Sözlük

ص ح ب (ṦḪB)

S-h-b

صَاحِب : İster insan veya hayvan, ister yer veya zaman olsun başkasından ayrılmayandır. Bu birliktelik ister bedenle olsun -ki bu asıl ve en çok olanıdır- ister de yardım ve destekle olsun fark etmez. Şair bu anlamda şöyle der:

لَئِنْ غِبْتَ عَنْ عَيْنِي لَمَا غِبْتَ عَنْ قَلْبِي -279

279- Sen gözümden kaybolsan da kalbimden kaybolmazsın.

Örfte sahib, sadece çok fazla birlikteliği olana denir. Bir şeye malik veya onda tasarruf etme yetkisi bulunan kişiye, هُوَ صَاحِبُهُ : o, onun sahibidir denir. Allah buyurur ki: إِذْ يَقُولُ لِصَاحِبِهِ لَا تَحْزَنْ إِنَّ اللَّهَ مَعَنَا : Arkadaşına, Üzülme, Allah bizimle beraberdir, diyordu (9/Tevbe 40); فَقَالَ لِصَاحِبِهِ وَهُوَ يُحَاوِرُهُ : Arkadaşıyla konuşurken ona şöyle dedi (18/Kehf 34); أَمْ حَسِبْتَ أَنَّ أَصْحَابَ الْكَهْفِ وَالرَّقِيمِ كَانُوا مِنْ آَيَاتِنَا عَجَبًا : Yoksa sen, Kehf ve Rakim sahiplerinin bizim şaşılacak âyetlerimizden olduklarını mı sandın? (18/Kehf 9); وَأَصْحَابُ مَدْيَنَ : Medyen ashabı/ehli (22/Hac 44); أُولَئِكَ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ : Onlar cennet ashabıdır/ehlidir, orada sürekli kalacaklardır (2/Bakara 82); وَأُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ : Onlar, ateş ashabıdır/ehlidir, orada sürekli kalacaklardır (2/Bakara 217); مِنْ أَصْحَابِ السَّعِيرِ : Cehennem ashabından/ehlinden (35/Fâtır 6).

وَمَا جَعَلْنَا أَصْحَابَ النَّارِ إِلَّا مَلَائِكَةً : Biz cehennemin sahiplerini sadece melekleri yaptık (74/Müddessir 31); yukarıda da geçtiği gibi, yani cehennemin sahiplerini onunla görevli meleri yaptık; onunla azap edilenleri değil. Kimi zaman صَاحِب , idare ettiği kişilere izafe edilir: صَاحِبُ الْجَيْشِ /Askerin sahibi [/Ordu komutanı] gibi. Kimi zaman da idarecisine izafe edilir: صَاحِبُ اْلأَمِيرِ /Emirin sahibi [/idaresi altında olan kişi] gibi. مُصَاحَبَة ve اِصْطِحَاب kelimeleri اِجْتِمَاع kelimesinden daha mübalâğalıdır. Çünkü musâhabe birlikteliğin uzun olmasını gerektirir. Şu hâlde her ıstıhâb içtima’dır, fakat her içtima’ ıstıhâb değildir. Allah buyurur ki: وَلَا تَكُنْ كَصَاحِبِ الْحُوتِ : Balık sahibi (Yûnus) gibi olma (68/Kalem 48); ثُمَّ تَتَفَكَّرُوا مَا بِصَاحِبِكُمْ مِنْ جِنَّةٍ : Sonra düşünün; sizin sahibinizde (arkadaşınızda) hiç bir delilik yoktur (34/Sebe’ 46). Bu âyette Hz. Peygamber’in müşriklerin sahibi diye nitelendirilmesi şu hususa dikkat çekmek içindir: Siz (müşrikler) onunla arkadaşlık ettiniz, onu sınadınız, onun açık ve gizli yönlerini bildiniz ve onda ne zihin karışıklığı ne de delilik buldunuz. Şu âyet de aynı gerçeğe işaret etmektedir: وَمَا صَاحِبُكُمْ بِمَجْنُونٍ : Arkadaşınız deli değildir (81/Tekvîr 22).

الإِصْحَابُ لِلشَّيْءِ : Bir şeye bağlanmaktır. Bunun aslı ise, söz konusu şeyin sahibi olmaktır. Birinin oğlu büyüyüp ona arkadaşlık ettiğinde; أَصْحَبَ فُلاَنٌ denir. أَصْحَبَ فُلاَنٌ فُلاَناً : Falan kişi falan kişiye arkadaş oldu. وَلَا هُمْ مِنَّا يُصْحَبُونَ : Bizim tarafımızdan sahip edinmezler (21/Enbiyâ 43). Yani bizim tarafımızdan kendilerine sükûnet, huzur, başarı ve dostlarımıza yoldaş ettiğimiz benzeri şeyler arkadaşlık etmez. أَديمٌ مُصْحَبٌ : Derinin üzerindeki kıllar kalmaya devam etti ve ondan koparılmadı.

Kur'an'da geçtiği ayetleri gör →