Firavun, "Ben size izin vermeden ona iman ettiniz ha!" dedi. "Şüphesiz bu halkını oradan çıkarmak için şehirde kurduğunuz bir tuzaktır. Göreceksiniz!"

قَالَ فِرْعَوْنُ اٰمَنْتُمْ بِهِ قَبْلَ اَنْ اٰذَنَ لَكُمْ اِنَّ هٰذَا لَمَكْرٌ مَكَرْتُمُوهُ فِي الْمَدِينَةِ لِتُخْرِجُوا مِنْهَا اَهْلَهَا فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ

ḳāle fir'ǎvnu āmentum bihi ḳable en āƶene lekum inne hāƶā le mekrun mekertumūhu fī l-medīneti li tuḣricū minhā ehlehā fe sevfe teǎ'lemūne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1قَالَḳāleق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavelededi
2فِرْعَوْنُfir'ǎvnuفرعونFir'avn
3اٰمَنْتُمْāmentumا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elamaninandınız mı?
4بِهِbihiona
5قَبْلَḳableق ب لkabul etmek/almak/karşılamak/razı olmak, birisiyle karşılaşmak/buluşmak, karşı koymak/karşılaştırmak/dengelemek/tazmin etmek, ön taraf (12:26), onaylamak, lütfetmekönce
6اَنْen
7اٰذَنَāƶeneا ذ نkulak vermek veya dinlemek, hoşlanmak, izin vermek, emretmek/bildirmek/ilan etmek, kulak, iştah/özlem/hasretben izin vermeden
8لَكُمْlekumsize
9اِنَّinnemuhakkak ki
10هٰذَاhāƶābu
11لَمَكْرٌle mekrunم ك رAldatmak, hile veya dolambaçlı yol kullanmak, kaçamak yapmak veya sakınmak, komplo kurmak, kurnazlık veya hüner kullanmak, politika izlemek, strateji uygulamak.bir tuzaktır
12مَكَرْتُمُوهُmekertumūhuم ك رAldatmak, hile veya dolambaçlı yol kullanmak, kaçamak yapmak veya sakınmak, komplo kurmak, kurnazlık veya hüner kullanmak, politika izlemek, strateji uygulamak.kurduğunuz
13فِي
14الْمَدِينَةِl-medīnetiم د نşehirşehirde
15لِتُخْرِجُواli tuḣricūخ ر جÇıkmak, ileri gitmek, ayrılmak, kaçınmak/kaçmak/kurtulmak, terk etmek/vazgeçmek, isyan etmek, müstehcen veya edepsiz olmak, göze çarpan, açık olmak (bulutlu değil açık gökyüzü gibi), çözmek/açıklamak/yorumlamak, eğitmek/disipline etmek/iyi yetiştirmek, iki karışımdan bir şey yapmak (iki renk gibi, siyah ve beyaz, veya bir tabletin bir kısmına yazıp bir kısmını boş bırakmak), bir şeyi farklı türlerde yapmak, bir şeye veya nedene katkıda bulunmak, anlaşma yapmak, zorla almak/çıkarmak/üretmek/ortaya çıkarmak, bir şeyi veya birini dışlamak, boşaltmak, aşmak veya üstün olmak, başkalarını geçmek, dışsal/harici/nesnel olmakçıkarmak için
16مِنْهَاminhāoradan
17اَهْلَهَاehlehāا ه لsahip/insanlar/halk, okuyan/ezberleyen kişi, yönetici/sahip, ev halkı/aile/evde yaşayanlarhalkını
18فَسَوْفَfe sevfeama yakında
19تَعْلَمُونَteǎ'lemūneع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatnamebileceksiniz

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Firavun, ben size izin vermeden önce ona inanıyor musunuz dedi, bu, şüphe yok ki halkını oradan çıkarmak için şehirde kurup düzdüğünüz bir düzen; yakında ne yapacağımı öğrenirsiniz.

Abdulkadir Gölpınarlı

Firavun, ben size izin vermeden önce ona inanıyor musunuz dedi, bu, şüphe yok ki halkını oradan çıkarmak için şehirde kurup düzdüğünüz bir düzen; yakında ne yapacağımı öğrenirsiniz.

Adem Uğur

Firavun dedi ki: "Ben size izin vermeden ona iman mı ettiniz? Bu, hiç şüphesiz şehirde, halkını oradan çıkarmak için kurduğunuz bir tuzaktır. Ama yakında (başınıza gelecekleri) göreceksiniz!

Ahmed Hulusi

Firavun: "Ben izin vermeden mi Ona iman ettiniz? Muhakkak ki bu bir mekrdir (hiledir); halkı oradan çıkarıp götürmek için, bunu şehirde tezgahlayıp kurdunuz. . . (Cezanızı) yakında göreceksiniz" dedi.

Ahmet Tekin

Firavun: 'Ben size izin vermeden Allah’a, Mûsâ’nın peygamberliğine iman edersiniz ha! Bu bir hiledir. Bu şehrin ahalisini buradan çıkarmak için, şehirde sinsice hazırladığınız bir tuzaktır. Yakında başınıza gelecekleri göreceksiniz.' dedi.

Ahmet Varol

Firavun şöyle dedi: 'Ben size izin vermeden önce ona iman mı ettiniz? Bu, halkını içinden çıkarmak amacıyla şehirde kurmuş olduğunuz bir tuzaktır. Yakında bileceksiniz.

Ali Bulaç

Firavun: "Ben size izin vermeden önce O'na iman ettiniz, öyle mi? Mutlaka bu, halkı burdan sürüp çıkarmak amacıyla şehirde planladığınız bir tuzaktır. Öyleyse siz (buna karşılık ne yapacağımı) bileceksiniz."

Ali Fikri Yavuz

Firavun, onlara şöyle dedi: “- Ben, size izin vermeden, siz ona iman ettiniz ha! Şüphesiz bu bir hiledir ki, siz onu, şehirde (Mısır’da) anlaşıp kurmuşsunuz; yerli halkı bu şehirden çıkarmak (ve kendiniz yerleşmek) istiyorsunuz. O halde (başınıza ne geleceğini) yakında bilirsiniz.

Ali Rıza Safa

Firavun, dedi ki: "Size izin vermeden, Ona inandınız; öyle mi? Aslında, işte bu, Onun halkını ülkeden çıkarmak için çevirdiğiniz bir dalaveredir. Madem öyle, yakında görürsünüz!"

Bayraktar Bayraklı

Firavun dedi ki: "Demek ben size izin vermeden ona inandınız ha! Bu, şehirde tezgahladığınız bir tuzaktır ki, bununla şehir halkını oradan çıkarmak peşindesiniz. Yakında anlayacaksınız."

Bekir Sadak

(123-12) 4 Firavun: «Ben size izin vermeden mi O'na inandiniz? Dogrusu bu, halki sehirden cikarmak icin duzdugunuz bir hiledir, fakat siz goreceksiniz. And olsun ki, ellerinizi ayaklarinizi caprazlama kesecegim, sonra da hepinizi asacagim» dedi.

Celal Yıldırım

Fir'avn onlara: «Ben size izin vermeden ona imân mı ettiniz? Doğrusu bu, halkını çıkarmak için ülkede kurduğunuz bir hiledir; ama yakında (neler yapacağımı) göreceksiniz.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Firavun dedi ki: “Ben size izin vermeden ona iman ettiniz öyle mi? Şüphe yok ki bu, halkını şehirden çıkarmak için orada kurduğunuz bir tuzaktır. Ama yakında göreceksiniz!”

Diyanet İşleri

Firavun, "Ben size izin vermeden ona iman ettiniz ha!" dedi. "Şüphesiz bu halkını oradan çıkarmak için şehirde kurduğunuz bir tuzaktır. Göreceksiniz!"

Diyanet İşleri (eski)

(123-124) Firavun: 'Ben size izin vermeden mi O'na inandınız? Doğrusu bu, halkı şehirden çıkarmak için düzdüğünüz bir hiledir, fakat siz göreceksiniz. And olsun ki, ellerinizi ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra da hepinizi asacağım' dedi.

Diyanet Vakfi

Firavun dedi ki: «Ben size izin vermeden ona iman mı ettiniz? Bu, hiç şüphesiz şehirde, halkını oradan çıkarmak için kurduğunuz bir tuzaktır. Ama yakında (başınıza gelecekleri) göreceksiniz!

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Firavun: «Ben size izin vermeden iman ettiniz ha!» dedi. «Şüphesiz bu bir hiledir, siz bunu şehirde kurmuşsunuz, yerli halkı oradan çıkarmak istiyorsunuz, sonra anlayacaksınız!»

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Firavun: "Ben size izin vermeden O'na iman ettiniz öyle mi? Muhakkak bu, yerli halkı şehirden çıkarmak için şehirde kurduğunuz bir hiledir. Yakında anlarsınız.

Elmalılı Hamdi Yazır

Fir'avn, siz, dedi: Ona ben izin vermeden iyman ettiniz ha, bu her halde bir hud'a siz bu hud'ayı şehirde kurmuşsunuz, yerli ehaliyi ondan çıkarmak istiyorsunuz, o halde yakında anlarsınız

Erhan Aktaş

Firavun: "Ben size izin vermeden mi ona inandınız?" dedi. "Doğrusu bu, halkı şehirden çıkarmak için kurduğunuz bir tuzaktır. Ama yakında göreceksiniz!"

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Firavun: "Ben size izin vermeden mi ona inandınız?" dedi. "Doğrusu bu, halkı şehirden çıkarmak için kurduğunuz bir tuzaktır. Ama yakında göreceksiniz!"

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Firavun: "Ben size izin vermeden mi ona inandınız?" dedi. "Doğrusu bu, halkı şehirden çıkarmak için kurduğunuz bir tuzaktır." Ama yakında göreceksiniz!"

Fizilal-il Kuran

Firavun onlara dedi ki; «Ben izin vermeden O'na inandınız, öyle mi? Bu, bu kentin halkını buradan çıkarabilmek için daha önceden burada tekrarladığınız bir komplodur, ama yakında başınıza neler geleceğini öğreneceksiniz!»

Gültekin Onan

Firavun: "Ben size izin vermeden önce O'na inandınız, öyle mi? Mutlaka bu, ehli (halkı) buradan sürüp çıkarmak amacıyla şehirde tasarladığınız bir tuzaktır. Öyleyse siz (buna karşı ne yapacağımı) bileceksiniz."

Hamdi Döndüren

Firavun dedi: “Ben size izin vermeden O’na iman ettiniz, öyle mi? Hiç şüphe yo ki bu, şehirde halkını oradan çıkarmak için kurduğunuz gizli bir tuzaktır. (Size yapacağımı) yakında göreceksiniz!”

Hasan Basri Çantay

Fir'avn "Ben size izin vermeden, dedi, Ona iman mı etdiniz? Bu, hiç şübhesiz ki şehirde — onun halkını içinden çıkarmanız için — kurduğunuz bir hıylekarlıkdır. Yakında (başınıza ne geleceğini) bilirsiniz siz".

Hasib Asutay

Firavun dedi ki: 'Ben size izin vermeden önce ona iman mı ettiniz?' Şüphesiz bu, halkını oradan (37) çıkarmak için şehirde kurduğunuz bir tuzaktır. Ama ileride (başınıza gelecekleri) bileceksiniz. (37. Mısır'dan.)

Hayrat Neşriyat

Fir'avun: '(Ben) size izin vermeden önce mi ona îmân ettiniz?' dedi. 'Şübhesiz ki bu, (buraya gelmeden önce aranızda kararlaştırarak) ahâlisini oradan çıkarmanız için şehirde kurduğunuz apaçık bir hîledir. Fakat ileride, bileceksiniz!'

İbni Kesir

Firavun dedi ki: Ben size izin vermeden mi ona inandınız? Doğrusu bu; halkı şehirden çıkarmanız için düşündüğünüz bir hiledir. Fakat yakında bilirsiniz siz.

Mehmet Okuyan

Firavun onlara şöyle demişti: “Ben size izin vermeden ona iman ettiniz (öyle mi)? Şüphesiz ki bu, halkını oradan çıkarasınız diye şehirde kurduğunuz bir tuzaktır. İleride (gerçeği) bileceksiniz.

Muhammed Esed

Firavun: "Ben size izin vermeden ona inandınız, öyle mi?" dedi, "Bakın, bu sizin yaptığınız sinsice hazırlanmış bir tuzak; hem de bu (benim kendi) şehrimde, böylelikle ahalisini çekip götürmek için... Ama (bekleyin) yakında göreceksiniz:

Mustafa İslamoğlu

Firavun: "Demek siz ben izin vermeden ona inandınız ha?" dedi; "İyi dinleyin: Bu sizin kurduğunuz haince bir tuzaktır! (Üstelik bana ait) şehirde... Hem de şehrin ahalisini oradan çıkarmak için... Fakat yakında gününüzü göreceksiniz!

Ömer Nasuhi Bilmen

Fir'avun dedi ki: «Ben size izin vermeden evvel O'na imân etmişsiniz. Şüphe yok bu bir hud'adır. Siz bu hud'ayı şehirde yaptınız ki, ahalisini ondan çıkarıveresiniz. Artık yakında bileceksiniz.»

Ömer Öngüt

Firavun dedi ki: “Ben size izin vermeden O'na iman mı ettiniz? Doğrusu bu, halkı şehirden çıkarmanız için kurduğunuz bir tuzaktır. Fakat siz göreceksiniz!”

Suat Yıldırım

(123-124) Firavun dedi ki: "Demek siz, benden izin almadan ona iman ettiniz hâ! Şüphe yok ki bu, yerli olan kıbtî ahaliyi yurtlarından sürmek için, sizin şehirde beraberce planladığınız gizli bir oyundur. Ama yakında bileceksiniz başınıza gelecekleri! Evet, ellerinizi ve ayaklarınızı, değişik taraflardan olarak keseceğim, sonra da hepinizi toptan asacağım!"

Süleyman Ateş

Fir'avn: "Ben size izin vermeden ona inandınız mı?" dedi. "Bu, bir tuzaktır, şehirde bu tuzağı kurdunuz ki, halkını oradan çıkarasınız, ama yakında (başınıza gelecekleri) bileceksiniz!"

Süleymaniye Vakfı

Firavun dedi ki: "Ben izin vermeden ona inandınız, öyle mi? Bu, halkı buradan çıkarmak için şehrimizde kurduğunuz bir plandır; ileride öğreneceksiniz!

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Firavun dedi ki "Ben izin vermeden ona inandınız ha? Besbelli ki bu gizli bir düzendir. Ülkede bu düzeni kurdunuz ki halkını buradan çıkarasınız. Ben size göstereceğim.

Şaban Piriş

-Ben size izin vermeden önce, ona iman mı ettiniz? Bu kesin bir tuzaktır. Halkı şehirden çıkarmak için, bu tuzağı kurdunuz. Bu yüzden siz görürsünüz.

Tefhim-ul Kuran

Firavun: «Ben size izin vermeden önce O'na iman ettiniz, öyle mi? Mutlaka bu, halkı burdan sürüp çıkarmak amacıyla şehirde planladığınız bir tuzaktır. Öyleyse siz (buna karşılık ne yapacağımı) bileceksiniz.»

Ümit Şimşek

Firavun 'Fakat ben size izin vermeden iman ettiniz,' dedi. 'Bu sizin şehirde iken kurduğunuz bir tuzaktır. Böylelikle şehir halkını oradan çıkarmak istiyorsunuz. Ama göreceksiniz.

Yaşar Nuri Öztürk

Firavun dedi ki: "Demek ben size izin vermeden ona inandınız ha! Bu, şehirde tezgahladığınız bir tuzaktır ki, bununla şehir halkını oradan çıkarmak peşindesiniz. Yakında anlarsınız."

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Firon dedi: “Mən sizə izin verməmişdən əvvəl siz ona iman gətirdiniz? Şübhəsiz ki, bu, şəhərdə qurduğunuz bir hiylədir ki, əhalisini oradan çıxarasınız. Tezliklə biləcəksiniz.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Firʼon (onlara) dedi: ″Mən sizə izin vermədən əvvəl siz ona iman gətirdiniz?″ Bu (sizin Musa ilə birlikdə gördüyünüz işlər), şübhəsiz ki, əhalisini çıxartmaq (qibtiləri qovub Misiri ələ keçirmək) məqsədilə şəhərdə qurduğunuz (gizli) bir hiylədir. (Gördüyünüz işlərə görə başınıza nə oyun açacağımı) biləcəksiniz!

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Pharao sprach: ʺGlaubt ihr wirklich an Ihn, bevor ich es euch erlaube? Das ist eine Verschwörung, die ihr in der Stadt geschmiedet habt, um ihre Bewohner zu vertreiben. Ihr werdet bald wissen, wie ich eure Untat bestrafen werde.

Almanca — Der Edle Quran

Firʹaun sagte: ʺIhr glaubt an Ihn, bevor ich es euch erlaube? Das sind wahrlich Ränke, die ihr in der Stadt geschmiedet habt, um ihre Bewohner daraus zu vertreiben. Aber ihr werdet (es noch) erfahren.

Almanca — M. A. Rassoul

Da sagte Pharao: ʺIhr habt an ihn geglaubt, ehe ich es euch erlaubte. Gewiß, das ist eine List, die ihr in der Stadt ersonnen habt, um ihre Bewohner daraus zu vertreiben; doch ihr sollt es bald erfahren.

Almanca — Muhammad Zaidan

Pharao sagte: ʺHabt ihr etwa den Iman verinnerlicht, bevor ich euch dies gestattet habe? Gewiß, dies ist doch nicht anderes als Täuschung, die ihr in dieser Stadt intrigiert habt, um ihre Einwohner daraus zu vertreiben. So werdet ihr es noch wissen.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

There, Pharaoh said to them: "Have you yielded to his claims and surrendered yourselves to his Allah without my permission!" Indeed", he added, "This is a skilful deceit designed to outwit the inhabitants of the city to drive them out from hence, and in consequence you shall come to know how heavily you shall pay for this".

Abdul Haleem

but Pharaoh said, ‘How dare you believe in Him before I have given you permission? This is a plot you have hatched to drive the people out of this city! Soon you will see:

Abdullah Yusuf Ali

Said Pharaoh: "Believe ye in Him before I give you permission? Surely this is a trick which ye have planned in the city to drive out its people: but soon shall ye know (the consequences).

Abul A'la Maududi

Pharaoh said: 'What! Do you believe before you have my permission? Surely this is a plot you have contrived to drive out the rulers from the capital. So you shall see,

Aisha Bewley

Pharaoh said, ‘Have you had iman in him before I authorised you to do so? This is just some plot you have concocted in the city to drive its people from it.

Al-Hilali & Khan

Fir‘aun (Pharaoh) said: "You have believed in him [Mûsâ (Moses)] before I give you permission. Surely, this is a plot which you have plotted in the city to drive out its people, but you shall come to know.

Ali Quli Qarai

Pharaoh said, ‘Do you profess faith in Him before I may permit you? It is indeed a plot you have devised in the city to expel its people from it. Soon you will know [the consequences]!

Amatul Rahman Omar

Pharaoh said, `Dared you believe in Him before I gave you permission? Surely, this is some secret device which you have devised in this (central) city that you may expel from it its inhabitants. You shall come to know then (the consequence of your doings) very soon.

Arthur John Arberry

Said Pharaoh, 'You have believed in Him before I gave you leave. Surely this is a device you have devised in the city that you may expel its people from it. Now you shall know!

Bijan Moeinian

Pharaoh told them: "How dare you to pronounce your belief before I give you the permission? This must be a conspiracy between you (while you were in town) in order to secure the release of his people. You will see."

E. Henry Palmer

Said Pharaoh, 'Do ye believe in him ere I give you leave? This is craft which ye have devised in the land, to turn its people out therefrom, but soon shall ye know!

Edip-Layth

Pharaoh said, "Did you acknowledge him before I have given you permission? This is surely some scheme which you have schemed in the city to drive its people out; but soon you shall know."

George Sale

Pharaoh said, 'You have believed in him before I gave you leave. Surely, this is a plot which you have plotted in the city, that you may turn out therefrom its inhabitants, but you shall soon know the consequences;

Hamid S. Aziz

Said Pharaoh, "Do you believe in him ere I give you permission? This is a plot which you have devised in the land, to drive its people hence. But soon shall you know (the consequences)!

Mahmoud Ghali

Firaawn (Pharaoh) said, "You have believed in Him before I permit you. Surely this is indeed a scheme you have been scheming in the city that you may drive out its population. Yet you will eventually know!

Marmaduke Pickthall

Pharaoh said: Ye believe in Him before I give you leave! Lo! this is the plot that ye have plotted in the city that ye may drive its people hence. But ye shall come to know!

Mohamed Ahmed - Samira

But Pharaoh said: "You have come to accept belief in Him without my permission! This surely is a plot you have hatched to expel the people from the land. You will soon come to know.

Muhammad Asad

Said Pharaoh: "Have you come to believe in him ere I have given you permission? Behold, this is indeed a plot which you have cunningly devised in this [my] city in order to drive out its people hence! But in time you shall come to know, [my revenge]:

Mustafa Khattab

Pharaoh threatened, "How dare you believe in him before I give you permission? This must be a conspiracy you devised in the city to drive out its people, but soon you will see.

Progressive Muslims

Pharaoh said: "Have you become believers before I have given you permission This is surely some scheme which you have schemed in the city to drive its people out; you will reveal what you know. "

Sahih International

Said Pharaoh, "You believed in him before I gave you permission. Indeed, this is a conspiracy which you conspired in the city to expel therefrom its people. But you are going to know.

Sam Gerrans

Said Pharaoh: “You believe in him before I gave you leave. This is a scheme you schemed in the city that you might turn out its people. But you will come to know!

Shabbir Ahmed

Pharaoh got annoyed, "You believe in Him before I give you permission! This is a political conspiracy you all have made up in the city, so that you get my subjects out on the streets in rebellion and topple the government. You will see the punishment very soon.

Syed Vickar Ahamed

Firon (Pharaoh) said: "You have believed in him (Moses) before I give you permission? Surely, this is a trick that you had planned in the City to drive out its people: But soon you will know (what will happen).

Taqi Usmani

Pharaoh said, "You have believed in him before my permission. Undoubtedly, this is a plot you have designed in the city, so that you may expel its people from it. Now you shall know (its end).

The Monotheist Group

Pharaoh said: "Have you become believers before I have given you permission? This is surely some scheme which you have schemed in the city to drive its people out; you will reveal what you know."

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

ʺY avez-vous cru avant que je ne vous (le) permette? dit Pharaon. Cʹest bien un stratagème que vous avez manigancé dans la ville, afin dʹen faire partir ses habitants. Vous saurez bientôt...

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Firewn, (ji wan re) got: Ma beriya ku ez destûra we bidim we bawerî pê anî? Bêguman ev fendek e we li welatê (Misrê) çêkiriye da ku hûn xelkê wê (qibtiyan) jê derxin. Lê belê hûn ê paşê bizanin (ka ez ê çi bînim serê we).

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Firʹaun zei: ʺJullie geloven in Hem voordat ik jullie toestemming gegeven heb. Dat is een list die jullie in de stad beraamd hebben om haar inwoners eruit te verdrijven. Dat zullen jullie dan weten.

Hollandaca — Salomo Keyzer

Pharao, zeide: Hebt gij in hem geloofd, alvorens ik u verlof heb gegeven? Gij hebt dit schelmstuk vooruit in de stad gesmeed, om er de inwoners uit te verdrijven. Weldra zult gij zien.

Hollandaca — Siregar

Firʹaun zei: ʺGeloven jullie hem vóór dat ik jullie toestemming heb gegeven? Voorwaar, dit is zeker een list die jullie beraamd hebben in de stad om de inwoners ervan te verdrijven. Maar straks zullen jullie weten (wat de gevolgen van jullie daden zijn).

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

Сказал Фараон (колдунам): «Вы уверовали в Него [в Аллаха] прежде, чем я позволил вам [без моего разрешения]. Поистине, это [признание Мусы пророком и истинности того, с чем он пришел] – хитрость, которую вы (вместе с Мусой) замыслили в этом городе, чтобы вывести из него его жителей. Но вскоре вы (о, колдуны) узнаете (какое наказание постигнет вас за это от меня)!

Rusça — Osmanov

Фирʹаун сказал: ʺВы уверовали в Него без моего дозволения! Воистину, это - козни, которые вы задумали в [моем] городе, чтобы изгнать из него жителей. Вот я вам покажу!

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Farao sade: ʺTror ni på honom innan jag har gett er tillåtelse? Detta är en lömsk plan, som ni har smitt här i staden för att förmå folket att överge den. Men nu skall ni få se på (annat)!