Sözlük

ن ب ا (NBÊ)

نَبِيّ kelimesi, hemzesizdir. Gramerciler der ki: Aslı hemzelidir, hemzesi terk edilmiştir. Bunun için delil olarak da مُسَيْلِمَةُ نُبَيِّيءُ سُوءٍ Müseylime, kötülük peygamberciğidir, deyimini kullanırlar.
Kimi âlimler ise, bu kelimenin yükseklik/yücelik manasına gelen نَبَوَة kökünden alındığını söyler. Bir kişinin peygamber diye adlandırılmasının mantığı ise, diğer insanlara göre yüce bir makamda olmasıdır. Yüce Allah’ın şu sözü de bunu göstermektedir: وَرَفَعْنَاهُ مَكَانًا عَلِيًّا Biz onu yüce bir makama yükselttik (19/Meryem 57).
Buna göre, hemzesiz olan نبي kelimesi, hemzeli olan نبيء kelimesinden daha etkilidir. Zira, her kendisine haber verilmiş kişi değer ve makam yönünden yüce bir yerde değildir. Bu nedenle Hz. Peygamber (sas) kendisine seslenirken: يَا نَبِيءَ اللهِ (Yâ Nebîellâh) diyen kişiye itiraz etmiş ve şöyle buyurmuştur: لَسْتُ بِنَبِيءِ اللهِ وَلَكِنْ نَبِيَّ اللهِ Ben Allah’ın nebîi değil, Allah’ın nebîsiyim. Hz. Peygamber (sas) onun bu hemzeli şekilde hitap ettiğini görünce, değerini, biraz hafifletmek için böyle demiştir.
نَبْوَة ve نَبَاوَة formları ise, yükseklik, demektir. Bu kökten olarak: نَبَا بِفُلاَنٍ مَكَانُهُ Falan adamı makamı yüceltmiştir, denmektedir ki, bu قَضَّ عَلَيْهِ مَضْجَعُهُ Yatağı uykusunu kaçırttı, uyutmadı, deyimi gibidir.
نَبَا السَّيْفُ عَنِ الضَّرِيبَةِ Kılıç, vergiden kalktı deyimi de, ondan geri döndü ve içine doğru gitmedi, demektir. Buna benzeterek de çirkin görülen, hoşlanılmayan, sevilmeyen şeyler için نَبَا بَصَرُهُ عَنْ كَذَا denmiştir.

نَبَأ kavramı, büyük fayda sağlayan kendisiyle ilim veya zannı galip oluşan haberdir. Aslında bu üç özelliği taşımayan habere نَبَأ adı verilmez. نَبَأ diye tanımlanan haberin hakkı yalandan arınmış olmasıdır. Mütevatir haber, Yüce Allah’ın haber vermesi ve Hz. Peygamberin (sas) haber vermesi gibi.
نَبَأ kavramı, haber anlamı da taşıdığından tıpkı أَخْبَرْتُهُ بِكَذَا gibi أَنْبَأْتُهُ بِكَذَا da denir. Aynı şekilde bilgi anlamı da taşıdığından أَنْبَأْتُهُ كَذَا dendiğinde ona şunu öğrettim manasını taşır.
Allah buyurur ki: قُلْ هُوَ نَبَأٌ عَظِيمٌ أَنْتُمْ عَنْهُ مُعْرِضُونَ De ki: Bu, bir büyük haberdir. Siz ondan yüz çeviriyorsunuz (38/Sâd 67-68); عَمَّ يَتَسَاءَلُونَ عَنِِ النَّبَإِ اْلعَظِيمِ Birbirlerine neyi soruyorlar? O büyük haberden (kıyametten) mi? (78/Nebe’ 1-2); أَلَمْ يَأْتِكُمْ نَبَأُ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ قَبْلُ فَذَاقُوا وَبَالَ أَمْرِهِمْ Önceden inkâr edenlerin haberi size gelmedi mi? İşlerinin vebalini tattılar (64/Tegâbun 5); تِلْكَ مِنْ أَنْبَاءِ الْغَيْبِ نُوحِيهَا إِلَيْكَ Bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. (11/Hûd 49).
Yine buyurur ki: تِلْكَ الْقُرَى نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ أَنْبَائِهَا Sana haberlerinden bir kısmını anlattığımkz bu kentler (7/A’râf 101); ذَلِكَ مِنْ أَنْبَاءِ الْقُرَى نَقُصُّهُ عَلَيْكَ Bunlar helâk olmuş memleketlerin önemli haberlerindendir. (11/Hûd 100).
Yüce Allah’ın: إِنْ جَاءَكُمْ فَاسِقٌ بِنَبَأٍ فَتَبَيَّنُوا Eğer fasıkın biri size bir haber getirirse onu araştırın; (49/Hucurât 6) sözüne gelince, bu, haberin büyük şey olması ve çok önem arz etmesi hâlinde, ne kadar bilinse de, zanla sağlam olduğuna hükmedilse de, üzerinde durulması gerektiğine ve iyiden iyiye her şeyiyle ortaya çıkarılması gerektiğine dikkat çekmektedir.
Şu âyetler de aynı manaya dikkat çekmektedir: أَنْبِئُونِي بِأَسْمَاءِ هَؤُلَاءِ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ Haydi eğer doğru söylüyorsanız bana şunları isimleriyle haber verin (2/Bakara 31); قَالَ يَا آَدَمُ أَنْبِئْهُمْ بِأَسْمَائِهِمْ فَلَمَّا أَنْبَأَهُمْ بِأَسْمَائِهِمْ Ey Âdem, bunlara onları isimleriyle haber ver, dedi. Âdem onlara isimlerini haber verince, (2/Bakara 33).
Yine buyurur ki: قَالَ لاَ يَأْتِيكُمَا طَعَامٌ تُرْزَقَانِهِ إِلاَّ نَبَّأْتُكُمَا بِتَأْوِيلِهِ Dedi ki: Size yiyecek olarak verilecek bir yemek gelmeden önce onun tabirini size haber veririm, (12/Yûsuf 37); وَنَبِّئْهُمْ عَنْ ضَيْفِ إِبْرَاهِيمَ Hem o kullara, İbrahim’in misafirlerinden de haber ver (15/Hicr 51); أَتُنَبِّئُونَ اللَّهَ بِمَا لاَ يَعْلَمُ فِي السَّمَاوَاتِ وَلاَ فِي اْلأَرْض Siz Allah’a göklerde ve yerde O’nun bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? (10/Yûnus 18); قُلْ سَمُّوهُمْ أَمْ تُنَبِّئُونَهُ بِمَا لاَ يَعْلَمُ فِي اْلأَرْض Onlara isimler verip durun bakalım. Siz O’na yeryüzünde bilmediği bir şey mi haber vereceksiniz? (13/Ra’d 33).
Yine buyurur ki: نَبِّئُونِي بِعِلْمٍ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ Eğer doğru iseniz bana ilimle haber verin (6/En’âm 143); قَدْ نَبَّأَنَا اللَّهُ مِنْ أَخْبَارِكُمْ Allah bize, sizin durumunuzdan haberler verdi. فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ O vakit O, size neler yapmış olduğunuzu tek tek haber verecektir (9/Tevbe 94).
نَبَّأْتُهُ Fiil olarak أَنْبَأْتُهُ fiilinden daha etkilidir. Bu anlamda Allah buyurur ki: فَلَنُنَبِّئَنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا بِمَا عَمِلُوا Biz o inkâr edenlere yaptıkları şeyleri mutlaka haber vereceğiz (41/Fussilet 50); يُنَبَّأُ الْإِنْسَانُ يَوْمَئِذٍ بِمَا قَدَّمَ وَأَخَّرَ O gün insana, yapıp öne sürdüğü ve geri bıraktığı ne varsa haber verilir (75/Kıyâmet 13).
Bunu destekleyen âyetlerden biri de şudur: فَلَمَّا نَبَّأَتْ بِهِ وَأَظْهَرَهُ اللَّهُ عَلَيْهِ عَرَّفَ بَعْضَهُ وَأَعْرَضَ عَنْ بَعْضٍ فَلَمَّا نَبَّأَهَا بِهِ قَالَتْ مَنْ أَنْبَأَكَ هَذَا قَالَ نَبَّأَنِيَ الْعَلِيمُ الْخَبِيرُ Fakat eşi, o sözü başkalarına haber verip Allah da bunu Peygamber’e açıklayınca, Peygamber (eşine) bir kısmını bildirmiş bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber bunu ona haber verince eşi: Bunu sana kim haber verdi? dedi. Peygamber Bilen, her şeyden haberi olan Allah haber verdi, dedi (66/Tahrîm 3).
Hz. Peygamber (sas) burada أَنْبَأَنِي fiilini kullanmamıştır. Bunun yerine ondan daha etkili olan نَبَّأَ fiilini kullanmıştır. Böylece aldığı haberin kesinlik ifâde ettiğine ve Yüce Allah tarafından geldiğine dikkat çekmiştir. Şu âyetler de bunu destekler: قَدْ نَبَّأَنَا اللَّهُ مِنْ أَخْبَارِكُمْ Allah bize, sizin durumunuzdan haberler verdi. (9/Tevbe 94) فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ Yaptıklarınızı size O haber verecektir (5/Mâide 105).
نُبُوَّة Nübüvvet ise, Yüce Allah ile akıl sahibi kulları arasında elçilik yapmaktır. Böylece dünya ve âhirette herhangi bir mazeret ileri sürmeleri söz konusu olmayacaktır.
نَبِيّ kavramı, arı duru akılların kendisiyle tatmin olduğu bilgileri haber verdiğinden bu adı almıştır. Bu kelime, dilbilgisi açısından fâil anlamındaki feîl formunda gelmiş olabilir. Bunu destekleyen âyetler: نَبِّئْ عِبَادِي أَنِّي أَنَا الْغَفُورُ الرَّحِيمُ Kullarıma haber ver ki, gerçekten ben çok bağışlayıcı ve pek merhamet ediciyim (15/Hicr 49); قُلْ أَؤُنَبِّئُكُمْ بِخَيْرٍ مِنْ ذَلِكُمْ De ki, size, o istediklerinizden daha hayırlısını haber vereyim mi? (3/Âl-i İmrân 15).
نَبِيّ kavramının dilbilgisi açısından mef’ûl anlamında kullanılmış olması da doğrudur. Şöyle ki: نَبَّأَنِيَ الْعَلِيمُ الْخَبِيرُ Bilen, her şeyden haberi olan Allah bana haber verdi (66/Tahrîm 3).
تَنَبَّأَ فُلاَنٌ deyimi ise, bir kişinin peygamberlik iddiasında bulunduğunu anlatır. Dilin kuruluşu açısından bu fiilin Peygamber hakkında da kullanılmasının doğru olmasını gerektirir. Çünkü bu نَبَّأَ fiilinin dönüşlülük hâlidir. Bu tıpkı زَيَّنَهُ فَتَزَيَّنَ Süsledi-süslendi, حَلاَّهُ فَتَحَلَّى giydirdi-giyindi, جَمَّلَهُ فَتَجَمَّل güzelleştirdi-güzelleşti fiilleri gibidir. Ne var ki, bu fiil daha çok bir yalan olarak peygamberlik iddiasında bulunan için kullanıldığından, gerçek peygamber hakkında kullanılmasından sakınılmıştır. Sadece iddiasında yalancı olanlar hakkında kullanılmıştır. تَنَبَّأَ مُسَيْلِمَةُ Müseylime peygamberlik iddiasında bulundu, sözü gibi.
Böyle yalancı peygamberlik anlamındaki نَبِيءٌ kelimesinin küçültme sigası, مُسَيْلِمَةُ نُبَيِّيءُ سُوءٍ Müseylime, kötülük peygamberciğidir şeklinde ifâde edilir. Böylece onun verdiği haberlerin Yüce Allah’ın haberlerinden olmadığına dikkat çekilmiştir. Nitekim onun konuşmasını dinleyen bir adam şöyle demiştir: وَاللهِ مَا خَرَجَ هَذَا الْكَلاَمُ مِنْ إِلٍّ Allah’a yemin olsun ki, bu sözler, bir İlâh kelamı değildir. Bu sözde geçen إِلٌّ kelimesi Allah demektir.
نَبْأَة ise, gizli, alçak ses demektir.

Kur'an'da geçtiği ayetleri gör →