ع ص ر (AṦR)
A-s-r
اِعْتَصَرْتُ مِنْ كَذَا : Usare yerine geçecek bir şey aldım. Şair şöyle der:
وإنَّمَا العَيْشُ بِرُبَّانِهِ *** وأَنْتَ مِنْ أَفْنَانِهِ مُعْتَصِرْ -320
320- Gerçek hayat sadece ömrün ilk yıllarıdır;
Ve sen onun taze dallarından sıkmaktasın/beslenmektesin.
وَأَنْزَلْنَا مِنَ الْمُعْصِرَاتِ مَاءً ثَجَّاجًا : Sıkışan bulutlardan şarıl şarıl su indirdik ki (78/Nebe’ 14); yani yağmurla sıkıştırılan; başka bir ifâdeyle yağmurla dolu olan bulutlardan.
Kimisine göre الْمُعْصِرَاتِ kelimesi bulutları sıkıştırıp yağmur yağmasını sağlayan bulutlar, anlamındadır. Kimilerine göre ise bu إعصار ile gelen rüzgârdır. إعصار ise; toz savuran rüzgârdır. Allah buyurur ki: فَأَصَابَهَا إِعْصَارٌ فِيهِ نَارٌ فَاحْتَرَقَتْ : O bahçeye ateşli bir kasırga isabet etsin de yanıversin (2/Bakara 266).
اِعْتِصَار : Bir şeyin tıka basa su ile doldurulmasıdır. Sığınak anlamındaki عَصْر ve عُصْرَة da bu anlamdan gelir. عَصْر ve عِصْر : Zaman. Çoğulu عُصُور şeklinde gelir. Allah buyurur ki: وَالْعَصْرِ * إِنَّ الْإِنْسَانَ لَفِي خُسْرٍ : Asra andolsun; * İnsan mutlaka ziyandadır (103/Asr 1-2).
الْعَصْر : Akşam. صَلاَةُ الْعَصْرِ (İkindi namazı) bu anlamdan gelir. اَلْعَصْرَانِ : Bazılarına göre sabah-akşam; diğer bazılarına göre ise, gece-gündüz anlamındadır. Bu tıpkı güneş ve aya اَلْقَمَرَانِ denildiği gibidir. مُعْصِر : Hayız görüp gençlik çağına giren kız.