Sözlük

ن ج و (NCW)

N-c-v

نَجَاء ; kendini, canını, malını kurtarmak, bir şeyden ayrılmak anlamına gelir. Bu anlamda نَجَا فُلاَنٌ مِنْ فُلاَنٍ وأَنْجَيْتُهُ ونَجَّيْتُهُ Falan falancadan kurtuldu, Onu kurtardım ve çok defa kurtardım, denmektedir.

Bununla ilgili âyetler: وَأَنْجَيْنَا الَّذِينَ آمَنُوا Biz iman edenleri ise, kurtardık (53/Neml 53); إِنَّا مُنَجُّوكَ وَأَهْلَكَ إِلاَّ امْرَأَتَكَ كَانَتْ مِنَ الْغَابِرِينَ Biz seni de, aileni de kurtaracağız; yalnız kalacaklar arasında bulunan karın müstesna (29/Ankebût 33); وَإِذْ نَجَّيْنَاكُمْ مِنْ آَلِ فِرْعَوْنَ Sizi Firavun ailesinden de kurtardık; (2/Bakara 49).

Yine buyurur ki: فَلَمَّا أَنْجَاهُمْ إِذَا هُمْ يَبْغُونَ فِي اْلأَرْض بِغَيْرِ الْحَقِّ Onları kurtardıktan sonra bir de baktı onlar yeryüzünde haksız yere azgınlık yapmaya başlamışlar (10/Yûnus 23); فَأَنْجَيْنَاهُ وَأَهْلَهُ إِلاَّ امْرَأَتَهُ كَانَتْ مِنَ الْغَابِرِينَ Biz de onu ve ailesini kurtardık, yalnız karısı(nı kurtarmadık) çünkü o, geride kalanlardan oldu (7/A’râf 83); فَأَنْجَيْنَاهُ وَالَّذِينَ مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِنَّا Onu ve onunla beraber olanları rahmetimizle kurtardık (7/A’râf 72);وَنَجَّيْنَاهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ الْكَرْبِ الْعَظِيمِ Hem kendilerini ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık (37/Sâffât115); نَجَّيْنَاهُمْ بِسَحَرٍ نِعْمَةً مِنْ عِنْدِنَا Seher vakti kurtardık. Katımızdan bir nimet olarak (54/Kamer 34-35); وَنَجَّيْنَا الَّذِينَ آَمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَ Biz iman edenleri ve kötülükten sakınanları ise kurtardık (41/Fussilet 18).

Yine Allah buyurur ki: وَلَمَّا جَاءَ أَمْرُنَا نَجَّيْنَا هُودًا وَالَّذِينَ آَمَنُوا مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِنَّا وَنَجَّيْنَاهُمْ مِنْ عَذَابٍ غَلِيظٍ Ne zaman ki emrimiz geldi, Hud’u ve beraberindeki iman edenleri, tarafımızdan bir rahmet ile kurtardık, ayrıca onları çok ağır bir azaptan da kurtardık (11/Hûd 58); ثُمَّ نُنَجِّي الَّذِينَ اتَّقَوْا وَنَذَرُ الظَّالِمِينَ فِيهَا جِثِيًّا Sonra Allah’dan korkup, sakınanları kurtaracağız ve zalimleri de toptan cehennemde bırakacağız (19/Meryem 72); ثُمَّ نُنَجِّي رُسُلَنَا وَالَّذِينَ آَمَنُوا Sonra biz, peygamberlerimizi ve iman edenleri kurtarırız. (10/Yûnus 103).

نَجْوَة ve نَجَاة formları, yüksekliğiyle etrafından ayrılan, ayrı bir şekilde duran yüksek yer, tepe, yayla anlamındadır. Bu ismi almalarının nedeni selden kurtarıyor olmalarındandır. نَجَّيْتُهُ ise, onu bir tepenin üzerinde bıraktım, demektir. Yüce Allah’ın şu sözü de bu manaya işaret eder: فَالْيَوْمَ نُنَجِّيكَ بِبَدَنِكَ لِتَكُونَ لِمَنْ خَلْفَكَ آَيَةً Biz de bugün senin bedenini arkandan gelenlere bir ibret olsun diye kurtaracağız (10/Yûnus 92).

نَجَوْتُ قِشْرَ الشَّجَرَةِ، وَجِلْدَ الشَّاةِ Ağacın kabuğunu ve koyunun derisini yüksekçe bir yere bıraktım, denir ki, bu her ikisi için de ortak biçimde kullanıldığından Şair şöyle der:

433- فَقُلْتُ اُنْجُوَا عَنْهَا نَجَا الْجَلْدِ إِنَّهُ *** سَيُرْضِيكُمَا مِنْهَا سَنَامٌ وَغَارِبُهُ

433- Dedim ki: Siz ikiniz (kesilen devenin) üzerinden derisini kaldırın; çünkü Onun altında ikinizi memnun edecek bir hörgüç ve onun (iki kürek kemiği arasında bulunan) yelesi vardır.

نَاجَيْتُهُ demek, gizlice fısıldaştım. Bu fiilin asıl anlamı, bir kişiyle kimsenin olmadığı uzak/yüksek bir yerde baş başa kalmaktır.

Kimisine göre de bunun aslı نَجَاة anlamından gelmektedir. Bu da bir kişiye kendisinin kurtuluşunu sağlayacak bir şeyde yardım etmektir; ya da sırrını onun tarafından ifşa edilmekten kurtarmaktır.

Aynı kökten تَنَاجَى الْقَوْمُ de denmektedir ki, bu topluluğun birbirleriyle gizlice konuştuklarını anlatır. Allah buyurur ki: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا إِذَا تَنَاجَيْتُمْ فَلاَ تَتَنَاجَوْا بِالْإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَمَعْصِيَةِ الرَّسُولِ وَتَنَاجَوْا بِالْبِرِّ وَالتَّقْوَى Ey iman edenler! Aranızda gizli konuşacağınız zaman günâhı düşmanlığı ve Peygamber’e karşı gelmeyi fısıldamayın. İyilik ve takvayı fısıldaşın. (58/Mücâdele 9); يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا إِذَا نَاجَيْتُمُ الرَّسُولَ فَقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيْ نَجْوَاكُمْ صَدَقَةً Ey iman edenler! Peygamber ile gizli bir şey konuşacağınız zaman bu gizli konuşmanızdan önce bir sadaka veriniz. (58/Mücâdele 12).

نَجْوَى (Necvâ) kelimesinin aslı mastardır. Allah buyurur ki: إِنَّمَا النَّجْوَى مِنَ الشَّيْطَانِ Gizli konuşmak sadece şeytandandır (58/Mücâdele 10); أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ نُهُوا عَنِ النَّجْوَى ثُمَّ يَعُودُونَ لِمَا نُهُوا عَنْهُ وَيَتَنَاجَوْنَ بِالْإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَمَعْصِيَةِ الرَّسُولِ Gizli konuşmaktan men edildikten sonra yine o men edildikleri şeyi yapmaya kalkışarak günâh, düşmanlık ve Peygamber’e karşı gelmek hususunda gizlice konuşanları görmedin mi? (58/Mücâdele 8).

لَاهِيَةً قُلُوبُهُمْ وَأَسَرُّوا النَّجْوَى الَّذِينَ ظَلَمُوا Kalpleri hep eğlencede (gaflette), hem o zalimler aralarında şu gizli fısıltıyı yaptılar (21/Enbiyâ 3). Bu ifâde onların hiçbir zaman açığa çıkmadıklarına dikkat çekmektedir. Zira gizli konuşma bazen daha sonra ortaya çıkar, zahir olur; Yüce Allah’ın şu sözü gibi: مَا يَكُونُ مِنْ نَجْوَى ثَلَاثَةٍ إِلاَّ هُوَ رَابِعُهُمْ وَلاَ خَمْسَةٍ إِلاَّ هُوَ سَادِسُهُمْ Üç kişinin gizli konuştuğu yerde dördüncüsü mutlaka O’dur. Beş kişinin gizli konuştuğu yerde altıncısı mutlaka O’dur (58/Mücâdele 7).

Bazen نَجْوَى sıfat olarak da kullanılır: هُوَ نَجْوَى O, necvâdır; وهُمْ نَجْوَى Onlar necvâdırlar, sözleri gibi. Bu anlamda Allah buyurur ki: وَإِذْ هُمْ نَجْوَى . Birbiriyle fısıldaşırlarken de (17/İsrâ 47).

نَجِيّ ve مُنَاجِي formları, hem bir kişi, hem de çoğul için kullanılabilir. Allah buyurur ki: وَقَرَّبْنَاهُ نَجِيًّا gizli konuşmak üzere kendimize yaklaştırdık (19/Meryem 52); فَلَمَّا اسْتَيْئَسُوا مِنْهُ خَلَصُوا نَجِيًّا Ne zaman ki, onlar, onu kurtarmaktan ümit kestiler, o zaman fısıldaşarak oradan uzaklaştılar (12/Yûsuf 80).

اِنْتَجَيْتُ فُلاَنًا deyimi, bir kişiyi sırrı için dost edinmektir.

أَنْجَى فُلاَنٌ ifâdesi ise, bir tepeye çıkmak demektir.

هُمْ فِي أَرْضٍ نَجَاةٍ Onlar, tehlikeden uzak/güvenlik yerindedirler. Yani: Onlar, ağaçlarından dallar, odunlar elde ederek kurtulurlar. Yani, bunlar alınır ve kurtulunur.

نَجَا ise, soyulmuş çubuklardır.

Kimisi der ki: نَجَوْتُ فُلاَنًا Falanın ağız kokusunu çektim, demektir. Şairin şu sözünü de delil olarak ileri sürmüştür:

434- نَجَوْتُ مُجَالِدًا فَوَجَدْتُ مِنْهُ *** كَرِيحِ اْلكَلْبِ مَاتَ حَدِيثَ عَهْدٍ

434- Mücâlid ile gizlice konuştum, ondan bir koku duydum

Bu henüz yeni ölmüş köpeğin kokusundan farksızdı.

Eğer, sadece bu beyte dayanarak نَجَوْتُ fiilini bu manaya çekmişse, bu beyitte onun görüşünü destekleyen bir şey yoktur. Şair burada, onunla gizli konuştuğunu, onun güzel koku ile kendini buğulamasından ölü köpeğin kokusunu duyduğunu ifâde etmiştir.

İnsan arkasından çıkan şey de kinâye yoluyla نَجْو necv diye adlandırılmıştır.

شَرِبَ دَوَاءً فَمَا أَنْجَاهُ Bir ilaç içti ama bu onu kurtarmadı, yani, ayağa kaldırmadı.

اِسْتِنْجَاء ise, arkadan çıkan şeyi iyice temizlemeye çalışmaktır. Bunun yanında söz konusu şeyi bırakmak için uygun bir yer aramak da aynı isimle anılmaktadır. Bu tıpkı تَغَوَّطَ fiili gibidir ki, dışarı çıkmak için uygun bir yer aramayı ifâde eder. Aynı zamanda söz konusu şeyi temizlemek için bir parça taş, toprak bulmaya çalışmak manasına da gelir. Bu da اِسْتَجْمَرَ sözüne benzemektedir ki, bir جِمَار (cimâr) yani, taş aramaktır.

نَجْأَة de gözle vurmaktır (göz değdirmektir). Nitekim hadiste şöyle denmiştir: اِدْفَعُوا نَجْأَةَ السَّائِلِ بِالُّلقْمَةِ Dilenciniz göz değdirmesini bir lokma vererek etkisiz hâle getiriniz.

Kur'an'da geçtiği ayetleri gör →