّ وَالِدَةٌ بِوَلَدِهَا وَلَا مَوْلُودٌ لَهُ بِوَلَدِهِ وَعَلَى الْوَارِثِ مِثْلُ ذٰلِكَ فَاِنْ اَرَادَا فِصَالًا عَنْ تَرَاضٍ مِنْهُمَا وَتَشَاوُرٍ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَا وَاِنْ اَرَدْتُمْ اَنْ تَسْتَرْضِعُوا اَوْلَادَكُمْ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ اِذَا سَلَّمْتُمْ مَا اٰتَيْتُمْ بِالْمَعْرُوفِ وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاعْلَمُوا اَنَّ اللّٰهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ

ve l-velidātu yurDiǎ'ne evlādehunne Havleyni kāmileyni li men erāde en yutimme r-raDāǎte ve ǎlā l-mevlūdi lehu rizḳuhunne ve kisvetuhunne bi l-meǎ'rūfi lā tukellefu nefsun illā vus'ǎhā lā tuDārra velidetun bi veledihā ve lā mevlūdun lehu bi veledihi ve ǎlā l-vāriṧi miṧlu ƶālike fe in erādā fiSālen ǎn terāDin minhumā ve teşāvurin fe lā cunāHa ǎleyhimā ve in eradtum en testerDiǔ evlādekum fe lā cunāHa ǎleykum iƶā sellemtum mā āteytum bi l-meǎ'rūfi ve tteḳū (a)llahe ve ǎ'lemū enne (a)llahe bimā teǎ'melūne beSīrun

-Emzirmeyi tamamlamak isteyenler için- anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler. Onların (annelerin) yiyeceği, giyeceği, örfe uygun olarak babaya aittir. Hiçbir kimseye gücünün üstünde bir yük ve sorumluluk teklif edilmez. -Hiçbir anne ve hiçbir baba çocuğu sebebiyle zarara uğratılmasın- (Baba ölmüşse) mirasçı da aynı şeyle sorumludur. Eğer (anne ve baba) kendi aralarında danışıp anlaşarak (iki yıl dolmadan) çocuğu sütten kesmek isterlerse, onlara günah yoktur. Eğer çocuklarınızı (bir sütanneye) emzirtmek isterseniz, örfe uygun olarak vereceğiniz ücreti güzelce ödediğiniz takdirde size bir günah yoktur. Allah'a karşı gelmekten sakının ve bilin ki, Allah, yapmakta olduklarınızı hakkıyla görendir.

وَوَرِثَهُ1 kez

Nisa 4:11وَوَرِثَهُve veriṧehuve ona varis oluyorsa

يُوصِيكُمُ اللّٰهُ فِي اَوْلَادِكُمْ لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الْاُنْثَيَيْنِ فَاِنْ كُنَّ نِسَاءً فَوْقَ اثْنَتَيْنِ فَلَهُنَّ ثُلُثَا مَا تَرَكَ وَاِنْ كَانَتْ وَاحِدَةً فَلَهَا النِّصْفُ وَلِاَبَوَيْهِ لِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا السُّدُسُ مِمَّا تَرَكَ اِنْ كَانَ لَهُ وَلَدٌ فَاِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُ وَلَدٌ وَوَرِثَهُ اَبَوَاهُ فَلِاُمِّهِ الثُّلُثُ فَاِنْ كَانَ لَهُ اِخْوَةٌ فَلِاُمِّهِ السُّدُسُ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصِي بِهَا اَوْ دَيْنٍ اٰبَٓاؤُ۬كُمْ وَاَبْنَٓاؤُ۬كُمْ لَا تَدْرُونَ اَيُّهُمْ اَقْرَبُ لَكُمْ نَفْعًا فَرِيضَةً مِنَ اللّٰهِ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا

yūSīkumu (a)llahu fī evlādikum li ƶ-ƶekeri miṧlu HaZZi l-unṧeyeyni fe in kunne nisā'en fevḳa ṧneteyni fe le hunne ṧuluṧā mā terake ve in kānet vāHideten fe lehā n-niSfu ve li ebeveyhi li kulli vāHidin minhumā s-sudusu mimmā terake in kāne lehu veledun fe in lem yekun lehu veledun ve veriṧehu ebevāhu fe li ummihi ṧ-ṧuluṧu fe in kāne lehu iḣvetun fe li ummihi s-sudusu min beǎ'di veSiyyetin yūSī bihā ev deynin ābā'ukum ve ebnā'ukum lā tedrūne eyyuhum eḳrabu lekum nef'ǎn ferīDeten mine (a)llahi inne (a)llahe kāne ǎlīmen Hakīmen

Allah, size, çocuklarınız(ın alacağı miras) hakkında, erkeğe iki dişinin payı kadarını emreder. (Çocuklar sadece) ikiden fazla kız iseler, (ölenin geriye) bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer kız bir ise (mirasın) yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, geriye bıraktığı maldan, ana babasından her birinin altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da (yalnız) ana babası ona varis oluyorsa, anasına üçte bir düşer. Eğer kardeşleri varsa, anasının hissesi altıda birdir. (Bu paylaştırma, ölenin) yapacağı vasiyetten ya da borcundan sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan, hangisinin size daha faydalı olduğunu bilemezsiniz. Bunlar, Allah tarafından farz kılınmıştır. Şüphesiz Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

يُورَثُ1 kez

Nisa 4:12يُورَثُyūraṧumiras bırakan

وَلَكُمْ نِصْفُ مَا تَرَكَ اَزْوَاجُكُمْ اِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُنَّ وَلَدٌ فَاِنْ كَانَ لَهُنَّ وَلَدٌ فَلَكُمُ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْنَ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصِينَ بِهَا اَوْ دَيْنٍ وَلَهُنَّ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْتُمْ اِنْ لَمْ يَكُنْ لَكُمْ وَلَدٌ فَاِنْ كَانَ لَكُمْ وَلَدٌ فَلَهُنَّ الثُّمُنُ مِمَّا تَرَكْتُمْ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ تُوصُونَ بِهَا اَوْ دَيْنٍ وَاِنْ كَانَ رَجُلٌ يُورَثُ كَلَالَةً اَوِ امْرَاَةٌ وَلَهُ اَخٌ اَوْ اُخْتٌ فَلِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا السُّدُسُ فَاِنْ كَانُوا اَكْثَرَ مِنْ ذٰلِكَ فَهُمْ شُرَكَاءُ فِي الثُّلُثِ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصٰى بِهَا اَوْ دَيْنٍ غَيْرَ مُضَارٍّ وَصِيَّةً مِنَ اللّٰهِ وَاللّٰهُ عَلِيمٌ حَلِيمٌ

ve lekum niSfu mā terake ezvācukum in lem yekun le hunne veledun fe in kāne le hunne veledun fe le kumu r-rubuǔ mimmā terakne min beǎ'di veSiyyetin yūSīne bihā ev deynin ve le hunne r-rubuǔ mimmā teraktum in lem yekun lekum veledun fe in kāne lekum veledun fe le hunne ṧ-ṧumunu mimmā teraktum min beǎ'di veSiyyetin tūSūne bihā ev deynin ve in kāne raculun yūraṧu kelāleten evi mraetun ve le hu eḣun ev uḣtun fe li kulli vāHidin minhumā s-sudusu fe in kānū ekṧera min ƶālike fe hum şurakā'u fī ṧ-ṧuluṧi min beǎ'di veSiyyetin yūSā bihā ev deynin ğayra muDārrin veSiyyeten mine (a)llahi ve(a)llahu ǎlīmun Halīmun

Eğer çocukları yoksa, karılarınızın geriye bıraktıklarının yarısı sizindir. Eğer çocukları varsa, bıraktıklarının dörtte biri sizindir. (Bu paylaştırma, ölen karılarınızın) yaptıkları vasiyetlerin yerine getirilmesi, yahut borçlarının ödenmesinden sonradır. Eğer sizin çocuğunuz yoksa, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır. Eğer çocuğunuz varsa, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. (Yine bu paylaştırma) yaptığınız vasiyetin yerine getirilmesinden, yahut borçlarınızın ödenmesinden sonradır. Eğer kendisine varis olunan bir erkek veya bir kadının evladı ve babası olmaz ve bir erkek veya bir kız kardeşi bulunursa, ona altıda bir düşer. Eğer (kardeşler) birden fazla olurlarsa, üçte birde ortaktırlar. (Bu paylaştırma varislere) zarar vermeksizin yapılan vasiyetin yerine getirilmesinden, yahut borcun ödenmesinden sonra yapılır. (Bütün bunlar) Allah'ın emridir. Allah, hakkıyla bilendir, halimdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir.)

تَرِثُوا1 kez

Nisa 4:19تَرِثُواteriṧūmiras yoluyla almanız

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا لَا يَحِلُّ لَكُمْ اَنْ تَرِثُوا النِّسَاءَ كَرْهًا وَلَا تَعْضُلُوهُنَّ لِتَذْهَبُوا بِبَعْضِ مَا اٰتَيْتُمُوهُنَّ اِلَّٓا اَنْ يَأْتِينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ وَعَاشِرُوهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ فَاِنْ كَرِهْتُمُوهُنَّ فَعَسٰٓى اَنْ تَكْرَهُوا شَيْـًٔا وَيَجْعَلَ اللّٰهُ فِيهِ خَيْرًا كَثِيرًا

yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū lā yeHillu lekum en teriṧū n-nisā'e kerhen ve lā teǎ'Dulūhunne li teƶhebū bi beǎ'Di mā āteytumūhunne illā en ye'tīne bi fāHişetin mubeyyinetin ve ǎāşirūhunne bi l-meǎ'rūfi fe in kerihtumūhunne fe ǎsā en tekrahū şey'en ve yec'ǎle (a)llahu fīhi ḣayran keṧīran

Ey iman edenler! Kadınlara zorla mirasçı olmanız size helal değildir. Açık bir hayasızlık yapmış olmaları dışında, kendilerine verdiklerinizin bir kısmını onlardan geri almak için onları sıkıştırmayın. Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmadıysanız, olabilir ki, siz bir şeyden hoşlanmazsınız da Allah onda pek çok hayır yaratmış olur.

يُورِثُهَا1 kez

A'raf 7:128يُورِثُهَاyūriṧuhāonu verir

قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِهِ اسْتَعِينُوا بِاللّٰهِ وَاصْبِرُوا اِنَّ الْاَرْضَ لِلّٰهِ۠ يُورِثُهَا مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّقِينَ

ḳāle mūsā li ḳavmihi steǐynū bi(a)llahi ve Sbirū inne l-erDe li (a)llahi yūriṧuhā men yeşā'u min ǐbādihi ve l-ǎāḳibetu li l-mutteḳīne

Musa, kavmine, "Allah'tan yardım isteyin ve sabredin. Şüphesiz yeryüzü Allah'ındır. Ona, kullarından dilediğini mirasçı kılar. Sonuç Allah'a karşı gelmekten sakınanlarındır" dedi.

وَرِثُوا1 kez

A'raf 7:169وَرِثُواveriṧūvaris olanlar

فَخَلَفَ مِنْ بَعْدِهِمْ خَلْفٌ وَرِثُوا الْكِتَابَ يَأْخُذُونَ عَرَضَ هٰذَا الْاَدْنٰى وَيَقُولُونَ سَيُغْفَرُ لَنَا وَاِنْ يَأْتِهِمْ عَرَضٌ مِثْلُهُ يَأْخُذُوهُ اَلَمْ يُؤْخَذْ عَلَيْهِمْ مِيثَاقُ الْكِتَابِ اَنْ لَا يَقُولُوا عَلَى اللّٰهِ اِلَّا الْحَقَّ وَدَرَسُوا مَا فِيهِ وَالدَّارُ الْاٰخِرَةُ خَيْرٌ لِلَّذِينَ يَتَّقُونَ اَفَلَا تَعْقِلُونَ

fe ḣalefe min beǎ'dihim ḣalfun veriṧū l-kitābe ye'ḣuƶūne ǎraDe hāƶā l-ednā ve yeḳūlūne se yuğferu lenā ve in ye'tihim ǎraDun miṧluhu ye'ḣuƶūhu e lem yu'ḣaƶ ǎleyhim mīṧāḳu l-kitābi en lā yeḳūlū ǎlā (a)llahi illā l-Haḳḳa ve derasū mā fīhi ve d-dāru l-āḣiratu ḣayrun li(e)lleƶīne yetteḳūne e fe lā teǎ'ḳilūne

Derken, onların ardından yerlerine Kitab'a (Tevrat'a) varis olan (kötü) bir nesil geldi. Şu geçici dünyanın değersiz malını alır ve "(nasıl olsa) biz bağışlanacağız" derlerdi. Kendilerine benzeri bir mal gelse onu da alırlar. Allah hakkında, gerçek dışında bir şey söylemeyeceklerine dair onlardan Kitap'ta söz alınmamış mıydı? Onun içindekileri okumamışlar mıydı? Halbuki, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Hiç düşünmüyor musunuz?

يَرِثُنِي1 kez

Meryem 19:6يَرِثُنِيyeriṧunībana mirasçı olsun

يَرِثُنِي وَيَرِثُ مِنْ اٰلِ يَعْقُوبَ وَاجْعَلْهُ رَبِّ رَضِيًّا

yeriṧunī ve yeriṧu min āli yeǎ'ḳūbe ve c'ǎlhu rabbi raDiyyen

(5-6) "Gerçek şu ki ben, benden sonra gelecek akrabalarım(ın isyankar olmaların)dan korkuyorum. Karım ise kısırdır. Bana kendi tarafından; bana ve Yakub hanedanına varis olacak bir çocuk bağışla ve onu hoşnutluğuna ulaşmış bir kimse kıl!"

وَيَرِثُ1 kez

Meryem 19:6وَيَرِثُve yeriṧuve mirasçı olsun

يَرِثُنِي وَيَرِثُ مِنْ اٰلِ يَعْقُوبَ وَاجْعَلْهُ رَبِّ رَضِيًّا

yeriṧunī ve yeriṧu min āli yeǎ'ḳūbe ve c'ǎlhu rabbi raDiyyen

(5-6) "Gerçek şu ki ben, benden sonra gelecek akrabalarım(ın isyankar olmaların)dan korkuyorum. Karım ise kısırdır. Bana kendi tarafından; bana ve Yakub hanedanına varis olacak bir çocuk bağışla ve onu hoşnutluğuna ulaşmış bir kimse kıl!"

نَرِثُ1 kez

Meryem 19:40نَرِثُneriṧuvaris oluruz

اِنَّا نَحْنُ نَرِثُ الْاَرْضَ وَمَنْ عَلَيْهَا وَاِلَيْنَا يُرْجَعُونَ

innā neHnu neriṧu l-erDe ve men ǎleyhā ve ileynā yurceǔne

Şüphesiz yeryüzüne ve onun üzerindekilere biz varis olacağız, biz! Ancak bize döndürülecekler.

نُورِثُ1 kez

Meryem 19:63نُورِثُnūriṧuvereceğimiz

تِلْكَ الْجَنَّةُ الَّتِي نُورِثُ مِنْ عِبَادِنَا مَنْ كَانَ تَقِيًّا

tilke l-cennetu lletī nūriṧu min ǐbādinā men kāne teḳiyyen

İşte bu, kullarımızdan Allah'a karşı gelmekten sakınanlara miras kılacağımız cennettir.

وَنَرِثُهُ1 kez

Meryem 19:80وَنَرِثُهُve neriṧuhuve varis olacağız

وَنَرِثُهُ مَا يَقُولُ وَيَأْتِينَا فَرْدًا

ve neriṧuhu mā yeḳūlu ve ye'tīnā ferden

Onun (ahirette sahip olacağını) söylediği şeylere biz varis olacağız ve o bize tek başına gelecek.

وَرَثَةِ1 kez

Şuara 26:85وَرَثَةِveraṧetivarisleri-

وَاجْعَلْنِي مِنْ وَرَثَةِ جَنَّةِ النَّعِيمِ

ve c'ǎlnī min veraṧeti cenneti n-neǐymi

"Beni Naim cennetinin varislerinden eyle."

وَوَرِثَ1 kez

Neml 27:16وَوَرِثَve veriṧeve mirasçı oldu

وَوَرِثَ سُلَيْمٰنُ دَاوُ۫دَ وَقَالَ يَاأَيُّهَا النَّاسُ عُلِّمْنَا مَنْطِقَ الطَّيْرِ وَاُو۫تِينَا مِنْ كُلِّ شَيْءٍ اِنَّ هٰذَا لَهُوَ الْفَضْلُ الْمُبِينُ

ve veriṧe suleymānu dāvūde ve ḳāle yā eyyuhā n-nāsu ǔllimnā menTiḳa T-Tayri ve ūtīnā min kulli şey'in inne hāƶā le huve l-feDlu l-mubīnu

Süleyman, Davud'a varis oldu ve, "Ey insanlar, bize kuş dili öğretildi ve bize her şey verildi. Şüphesiz bu, apaçık bir lütuftur" dedi.

وَاَوْرَثَكُمْ1 kez

Ahzab 33:27وَاَوْرَثَكُمْve evraṧekumve size miras verdi

وَاَوْرَثَكُمْ اَرْضَهُمْ وَدِيَارَهُمْ وَاَمْوَالَهُمْ وَاَرْضًا لَمْ تَطَؤُ۫هَا وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرًا

ve evraṧekum erDehum ve diyārahum ve emvālehum ve erDan lem teTaūhā ve kāne (a)llahu ǎlā kulli şey'in ḳadīran

Allah, sizi onların topraklarına, yurtlarına, mallarına ve henüz ayak basmadığınız topraklara varis kıldı. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.

اَوْرَثْنَا1 kez

Fatır 35:32اَوْرَثْنَاevraṧnāmiras verdik

ثُمَّ اَوْرَثْنَا الْكِتَابَ الَّذِينَ اصْطَفَيْنَا مِنْ عِبَادِنَا فَمِنْهُمْ ظَالِمٌ لِنَفْسِهِ وَمِنْهُمْ مُقْتَصِدٌ وَمِنْهُمْ سَابِقٌ بِالْخَيْرَاتِ بِاِذْنِ اللّٰهِ ذٰلِكَ هُوَ الْفَضْلُ الْكَبِيرُ

ṧumme evraṧnā l-kitābe (e)lleƶīne STafeynā min ǐbādinā fe minhum Zālimun li nefsihi ve minhum muḳteSidun ve minhum sābiḳun bi l-ḣayrāti bi iƶni (a)llahi ƶālike huve l-feDlu l-kebīru

Sonra biz, o kitabı kullarımızdan seçtiğimiz kimselere (Muhammed'in ümmetine) miras olarak verdik. Onlardan kendine zulmedenler vardır. Onlardan ortada olanlar vardır. Yine onlardan Allah'ın izniyle hayırlı işlerde öne geçenler vardır. İşte bu büyük lütuftur.

اُو۫رِثُوا1 kez

Şura 42:14اُو۫رِثُواūriṧūvaris kılınanlar

وَمَا تَفَرَّقُوا اِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَهُمُ الْعِلْمُ بَغْيًا بَيْنَهُمْ وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى لَقُضِيَ بَيْنَهُمْ وَاِنَّ الَّذِينَ اُو۫رِثُوا الْكِتَابَ مِنْ بَعْدِهِمْ لَفِي شَكٍّ مِنْهُ مُرِيبٍ

ve mā teferraḳū illā min beǎ'di mā cā'ehumu l-ǐlmu beğyen beynehum ve levlā kelimetun sebeḳat min rabbike ilā ecelin musemmen le ḳuDiye beynehum ve inne (e)lleƶīne ūriṧū l-kitābe min beǎ'dihim le fī şekkin minhu murībin

Onlar, kendilerine bilgi geldikten sonra, aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler. Eğer (azabın) belli bir süreye kadar (ertelenmesi ile ilgili olarak) Rabbinden bir söz geçmiş olmasaydı, aralarında hemen hüküm verilirdi. Onlardan sonra Kitab'a mirasçı kılınanlar da, onun hakkında derin bir şüphe içindedirler.

التُّرَاثَ1 kez

Fecr 89:19التُّرَاثَt-turāṧemirası

وَتَأْكُلُونَ التُّرَاثَ اَكْلًا لَمًّا

ve te'kulūne t-turāṧe eklen lemmen

Haram helal demeden mirası alabildiğine yiyorsunuz.