ع ت ب (ATB)
A-t-b
عَتْب ve مَعْتَبَة formları, istiâre yoluyla insanın başkasına duyduğu düşmanlık anlamında kullanılır. Bu kelimenin aslı عَتَب ’den gelmektedir. Bu bağlamda şöyle denir: خَشُنْتُ بِصَدْرِ فُلاَنٍ, وَجَدْتُ فِي صَدْرِهِ غِلْظَةً : Falan kişinin göğsünde sertlik/düşmanlık buldum. Bu anlamdan şöyle denilmektedir: حُمِلَ فُلاَنٌ عَلَى عَتَبَةٍ صَعْبَةٍ : Falan kişi zor bir duruma sürüklendi. Tıpkı şu şiir gibi:
وَحَمَلْنَاهُمْ عَلَى صَعْبَةٍ زَوْ *** رَاءَ يَعْلُونَهَا بِغَيْرِ وِطَاءِ -308
308- Onları serkeş bir deveye bindirdik; ona mindersiz/eğersiz biniyorlar.
أَعْتَبْتُ فُلاَنًا : Ona karşı göğsümde olan düşmanlığı açığa vurdum. أَعْتَبْتُ فُلاَنًا : Falan kişiyi düşmanlığa sevkettim. Ayrıca أَعْتَبْتُهُ , tıpkı أَشْكَيْتُهُ /onun şikâyetini giderdim gibi, ‘ondan düşmanlığı giderdim/onu hoşnut ettim’, anlamına da gelir. Allah buyurur ki: وَإِنْ يَسْتَعْتِبُوا فَمَا هُمْ مِنَ الْمُعْتَبِينَ : Hoş tutulmalarını isteseler de artık hoş tutulmazlar (41/Fussilet 24). اِسْتِعْتَاب : Kişinin hoşnut edilmesi için talepte bulunmasıdır. Bu anlamda, اِسْتَعْتَبَ فُلاَنٌ /Falan kişi hoşnut edilmesini istedi/özür diledi], denir. Allah buyurur ki: وَلاَ هُمْ يُسْتَعْتَبُونَ : Özürleri de dinlenmez (16/Nahl 84).
لَكَ الْعُتْبَى /Hoşlanmadığın şeyden, hoşlandığın şeye dönüş sanadır, denir. Bu, kendisinden dolayı kınanan şeyin giderilmesidir. بَيْنَهُمْ أُعْتُوبَةٌ : Aralarında birbirlerini kınadıkları şeyler var. عَتَبَ عتْبًا : Merdivende yükselen kişinin yürüdüğü gibi, tek ayak üstünde yürüdü.