ن ه ر (NHR)
N-h-r
Yüce Allah bunu, cennette insanlara bahşedeceği feyz ve lütuflarını anlatmak için bir temsil olarak kullanmıştır. Allah buyurur ki: إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي جَنَّاتٍ وَنَهَرٍ Takva sahipleri cennetlerde ve ırmaklar içindedirler (54/Kamer 54); وَيَجْعَلْ لَكُمْ جَنَّاتٍ وَيَجْعَلْ لَكُمْ أَنْهَارًا . Sizin için bahçeler yapsın ve ırmaklar yapsın (71/Nûh 12); جَنَّاتٌ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا اْلأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا Onlar için altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler vardır. (5/Mâide 119).
نَهَر ise, suyun mecrasına benzetilerek söylenmiştir, genişlik demektir. Bu anlamda أَنْهَرْتُ الدَّمَ denir ki, kanı akıttıkça akıttım, manasına gelir. أَنْهَرَ اْلمَاءُ Su, nehir oldu, yani, aktı, gitti. نَهْرٌ نَهِرٌ Suyu bol olan nehir, demektir. Ebû Züeyb şöyle der:
453- أَقَامَتْ بِهِ فَابْتَنَتْ خَيْمَةً *** عَلَى قَصَبٍ وَفُرَاتٍ نَهِر
453- Orada ikâmet etti, kendine bir çadır kurdu,
Bir kamışın ve bol suyunun üzerine Fırat’ın.
نَهَار (gündüz), ışığın iyice yayıldığı her tarafı tuttuğu zaman olan gündüz demektir. Şerîate göre gündüz, tan yerinin ağarmasından güneşin battığı zamana kadardır. Aslında ise, güneşin doğması ile batması arasındaki zaman anlamındadır. Allah buyurur ki: وَهُوَ الَّذِي جَعَلَ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ خِلْفَةً لِمَنْ أَرَادَ أَنْ يَذَّكَّرَ أَوْ أَرَادَ شُكُورًا İbret almak veya şükretmek dileyen kimseler için gece ile gündüzü birbiri ardınca getiren O’dur (25/Furkân 62); أَتَاهَا أَمْرُنَا لَيْلاً أَوْ نَهَارًا geceleyin veya gündüzün, ona emrimiz gelivermiştir, (10/Yûnus 24).
Şu âyette ise, gece anlamına gelen بَيَات sözcüğünün karşıtı olarak kullanılmıştır: قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِنْ أَتَاكُمْ عَذَابُهُ بَيَاتًا أَوْ نَهَارًا De ki: O’nun azabı size geceleyin uykuda veya güpe gündüz gelecek olsa, ne dersiniz? (10/Yûnus 50).
رَجُلٌ نَهِرٌ Gündüzcü adam. نَهَار toy kuşunun yavrusu. مِنْهَرَة evler arasındaki boşluktur; çöpün atıldığı yer gibi. نَهْر ve اِنْتِهَارise, sert bir şekilde azarlamaktır. Bu anlamda: نَهَرَهُ وَانْتَهَرَهُ denir. Allah buyurur ki: فَلاَ تَقُلْ لَهُمَا أُفٍّ وَلاَ تَنْهَرْهُمَا وَقُلْ لَهُمَا قَوْلاً كَرِيمًا sakın onlara öf, bile deme ve onları azarlama; ikisine de tatlı ve güzel söz söyle (17/İsrâ 23); وَأَمَّا السَّائِلَ فَلاَ تَنْهَرْ İsteyeni ise azarlama (93/Duhâ 10).