Sözlük

ع ف و (AFW)

A-f-v

عَفْو : Bir şeyi almayı kastetmek. عَفَاهُ وَاعْتَفَاهُ : Yanındakini almak için ona yöneldi. عَفَتِ الرِّيحُ الدَّارَ : Rüzgâr, evin izini silmeye yöneldi. Bu bakış açısından şair şöyle der:

أَخَذَ الْبِلَى أَبْلاَدَهَا -323

323- Nem onun izlerini aldı/sildi.

عَفَتِ الدَّارُ : Evin izi silindi; sanki ev çürümeye yönelmiştir/yüz tutmuştur. عَفَا النَّبْتُ وَالشَّجَرُ : Bitki ve ağaç gürleşmeye/artış sağlamaya yöneldi. Bu tıpkı أَخَذَ النَّبْتُ فِي الزِّيَادَةِ demen gibidir. عَفَوْتُ عَنْهُ : Ondan sarfı nazar ederek günâhlarını silmeyi amaçladım. Aslında bu cümledeki mef’ûl terkedilmiştir ve ( عَنْ ) edatı gizli bir kelimeye bağlıdır.

عَفْو : Günâhtan uzaklaşmak anlamındadır. Allah buyurur ki: وَجَزَاءُ سَيِّئَةٍ سَيِّئَةٌ مِثْلُهَا فَمَنْ عَفَا وَأَصْلَحَ فَأَجْرُهُ عَلَى اللَّهِ : Kötülüğün cezası, yine onun gibi bir kötülüktür. Kim affeder, barışırsa onun mükâfatı Allah’a aittir (42/Şûra 40); وَأَنْ تَعْفُوا أَقْرَبُ لِلتَّقْوَى : Bağışlamanız (mehrin tamamını bırakmanız) takvaya daha uygundur (2/Bakara 237); ثُمَّ عَفَوْنَا عَنْكُمْ مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ : Bundan sonra sizi, şükredersiniz diye affetmiştik (2/Bakara 52); إِنْ نَعْفُ عَنْ طَائِفَةٍ مِنْكُمْ نُعَذِّبْ طَائِفَةً بِأَنَّهُمْ كَانُوا مُجْرِمِينَ : Sizden (tövbe eden) bir gurubu bağışlasak bile, bir guruba da suçlu olduklarından dolayı azap edeceğiz (9/Tevbe 66); فَاعْفُ عَنْهُمْ : Onları bağışla (3/Âl-i İmrân 159); خُذِ الْعَفْوَ : Sen affı al (7/A’râf 199); yani kastedilmesi ve elde edilmesi kolay olanı al. Kimisine göre de; “İnsanlardan artakalanı al.” anlamındadır. وَيَسْأَلُونَكَ مَاذَا يُنْفِقُونَ قُلِ الْعَفْوَ : Ne sarfedeceklerini sana sorarlar, de ki; artanı (2/Bakara 219); yani verilmesi kolay olanı.

أَعْطَى عَفْوًا sözündeki عَفْوًا kelimesi, hâl konumunda bir mastardır. Yani, onun hâli, âfinin; yani bir şey isteyenin hâli gibi olduğu hâlde bağışta bulundu. Bu söz güzel sayılan bir manaya/davranışa işarettir. Bu anlamda şair şöyle der:

كَأَنَّكَ تُعْطِيهِ الَّذِي أَنْتَ سَائِلُهُ -324

324- Sanki dilediğin/ihtiyaç duyduğun şeyi ona veriyorsun.

Araplar şöyle dua ederler: أَسْأَلُكَ الْعَفْوَ وَالْعَافِيَةَ : [Allahım!] senden af ve afiyet istiyorum. Yani, ceza vermemeni ve selâmeti diliyorum. Yüce Allah kendini şöyle nitelendirmektedir: إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَفُوًّا غَفُورًا : Şüphesiz Allah çok affedici ve bağışlayıcıdır (4/Nisâ 43).

وَمَا أَكَلَتِ الْعَافِيَةُ فَصَدَقَةٌ : Afiyenin yediği sadakadır. Yani, rızk/yiyecek peşinde koşan kuş, yabanî hayvan ve insanların yediği sadakadır. أَعْفَيْتُ كَذَا : Falan şeyi çoğalmaya bıraktım. Bu anlamda şöyle denmiştir: أَعْفُوا اللِّحَى : Sakalı uzatın.

عَفَاء : Çok olan kıl, tüy. عَافِي : Tencere ödünç alanın, (tencere ile birlikte) geri verdiği tenceredeki çorba artığı.

Kur'an'da geçtiği ayetleri gör →