ع ن ت (ANT)
A-n-t
مُعَانَتَة , tıpkı مُعَانَدَة gibidir; ancak مُعَانَتَة daha mübalâğalıdır. Çünkü o, korku ve helâkin olduğu sıkıntı/şiddet anlamındadır. Bundan dolayı kişi, telef olmasından korkulan bir olaya bulaştığında عَنِتَ فُلاَنٌ يَعْنَتُ عَنَتًا (Falan kişi ölümcül bir sıkıntıya girdi, girmektedir), denir. Allah buyurur ki: ذَلِكَ لِمَنْ خَشِيَ الْعَنَتَ مِنْكُمْ : Bu; içinizden, günâha girme korkusu olanlaradır (4/Nisâ 25); وَدُّوا مَا عَنِتُّمْ : Size zorlu bir sıkıntı verecek şeyden hoşlanırlar (3/Âl-i İmrân 118); عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ : Sıkıntıya düşmeniz onun gücüne gider (9/Tevbe 128); وَعَنَتِ الْوُجُوهُ لِلْحَيِّ الْقَيُّومِ : Bütün yüzler, o diri ve her şeyi gözetip durana baş eğmiştir (20/Tâhâ 111); yani zelil olmuş ve boyun eğmiştir. وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ لَأَعْنَتَكُمْ : Allah dileseydi size güçlük çıkarırdı (2/Bakara 220).
Kırıldıktan sonra kaynayan kemiğe, acı verici bir darbe isabet edip onu tekrar kırdığında قَدْ أَعْنَتَهُ denir.