صُنْع : Bir fiili icat etmektir. Her
sun’ fiildir, fakat her fiil
sun’ değildir. Fiil, hayvan ve cansız varlıklara nispet edildiği gibi,
sun’ onlara nispet edilmez. Allah buyurur ki:
صُنْعَ اللَّهِ الَّذِي أَتْقَنَ كُلَّ شَيْءٍ :
Bu, her şeyi sapasağlam yapan Allah’ın sanatıdır (27/Neml 88);
وَيَصْنَعُ الْفُلْكَ :
Nûh gemiyi yapıyordu (11/Hûd 38);
وَاصْنَعِ الْفُلْكَ بِأَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا :
Bizim gözlerimiz önünde ve vahyimiz uyarınca gemiyi yap (11/Hûd 37); الَّذِينَ ضَلَّ سَعْيُهُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَهُمْ يَحْسَبُونَ أَنَّهُمْ يُحْسِنُونَ
صُنْعًا :
Dünya hayatında, çalışmaları boşa gitmiştir, oysa onlar güzel iş yaptıklarını sanıyorlardı (18/Kehf 104); وَعَلَّمْنَاهُ
صَنْعَةَ لَبُوسٍ لَكُمْ لِتُحْصِنَكُمْ مِنْ بَأْسِكُمْ :
Ona, sizi savaşta korumak için zırh yapma sanatını öğrettik (21/Enbiyâ 80); وَتَتَّخِذُونَ
مَصَانِعَ لَعَلَّكُمْ تَخْلُدُونَ :
Temelli kalacağınızı umarak muazzam yapılar mı ediniyorsunuz? (26/Şu’arâ 129); لَبِئْسَ مَا كَانُوا
يَصْنَعُونَ :
Yaptıkları şey ne kadar kötüdür (5/Mâide 63); وَحَبِطَ مَا
صَنَعُوا فِيهَا :
Dünyada yaptıkları boşa gitmiştir (11/Hûd 16); وَأَلْقِ مَا فِي يَمِينِكَ تَلْقَفْ مَا
صَنَعُوا إِنَّمَا
صَنَعُوا كَيْدُ سَاحِرٍ :
Sağ elindekini at da onların yaptıklarını yutsun, yaptıkları sadece sihirbaz düzenidir (20/Tâhâ 69); وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا
تَصْنَعُونَ :
Allah yaptıklarınızı bilir (29/Ankebût 45).
Güzel iş icra etmek anlamında mahir sanatkâr erkeğe صَنَع ; mahir sanatkâr kadına ise صَنَاعِ denir. صَنِيعَة : Kişinin yaptığı hayırlı işlerdir. فَرَسٌ صَنِيعٌ : Güzel bakılan at. Şu âyette değerli yerler مَصَانِع diye ifâde edilmiştir: وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمْ تَخْلُدُونَ : Temelli kalacağınızı umarak muazzam yapılar mı ediniyorsunuz? (26/Şu’arâ 129). مُصَانَعَة , rüşvetten kinâyedir. اِصْطِنَاع : Bir şeyi ıslah etmede aşırıya kaçmaktır. وَاصْطَنَعْتُكَ لِنَفْسِي : Seni kendim için yetiştirdim (20/Tâhâ 41); وَلِتُصْنَعَ عَلَى عَيْنِي : Gözümün önünde yetiştirilmen için (20/Tâhâ 39) âyetleri, bilgelerden birinin dediği şu tür sözlere işaret eder: إِنَّ اللهَ تَعَالَى إِذَا أَحَبَّ عَبْدًا تَفَقَّدَهُ كَمَا يَتَفَقَّدُ الصَّدِيقُ صَدِيقَهُ : Yüce Allah bir kulu sevdiği zaman, bir dostun dostunu arayıp sorduğu gibi onu arayıp sorar.