ع ت و (ATW)
A-t-v
عُتُوّ : İtaat etmemek. Bu kökten; عَتَا يَعْتُو عُتُوًّا وَعِتِيًّا /Azdı, azmaktadır formları gelir. Allah buyurur ki: وَقَالَ الَّذِينَ لَا يَرْجُونَ لِقَاءَنَا لَوْلَا أُنْزِلَ عَلَيْنَا الْمَلَائِكَةُ أَوْ نَرَى رَبَّنَا لَقَدِ اسْتَكْبَرُوا فِي أَنْفُسِهِمْ وَعَتَوْا عُتُوًّا كَبِيرًا : Bizimle karşılaşmayı ummayanlar: Bize ya melekler indirilmeliydi ya da Rabbimizi görmeliydik, dediler. Andolsun ki onlar kendileri hakkında kibire kapılmışlar ve azgınlıkta pek ileri gitmişlerdir (25/Furkân 21); فَعَتَوْا عَنْ أَمْرِ رَبِّهِمْ : Rablerinin buyruğuna başkaldırdılar (51/Zâriyât 44); وَكَأَيِّنْ مِنْ قَرْيَةٍ عَتَتْ عَنْ أَمْرِ رَبِّهَا وَرُسُلِهِ فَحَاسَبْنَاهَا حِسَابًا شَدِيدًا وَعَذَّبْنَاهَا عَذَابًا نُكْرًا : Nice kent var ki Rabbinin ve elçilerinin buyruğuna baş kaldırdı, biz de onu çetin bir hesaba çektik ve ona görülmemiş biçimde azabettik (65/Talâk 8); بَلْ لَجُّوا فِي عُتُوٍّ وَنُفُورٍ : Doğrusu onlar, azgınlık ve nefret içinde direnmektedirler (67/Mülk 21); قَالَ رَبِّ أَنَّى يَكُونُ لِي غُلَامٌ وَكَانَتِ امْرَأَتِي عَاقِراً وَقَدْ بَلَغْتُ مِنَ الْكِبَرِ عِتِيّاً : Zekeriyya: Rabbim! dedi; nasıl oğlum olabilir; karım kısır, ben de son derece kocamışken? (19/Meryem 8); yani, ıslahı ve tedavisi mümkün olmayan bir hâle gelmişken. Kimisine göre de; eğitilemeyecek bir hâle gelmiş iken. Şu şiirde işaret edilen hâl de böyledir:
وَمِنَ الْعَنَاءِ رِيَاضَةُ الْهَرِمِ -310
310- Yaşlıyı eğitmek zordur.
ثُمَّ لَنَنْزِعَنَّ مِنْ كُلِّ شِيعَةٍ أَيُّهُمْ أَشَدُّ عَلَى الرَّحْمَنِ عِتِيّاً : Sonra her milletten, Rahmân olan Allah’a en çok âsi olanlar hangileri ise çekip ayıracağız (19/Meryem 69). Kimisine göre âyette geçen عِتِيّاً kelimesi mastardır; kimisine göre de عَات kelimesinin çoğuludur. Bazılarına göre عَاتِي , sert/katı anlamındadır.