Sözlük

ع ق ب (AGB)

A-k-b

عَقِب : Ayağın arka tarafı. Bazıları ise عَقْب diye telâffuz eder. Çoğulu أَعْقَاب şeklinde gelir. Şöyle rivâyet edilmektedir: وَيْلٌ لِْلأَعْقَابِ مِنَ النَّارِ : Ökçelerin ateşte vay hâline!

عَقِب kelimesi, istiâre yoluyla çocuğa ve çocuğun çocuğuna denir. Allah buyurur ki: وَجَعَلَهَا كَلِمَةً بَاقِيَةً فِي عَقِبِهِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ : Bu sözü, ardından/soyundan geleceklere devamlı kalacak bir miras olarak bıraktı ki, (onun dinine) dönsünler (43/Zuhruf 28).

عَقِبُ الشَّهْرِ (Ay sonu) ifâdesi Arapların şu sözünden gelmektedir: جَاءَ فِي عَقِبِ الشَّهْرِ : Ayın sonunda geldi. Ayın bitimine az bir zaman kaldığında ise جَاءَ فِي عُقْبِ الشَّهْرِ denir.

رَجَعَ عَلَى عَقِبِهِ : Geri döndü. اِنْقَلَبَ عَلَى عَقِبَيْهِ sözü şunlara benzer: رَجَعَ عَلَى حَافِرَتِهِ : Ökçesi üzerine/ilk hâline döndü; فَارْتَدَّا عَلَى آَثَارِهِمَا قَصَصًا : Hemen izlerinin üstünden gerisin geri döndüler (18/Kehf 64); رَجَعَ عَوْدُهُ عَلَى بَدْئِهِ : Geldiği yere geri gitti.

وَنُرَدُّ عَلَى أَعْقَابِنَا بَعْدَ إِذْ هَدَانَا اللَّهُ : Allah bizi doğru yola kavuşturduktan sonra ardımıza mı dönelim? (6/En’âm 71); انْقَلَبْتُمْ عَلَى أَعْقَابِكُمْ : Siz geriye mi döneceksiniz? (3/Âl-i İmrân 144); وَمَنْ يَنْقَلِبْ عَلَى عَقِبَيْهِ فَلَنْ يَضُرَّ اللَّهَ شَيْئًا : Gerisin geri dönen kimse, Allah’a kesinlikle zarar veremez (3/Âl-i İmrân 144); وَإِذْ زَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ أَعْمَالَهُمْ وَقَالَ لَا غَالِبَ لَكُمُ الْيَوْمَ مِنَ النَّاسِ وَإِنِّي جَارٌ لَكُمْ فَلَمَّا تَرَاءَتِ الْفِئَتَانِ نَكَصَ عَلَى عَقِبَيْهِ وَقَالَ إِنِّي بَرِيءٌ مِنْكُمْ إِنِّي أَرَى مَا لَا تَرَوْنَ إِنِّي أَخَافُ اللَّهَ وَاللَّهُ شَدِيدُ الْعِقَابِ : Hani şeytan onlara yaptıklarını güzel gösterdi de: Bugün insanlardan size galip gelecek kimse yoktur, şüphesiz ben de sizin yardımcınızım, dedi. Fakat iki ordu birbirini görünce ardına döndü ve: Ben sizden uzağım, ben sizin göremediklerinizi görüyorum, ben Allah’tan korkuyorum; Allah’ın azabı şiddetlidir, dedi (8/Enfâl 48); قَدْ كَانَتْ آَيَاتِي تُتْلَى عَلَيْكُمْ فَكُنْتُمْ عَلَى أَعْقَابِكُمْ تَنْكِصُونَ : Âyetlerimiz size okunuyordu da siz, ona arkanızı dönüyordunuz (23/Mu’minun 66).

عَقَبَهُ : Onun ardından gitti. Bu tıpkı دَبَرَهُ وَقَفَاهُ sözü gibidir. عُقْب ve عُقْبَى kelimeleri, sevap anlamındadırlar: هُوَ خَيْرٌ ثَوَابًا وَخَيْرٌ عُقْبًا : Mükâfatı en iyi olan O, en güzel âkıbeti veren yine O’dur (18/Kehf 44); أُولَئِكَ لَهُمْ عُقْبَى الدَّارِ : İşte onlar için bu dünyada iyi bir akıbet vardır (13/Ra’d 22). عَاقِبَة kelimesi de mutlak söylendiğinde sevap anlamındadır: وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّقِينَ : Akıbet, Allah’a karşı gelmekten sakınanlarındır (28/Kasas 83).

عَاقِبَة kelimesi muzaf geldiğinde, kimi zaman ceza vermek ile ilgili olur: ثُمَّ كَانَ عَاقِبَةَ الَّذِينَ أَسَاءُوا السُّوأَى أَنْ كَذَّبُوا بِآَيَاتِ اللَّهِ وَكَانُوا بِهَا يَسْتَهْزِئُونَ : Sonra kötülük yapanların uğradıkları son, Allah’ın âyetlerini yalan saymaları ve onları alay konusu edinmeleri dolayısıyla çok kötü oldu (30/Rûm 10). فَكَانَ عَاقِبَتَهُمَا أَنَّهُمَا فِي النَّارِ خَالِدَيْنِ فِيهَا : Nihâyet ikisinin de akıbeti, içinde ebedi kalacakları ateş olacaktır (59/Haşr 17) âyeti, şu âyet gibi zıddından istiâre olabilir: فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ : Onlara acıklı bir azabı müjdele (3/Âl-i İmrân 21).

عُقُوبَة, مُعَاقَبَة ve عِقَاب kelimeleri azap/ceza anlamındadır: إِنْ كُلٌّ إِلَّا كَذَّبَ الرُّسُلَ فَحَقَّ عِقَابِ : Hepsi peygamberleri yalanladılar da azabımı hak ettiler (38/Sâd 14); وَمَنْ يُشَاقِّ اللَّهَ فَإِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ : Kim Allah’a karşı gelirse bilsin ki Allah’ın cezalandırması şüphesiz çetindir (59/Haşr 4); وَإِنْ عَاقَبْتُمْ فَعَاقِبُوا بِمِثْلِ مَا عُوقِبْتُمْ بِهِ : Eğer ceza verecekseniz, size verilen cezanın misliyle ceza verin (16/Nahl 126); وَمَنْ عَاقَبَ بِمِثْلِ مَا عُوقِبَ بِهِ ثُمَّ بُغِيَ عَلَيْهِ لَيَنْصُرَنَّهُ اللَّهُ : Her kim kendisine yapılan bir eziyete misliyle eziyette bulunur da sonra kendisine zulmedilirse elbette ona Allah yardım eder (22/Hac 60).

تَعْقِيب : Bir şeyi peş peşe yapmaktır. عَقَّبَ الْفَرَسُ فِي عَدْوِهِ /At durmaksızın peş peşe koştu, denir. Allah buyurur ki: لَهُ مُعَقِّبَاتٌ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِ : İnsanı önünden ve arkasından izleyenler vardır (13/Ra’d 11); yani insanı takip eden ve onu koruyan melekler vardır. لَا مُعَقِّبَ لِحُكْمِهِ : Onun hükmünün peşine düşecek yoktur (13/Ra’d 41); yani Allah’ın hükmünün ardına düşecek ve O’nun yaptıklarını sorgulayacak kimse yoktur. Bu âyet, şu sözden gelmektedir: عَقَّبَ الْحَاكِمُ عَلَى حُكْمِ مَنْ قَبْلَهُ : Hâkim, kendinden önceki hâkimin verdiği hükmü incelemeye aldı. Şair şöyle der:

وَمَا بَعْدَ حُكْمِ اللهِ تَعْقِيبُ- 325

325- Allah hüküm verdikten sonra onun ardına düşülmez.

Yukarıdaki âyet, kendilerine gizli olduğu zaman insanlara, Allah’ın verdiği hükmü ve yaptıklarının hikmetini araştırmayı yasaklamış da olabilir. Bu, kaderin sırrına dalmanın yasaklanması gibi olur. “ وَلَّى مُدْبِرًا وَلَمْ يُعَقِّبْ” (27 /Neml 10); yani geriye döndü ve arkasına bakmadan kaçtı. اِعْتِقَاب : Gece ve gündüzün birbirini takip etmesi gibi, bir şeyin başka bir şeyin ardından gelmesidir. Şu kelime de bu anlamdan gelir: عُقْبَة : Bir bineğe iki kişinin nöbetleşe binmesi.

عُقْبَةُ الطَّائِرِ : Kuşun yükselip alçalması. أَعْقَبَهُ كَذَا : Falan şeyi ona bıraktı. Allah buyurur ki: فَأَعْقَبَهُمْ نِفَاقًا فِي قُلُوبِهِمْ : Allah, onların kalplerine nifak bıraktı (9/Tevbe 77). Şair de şöyle der:

لَهُ طَائِفٌ مِنْ جِنَّةٍ غَيْرُ مُعْقِبٍ -326

326- Ona cin çarpmış, ardından ayılmaksızın.

فُلاَنٌ لَمْ يُعْقِبْ : Falan kişi, arkasında çocuk bırakmadı. أَعْقَابُ الرَّجُلِ : Adamın çocukları. Dilciler şunu der: أَعْقَاب kelimesinin kapsamına, kişinin kızından gelen çocuklar girmez. Çünkü onlar soy yoluyla kişiyi takip etmiyorlar. Fakat kızlar, ذُرِّيَّة kelimesinin kapsamına girer.

اِمْرَأَةٌ مِعْقَابٌ : Bir kez erkek, bir kez kız çocuk doğuran kadın. عَقَبْتُ الرُّمْحَ : Mızrağı kirişle bağladım. Bu tıpkı; عَصَبْتُهُ : Onu sinirle bağladım, sözü gibidir. عَقَبَة : Dağdaki sarp yol. Çoğulu عُقُب ve عِقَاب şeklinde gelir. Avlarken art arda gelip gittiği için, kartala عُقَاب denmiştir. Ona şeklen benzediği için sancak/bayrak, kuyunun iki kenarına konulan taş ve küpeye geçirilen ipe de عُقَاب denir. Art arda uçtuğu için erkek kekliğe يَعْقُوب denir.

Kur'an'da geçtiği ayetleri gör →