ن ط ق (NŦG)
N-t-k
Bu ifâde hemen her zaman insan için kullanılır. Bunun başkası için kullanılması ise, ancak peş peşe sıralama da söz konusu edilebilir. Sözgelimi: اَلنَّاطِقُ وَالصَّامِتُ ifâdesi gibi. Bu ifâdede, konuşan, sesi olan; susan ise, sesi olmayan demektir. Onun için hayvanlar için نَطِيق (konuşan) denmez; sadece şartlı biçimde ve teşbih yoluyla söylenebilir. Şairin şu sözü gibi:
445- عَجِبْتُ لَهَا أَنَّى يَكُونُ غِنَاؤُهَا *** فَصِيحًا وَلَمْ تَفْغَرْ لِمَنْطِقِهَا فَمَا
445- Ona (o güvercine) hayret ettim, onun ötüşünün,
bu kadar fasih olmasına, öterken ağzını açmadığı hâlde.
Mantıkçılar, konuşmanın kendisiyle gerçekleştiği yetiye نُطْق adını verirler. Bunu kastederek insanı tanımlarken şöyle demişlerdir: اَلإِنْسَانُ هُوَ اْلحَيُّ النَّاطِقُ اْلمَائِتُ İnsan, canlı, konuşan, ölümlü bir varlıktır. Onlara göre, نُطْق , müşterek bir lafızdır. İnsanın kendisiyle konuştuğu insani bir yetidir ve aynı zamanda sesten meydana gelen sözdür.
Bazen bir şeyi gösteren herhangi bir işaret de نَاطِق konuşan diye adlandırılır. Onun için bir bilgeye sorulmuş:
Konuşan susan nedir?
Haber veren deliller ve öğüt veren ibretlerdir, diye cevaplamış.
Bu anlamda Allah buyurur ki: لَقَدْ عَلِمْتَ مَا هَؤُلَاءِ يَنْطِقُونَ Sen çok iyi biliyorsun ki, bunlar konuşmazlar (21/Enbiyâ 65). Bu gösteriyor ki: Onlar, konuşan akıl sahibi varlıklar değildir.
Yüce Allah’ın: قَالُوا أَنْطَقَنَا اللَّهُ الَّذِي أَنْطَقَ كُلَّ شَيْءٍ Bizi her şeyi konuşturan Allah konuşturdu, derler (41/Fussilet 21).
Denmiştir ki: Bu, ibret almaktır. Zira bilinmektedir ki, eşyanın tamamı ancak ibret alındığında konuşur.
Allah buyurur ki: عُلِّمْنَا مَنْطِقَ الطَّيْرِ وَأُوتِينَا مِنْ كُلِّ شَيْءٍ Bize kuş dili öğretildi ve bize her şeyden (nasip) verildi. (27/Neml 16).
Burada kuşların sesleri konuşma olarak adlandırılmıştır, çünkü, Hz. Süleyman onları anlamaktadır. Eğer bir kişi bir şeyden bir mana anlıyorsa, bu ona göre konuşandır, kendisi gerçekten susan bir varlık da olsa. Ondan bir şey anlamayana göre ise, o susan bir varlıktır; konuşan dahi olsa.
Allah buyurur ki: هَذَا كِتَابُنَا يَنْطِقُ عَلَيْكُمْ بِالْحَقِّ İşte kitabınız, yüzünüze karşı hakkı söylüyor, (45/Câsiye 29). Demek kitap konuşan bir varlıktır. Yalnız onun konuşması, gözlerle algılanır. Nasıl ki, söz de bir kitaptır. Ancak o da duymayla algılanır.
Yüce Allah’ın: وَقَالُوا لِجُلُودِهِمْ لِمَ شَهِدْتُمْ عَلَيْنَا قَالُوا أَنْطَقَنَا اللَّهُ الَّذِي أَنْطَقَ كُلَّ شَيْءٍ Onlar derilerine: Niçin aleyhimize şahitlik ettiniz? derler. Derileri de: Bizi her şeyi konuşturan Allah konuşturdu, derler (41/Fussilet 21) sözüne gelince, deniyor ki: Bu duyulan sesle gerçekleşir. Kimisi ise, bu ibret almak suretiyle olur, der. Âhiretteki diriliş zamanında neyin nasıl olacağını Yüce Allah daha iyi bilir.
Kimisi, حَقِيقَةُ النُّطْقِ الََّلفْظُ nutkun hakikati, lafızdır; çünkü, lafız, manayı, içine alması ve kuşatması açısından çerçeveye benzemektedir, der.
مِنْطَق مِنْطَقَة ise, insanın göbeğini bağladığı kuşak, kemer, kayış türü şeylerdir.
Şairin şu sözüne gelince: ,
446- وَأَبْرَحُ مَا أَدَامَ اللهُ قَوْمِي *** بِحَمْدِ اللهِ مُنْتَطِقًا مُجِيدَا
446- Allah kavmimi var ettiği müddetçe sürdürürüm
Allah’a hamd etmeyi, cins bir ata binerek.
Burada مُنْتَطِقًا: جَانِبًا denmiştir. Yani, binmediği bir atın sürücüsüdür. Eğer bu manada bu beyitten başkası yoksa, bu مُنْتَطِقًا sözcüğüyle kuşak kuşanan kastedilmiş olabilir. Bu da مَنْ يَطُلْ ذَيْلُ أَبِيهِ يَنْتَطِقْ بِهِ kimin babasının kaftanı uzunsa, onu kuşak olarak kullanabilir.
Kimisi de: اَلْمُنْتَطِقُ اْلمُجِيدُ ifâdesinin manası, bir sözü söylerken onu en güzel şekilde söyleyen kişi demektir, der.