ص ب و (ṦBW)
S-b-y
أَصْبَانِي فَصَبَوْتُ : Bana meyletti ben de ona meylettim. الصَّبَا /Saba yeli: Kıble yönünden esen rüzgâra denir. صَابَيْتُ السَّيْفَ : Kılıcı kınına ters yüz yerleştirdim; صَابَيْتُ الرُّمْحَ : Mızrağı eğdim ve onu saplamaya hazırladım. صَابِئُون /Sabiîler, Hz. Nûh’un dinine bağlı bir kavimdir. Bir dinden çıkıp başka bir dine geçen herkese de صَابِئ /sabiî denir. Bu kelime, صَبَأَ نَابُ الْبَعيِرِ : Devenin sivri dişi çıktı, deyiminden alınmıştır. Hemzenin tahfifi ile صَابِين şeklinde okuyanlar da olmuştur. Tıpkı, لايَأْكُلُهُ إلاَّ الْخَاطُون : Onu günâhkârlardan başkası yemez (69/Hâkka 37) âyetindeki الْخَاطُون gibi. Kimisi de söz konusu kelimenin صَبَا يَصْبُو fiilinden geldiğini söylemektedir. Allah buyurur ki: وَالصَّابِِئينَ والنَّصَارَى : Sabiiler ve hıristiyanlar (22/Hac 17); وَالنَّصَارَى والصَّابِِئينَ : Hıristiyanlar ve sabiiler (2/Bakara 62).