ع د و (AD̃W)
A-d-v
Bazen de durulan/karar kılınan yerin bölümleri itibara alınarak عَدْوَاء /dağınık yer denir. Bu anlamdan; مَكَانٌ ذُو عَدْوَاءَ : Bölümleri birbiriyle uyuşmayan/bitişmeyen yer, denir. مُعَادَاة /Düşmanlık anlamından da; رَجُلٌ عَدُوٌّ /düşman adam; قَوْمٌ عَدُوٌّ /düşman toplum denir. Allah buyurur ki: بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ : Birbirinize düşmansınız (20/Tâhâ 123). عَدُوّ kelimesi, عِدًى ve أَعْدَاء şekillerinde çoğul olur. Allah buyurur ki: وَيَوْمَ يُحْشَرُ أَعْدَاءُ اللَّهِ إِلَى النَّارِ فَهُمْ يُوزَعُونَ : Allah’ın düşmanları ateşe sürüldükleri gün toplanıp bir araya getirilirler (41/Fussilet 19).
عَدُوّ /Düşman iki kısımdır:
1- Hasmın kasıtlı alarak yaptığı düşmanlık: فَإِنْ كَانَ مِنْ قَوْمٍ عَدُوٍّ لَكُمْ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مُؤْمِنَةٍ : Eğer öldürülen mü’min olmakla beraber size düşman olan bir toplumdan ise, mü’min bir köle azat etmek lâzımdır (4/Nisâ 92); وَكَذَلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ نَبِيٍّ عَدُوًّا مِنَ الْمُجْرِمِينَ : İşte böylece Biz; her peygambere suçlulardan bir düşman kıldık (25/Furkân 31); وَكَذَلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ نَبِيٍّ عَدُوًّا شَيَاطِينَ الْإِنْسِ وَالْجِنِّ : Biz böylece, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık (6/En’âm 112).
2- Hasmın kastı olmadan olan düşmanlık. Bununla birlikte kişi, düşmanlıktan kaynaklanan sıkıntı gibi kendisine eziyet veren bir durumla karşılaşır: فَإِنَّهُمْ عَدُوٌّ لِي إِلَّا رَبَّ الْعَالَمِينَ : O putlar, benim düşmanlarımdırlar. Benim tek dostum âlemlerin Rabbi olan Allah’tır (26/Şu’arâ 77). Yüce Allah çocuklar için de şöyle buyurur: وَأَوْلَادِكُمْ عَدُوًّا لَكُمْ فَاحْذَرُوهُمْ : Çocuklarınızdan size düşman olanlar da vardır. Onlardan sakının/Onlara karşı dikkatli olun (64/Teğabün 14).
عَدْو /Koşmak, anlamında da şöyle denir:
فَعَادَى عِدَاءً بَيْنَ ثَوْرٍ وَنَعْجَةٍ -312
312- Bir öküzü bir koyunu birbirinin arkasından koşturdu.
Yani öküz ve koyundan birini, diğerinin peşinden koşturdu. تَعَادَتِ الْمَوَاشِي بَعْضُهَا فِي إِثْرِ بَعْضٍ : Hayvanlar art arda koştular. رَأَيْتُ عِدَاءَ الْقَوْمِ الَّذِينَ يَعْدُونَ مِنَ الرَّجَّالَةِ : Yaya giden toplumun nasıl koşuştuklarını gördüm. اِعْتِدَاء : Hakka tecavüz etmektir. Allah buyurur ki: وَلَا تُمْسِكُوهُنَّ ضِرَارًا لِتَعْتَدُوا : Haklarını ihlâl edip zarar vermek için boşanan kadınları alıkoymayın (2/Bakara 231); وَمَنْ يَعْصِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَيَتَعَدَّ حُدُودَهُ يُدْخِلْهُ نَارًا خَالِدًا فِيهَا وَلَهُ عَذَابٌ مُهِينٌ : Kim Allah’a ve Peygamber’e karşı gelir, O’nun çizdiği sınırları aşarsa Allah onu, içinde ebedi olarak kalmak üzere Cehennem’e atar. Onun için alçaltıcı bir azap vardır (4/Nisâ 14); وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ الَّذِينَ اعْتَدَوْا مِنْكُمْ فِي السَّبْتِ : İçinizden cumartesi günü yasağını ihlâl edenleri elbette bilirsiniz (2/Bakara 65). Bu ihlâl, helal saymak suretiyle balıkları avlamakla oluyordu. تِلْكَ حُدُودُ اللَّهِ فَلَا تَعْتَدُوهَا : Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır, onları aşmayın (2/Bakara 229); فَمَنِ ابْتَغَى وَرَاءَ ذَلِكَ فَأُولَئِكَ هُمُ الْعَادُونَ : Kim de bundan başkasını ararsa; işte onlar, haddi aşanlardır (23/Mu’minun 7); فَمَنِ اعْتَدَى بَعْدَ ذَلِكَ فَلَهُ عَذَابٌ أَلِيمٌ : Kim bundan sonra haddi aşarsa, muhakkak onun için elem verici bir azap vardır (2/Bakara 178); بَلْ أَنْتُمْ قَوْمٌ عَادُونَ : Hayır, siz sınırı aşan bir kavimsiniz (26/Şu’arâ 166). Bu âyetteki عَادُونَ kelimesi, مُعْتَدُون /Zulmedenler veya مُعَادُون /Düşmanlık edenler ya da عَدَا طَوْرَهُ /Haddini aştı sözünden gelen مُتَجَاوِزُونَ الطَّوْرَ /Haddi aşanlar anlamındadır. وَقَاتِلُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ الَّذِينَ يُقَاتِلُونَكُمْ وَلَا تَعْتَدُوا إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَدِينَ : Sizinle savaşanlarla Allah yolunda savaşın; fakat haksız yere saldırmayın, çünkü Allah, saldırganları sevmez (2/Bakara 190). Bu âyette yasaklanan saldırı, herhangi bir saldırıya karşılık verme amacı gütmeksizin ilkönce yapılandır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: فَمَنِ اعْتَدَى عَلَيْكُمْ فَاعْتَدُوا عَلَيْهِ بِمِثْلِ مَا اعْتَدَى عَلَيْكُمْ : Kim size saldırırsa, onun size saldırdığı kadar siz de ona saldırın (2/Bakara 194); yani onun saldırdığı ölçüde siz de saldırın ve onun tecavüz ettiği kadar siz de ona tecavüz edin. Şu âyet de herhangi bir misilleme olmaksızın ilk önce başlatılan yasak saldırı kastedilmektedir: وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوَى وَلَا تَعَاوَنُوا عَلَى الْإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ : İyilik ve takvâ üzerinde yardımlaşın, günâh ve haddi aşmada yardımlaşmayın (5/Mâide 2). Şu âyet ise, misillemeye dayanan ve onu ilk başlatana karşı yapılabilen saldırı çeşididir: وَقَاتِلُوهُمْ حَتَّى لَا تَكُونَ فِتْنَةٌ وَيَكُونَ الدِّينُ لِلَّهِ فَإِنِ انْتَهَوْا فَلَا عُدْوَانَ إِلَّا عَلَى الظَّالِمِينَ : Fitne ortadan kalkıp Allah’ın dini tam anlamı ile egemen oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer yaptıklarına son verirlerse zalimlerden başkasına asla saldırılmaz (2/Bakara 193); وَمَنْ يَفْعَلْ ذَلِكَ عُدْوَانًا وَظُلْمًا فَسَوْفَ نُصْلِيهِ نَارًا : Kim zulüm ve saldırganlık yolu ile böyle yaparsa, onu cehennem ateşine atacağız (4/Nisâ 30).
إِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةَ وَالدَّمَ وَلَحْمَ الْخِنْزِيرِ وَمَا أُهِلَّ بِهِ لِغَيْرِ اللَّهِ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَلَا إِثْمَ عَلَيْهِ : Allah size leş, kan, domuz eti ve Allah’tan başkası adına kesileni haram kıldı. Ama kim mecbur kalırsa, (başkasına) saldırmadan ve sınırı aşmadan (bunlardan) yemesinde bir günâh yoktur (2/Bakara 173); yani bir lezzet tatmak için taşkınlık yapmadan ve açlık sınırını aşmadan. Kimisine göre ise âyetin anlamı şöyledir: İmama/Devlet başkanına karşı isyan etmeden ve Allah’tan korkanların önüne geçmeden.
عَدَا طَوْرَهُ : Haddini aşıp başkasına tecavüz etti. Fiilde تَعَدِّى /geçişlilik de bu anlamdadır. Nahiv ilminde fiilin ta’diyesi, fiil manasının fâilden mef’ûle geçiş yapmasıdır. مَا عَدَا كَذَا /Bunun dışında sözü, istisna yapılırken kullanılır. إِذْ أَنْتُمْ بِالْعُدْوَةِ الدُّنْيَا وَهُمْ بِالْعُدْوَةِ الْقُصْوَى : O gün siz, vâdinin yakın kenarında idiniz, onlar da uzak kenarında idiler (8/Enfâl 42); yani yakın kenarı aşan tarafta.