Sözlük

ع م ر (AMR)

A-m-r

عِمَارَة /Bayındır olmak: Harap olmanın/bozulmanın zıddıdır. عَمَرَ أَرْضَهُ، يَعْمُرُهَا عِمَارَةً (Toprağını imar etti/işledi, etmektedir), denir. Allah buyurur ki: أَجَعَلْتُمْ سِقَايَةَ الْحَاجِّ وَعِمَارَةَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ كَمَنْ آَمَنَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآَخِرِ وَجَاهَدَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ : Hacılara su sağlamayı ve Kâbe’yi onarmayı, Allah’a ve âhiret gününe inanmakla ve Allah yolunda cihat etmekle bir mi tutuyorsunuz? (9/Tevbe 19).

عَمَّرْتُهُ فَعَمَرَ (Onu imar ettim, o da imar edildi), هُوَ مَعْمُورٌ (O, imar edilmiştir), denir. Allah buyurur ki: أَوَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ كَانُوا أَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَأَثَارُوا الْأَرْضَ وَعَمَرُوهَا أَكْثَرَ مِمَّا عَمَرُوهَا : Yeryüzünde gezip, kendilerinden önceki insanların sonlarının nasıl olduğuna bakmazlar mı? Onlar kendilerinden daha güçlü idiler. Yeryüzünü kazıp altüst etmişler ve onu, bunların imar ettiklerinden daha çok imar etmişlerdir (30/Rûm 9); وَالْبَيْتِ الْمَعْمُورِ : Ma’mur eve andolsun (52/Tûr 4).

Birine yeri imar etme işini havale ettiğin zaman ona şöyle dersin: أَعْمَرْتُهُ اْلأَرْضَ وَاسْتَعْمَرَتُهُ . Allah buyurur ki: هُوَ أَنْشَأَكُمْ مِنَ الْأَرْضِ وَاسْتَعْمَرَكُمْ فِيهَا : Allah, sizi topraktan yarattı ve yeryüzüne yerleştirerek burayı kalkındırmakla görevlendirdi (11/Hûd 61).

عَمْر ve عُمُر : Bedenin hayatla bayındır kaldığı sürenin adıdır. Bu kavram, بَقَاء /beka’nın altındadır. طَالَ عُمُرُهُ denildiği zaman onun anlamı; “Onun bedeninin, ruhuyla bayındır olması uzadı” şeklinde olur. طَالَ بَقَاؤُهُ sözü ise bu anlama gelmez. Çünkü beka, fena’nın zıddıdır. Beka’nın ömür’den olan üstünlüğünden dolayı Yüce Allah onunla nitelendirilmiştir. Çok az olarak da ömür’le nitelendirildiği olmuştur.

تَعْمِير : Fiilen uzun ömür vermek veya sözle uzun ömür dilemek anlamına gelir. Allah buyurur ki: أَوَلَمْ نُعَمِّرْكُمْ مَا يَتَذَكَّرُ فِيهِ مَنْ تَذَكَّرَ : Size düşünecek kimsenin düşünebileceği kadar bir ömür vermedik mi? (35/Fâtır 37); وَمَا يُعَمَّرُ مِنْ مُعَمَّرٍ وَلَا يُنْقَصُ مِنْ عُمُرِهِ إِلَّا فِي كِتَابٍ : Bir canlıya ömür verilmesi de, onun ömründen azaltılması da mutlaka bir kitaptadır (35/Fâtır 11); يَوَدُّ أَحَدُهُمْ لَوْ يُعَمَّرُ أَلْفَ سَنَةٍ وَمَا هُوَ بِمُزَحْزِحِهِ مِنَ الْعَذَابِ أَنْ يُعَمَّرَ : Onlardan her biri bin yıl ömür verilmesini ister. Hâlbuki çok yaşatılması onu azaptan uzaklaştıracak değildir (2/Bakara 96); وَمَنْ نُعَمِّرْهُ نُنَكِّسْهُ فِي الْخَلْقِ : Kime uzun ömür verirsek, yaratılışta onu tersine çeviririz (36/Yâsîn 68); وَلَكِنَّا أَنْشَأْنَا قُرُونًا فَتَطَاوَلَ عَلَيْهِمُ الْعُمُرُ : Biz nice nesiller var etmiştik de onların üzerinden uzun zamanlar geçti (28/Kasas 45); قَالَ أَلَمْ نُرَبِّكَ فِينَا وَلِيدًا وَلَبِثْتَ فِينَا مِنْ عُمُرِكَ سِنِينَ : Firavun Musa’ya: Biz seni çocukken yanımıza alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi? dedi (26/Şu’arâ 18).

عُمُر ve عَمْر kelimeleri aynı anlamdadır; fakat yeminde عُمُر değil sadece عَمْر gelir: لَعَمْرُكَ إِنَّهُمْ لَفِي سَكْرَتِهِمْ يَعْمَهُونَ : Senin hayatına and olsun ki, onlar sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlardı (15/Hicr 72). عَمَّرَكَ اللهُ : Yani Allahtan sana uzun ömür vermesini diliyorum. Âyette عَمْر formunun getirilmesi, onunla yemin kastedildiği içindir.

اِعْتِمَار ve عُمْرَة : Sevginin inşa edildiği ziyaret. Şeriatta ise özel ziyaret [belli ibâdetlerin icra edildiği Kâbe ziyareti] anlamındadır. إِنَّمَا يَعْمُرُ مَسَاجِدَ اللَّهِ مَنْ آَمَنَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآَخِرِ وَأَقَامَ الصَّلَاةَ وَآَتَى الزَّكَاةَ وَلَمْ يَخْشَ إِلَّا اللَّهَ : Allah’ın mescitlerini ancak Allah’a ve âhiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder (9/Tevbe 18) âyetinde geçen يَعْمُرُ fiili, ya binayı muhafaza etmek anlamındaki عِمَارَة ; ya ziyaret etmek anlamındaki عُمْرَة kökünden gelir; ya da, عَمَرْتُ بِمَكَانِ كَذَا ; yani falan yerde ikâmet ettim, sözünden gelmektedir; çünkü [aynı anlamda] şöyle denir: عَمَرْتُ الْمَكَانَ وعَمَرْتُ بِالْمَكَانِ .

عِمَارَة kelimesi, قَبِيلَة ’den daha dar anlamlıdır. عِمَارَة , bir yerin kendileriyle mâmûr olduğu bir topluluk adıdır. Şair şöyle der:

لِكُلِّ أُنَاسٍ منْ مَعَدٍّ عِمَارَةٌ -333

333- Ma’ad’den herkesin bir imaresi/barındığı bir yeri vardır.

عَمَار : Liderin, liderliğinin devamının ve onu muhafaza etmenin bir işareti olarak başının üstüne koyduğu reyhan buketi veya sarık. Eğer bunun dışında da reyhan, عَمَار diye isimlendirilirse, bu da ondan istiâredir ve o itibarladır. مَعْمَر : Sakinleriyle mâmûr olduğu sürece mesken anlamındadır. عَوْمَرَة : Bir mekânın, sahipleriyle mâmûr olduğuna delâlet eden gürültü/şamata.

عُمْرَى : Tıpkı رُقْبَى gibi, bir şeyi bir kimseye, -sen yaşadığın veya o yaşadığı sürece- vermendir. Bu lafzın bu anlam için tahsis edilmesi, verilen şeyin muâr/ödünç olduğuna işaret içindir. عَمْر : Dişlerin arasını dolduran et. Çoğulu عُمُور şeklinde gelir. Sırtlana أُمُّ عَامِرٍ denir. İflâsa da أَبُو عَمْرَةَ denir.

Kur'an'da geçtiği ayetleri gör →