Sözlük

ص ب ر (ṦBR)

S-b-r

صَبْر : Darda tutmaktır. صَبَرْتُ الدَّابَّةَ : Hayvanı yemsiz olarak hapsettim. صَبَرْتُ فُلاناً : Falan kişiye öyle bir şey bıraktım ki, ondan kurtulması mümkün değildir. صَبْر : Nefsi, akıl ve şer’in gerektirdiği hususlar üzerinde veya onların onu hapsetmeyi gerektirdikleri hususlara karşı hapsetmektir. صَبْر , genel anlamlı bir lafızdır; geldiği farklı yerlere göre aynı kökten gelen isimlerde farklılık olabilmektedir. Eğer nefsin hapsedilmesi bir musibetten dolayı ise ona sadece صَبْر denir; onun zıddı da جَزَع /feryat olur. Eğer sabır göstermek savaşta ise bunun ismi شَجَاعَة /kahramanlık; zıddı ise جُبْن /korkaklık olur.

Eğer sabır bunaltan bir felâkete karşı gösteriliyorsa, buna رَحْبُ الصَّدْرِ /göğüs genişliği denir; zıddı ise ضَجَر /bunalma olur. Eğer sabır, konuşmama konusunda olursa buna da كِتْمَان /sır saklama, zıddına ise مَذْل /sırrı ifşa denir. Fakat Yüce Allah bütün bunları sabır kelimesiyle ifâde etmiş ve şu sözleriyle buna dikkat çekmiştir: وَالصَّابِرِينَ فِي الْبَأْسَاءِ وَالضَّرَّاءِ وَحِينَ الْبَأْسِ : Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabredenler (2/Bakara 177); وَالصَّابِرِينَ عَلَى مَا أَصَابَهُمْ : Başlarına gelene sabredenler (22/Hac 35); وَالصَّابِرِينَ وَالصَّابِرَاتِ : Sabreden erkekler ve sabreden kadınlar (33/Ahzâb 35).

Oruca da sabır denmiştir, çükü oruç sabrın bir nev’i gibidir. Hz. Peygamber şöyle buyurmaktadır: صِيَامُ شَهْرِ الصَّبْرِ وَثَلاَثَةِ أَيَّامٍ فِي كُلِّ شَهْرٍ يُذْهِبُ وَحَرَ الصَّدْرِ : Sabır ayının orucu ile her aydan üç gün oruç tutmak göğüsteki kini giderir.

Ebu Ubeyde, فَمَا أَصْبَرَهُمْ عَلَى النَّارِ : Olar, ateşe karşı ne kadar da sabırlıdırlar! (2/Bakara 175) âyetinde geçen sabr kelimesinin cüret anlamında bir lügat/lehçe olduğunu söyler ve bu iddiasına, bedevî bir Arab’ın hasmına söylediği şu sözle delil getirir: مَا أَصْبَرَكَ عَلَى اللهِ : Allah’a karşı ne kadar da sabırlısın/cüretkârsın! Bu, hakikat sûretinde bir mecaz tasavvurudur. Çünkü bu cümlenin manası şöyledir: Günâh işlemeye cüret ettiğinde, senin değer biçmene göre Allah’ın azabına karşı ne kadar da sabırlısın! Şu ifâdeler de aynı şekilde tahlil edilir: مَا أَبْقَاهُمْ عَلَى النَّارِ : Ateşe karşı ne kadar da dayanıklıdırlar!; مَا أَعْمَلَهُمْ بِعَمَلِ أَهْلِ النَّارِ : Ateş ehlinin ameliyle ne kadar da amel etmektedirler! Çünkü kimi zaman gerçekte sabrı olmayan kişi, ona bakanın hâli itibara alınarak sabırla nitelendirilir. Bu tür konularda تَعَجُّب /hayret formunun kullanılması yaratıcıya göre değil, yaratılana göredir.

اصْبِرُوا وَصَابِرُوا : Sabredin, sabırlı olun (3/Âl-i İmrân 200); yani nefislerinizi ibâdete hapsediniz ve nefsi arzularınızla mücâdele ediniz. وَاصْطَبِرْ لِعِبَادَتِهِ : O’na ibâdette sabırlı ol (19/Meryem 65); yani sabırlı olmaya gayret et. أُولَئِكَ يُجْزَوْنَ الْغُرْفَةَ بِمَا صَبَرُوا : Onlar, sabrettiklerinden ötürü cennetin en yüksek dereceleriyle mükâfatlandırılırlar (25/Furkân 75); yani Allah’ın rızasına kavuşmak için gösterdikleri sabırdan ötürü. فَصَبْرٌ جَمِيلٌ : Güzel bir sabır (12/Yûsuf 18); yani sabrı emredip ona teşvik etmek güzeldir.

صَبُور : Sabretmeye güç yetirendir. Eğer onda bir çeşit zorlama ve gayret varsa صَبَّار formu kullanılır. Şu âyet bu anlamdadır: إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآَيَاتٍ لِكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ : Kuşkusuz bunda sabreden, şükreden herkes için ibretler vardır (42/Şûra 33). اِنْتِظَار /bekleme, sabır ile ifâde edilir; çünkü intizarın sabırdan ayrılmaması gerekir; dahası o, sabrın bir türüdür. Allah buyurur ki: وَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ : Rabbinin hükmü gerçekleşinceye kadar sabret (52/Tûr 48); yani kâfirlere karşı Rabbinin senin için vereceği hükmü bekle.

Kur'an'da geçtiği ayetleri gör →