ن و س (NWS) kökünün geçtiği ayetler
sallamak, durmak, hareket etmek, fırlatmak. İnsanlık, insanlar, diğerleri, erkekler.
Kaynak: Açık Kuran — CC BY-NC-SA 4.0
İlgili Ayetler (241)
Bu kök Kur'an boyunca 241 kez, 4 farklı çekimlenmiş biçimde geçer.
النَّاسِ182 kez
Bakara 2:8النَّاسِn-nāsiinsanlardan
Bakara 2:13النَّاسُn-nāsuinsanların
وَاِذَا قِيلَ لَهُمْ اٰمِنُوا كَمَا اٰمَنَ النَّاسُ قَالُوا اَنُؤْمِنُ كَمَا اٰمَنَ السُّفَهَاءُ اَلَٓا اِنَّهُمْ هُمُ السُّفَهَاءُ وَلٰكِنْ لَا يَعْلَمُونَ
ve iƶā ḳīle lehum āminū ke mā āmene n-nāsu ḳālū e nu'minu ke mā āmene s-sufehā'u elā innehum humu s-sufehā'u ve lākin lā yeǎ'lemūne
Onlara, "İnsanların inandıkları gibi siz de inanın" denildiğinde ise, "Biz de akılsızlar gibi iman mı edelim?" derler. İyi bilin ki, asıl akılsızlar kendileridir, fakat bilmezler.
Bakara 2:21النَّاسُn-nāsuinsanlar
يَاأَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
yā eyyuhā n-nāsu ǎ'budū rabbekumu elleƶī ḣaleḳakum ve(e)lleƶīne min ḳablikum leǎllekum tetteḳūne
Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet edin ki, Allah'a karşı gelmekten sakınasınız.
Bakara 2:24النَّاسُn-nāsuinsanlar
فَاِنْ لَمْ تَفْعَلُوا وَلَنْ تَفْعَلُوا فَاتَّقُوا النَّارَ الَّتِي وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ اُعِدَّتْ لِلْكَافِرِينَ
fe in lem tef'ǎlū ve len tef'ǎlū fe tteḳū n-nāra lletī veḳūduhā n-nāsu ve l-Hicāratu uǐddet li l-kāfirīne
Eğer, yapamazsanız -ki hiçbir zaman yapamayacaksınız- o halde yakıtı insanlarla taşlar olan ateşten sakının. O ateş kafirler için hazırlanmıştır.
Bakara 2:44النَّاسَn-nāseinsanlara
اَتَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبِرِّ وَتَنْسَوْنَ اَنْفُسَكُمْ وَاَنْتُمْ تَتْلُونَ الْكِتَابَ اَفَلَا تَعْقِلُونَ
e te'murūne n-nāse bi l-birri ve tensevne enfusekum ve entum tetlūne l-kitābe e fe lā teǎ'ḳilūne
Siz Kitab'ı (Tevrat'ı) okuyup durduğunuz halde, kendinizi unutup başkalarına iyiliği mi emrediyorsunuz? (Yaptığınızın çirkinliğini) anlamıyor musunuz?
Bakara 2:94النَّاسِn-nāsiinsanlardan
قُلْ اِنْ كَانَتْ لَكُمُ الدَّارُ الْاٰخِرَةُ عِنْدَ اللّٰهِ خَالِصَةً مِنْ دُونِ النَّاسِ فَتَمَنَّوُا الْمَوْتَ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ
ḳul in kānet lekumu d-dāru l-āḣiratu ǐnde (a)llahi ḣāliSaten min dūni n-nāsi fe temennevu l-mevte in kuntum Sādiḳīne
De ki: "Eğer (iddia ettiğiniz gibi) Allah katındaki ahiret yurdu (cennet) diğer insanlar için değil de, yalnız sizinse ve doğru söyleyenler iseniz haydi ölümü temenni edin!"
Bakara 2:96النَّاسِn-nāsiinsanların
وَلَتَجِدَنَّهُمْ اَحْرَصَ النَّاسِ عَلٰى حَيٰوةٍۚ وَمِنَ الَّذِينَ اَشْرَكُوا يَوَدُّ اَحَدُهُمْ لَوْ يُعَمَّرُ اَلْفَ سَنَةٍ وَمَا هُوَ بِمُزَحْزِحِهِ مِنَ الْعَذَابِ اَنْ يُعَمَّرَ وَاللّٰهُ بَصِيرٌ بِمَا يَعْمَلُونَ
ve le tecidennehum eHraSa n-nāsi ǎlā Hayātin ve mine (e)lleƶīne eşrakū yeveddu eHaduhum lev yuǎmmeru elfe senetin ve mā huve bi muzeHziHihi mine l-ǎƶābi en yuǎmmera ve(a)llahu beSīrun bimā yeǎ'melūne
Andolsun, sen onların, yaşamaya, bütün insanlardan; hatta Allah'a ortak koşanlardan bile daha düşkün olduklarını görürsün. Onların her biri bin yıl yaşamak ister. Halbuki uzun yaşamak, onları azaptan kurtaracak değildir. Allah, onların bütün işlediklerini görür.
Bakara 2:102النَّاسَn-nāseinsanlara
وَاتَّبَعُوا مَا تَتْلُوا الشَّيَاطِينُ عَلٰى مُلْكِ سُلَيْمٰنَ وَمَا كَفَرَ سُلَيْمٰنُ وَلٰكِنَّ الشَّيَاطِينَ كَفَرُوا يُعَلِّمُونَ النَّاسَ السِّحْرَ وَمَا اُنْزِلَ عَلَى الْمَلَكَيْنِ بِبَابِلَ هَارُوتَ وَمَارُوتَ وَمَا يُعَلِّمَانِ مِنْ اَحَدٍ حَتّٰى يَقُولَا اِنَّمَا نَحْنُ فِتْنَةٌ فَلَا تَكْفُرْ فَيَتَعَلَّمُونَ مِنْهُمَا مَا يُفَرِّقُونَ بِهِ بَيْنَ الْمَرْءِ وَزَوْجِهِ وَمَا هُمْ بِضَارِّينَ بِهِ مِنْ اَحَدٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِ وَيَتَعَلَّمُونَ مَا يَضُرُّهُمْ وَلَا يَنْفَعُهُمْ وَلَقَدْ عَلِمُوا لَمَنِ اشْتَرٰيهُ مَا لَهُ فِي الْاٰخِرَةِ مِنْ خَلَاقٍ وَلَبِئْسَ مَا شَرَوْا بِهِ اَنْفُسَهُمْ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ
ve ttebeǔ mā tetlū ş-şeyāTīnu ǎlā mulki suleymāne ve mā kefera suleymānu ve lākinne ş-şeyāTīne keferū yuǎllimūne n-nāse s-siHra ve mā unzile ǎlā l-melekeyni bi bābile hārūte ve mārūte ve mā yuǎllimāni min eHadin Hattā yeḳūlā innemā neHnu fitnetun fe lā tekfur fe yeteǎllemūne minhumā mā yuferriḳūne bihi beyne l-mer'i ve zevcihi ve mā hum bi Dārrīne bihi min eHadin illā bi iƶni (a)llahi ve yeteǎllemūne mā yeDurruhum ve lā yenfeǔhum ve leḳad ǎlimū le meni şterāhu mā lehu fī l-āḣirati min ḣalāḳin ve le bi'se mā şerav bihi enfusehum lev kānū yeǎ'lemūne
"Süleyman'ın hükümranlığı hakkında şeytanların (ve şeytan tıynetli insanların) uydurdukları yalanların ardına düştüler. Oysa Süleyman (büyü yaparak) küfre girmedi. Fakat şeytanlar, insanlara sihri ve (özellikle de) Babil'deki Harut ve Marut adlı iki meleğe ilham edilen (sihr)i öğretmek suretiyle küfre girdiler. Halbuki o iki melek, "Biz ancak imtihan için gönderilmiş birer meleğiz. (Sihri caiz görüp de) sakın küfre girme" demedikçe, kimseye (sihir) öğretmiyorlardı. Böylece (insanlar) onlardan kişi ile karısını birbirinden ayıracakları sihri öğreniyorlardı. Halbuki onlar, Allah'ın izni olmadıkça o sihirle hiç kimseye zarar veremezlerdi. (Onlar böyle yaparak) kendilerine zarar veren, fayda getirmeyen şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun, onu satın alanın ahirette bir nasibi olmadığını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bilselerdi!
Bakara 2:142النَّاسِn-nāsiinsanlar-
سَيَقُولُ السُّفَهَاءُ مِنَ النَّاسِ مَا وَلّٰيهُمْ عَنْ قِبْلَتِهِمُ الَّتِي كَانُوا عَلَيْهَا قُلْ لِلّٰهِ الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُ يَهْدِي مَنْ يَشَاءُ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ
se yeḳūlu s-sufehā'u mine n-nāsi mā vellāhum ǎn ḳibletihimu lletī kānū ǎleyhā ḳul li (a)llahi l-meşriḳu ve l-meğribu yehdī men yeşā'u ilā SirāTin musteḳīmin
Birtakım kendini bilmez insanlar, "Onları (müslümanları) yönelmekte oldukları kıbleden çeviren nedir?" diyecekler. De ki: "Doğu da, Batı da Allah'ındır. Allah, dilediği kimseyi doğru yola iletir."
Bakara 2:143النَّاسِn-nāsiinsanlar
وَكَذٰلِكَ جَعَلْنَاكُمْ اُمَّةً وَسَطًا لِتَكُونُوا شُهَدَاءَ عَلَى النَّاسِ وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهِيدًا وَمَا جَعَلْنَا الْقِبْلَةَ الَّتِي كُنْتَ عَلَيْهَا اِلَّا لِنَعْلَمَ مَنْ يَتَّبِعُ الرَّسُولَ مِمَّنْ يَنْقَلِبُ عَلٰى عَقِبَيْهِ وَاِنْ كَانَتْ لَكَبِيرَةً اِلَّا عَلَى الَّذِينَ هَدَى اللّٰهُ وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيُضِيعَ اِيمَانَكُمْ اِنَّ اللّٰهَ بِالنَّاسِ لَرَؤُ۫فٌ رَحِيمٌ
ve ke ƶālike ceǎlnākum ummeten veseTen li tekūnū şuhedā'e ǎlā n-nāsi ve yekūne r-rasūlu ǎleykum şehīden ve mā ceǎlnā l-ḳiblete lletī kunte ǎleyhā illā li neǎ'leme men yettebiǔ r-rasūle mimmen yenḳalibu ǎlā ǎḳibeyhi ve in kānet le kebīraten illā ǎlā (e)lleƶīne hedā (a)llahu ve mā kāne (a)llahu li yuDiyǎ īmānekum inne (a)llahe bi n-nāsi le ra'ūfun raHīmun
Böylece, sizler insanlara birer şahit (ve örnek) olasınız ve Peygamber de size bir şahit (ve örnek) olsun diye sizi orta bir ümmet yaptık. Her ne kadar Allah'ın doğru yolu gösterdiği kimselerden başkasına ağır gelse de biz, yönelmekte olduğun ciheti ancak; Resul'e tabi olanlarla, gerisingeriye dönecekleri ayırd edelim diye kıble yaptık. Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz Allah, insanlara çok şefkatli ve çok merhametlidir.
Bakara 2:164النَّاسَn-nāseinsanların
اِنَّ فِي خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَالْفُلْكِ الَّتِي تَجْرِي فِي الْبَحْرِ بِمَا يَنْفَعُ النَّاسَ وَمَا اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنَ السَّمَاءِ مِنْ مَاءٍ فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَبَثَّ فِيهَا مِنْ كُلِّ دَابَّةٍ وَتَصْرِيفِ الرِّيَاحِ وَالسَّحَابِ الْمُسَخَّرِ بَيْنَ السَّمَاءِ وَالْاَرْضِ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
inne fī ḣalḳi s-semāvāti ve l-erDi ve ḣtilāfi l-leyli ve n-nehāri ve l-fulki lletī tecrī fī l-baHri bimā yenfeǔ n-nāse ve mā enzele (a)llahu mine s-semāi min māin fe eHyā bihi l-erDe beǎ'de mevtihā ve beṧṧe fīhā min kulli dābbetin ve teSrīfi r-riyāHi ve s-seHābi l-museḣḣari beyne s-semāi ve l-erDi le āyātin li ḳavmin yeǎ'ḳilūne
Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara yarar sağlayacak şeylerle denizde seyreden gemilerde, Allah'ın gökyüzünden indirip kendisiyle ölmüş toprağı dirilttiği yağmurda, yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgarları ve gökle yer arasındaki emre amade bulutları evirip çevirmesinde elbette düşünen bir topluluk için deliller vardır.
Bakara 2:165النَّاسِn-nāsiİnsanlar-
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَتَّخِذُ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَنْدَادًا يُحِبُّونَهُمْ كَحُبِّ اللّٰهِ وَالَّذِينَ اٰمَنُٓوا اَشَدُّ حُبًّا لِلّٰهِ وَلَوْ يَرَى الَّذِينَ ظَلَمُوا اِذْ يَرَوْنَ الْعَذَابَ اَنَّ الْقُوَّةَ لِلّٰهِ جَمِيعًا وَاَنَّ اللّٰهَ شَدِيدُ الْعَذَابِ
ve mine n-nāsi men yetteḣiƶu min dūni (a)llahi endāden yuHibbūnehum ke Hubbi (a)llahi ve(e)lleƶīne āmenū eşeddu Hubben li (a)llahi ve lev yerā (e)lleƶīne Zelemū iƶ yeravne l-ǎƶābe enne l-ḳuvvete li (a)llahi cemīǎn ve enne (a)llahe şedīdu l-ǎƶābi
İnsanlar arasında Allah'ı bırakıp da O'na ortak koşanlar vardır. Onları, Allah'ı severcesine severler. Mü'minlerin Allah'a olan sevgisi daha güçlü bir sevgidir. Zulmedenler azaba uğrayacakları zaman bütün kuvvetin Allah'ın olduğunu ve Allah'ın azabının pek şiddetli olduğunu bir bilselerdi!
Bakara 2:168النَّاسُn-nāsuinsanlar
يَاأَيُّهَا النَّاسُ كُلُوا مِمَّا فِي الْاَرْضِ حَلَالًا طَيِّبًا وَلَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ
yā eyyuhā n-nāsu kulū mimmā fī l-erDi Halālen Tayyiben ve lā tettebiǔ ḣuTuvāti ş-şeyTāni innehu lekum ǎduvvun mubīnun
Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerin helal ve temiz olanlarından yiyin! Şeytanın izinden yürümeyin. Çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır.
Bakara 2:188النَّاسِn-nāsiinsanların
وَلَا تَأْكُلُوا اَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ وَتُدْلُوا بِهَا اِلَى الْحُكَّامِ لِتَأْكُلُوا فَرِيقًا مِنْ اَمْوَالِ النَّاسِ بِالْاِثْمِ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ
ve lā te'kulū emvālekum beynekum bi l-bāTili ve tudlū bihā ilā l-Hukkāmi li te'kulū ferīḳan min emvāli n-nāsi bi l-iṧmi ve entum teǎ'lemūne
Aranızda birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını bile bile günaha girerek yemek için onları hakimlere (rüşvet olarak) vermeyin.
Bakara 2:199النَّاسُn-nāsuinsanların
ثُمَّ اَفِيضُوا مِنْ حَيْثُ اَفَاضَ النَّاسُ وَاسْتَغْفِرُوا اللّٰهَ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
ṧumme efīDū min Hayṧu efāDe n-nāsu ve steğfirū (a)llahe inne (a)llahe ğafūrun raHīmun
Sonra insanların akın ettiği yerden siz de akın edin ve Allah'tan bağışlanma dileyin. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Bakara 2:200النَّاسِn-nāsiinsanlardan
فَاِذَا قَضَيْتُمْ مَنَاسِكَكُمْ فَاذْكُرُوا اللّٰهَ كَذِكْرِكُمْ اٰبَٓاءَكُمْ اَوْ اَشَدَّ ذِكْرًا فَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ رَبَّنَا اٰتِنَا فِي الدُّنْيَا وَمَا لَهُ فِي الْاٰخِرَةِ مِنْ خَلَاقٍ
fe iƶā ḳaDeytum menāsikekum fe ƶkurū (a)llahe ke ƶikrikum ābā'ekum ev eşedde ƶikran fe mine n-nāsi men yeḳūlu rabbenā ātinā fī d-dunyā ve mā lehu fī l-āḣirati min ḣalāḳin
Hac ibadetinizi bitirdiğinizde, artık (cahiliye döneminde) atalarınızı andığınız gibi, hatta ondan da kuvvetli bir anışla Allah'ı anın. İnsanlardan, "Ey Rabbimiz! Bize (vereceğini) bu dünyada ver" diyenler vardır. Bunların ahirette bir nasibi yoktur.
Bakara 2:204النَّاسِn-nāsiinsanlardan
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُعْجِبُكَ قَوْلُهُ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَيُشْهِدُ اللّٰهَ عَلٰى مَا فِي قَلْبِهِ وَهُوَ اَلَدُّ الْخِصَامِ
ve mine n-nāsi men yuǎ'cibuke ḳavluhu fī l-Hayāti d-dunyā ve yuşhidu (a)llahe ǎlā mā fī ḳalbihi ve huve eleddu l-ḣiSāmi
İnsanlardan öylesi de vardır ki, dünya hayatına ilişkin sözleri senin hoşuna gider. Bir de kalbindekine (Sözünün özüne uyduğuna) Allah'ı şahit tutar. Halbuki o, düşmanlıkta en amansız olandır.
Bakara 2:207النَّاسِn-nāsiinsanlardan
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَشْرِي نَفْسَهُ ابْتِغَاءَ مَرْضَاتِ اللّٰهِ وَاللّٰهُ رَؤُ۫فٌ بِالْعِبَادِ
ve mine n-nāsi men yeşrī nefsehu btiğā'e merDāti (a)llahi ve(a)llahu ra'ūfun bi l-ǐbādi
İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah'ın rızasını kazanmak için kendini feda eder. Allah, kullarına çok şefkatlidir.
Bakara 2:213النَّاسُn-nāsuinsanlar
كَانَ النَّاسُ اُمَّةً وَاحِدَةً فَبَعَثَ اللّٰهُ النَّبِيِّنَ مُبَشِّرِينَ وَمُنْذِرِينَ وَاَنْزَلَ مَعَهُمُ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِيَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ فِيمَا اخْتَلَفُوا فِيهِ وَمَا اخْتَلَفَ فِيهِ اِلَّا الَّذِينَ اُو۫تُوهُ مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَتْهُمُ الْبَيِّنَاتُ بَغْيًا بَيْنَهُمْ فَهَدَى اللّٰهُ الَّذِينَ اٰمَنُوا لِمَا اخْتَلَفُوا فِيهِ مِنَ الْحَقِّ بِاِذْنِهِ وَاللّٰهُ يَهْدِي مَنْ يَشَاءُ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ
kāne n-nāsu ummeten vāHideten fe beǎṧe (a)llahu n-nebiyyīne mubeşşirīne ve munƶirīne ve enzele meǎhumu l-kitābe bi l-Haḳḳi li yeHkume beyne n-nāsi fīmā ḣtelefū fīhi ve mā ḣtelefe fīhi illā (e)lleƶīne ūtūhu min beǎ'di mā cā'ethumu l-beyyinātu beğyen beynehum fe hedā (a)llahu (e)lleƶīne āmenū li mā ḣtelefū fīhi mine l-Haḳḳi bi iƶnihi ve(a)llahu yehdī men yeşā'u ilā SirāTin musteḳīmin
İnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda, aralarında hüküm vermek üzere kitapları hak olarak indirdi. Kendilerine apaçık ayetler geldikten sonra o konuda ancak; kitap verilenler, aralarındaki kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah iman edenleri, kendi izniyle, onların hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe iletti. Allah, dilediğini doğru yola iletir.
Bakara 2:213النَّاسِn-nāsiinsanlar
كَانَ النَّاسُ اُمَّةً وَاحِدَةً فَبَعَثَ اللّٰهُ النَّبِيِّنَ مُبَشِّرِينَ وَمُنْذِرِينَ وَاَنْزَلَ مَعَهُمُ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِيَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ فِيمَا اخْتَلَفُوا فِيهِ وَمَا اخْتَلَفَ فِيهِ اِلَّا الَّذِينَ اُو۫تُوهُ مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَتْهُمُ الْبَيِّنَاتُ بَغْيًا بَيْنَهُمْ فَهَدَى اللّٰهُ الَّذِينَ اٰمَنُوا لِمَا اخْتَلَفُوا فِيهِ مِنَ الْحَقِّ بِاِذْنِهِ وَاللّٰهُ يَهْدِي مَنْ يَشَاءُ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ
kāne n-nāsu ummeten vāHideten fe beǎṧe (a)llahu n-nebiyyīne mubeşşirīne ve munƶirīne ve enzele meǎhumu l-kitābe bi l-Haḳḳi li yeHkume beyne n-nāsi fīmā ḣtelefū fīhi ve mā ḣtelefe fīhi illā (e)lleƶīne ūtūhu min beǎ'di mā cā'ethumu l-beyyinātu beğyen beynehum fe hedā (a)llahu (e)lleƶīne āmenū li mā ḣtelefū fīhi mine l-Haḳḳi bi iƶnihi ve(a)llahu yehdī men yeşā'u ilā SirāTin musteḳīmin
İnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda, aralarında hüküm vermek üzere kitapları hak olarak indirdi. Kendilerine apaçık ayetler geldikten sonra o konuda ancak; kitap verilenler, aralarındaki kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah iman edenleri, kendi izniyle, onların hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe iletti. Allah, dilediğini doğru yola iletir.
Bakara 2:224النَّاسِn-nāsiinsanların
وَلَا تَجْعَلُوا اللّٰهَ عُرْضَةً لِاَيْمَانِكُمْ اَنْ تَبَرُّوا وَتَتَّقُوا وَتُصْلِحُوا بَيْنَ النَّاسِ وَاللّٰهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
ve lā tec'ǎlū (a)llahe ǔrDeten li eymānikum en teberrū ve tetteḳū ve tuSliHū beyne n-nāsi ve(a)llahu semīǔn ǎlīmun
İyilik etmemek, takvaya sarılmamak, insanlar arasını ıslah etmemek yolundaki yeminlerinize Allah'ı siper yapmayın. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
Bakara 2:243النَّاسِn-nāsiinsanlara
اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذِينَ خَرَجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ وَهُمْ اُلُوفٌ حَذَرَ الْمَوْتِ فَقَالَ لَهُمُ اللّٰهُ مُوتُوا ثُمَّ اَحْيَاهُمْ اِنَّ اللّٰهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَشْكُرُونَ
e lem tera ilā (e)lleƶīne ḣaracū min diyārihim ve hum ulūfun Haƶera l-mevti fe ḳāle lehumu (a)llahu mūtū ṧumme eHyāhum inne (a)llahe le ƶū feDlin ǎlā n-nāsi ve lākinne ekṧera n-nāsi lā yeşkurūne
Binlerce kişi oldukları halde, ölüm korkusuyla yurtlarını terk edenleri görmedin mi? Allah, onlara "ölün" dedi, sonra da onları diriltti. Şüphesiz Allah, insanlara karşı lütuf ve ikram sahibidir. Ama insanların çoğu şükretmezler.
Bakara 2:243النَّاسِn-nāsiinsanların
اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذِينَ خَرَجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ وَهُمْ اُلُوفٌ حَذَرَ الْمَوْتِ فَقَالَ لَهُمُ اللّٰهُ مُوتُوا ثُمَّ اَحْيَاهُمْ اِنَّ اللّٰهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَشْكُرُونَ
e lem tera ilā (e)lleƶīne ḣaracū min diyārihim ve hum ulūfun Haƶera l-mevti fe ḳāle lehumu (a)llahu mūtū ṧumme eHyāhum inne (a)llahe le ƶū feDlin ǎlā n-nāsi ve lākinne ekṧera n-nāsi lā yeşkurūne
Binlerce kişi oldukları halde, ölüm korkusuyla yurtlarını terk edenleri görmedin mi? Allah, onlara "ölün" dedi, sonra da onları diriltti. Şüphesiz Allah, insanlara karşı lütuf ve ikram sahibidir. Ama insanların çoğu şükretmezler.
Bakara 2:251النَّاسَn-nāseinsanların
فَهَزَمُوهُمْ بِاِذْنِ اللّٰهِ وَقَتَلَ دَاوُ۫دُ جَالُوتَ وَاٰتٰيهُ اللّٰهُ الْمُلْكَ وَالْحِكْمَةَ وَعَلَّمَهُ مِمَّا يَشَاءُ وَلَوْلَا دَفْعُ اللّٰهِ النَّاسَ بَعْضَهُمْ بِبَعْضٍ لَفَسَدَتِ الْاَرْضُ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ ذُو فَضْلٍ عَلَى الْعَالَمِينَ
fe hezemūhum bi iƶni (a)llahi ve ḳatele dāvūdu cālūte ve ātāhu (a)llahu l-mulke ve l-Hikmete ve ǎllemehu mimmā yeşā'u ve levlā def'ǔ (a)llahi n-nāse beǎ'Dehum bi beǎ'Din le fesedeti l-erDu ve lākinne (a)llahe ƶū feDlin ǎlā l-ǎālemīne
Derken, Allah'ın izniyle onları bozguna uğrattılar. Davud, Calut'u öldürdü. Allah, ona (Davud'a) hükümdarlık ve hikmet verdi ve ona dilediğini öğretti. Eğer Allah'ın; insanların bir kısmıyla diğerlerini savması olmasaydı, yeryüzü bozulurdu. Ancak Allah, bütün alemlere karşı lütuf sahibidir.
Bakara 2:264النَّاسِn-nāsiinsanlara
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا لَا تُبْطِلُوا صَدَقَاتِكُمْ بِالْمَنِّ وَالْاَذٰى كَالَّذِي يُنْفِقُ مَالَهُ رِئَاءَ النَّاسِ وَلَا يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ صَفْوَانٍ عَلَيْهِ تُرَابٌ فَاَصَابَهُ وَابِلٌ فَتَرَكَهُ صَلْدًا لَا يَقْدِرُونَ عَلٰى شَيْءٍ مِمَّا كَسَبُوا وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ
yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū lā tubTilū Sadeḳātikum bi l-menni ve l-'eƶā ke elleƶī yunfiḳu mālehu riā'e n-nāsi ve lā yu'minu bi(a)llahi ve l-yevmi l-āḣiri fe meṧeluhu ke meṧeli Safvānin ǎleyhi turābun fe eSābehu vābilun fe terakehu Salden lā yeḳdirūne ǎlā şey'in mimmā kesebū ve(a)llahu lā yehdī l-ḳavme l-kāfirīne
Ey iman edenler! Allah'a ve ahiret gününe inanmadığı halde insanlara gösteriş olsun diye malını harcayan kimse gibi, sadakalarınızı başa kakmak ve gönül kırmak suretiyle boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan ve maruz kaldığı şiddetli yağmurun kendisini çıplak bıraktığı bir kayanın durumu gibidir. Onlar kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah, kafirler topluluğunu hidayete erdirmez.
Bakara 2:273النَّاسَn-nāseinsanlardan
لِلْفُقَرَاءِ الَّذِينَ اُحْصِرُوا فِي سَبِيلِ اللّٰهِ لَا يَسْتَطِيعُونَ ضَرْبًا فِي الْاَرْضِ يَحْسَبُهُمُ الْجَاهِلُ اَغْنِيَٓاءَ مِنَ التَّعَفُّفِ تَعْرِفُهُمْ بِسِيمٰيهُمْ لَا يَسْـَٔلُونَ النَّاسَ اِلْحَافًا وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ فَاِنَّ اللّٰهَ بِهِ عَلِيمٌ
li l-fuḳarā'i (e)lleƶīne uHSirū fī sebīli (a)llahi lā yesteTīǔne Derben fī l-erDi yeHsebuhumu l-cāhilu eğniyā'e mine t-teǎffufi teǎ'rifuhum bi sīmāhum lā yeselūne n-nāse ilHāfen ve mā tunfiḳū min ḣayrin fe inne (a)llahe bihi ǎlīmun
(Sadakalar) kendilerini Allah yoluna adayan, yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremeyen fakirler içindir. İffetlerinden dolayı (dilenmedikleri için), bilmeyen onları zengin sanır. Sen onları yüzlerinden tanırsın. İnsanlardan arsızca (bir şey) istemezler. Siz hayır olarak ne verirseniz, şüphesiz Allah onu bilir.
Al-i İmran 3:9النَّاسِn-nāsiinsanları
رَبَّنَا اِنَّكَ جَامِعُ النَّاسِ لِيَوْمٍ لَا رَيْبَ فِيهِ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُخْلِفُ الْمِيعَادَ
rabbenā inneke cāmiǔ n-nāsi li yevmin lā raybe fīhi inne (a)llahe lā yuḣlifu l-mīǎāde
"Rabbimiz! Şüphesiz sen, hakkında şüphe olmayan bir günde insanları toplayacaksın. Şüphesiz Allah va'dinden dönmez."
Al-i İmran 3:21النَّاسِn-nāsiinsanlar
اِنَّ الَّذِينَ يَكْفُرُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَيَقْتُلُونَ النَّبِيِّنَ بِغَيْرِ حَقٍّ وَيَقْتُلُونَ الَّذِينَ يَأْمُرُونَ بِالْقِسْطِ مِنَ النَّاسِ فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ اَلِيمٍ
inne (e)lleƶīne yekfurūne bi āyāti (a)llahi ve yeḳtulūne n-nebiyyīne bi ğayri Haḳḳin ve yeḳtulūne (e)lleƶīne ye'murūne bi l-ḳisTi mine n-nāsi fe beşşirhum bi ǎƶābin elīmin
Allah'ın ayetlerini inkar edenler, Peygamberleri haksız yere öldürenler, insanlardan adaleti emredenleri öldürenler var ya, onları elem dolu bir azap ile müjdele.
Al-i İmran 3:41النَّاسَn-nāseinsanlarla
قَالَ رَبِّ اجْعَلْ لِي اٰيَةً قَالَ اٰيَتُكَ اَلَّا تُكَلِّمَ النَّاسَ ثَلٰثَةَ اَيَّامٍ اِلَّا رَمْزًا وَاذْكُرْ رَبَّكَ كَثِيرًا وَسَبِّحْ بِالْعَشِيِّ وَالْاِبْكَارِ
ḳāle rabbi c'ǎl lī āyeten ḳāle āyetuke ellā tukellime n-nāse ṧelāṧete eyyāmin illā ramzen ve ƶkur rabbeke keṧīran ve sebbiH bi l-ǎşiyyi ve l-ibkāri
Zekeriya, "Rabbim! (çocuğum olacağına dair) bana bir alamet ver" dedi. Allah da şöyle dedi: "Senin için alamet, insanlarla üç gün konuşamaman, ancak işaretleşebilmendir. Ayrıca Rabbini çok an, sabah akşam tesbih et."
Al-i İmran 3:46النَّاسَn-nāseinsanlara
Al-i İmran 3:68النَّاسِn-nāsiinsanların
اِنَّ اَوْلَى النَّاسِ بِاِبْرٰهِيمَ لَلَّذِينَ اتَّبَعُوهُ وَهٰذَا النَّبِيُّ وَالَّذِينَ اٰمَنُوا وَاللّٰهُ وَلِيُّ الْمُؤْمِنِينَ
inne evlā n-nāsi bi ibrāhīme le(e)lleƶīne ttebeǔhu ve hāƶā n-nebiyyu ve(e)lleƶīne āmenū ve(a)llahu veliyyu l-mu'minīne
Şüphesiz, insanların İbrahim'e en yakın olanı, elbette ona uyanlar, bir de bu peygamber (Muhammed) ve mü'minlerdir. Allah da mü'minlerin dostudur.
Al-i İmran 3:97النَّاسِn-nāsiinsanlar
فِيهِ اٰيَاتٌ بَيِّنَاتٌ مَقَامُ اِبْرٰهِيمَ وَمَنْ دَخَلَهُ كَانَ اٰمِنًا وَلِلّٰهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ اِلَيْهِ سَبِيلًا وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ عَنِ الْعَالَمِينَ
fīhi āyātun beyyinātun meḳāmu ibrāhīme ve men deḣalehu kāne āminen ve li (a)llahi ǎlā n-nāsi Hiccu l-beyti meni steTāǎ ileyhi sebīlen ve men kefera fe inne (a)llahe ğaniyyun ǎni l-ǎālemīne
Onda apaçık deliller, Makam-ı İbrahim vardır. Oraya kim girerse, güven içinde olur. Yolculuğuna gücü yetenlerin haccetmesi, Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkar ederse (bu hakkı tanınmazsa), şüphesiz Allah bütün alemlerden müstağnidir. (Kimseye muhtaç değildir, her şey O'na muhtaçtır.)
Al-i İmran 3:112النَّاسِn-nāsi(inanan) insanların
ضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ اَيْنَ مَا ثُقِفُوا اِلَّا بِحَبْلٍ مِنَ اللّٰهِ وَحَبْلٍ مِنَ النَّاسِ وَبَٓاؤُ۫ بِغَضَبٍ مِنَ اللّٰهِ وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الْمَسْكَنَةُ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ كَانُوا يَكْفُرُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَيَقْتُلُونَ الْاَنْبِيَٓاءَ بِغَيْرِ حَقٍّ ذٰلِكَ بِمَا عَصَوْا وَكَانُوا يَعْتَدُونَ
Duribet ǎleyhimu ƶ-ƶilletu eyne mā ṧuḳifū illā bi Hablin mine (a)llahi ve Hablin mine n-nāsi ve bā'ū bi ğaDebin mine (a)llahi ve Duribet ǎleyhimu l-meskenetu ƶālike bi ennehum kānū yekfurūne bi āyāti (a)llahi ve yeḳtulūne l-enbiyā'e bi ğayri Haḳḳin ƶālike bimā ǎSav ve kānū yeǎ'tedūne
Onlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah'ın ve (mü'min) insanların güvencesine sığınmadıkça kendilerini zillet kaplamıştır. Onlar Allah'ın gazabına uğradılar ve yoksulluk onları kapladı. Bunun sebebi onların; Allah'ın ayetlerini inkar ediyor ve peygamberleri haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmekte ve (Allah'ın koyduğu) sınırları çiğnemekte oluşları idi.
Al-i İmran 3:134النَّاسِn-nāsiinsanları
اَلَّذِينَ يُنْفِقُونَ فِي السَّرَّاءِ وَالضَّرَّاءِ وَالْكَاظِمِينَ الْغَيْظَ وَالْعَافِينَ عَنِ النَّاسِ وَاللّٰهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ
(e)lleƶīne yunfiḳūne fī s-serrā'i ve D-Derrā'i ve l-kāZimīne l-ğayZe ve l-'ǎāfīne ǎni n-nāsi ve(a)llahu yuHibbu l-muHsinīne
Onlar bollukta ve darlıkta Allah yolunda harcayanlar, öfkelerini yenenler, insanları affedenlerdir. Allah, iyilik edenleri sever.
Al-i İmran 3:140النَّاسِn-nāsiinsanlar
اِنْ يَمْسَسْكُمْ قَرْحٌ فَقَدْ مَسَّ الْقَوْمَ قَرْحٌ مِثْلُهُ وَتِلْكَ الْاَيَّامُ نُدَاوِلُهَا بَيْنَ النَّاسِ وَلِيَعْلَمَ اللّٰهُ الَّذِينَ اٰمَنُوا وَيَتَّخِذَ مِنْكُمْ شُهَدَاءَ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ الظَّالِمِينَ
in yemseskum ḳarHun fe ḳad messe l-ḳavme ḳarHun miṧluhu ve tilke l-eyyāmu nudāviluhā beyne n-nāsi ve li yeǎ'leme (a)llahu (e)lleƶīne āmenū ve yetteḣiƶe minkum şuhedā'e ve(a)llahu lā yuHibbu Z-Zālimīne
Eğer siz (Uhud'da) bir yara aldıysanız, şüphesiz o topluluk da (Müşrikler de Bedir'de) benzeri bir yara almıştı. İşte (iyi veya kötü) günleri insanlar arasında (böyle) döndürür dururuz. (Bazen bir topluma iyi ya da kötü günler gösteririz, bazen öbürüne.) Allah, sizden iman edenleri ayırt etmek, sizden şahitler edinmek için böyle yapar. Allah, zalimleri sevmez.
Al-i İmran 3:173النَّاسُn-nāsuhalk
اَلَّذِينَ قَالَ لَهُمُ النَّاسُ اِنَّ النَّاسَ قَدْ جَمَعُوا لَكُمْ فَاخْشَوْهُمْ فَزَادَهُمْ اِيمَانًاۗ وَقَالُوا حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ
(e)lleƶīne ḳāle lehumu n-nāsu inne n-nāse ḳad cemeǔ lekum fe ḣşevhum fe zādehum īmānen ve ḳālū Hasbunā (a)llahu ve niǎ'me l-vekīlu
Onlar öyle kimselerdir ki, halk kendilerine, "İnsanlar size karşı ordu toplamışlar, onlardan korkun" dediklerinde, bu söz onların imanını artırdı ve "Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!" dediler.
Al-i İmran 3:173النَّاسَn-nāse(Düşman) İnsanlar
اَلَّذِينَ قَالَ لَهُمُ النَّاسُ اِنَّ النَّاسَ قَدْ جَمَعُوا لَكُمْ فَاخْشَوْهُمْ فَزَادَهُمْ اِيمَانًاۗ وَقَالُوا حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ
(e)lleƶīne ḳāle lehumu n-nāsu inne n-nāse ḳad cemeǔ lekum fe ḣşevhum fe zādehum īmānen ve ḳālū Hasbunā (a)llahu ve niǎ'me l-vekīlu
Onlar öyle kimselerdir ki, halk kendilerine, "İnsanlar size karşı ordu toplamışlar, onlardan korkun" dediklerinde, bu söz onların imanını artırdı ve "Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!" dediler.
Nisa 4:1النَّاسُn-nāsuinsanlar
يَاأَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالًا كَثِيرًا وَنِسَاءً وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّذِي تَسَاءَلُونَ بِهِ وَالْاَرْحَامَ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا
yā eyyuhā n-nāsu tteḳū rabbekumu elleƶī ḣaleḳakum min nefsin vāHidetin ve ḣaleḳa minhā zevcehā ve beṧṧe minhumā ricālen keṧīran ve nisā'en ve tteḳū (a)llahe elleƶī tesā'elūne bihi ve l-erHāme inne (a)llahe kāne ǎleykum raḳīben
Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan; ikisinden birçok erkek ve kadın (meydana getirip) yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Şüphesiz Allah, üzerinizde bir gözetleyicidir.
Nisa 4:37النَّاسَn-nāseinsanlara
اَلَّذِينَ يَبْخَلُونَ وَيَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبُخْلِ وَيَكْتُمُونَ مَا اٰتٰيهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِهِ وَاَعْتَدْنَا لِلْكَافِرِينَ عَذَابًا مُهِينًا
(e)lleƶīne yebḣalūne ve ye'murūne n-nāse bi l-buḣli ve yektumūne mā ātāhumu (a)llahu min feDlihi ve eǎ'tednā li l-kāfirīne ǎƶāben muhīnen
Bunlar cimrilik eden, insanlara da cimriliği emreden ve Allah'ın, lütfundan kendilerine verdiği nimeti gizleyen kimselerdir. Biz de o nankörlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır.
Nisa 4:38النَّاسِn-nāsiinsanlara
وَالَّذِينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ رِئَاءَ النَّاسِ وَلَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَلَا بِالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَمَنْ يَكُنِ الشَّيْطَانُ لَهُ قَرِينًا فَسَاءَ قَرِينًا
ve(e)lleƶīne yunfiḳūne emvālehum riā'e n-nāsi ve lā yu'minūne bi(a)llahi ve lā bi l-yevmi l-āḣiri ve men yekuni ş-şeyTānu lehu ḳarīnen fe sā'e ḳarīnen
Bunlar, mallarını insanlara gösteriş için harcayan, Allah'a ve ahiret gününe de inanmayan kimselerdir. Şeytan kimin arkadaşı olursa, o ne kötü arkadaştır.
Nisa 4:53النَّاسَn-nāseinsanlara
Nisa 4:54النَّاسَn-nāseinsanlara
اَمْ يَحْسُدُونَ النَّاسَ عَلٰى مَا اٰتٰيهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِهِ فَقَدْ اٰتَيْنَٓا اٰلَ اِبْرٰهِيمَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَاٰتَيْنَاهُمْ مُلْكًا عَظِيمًا
em yeHsudūne n-nāse ǎlā mā ātāhumu (a)llahu min feDlihi fe ḳad āteynā āle ibrāhīme l-kitābe ve l-Hikmete ve āteynāhum mulken ǎZīmen
Yoksa, insanları; Allah'ın lütfundan kendilerine verdiği şey dolayısıyla kıskanıyorlar mı? Şüphesiz biz, İbrahim ailesine de kitap ve hikmet vermişizdir. Onlara büyük bir hükümranlık da vermiştik.
Nisa 4:58النَّاسِn-nāsiinsanlar
اِنَّ اللّٰهَ يَأْمُرُكُمْ اَنْ تُؤَدُّوا الْاَمَانَاتِ اِلٰٓى اَهْلِهَا وَاِذَا حَكَمْتُمْ بَيْنَ النَّاسِ اَنْ تَحْكُمُوا بِالْعَدْلِ اِنَّ اللّٰهَ نِعِمَّا يَعِظُكُمْ بِهِ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ سَمِيعًا بَصِيرًا
inne (a)llahe ye'murukum en tu'eddū l-emānāti ilā ehlihā ve iƶā Hakemtum beyne n-nāsi en teHkumū bi l-ǎdli inne (a)llahe niǐmmā yeǐZukum bihi inne (a)llahe kāne semīǎn beSīran
Allah, size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.
Nisa 4:77النَّاسَn-nāseinsanlardan
اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذِينَ قِيلَ لَهُمْ كُفُّوا اَيْدِيَكُمْ وَاَقِيمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقِتَالُ اِذَا فَرِيقٌ مِنْهُمْ يَخْشَوْنَ النَّاسَ كَخَشْيَةِ اللّٰهِ اَوْ اَشَدَّ خَشْيَةً وَقَالُوا رَبَّنَا لِمَ كَتَبْتَ عَلَيْنَا الْقِتَالَ لَوْلَا اَخَّرْتَنَٓا اِلٰٓى اَجَلٍ قَرِيبٍ قُلْ مَتَاعُ الدُّنْيَا قَلِيلٌ وَالْاٰخِرَةُ خَيْرٌ لِمَنِ اتَّقٰى وَلَا تُظْلَمُونَ فَتِيلًا
e lem tera ilā (e)lleƶīne ḳīle lehum kuffū eydiyekum ve eḳīmū S-Salāte ve ātū z-zekāte fe lemmā kutibe ǎleyhimu l-ḳitālu iƶā ferīḳun minhum yeḣşevne n-nāse ke ḣaşyeti (a)llahi ev eşedde ḣaşyeten ve ḳālū rabbenā li me ketebte ǎleynā l-ḳitāle levlā eḣḣartenā ilā ecelin ḳarībin ḳul metāǔ d-dunyā ḳalīlun ve l-āḣiratu ḣayrun li meni tteḳā ve lā tuZlemūne fetīlen
Daha önce kendilerine, "(savaşmaktan) ellerinizi çekin, namazı kılın, zekatı verin" denilenleri görmedin mi? Üzerlerine savaş yazılınca, hemen içlerinden bir kısmı; insanlardan, Allah'tan korkar gibi, hatta daha çok korkarlar ve "Rabbimiz! Niçin bize savaş yazdın? Bizi yakın bir zamana kadar erteleseydin ya!" derler. De ki: "Dünya geçimliği azdır. Ahiret, Allah'a karşı gelmekten sakınan kimse için daha hayırlıdır. Size kıl kadar haksızlık edilmez."
Nisa 4:105النَّاسِn-nāsiinsanlar
اِنَّٓا اَنْزَلْنَٓا اِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِتَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ بِمَا اَرٰيكَ اللّٰهُ وَلَا تَكُنْ لِلْخَائِنِينَ خَصِيمًا
innā enzelnā ileyke l-kitābe bi l-Haḳḳi li teHkume beyne n-nāsi bimā erāke (a)llahu ve lā tekun li l-ḣāinīne ḣaSīmen
(Ey Muhammed!) Biz sana Kitab'ı (Kur'an'ı) hak olarak indirdik ki, insanlar arasında Allah'ın sana öğrettikleri ile hüküm veresin. Sakın hainlerin savunucusu olma.
Nisa 4:108النَّاسِn-nāsiinsanlardan
يَسْتَخْفُونَ مِنَ النَّاسِ وَلَا يَسْتَخْفُونَ مِنَ اللّٰهِ وَهُوَ مَعَهُمْ اِذْ يُبَيِّتُونَ مَا لَا يَرْضٰى مِنَ الْقَوْلِ وَكَانَ اللّٰهُ بِمَا يَعْمَلُونَ مُحِيطًا
yesteḣfūne mine n-nāsi ve lā yesteḣfūne mine (a)llahi ve huve meǎhum iƶ yubeyyitūne mā lā yerDā mine l-ḳavli ve kāne (a)llahu bimā yeǎ'melūne muHīTen
Bunlar, insanlardan gizlenmeye çalışırlar da Allah'tan gizlenmezler. Halbuki Allah, geceleyin, razı olmayacağı sözleri kurarlarken onlarla beraberdir. Allah, onların yaptıklarını (ilmiyle) kuşatmıştır.
Nisa 4:114النَّاسِn-nāsiinsanların
لَا خَيْرَ فِي كَثِيرٍ مِنْ نَجْوٰيهُمْ اِلَّا مَنْ اَمَرَ بِصَدَقَةٍ اَوْ مَعْرُوفٍ اَوْ اِصْلَاحٍ بَيْنَ النَّاسِ وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ ابْتِغَاءَ مَرْضَاتِ اللّٰهِ فَسَوْفَ نُؤْتِيهِ اَجْرًا عَظِيمًا
lā ḣayra fī keṧīrin min necvāhum illā men emera bi Sadeḳatin ev meǎ'rūfin ev iSlāHin beyne n-nāsi ve men yef'ǎl ƶālike btiğā'e merDāti (a)llahi fe sevfe nu'tīhi ecran ǎZīmen
Bir sadaka vermeyi, yahut iyilik yapmayı, yahut da insanların arasını düzeltmeyi emredenleri hariç, onların aralarındaki gizli konuşmaların çoğunda hiçbir hayır yoktur. Kim bunları sırf Allah'ın rızasını kazanmak için yaparsa, biz ona büyük bir mükafat vereceğiz.
Nisa 4:133النَّاسُn-nāsuinsanlar
Nisa 4:142النَّاسَn-nāseinsanlara
اِنَّ الْمُنَافِقِينَ يُخَادِعُونَ اللّٰهَ وَهُوَ خَادِعُهُمْ وَاِذَا قَامُوا اِلَى الصَّلٰوةِ قَامُوا كُسَالٰى يُرَٓاؤُ۫نَ النَّاسَ وَلَا يَذْكُرُونَ اللّٰهَ اِلَّا قَلِيلًا
inne l-munāfiḳīne yuḣādiǔne (a)llahe ve huve ḣādiǔhum ve iƶā ḳāmū ilā S-Salāti ḳāmū kusālā yurā'ūne n-nāse ve lā yeƶkurūne (a)llahe illā ḳalīlen
Münafıklar, Allah'ı aldatmaya çalışırlar. Allah da onların bu çabalarını başlarına geçirir. Onlar, namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve Allah'ı pek az anarlar.
Nisa 4:161النَّاسِn-nāsiinsanların
وَاَخْذِهِمُ الرِّبٰوا وَقَدْ نُهُوا عَنْهُ وَاَكْلِهِمْ اَمْوَالَ النَّاسِ بِالْبَاطِلِ وَاَعْتَدْنَا لِلْكَافِرِينَ مِنْهُمْ عَذَابًا اَلِيمًا
ve eḣƶihimu r-ribā ve ḳad nuhū ǎnhu ve eklihim emvāle n-nāsi bi l-bāTili ve eǎ'tednā li l-kāfirīne minhum ǎƶāben elīmen
(160-161) Yahudilerin yaptıkları zulüm ve birçok kimseyi Allah yolundan alıkoymaları, kendilerine yasaklanmış olduğu halde faiz almaları, insanların mallarını haksız yere yemeleri sebebiyle önceden kendilerine helal kılınmış temiz ve hoş şeyleri onlara haram kıldık. İçlerinden inkar edenlere de acı bir azap hazırladık.
Nisa 4:170النَّاسُn-nāsuinsanlar
يَاأَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَاءَكُمُ الرَّسُولُ بِالْحَقِّ مِنْ رَبِّكُمْ فَاٰمِنُوا خَيْرًا لَكُمْ وَاِنْ تَكْفُرُوا فَاِنَّ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَكَانَ اللّٰهُ عَلِيمًا حَكِيمًا
yā eyyuhā n-nāsu ḳad cā'ekumu r-rasūlu bi l-Haḳḳi min rabbikum fe āminū ḣayran lekum ve in tekfurū fe inne li (a)llahi mā fī s-semāvāti ve l-erDi ve kāne (a)llahu ǎlīmen Hakīmen
Ey insanlar! Peygamber size Rabbinizden hakkı (gerçeği) getirdi. O halde, kendi iyiliğiniz için iman edin. Eğer inkar ederseniz bilin ki, göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah'ındır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Nisa 4:174النَّاسُn-nāsuinsanlar
Maide 5:32النَّاسَn-nāseinsanları
مِنْ اَجْلِ ذٰلِكَ كَتَبْنَا عَلٰى بَنِي اِسْرَٓاءِيلَ اَنَّهُ مَنْ قَتَلَ نَفْسًا بِغَيْرِ نَفْسٍ اَوْ فَسَادٍ فِي الْاَرْضِ فَكَاَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَمِيعًا وَمَنْ اَحْيَاهَا فَكَاَنَّمَٓا اَحْيَا النَّاسَ جَمِيعًا وَلَقَدْ جَاءَتْهُمْ رُسُلُنَا بِالْبَيِّنَاتِ ثُمَّ اِنَّ كَثِيرًا مِنْهُمْ بَعْدَ ذٰلِكَ فِي الْاَرْضِ لَمُسْرِفُونَ
min ecli ƶālike ketebnā ǎlā benī isrāīle ennehu men ḳatele nefsen bi ğayri nefsin ev fesādin fī l-erDi fe keenne mā ḳatele n-nāse cemīǎn ve men eHyāhā fe keenne mā eHyā n-nāse cemīǎn ve leḳad cā'ethum rusulunā bi l-beyyināti ṧumme inne keṧīran minhum beǎ'de ƶālike fī l-erDi le musrifūne
Bundan dolayı İsrailoğullarına (Kitap'ta) şunu yazdık: "Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa, sanki bütün insanları yaşatmıştır. Andolsun ki, onlara resullerimiz apaçık deliller (mucize ve ayetler) getirdiler. Ama onlardan birçoğu bundan sonra da (hala) yeryüzünde aşırı gitmektedir.
Maide 5:32النَّاسَn-nāseinsanları
مِنْ اَجْلِ ذٰلِكَ كَتَبْنَا عَلٰى بَنِي اِسْرَٓاءِيلَ اَنَّهُ مَنْ قَتَلَ نَفْسًا بِغَيْرِ نَفْسٍ اَوْ فَسَادٍ فِي الْاَرْضِ فَكَاَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَمِيعًا وَمَنْ اَحْيَاهَا فَكَاَنَّمَٓا اَحْيَا النَّاسَ جَمِيعًا وَلَقَدْ جَاءَتْهُمْ رُسُلُنَا بِالْبَيِّنَاتِ ثُمَّ اِنَّ كَثِيرًا مِنْهُمْ بَعْدَ ذٰلِكَ فِي الْاَرْضِ لَمُسْرِفُونَ
min ecli ƶālike ketebnā ǎlā benī isrāīle ennehu men ḳatele nefsen bi ğayri nefsin ev fesādin fī l-erDi fe keenne mā ḳatele n-nāse cemīǎn ve men eHyāhā fe keenne mā eHyā n-nāse cemīǎn ve leḳad cā'ethum rusulunā bi l-beyyināti ṧumme inne keṧīran minhum beǎ'de ƶālike fī l-erDi le musrifūne
Bundan dolayı İsrailoğullarına (Kitap'ta) şunu yazdık: "Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa, sanki bütün insanları yaşatmıştır. Andolsun ki, onlara resullerimiz apaçık deliller (mucize ve ayetler) getirdiler. Ama onlardan birçoğu bundan sonra da (hala) yeryüzünde aşırı gitmektedir.
Maide 5:44النَّاسَn-nāseinsanlardan
اِنَّٓا اَنْزَلْنَا التَّوْرٰيةَ فِيهَا هُدًى وَنُورٌ يَحْكُمُ بِهَا النَّبِيُّونَ الَّذِينَ اَسْلَمُوا لِلَّذِينَ هَادُوا وَالرَّبَّانِيُّونَ وَالْاَحْبَارُ بِمَا اسْتُحْفِظُوا مِنْ كِتَابِ اللّٰهِ وَكَانُوا عَلَيْهِ شُهَدَاءَ فَلَا تَخْشَوُا النَّاسَ وَاخْشَوْنِ وَلَا تَشْتَرُوا بِاٰيَاتِي ثَمَنًا قَلِيلًا وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا اَنْزَلَ اللّٰهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ
innā enzelnā t-tevrāte fīhā huden ve nūrun yeHkumu bihā n-nebiyyūne (e)lleƶīne eslemū li(e)lleƶīne hādū ve r-rabbāniyyūne ve l-'eHbāru bimā stuHfiZū min kitābi (a)llahi ve kānū ǎleyhi şuhedā'e fe lā teḣşevu n-nāse ve ḣşevni ve lā teşterū bi āyātī ṧemenen ḳalīlen ve men lem yeHkum bimā enzele (a)llahu fe ulāike humu l-kāfirūne
Şüphesiz Tevrat'ı biz indirdik. İçinde bir hidayet, bir nur vardır. (Allah'a) teslim olmuş nebiler, onunla yahudilere hüküm verirlerdi. Kendilerini Rabb'e adamış kimseler ile alimler de öylece hükmederlerdi. Çünkü bunlar Allah'ın kitabını korumakla görevlendirilmişlerdi. Onlar Tevrat'ın hak olduğuna da şahit idiler. Şu halde, siz de insanlardan korkmayın, benden korkun ve ayetlerimi az bir karşılığa değişmeyin. Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler kafirlerin ta kendileridir.
Maide 5:49النَّاسِn-nāsiinsanlar-
وَاَنِ احْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَلَا تَتَّبِعْ اَهْوَٓاءَهُمْ وَاحْذَرْهُمْ اَنْ يَفْتِنُوكَ عَنْ بَعْضِ مَا اَنْزَلَ اللّٰهُ اِلَيْكَ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَاعْلَمْ اَنَّمَا يُرِيدُ اللّٰهُ اَنْ يُصِيبَهُمْ بِبَعْضِ ذُنُوبِهِمْ وَاِنَّ كَثِيرًا مِنَ النَّاسِ لَفَاسِقُونَ
ve eni Hkum beynehum bimā enzele (a)llahu ve lā tettebiǎ' ehvā'ehum ve Hƶerhum en yeftinūke ǎn beǎ'Di mā enzele (a)llahu ileyke fe in tevellev fe ǎ'lem ennemā yurīdu (a)llahu en yuSībehum bi beǎ'Di ƶunūbihim ve inne keṧīran mine n-nāsi le fāsiḳūne
Aralarında, Allah'ın indirdiği ile hükmet. Onların arzularına uyma ve Allah'ın sana indirdiğinin bir kısmından (Kur'an'ın bazı hükümlerinden) seni şaşırtmalarından sakın. Eğer yüz çevirirlerse, bil ki şüphesiz Allah, bazı günahları sebebiyle onları bir musibete çarptırmak istiyor. İnsanlardan birçoğu muhakkak ki yoldan çıkmışlardır.
Maide 5:67النَّاسِn-nāsiinsanlar-
يَاأَيُّهَا الرَّسُولُ بَلِّغْ مَا اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ وَاِنْ لَمْ تَفْعَلْ فَمَا بَلَّغْتَ رِسَالَتَهُ وَاللّٰهُ يَعْصِمُكَ مِنَ النَّاسِ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ
yā eyyuhā r-rasūlu belliğ mā unzile ileyke min rabbike ve in lem tef'ǎl fe mā belleğte risāletehu ve(a)llahu yeǎ'Simuke mine n-nāsi inne (a)llahe lā yehdī l-ḳavme l-kāfirīne
Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, O'nun verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun. Allah, seni insanlardan korur. Şüphesiz Allah, kafirler topluluğunu hidayete erdirmeyecektir.
Maide 5:82النَّاسِn-nāsiinsanlar
لَتَجِدَنَّ اَشَدَّ النَّاسِ عَدَاوَةً لِلَّذِينَ اٰمَنُوا الْيَهُودَ وَالَّذِينَ اَشْرَكُوا وَلَتَجِدَنَّ اَقْرَبَهُمْ مَوَدَّةً لِلَّذِينَ اٰمَنُوا الَّذِينَ قَالُوا اِنَّا نَصَارٰى ذٰلِكَ بِاَنَّ مِنْهُمْ قِسِّيسِينَ وَرُهْبَانًا وَاَنَّهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ
le tecidenne eşedde n-nāsi ǎdāveten li(e)lleƶīne āmenū l-yehūde ve(e)lleƶīne eşrakū ve le tecidenne eḳrabehum meveddeten li(e)lleƶīne āmenū (e)lleƶīne ḳālū innā neSārā ƶālike bi enne minhum ḳissīsīne ve ruhbānen ve ennehum lā yestekbirūne
(Ey Muhammed!) İman edenlere düşmanlık etmede insanların en şiddetlisinin kesinlikle Yahudiler ile Allah'a ortak koşanlar olduğunu görürsün. Yine onların iman edenlere sevgi bakımından en yakınının da "Biz hıristiyanlarız" diyenler olduğunu mutlaka görürsün. Çünkü onların içinde keşişler ve rahipler vardır. Onlar büyüklük de taslamazlar.
Maide 5:110النَّاسَn-nāseinsanlarla
اِذْ قَالَ اللّٰهُ يَاعِيسَىٰ ابْنَ مَرْيَمَ اذْكُرْ نِعْمَتِي عَلَيْكَ وَعَلٰى وَالِدَتِكَ اِذْ اَيَّدْتُكَ بِرُوحِ الْقُدُسِ تُكَلِّمُ النَّاسَ فِي الْمَهْدِ وَكَهْلًا وَاِذْ عَلَّمْتُكَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَالتَّوْرٰيةَ وَالْاِنْجِيلَ وَاِذْ تَخْلُقُ مِنَ الطِّينِ كَهَيْـَٔةِ الطَّيْرِ بِاِذْنِي فَتَنْفُخُ فِيهَا فَتَكُونُ طَيْرًا بِاِذْنِي وَتُبْرِئُ الْاَكْمَهَ وَالْاَبْرَصَ بِاِذْنِي وَاِذْ تُخْرِجُ الْمَوْتٰى بِاِذْنِي وَاِذْ كَفَفْتُ بَنِي اِسْرَٓاءِيلَ عَنْكَ اِذْ جِئْتَهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْهُمْ اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُبِينٌ
iƶ ḳāle (a)llahu yā ǐysā bne meryeme ƶkur niǎ'metī ǎleyke ve ǎlā velidetike iƶ eyyedtuke bi rūHi l-ḳudusi tukellimu n-nāse fī l-mehdi ve kehlen ve iƶ ǎllemtuke l-kitābe ve l-Hikmete ve t-tevrāte ve l-incīle ve iƶ teḣluḳu mine T-Tīni ke hey'eti T-Tayri bi iƶnī fe tenfuḣu fīhā fe tekūnu Tayran bi iƶnī ve tubriu l-ekmehe ve l-ebraSa bi iƶnī ve iƶ tuḣricu l-mevtā bi iƶnī ve iƶ kefeftu benī isrāīle ǎnke iƶ ci'tehum bi l-beyyināti fe ḳāle (e)lleƶīne keferū minhum in hāƶā illā siHrun mubīnun
O gün Allah, şöyle diyecek: "Ey Meryem oğlu İsa! Senin üzerindeki ve annen üzerindeki nimetimi düşün. Hani, seni Ruhu'l-Kudüs (Cebrail) ile desteklemiştim. Beşikte iken de, yetişkin iken de insanlara konuşuyordun. Hani, sana kitabı, hikmeti, Tevrat'ı, İncil'i de öğretmiştim. Hani iznimle çamurdan kuş şekline benzer bir şey yapıyordun da içine üflüyordun, benim iznimle hemen bir kuş oluyordu. Yine benim iznimle doğuştan körü ve alacalıyı iyileştiriyordun. Hani benim iznimle ölüleri de (hayata) çıkarıyordun. Hani sen, İsrailoğullarına açık mucizeler getirdiğin zaman, ben seni onlardan kurtarmıştım da onlardan inkar edenler, "Bu, ancak açık bir büyüdür" demişlerdi.
En'am 6:122النَّاسِn-nāsiinsanlar
اَوَمَنْ كَانَ مَيْتًا فَاَحْيَيْنَاهُ وَجَعَلْنَا لَهُ نُورًا يَمْشِي بِهِ فِي النَّاسِ كَمَنْ مَثَلُهُ فِي الظُّلُمَاتِ لَيْسَ بِخَارِجٍ مِنْهَا كَذٰلِكَ زُيِّنَ لِلْكَافِرِينَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
e ve men kāne meyten fe eHyeynāhu ve ceǎlnā lehu nūran yemşī bihi fī n-nāsi ke men meṧeluhu fī Z-Zulumāti leyse bi ḣāricin minhā ke ƶālike zuyyine li l-kāfirīne mā kānū yeǎ'melūne
Ölü iken dirilttiğimiz ve kendisine, insanlar arasında yürüyeceği bir nur verdiğimiz kimsenin durumu, hiç, karanlıklar içinde kalmış, bir türlü ondan çıkamamış kimsenin durumu gibi olur mu? İşte kafirlere, işlemekte oldukları çirkinlikler böyle süslü gösterilmiştir.
En'am 6:144النَّاسَn-nāseinsanları
وَمِنَ الْاِبِلِ اثْنَيْنِ وَمِنَ الْبَقَرِ اثْنَيْنِ قُلْ آٰلذَّكَرَيْنِ حَرَّمَ اَمِ الْاُنْثَيَيْنِ اَمَّا اشْتَمَلَتْ عَلَيْهِ اَرْحَامُ الْاُنْثَيَيْنِ اَمْ كُنْتُمْ شُهَدَاءَ اِذْ وَصّٰيكُمُ اللّٰهُ بِهٰذَا فَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا لِيُضِلَّ النَّاسَ بِغَيْرِ عِلْمٍ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ
ve mine l-ibili ṧneyni ve mine l-beḳari ṧneyni ḳul āƶ-ƶekerayni Harrame emi l-unṧeyeyni emmā ştemelet ǎleyhi erHāmu l-unṧeyeyni em kuntum şuhedā'e iƶ veSSākumu (a)llahu bi hāƶā fe men eZlemu mimmeni fterā ǎlā (a)llahi keƶiben li yuDille n-nāse bi ğayri ǐlmin inne (a)llahe lā yehdī l-ḳavme Z-Zālimīne
Yine (erkek ve dişi olarak) deveden iki, sığırdan da iki. De ki: "İki erkeği mi haram kıldı, iki dişiyi mi? Yoksa iki dişinin rahimlerinde bulunan (yavru)ları mı? Yoksa Allah size bunları haram ettiğinde, orada hazır mı idiniz!?" İnsanları bilgisizce saptırmak için Allah'a karşı yalan uyduran kimseden daha zalim kimdir? Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.
A'raf 7:85النَّاسَn-nāseinsanların
وَاِلٰى مَدْيَنَ اَخَاهُمْ شُعَيْبًا قَالَ يَاقَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُ قَدْ جَاءَتْكُمْ بَيِّنَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ فَاَوْفُوا الْكَيْلَ وَالْمِيزَانَ وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ اَشْيَٓاءَهُمْ وَلَا تُفْسِدُوا فِي الْاَرْضِ بَعْدَ اِصْلَاحِهَا ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
ve ilā medyene eḣāhum şuǎyben ḳāle yā ḳavmi ǎ'budū (a)llahe mā lekum min ilāhin ğayruhu ḳad cā'etkum beyyinetun min rabbikum fe evfū l-keyle ve l-mīzāne ve lā tebḣasū n-nāse eşyā'ehum ve lā tufsidū fī l-erDi beǎ'de iSlāHihā ƶālikum ḣayrun lekum in kuntum mu'minīne
Medyen halkına da kardeşleri Şu'ayb'ı peygamber olarak gönderdik. Dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin için O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. Rabbinizden size açık bir delil gelmiştir. Artık ölçüyü ve tartıyı tam yapın. İnsanların mallarını eksiltmeyin. Düzene sokulduktan sonra yeryüzünde bozgunculuk etmeyin. İnananlar iseniz bunlar sizin için hayırlıdır."
A'raf 7:116النَّاسِn-nāsiinsanların
قَالَ اَلْقُوا فَلَمَّا اَلْقَوْا سَحَرُوا اَعْيُنَ النَّاسِ وَاسْتَرْهَبُوهُمْ وَجَٓاؤُ۫ بِسِحْرٍ عَظِيمٍ
ḳāle elḳū fe lemmā elḳav seHarū eǎ'yune n-nāsi ve sterhebūhum ve cā'ū bi siHrin ǎZīmin
(Musa), "Siz atın" dedi. Bunun üzerine onlar (ellerindekini) atınca insanların gözlerini büyülediler ve onlara korku saldılar. Büyük bir sihir yaptılar.
A'raf 7:144النَّاسِn-nāsiinsanlar
قَالَ يَامُوسَىٰ اِنِّي اصْطَفَيْتُكَ عَلَى النَّاسِ بِرِسَالَاتِي وَبِكَلَامِي فَخُذْ مَا اٰتَيْتُكَ وَكُنْ مِنَ الشَّاكِرِينَ
ḳāle yā mūsā innī STafeytuke ǎlā n-nāsi bi risālātī ve bi kelāmī fe ḣuƶ mā āteytuke ve kun mine ş-şākirīne
(Allah) "Ey Musa! Vahiylerim ve konuşmamla seni insanlar üzerine seçkin kıldım. Öyleyse sana verdiğimi al ve şükredenlerden ol" dedi.
A'raf 7:158النَّاسُn-nāsuinsanlar
قُلْ يَاأَيُّهَا النَّاسُ اِنِّي رَسُولُ اللّٰهِ اِلَيْكُمْ جَمِيعًا الَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ يُحْيِ وَيُمِيتُ فَاٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِهِ النَّبِيِّ الْاُمِّيِّ الَّذِي يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَكَلِمَاتِهِ وَاتَّبِعُوهُ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
ḳul yā eyyuhā n-nāsu innī rasūlu (a)llahi ileykum cemīǎn elleƶī lehu mulku s-semāvāti ve l-erDi lā ilāhe illā huve yuHyī ve yumītu fe āminū bi(a)llahi ve rasūlihi n-nebiyyi l-ummiyyi elleƶī yu'minu bi(a)llahi ve kelimātihi ve ttebiǔhu leǎllekum tehtedūne
(Ey Muhammed!) De ki: "Ey insanlar! Şüphesiz ben, yer ve göklerin hükümranlığı kendisine ait olan Allah'ın hepinize gönderdiği peygamberiyim. O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. O, diriltir ve öldürür. O halde, Allah'a ve O'nun sözlerine inanan Resulüne, o ümmi peygambere iman edin ve ona uyun ki doğru yolu bulasınız."
A'raf 7:187النَّاسِn-nāsiinsanların
يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ السَّاعَةِ اَيَّانَ مُرْسٰيهَا قُلْ اِنَّمَا عِلْمُهَا عِنْدَ رَبِّي لَا يُجَلِّيهَا لِوَقْتِهَا اِلَّا هُوَ ثَقُلَتْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ لَا تَأْتِيكُمْ اِلَّا بَغْتَةً يَسْـَٔلُونَكَ كَاَنَّكَ حَفِيٌّ عَنْهَا قُلْ اِنَّمَا عِلْمُهَا عِنْدَ اللّٰهِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
yeselūneke ǎni s-sāǎti eyyāne mursāhā ḳul innemā ǐlmuhā ǐnde rabbī lā yucellīhā li veḳtihā illā huve ṧeḳulet fī s-semāvāti ve l-erDi lā te'tīkum illā beğteten yeselūneke keenneke Hafiyyun ǎnhā ḳul innemā ǐlmuhā ǐnde (a)llahi ve lākinne ekṧera n-nāsi lā yeǎ'lemūne
Sana kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar. De ki: "Onun bilgisi ancak Rabbimin katındadır. Onu vaktinde ancak O (Allah) ortaya çıkaracaktır. O göklere de, yere de ağır basmıştır. O, size ancak ansızın gelecektir." Sanki senin ondan haberin varmış gibi sana soruyorlar. De ki: "Onun bilgisi sadece Allah katındadır. Fakat insanların çoğu bilmiyorlar."
Enfal 8:26النَّاسُn-nāsuinsanların
وَاذْكُرُوا اِذْ اَنْتُمْ قَلِيلٌ مُسْتَضْعَفُونَ فِي الْاَرْضِ تَخَافُونَ اَنْ يَتَخَطَّفَكُمُ النَّاسُ فَاٰوٰيكُمْ وَاَيَّدَكُمْ بِنَصْرِهِ وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
ve ƶkurū iƶ entum ḳalīlun musteD'ǎfūne fī l-erDi teḣāfūne en yeteḣaTTafekumu n-nāsu fe āvākum ve eyyedekum bi neSrihi ve razeḳakum mine T-Tayyibāti leǎllekum teşkurūne
O vakti hatırlayın ki siz yeryüzünde güçsüz ve zayıf idiniz. İnsanların sizi kapıp götürmesinden korkuyordunuz. Derken Allah sizi barındırdı, yardımıyla destekledi ve sizi temiz şeylerden rızıklandırdı ki şükredesiniz.
Enfal 8:47النَّاسِn-nāsiinsanlara
وَلَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ خَرَجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ بَطَرًا وَرِئَاءَ النَّاسِ وَيَصُدُّونَ عَنْ سَبِيلِ اللّٰهِ وَاللّٰهُ بِمَا يَعْمَلُونَ مُحِيطٌ
ve lā tekūnū ke(e)lleƶīne ḣaracū min diyārihim beTaran ve riā'e n-nāsi ve yeSuddūne ǎn sebīli (a)llahi ve(a)llahu bimā yeǎ'melūne muHīTun
Şımarıp böbürlenmek, insanlara gösteriş yapmak ve (halkı) Allah yolundan alıkoymak için yurtlarından çıkanlar (Mekke müşrikleri) gibi olmayın. Allah, onların yaptıklarını kuşatıcıdır.
Enfal 8:48النَّاسِn-nāsiinsanlar-
وَاِذْ زَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ وَقَالَ لَا غَالِبَ لَكُمُ الْيَوْمَ مِنَ النَّاسِ وَاِنِّي جَارٌ لَكُمْ فَلَمَّا تَرَاءَتِ الْفِئَتَانِ نَكَصَ عَلٰى عَقِبَيْهِ وَقَالَ اِنِّي بَرِيءٌ مِنْكُمْ اِنِّٓي اَرٰى مَا لَا تَرَوْنَ اِنِّٓي اَخَافُ اللّٰهَ وَاللّٰهُ شَدِيدُ الْعِقَابِ
ve iƶ zeyyene lehumu ş-şeyTānu eǎ'mālehum ve ḳāle lā ğālibe lekumu l-yevme mine n-nāsi ve innī cārun lekum fe lemmā terā'eti l-fietāni nekeSa ǎlā ǎḳibeyhi ve ḳāle innī berī'un minkum innī erā mā lā teravne innī eḣāfu (a)llahe ve(a)llahu şedīdu l-ǐḳābi
Hani şeytan onlara yaptıklarını süslemiş ve, "Bu gün artık insanlardan size galip gelecek (kimse) yok, mutlaka ben de size yardımcıyım." demişti. Fakat iki taraf (savaş alanında) yüz yüze gelince (şeytan), gerisingeriye dönüp, "Ben sizden uzağım. Çünkü ben sizin görmediğiniz şeyler (melekler) görüyorum. Ben Allah'tan korkarım. Allah, cezası çetin olandır" demişti.
Tevbe 9:3النَّاسِn-nāsiinsanlara
وَاَذَانٌ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِهِ اِلَى النَّاسِ يَوْمَ الْحَجِّ الْاَكْبَرِ اَنَّ اللّٰهَ بَرِيءٌ مِنَ الْمُشْرِكِينَ وَرَسُولُهُ فَاِنْ تُبْتُمْ فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ وَاِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَاعْلَمُوا اَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِي اللّٰهِ وَبَشِّرِ الَّذِينَ كَفَرُوا بِعَذَابٍ اَلِيمٍ
ve eƶānun mine (a)llahi ve rasūlihi ilā n-nāsi yevme l-Hacci l-ekberi enne (a)llahe berī'un mine l-muşrikīne ve rasūluhu fe in tubtum fe huve ḣayrun lekum ve in tevelleytum fe ǎ'lemū ennekum ğayru muǎ'cizī (a)llahi ve beşşiri (e)lleƶīne keferū bi ǎƶābin elīmin
Hacc-ı ekber gününde, Allah ve Resulünden bütün insanlara bir bildiridir: Allah ve Resulü, Allah'a ortak koşanlardan uzaktır. Eğer tövbe ederseniz, bu sizin için hayırlıdır. Ama yüz çevirirseniz, şunu iyi bilin ki, siz Allah'ı aciz bırakabilecek değilsiniz. İnkarcılara, elem dolu bir azabı müjdele!
Tevbe 9:34النَّاسِn-nāsiinsanların
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُٓوا اِنَّ كَثِيرًا مِنَ الْاَحْبَارِ وَالرُّهْبَانِ لَيَأْكُلُونَ اَمْوَالَ النَّاسِ بِالْبَاطِلِ وَيَصُدُّونَ عَنْ سَبِيلِ اللّٰهِ وَالَّذِينَ يَكْنِزُونَ الذَّهَبَ وَالْفِضَّةَ وَلَا يُنْفِقُونَهَا فِي سَبِيلِ اللّٰهِ فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ اَلِيمٍ
yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū inne keṧīran mine l-eHbāri ve r-ruhbāni le ye'kulūne emvāle n-nāsi bi l-bāTili ve yeSuddūne ǎn sebīli (a)llahi ve(e)lleƶīne yeknizūne ƶ-ƶehebe ve l-fiDDete ve lā yunfiḳūnehā fī sebīli (a)llahi fe beşşirhum bi ǎƶābin elīmin
Ey iman edenler! Hahamlardan ve rahiplerden birçoğu, insanların mallarını haksız yollarla yiyorlar ve Allah'ın yolundan alıkoyuyorlar. Altın ve gümüşü biriktirip gizleyerek onları Allah yolunda harcamayanları elem dolu bir azapla müjdele.
Yunus 10:2النَّاسَn-nāseinsanları
اَكَانَ لِلنَّاسِ عَجَبًا اَنْ اَوْحَيْنَٓا اِلٰى رَجُلٍ مِنْهُمْ اَنْ اَنْذِرِ النَّاسَ وَبَشِّرِ الَّذِينَ اٰمَنُٓوا اَنَّ لَهُمْ قَدَمَ صِدْقٍ عِنْدَ رَبِّهِمْ قَالَ الْكَافِرُونَ اِنَّ هٰذَا لَسَاحِرٌ مُبِينٌ
e kāne li n-nāsi ǎceben en evHaynā ilā raculin minhum en enƶiri n-nāse ve beşşiri (e)lleƶīne āmenū enne lehum ḳademe Sidḳin ǐnde rabbihim ḳāle l-kāfirūne inne hāƶā le sāHirun mubīnun
İçlerinden bir adama insanları uyar ve iman edenlere, Rableri katında kendileri için bir doğruluk makamı bulunduğunu müjdele diye vahyetmemiz, insanlar için şaşılacak bir şey mi oldu ki o kafirler, "Bu elbette apaçık bir sihirbazdır" dediler?
Yunus 10:19النَّاسُn-nāsuinsanlar
وَمَا كَانَ النَّاسُ اِلَّٓا اُمَّةً وَاحِدَةً فَاخْتَلَفُوا وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ لَقُضِيَ بَيْنَهُمْ فِيمَا فِيهِ يَخْتَلِفُونَ
ve mā kāne n-nāsu illā ummeten vāHideten fe ḣtelefū ve levlā kelimetun sebeḳat min rabbike le ḳuDiye beynehum fīmā fīhi yeḣtelifūne
İnsanlar (başlangıçta tevhit inancına bağlı) tek bir ümmet idiler; sonra ayrılığa düştüler. Eğer (azabın ertelenmesiyle ilgili olarak ezelde) Rabbinden bir söz geçmiş olmasaydı, ayrılığa düştükleri hususlarda aralarında derhal hüküm verilir (işleri bitirilir)di.
Yunus 10:21النَّاسَn-nāseinsanlara
وَاِذَٓا اَذَقْنَا النَّاسَ رَحْمَةً مِنْ بَعْدِ ضَرَّاءَ مَسَّتْهُمْ اِذَا لَهُمْ مَكْرٌ فِي اٰيَاتِنَا قُلِ اللّٰهُ اَسْرَعُ مَكْرًا اِنَّ رُسُلَنَا يَكْتُبُونَ مَا تَمْكُرُونَ
ve iƶā eƶeḳnā n-nāse raHmeten min beǎ'di Derrā'e messethum iƶā lehum mekrun fī āyātinā ḳuli (a)llahu esraǔ mekran inne rusulenā yektubūne mā temkurūne
Kendilerine dokunan bir sıkıntıdan sonra, insanlara bir rahmet (ferahlık ve mutluluk) tattırdığımız zaman, bir de bakarsın ki ayetlerimiz hakkında onların bir tuzakları (birtakım tertipleri ve asılsız iddiaları) vardır. De ki: "Allah, daha çabuk tuzak kurar." Şüphesiz elçilerimiz (melekler) kurmakta olduğunuz tuzakları yazıyorlar.
Yunus 10:23النَّاسُn-nāsuinsanlar
فَلَمَّا اَنْجٰيهُمْ اِذَا هُمْ يَبْغُونَ فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ يَاأَيُّهَا النَّاسُ اِنَّمَا بَغْيُكُمْ عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْ مَتَاعَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا ثُمَّ اِلَيْنَا مَرْجِعُكُمْ فَنُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
fe lemmā encāhum iƶā hum yebğūne fī l-erDi bi ğayri l-Haḳḳi yā eyyuhā n-nāsu innemā beğyukum ǎlā enfusikum metāǎ l-Hayāti d-dunyā ṧumme ileynā merciǔkum fe nunebbiukum bimā kuntum teǎ'melūne
Fakat onları kurtarınca, bir de bakarsın ki yeryüzünde haksız yere taşkınlık yapıyorlar. Ey İnsanlar! Sizin taşkınlığınız, sırf kendi aleyhinizedir. (Bununla) sadece dünya hayatının yararını elde edersiniz. Sonunda dönüşünüz bizedir. (Biz de) bütün yaptıklarınızı size haber vereceğiz.
Yunus 10:24النَّاسُn-nāsuinsanlar
اِنَّمَا مَثَلُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا كَمَاءٍ اَنْزَلْنَاهُ مِنَ السَّمَاءِ فَاخْتَلَطَ بِهِ نَبَاتُ الْاَرْضِ مِمَّا يَأْكُلُ النَّاسُ وَالْاَنْعَامُ حَتّٰٓى اِذَٓا اَخَذَتِ الْاَرْضُ زُخْرُفَهَا وَازَّيَّنَتْ وَظَنَّ اَهْلُهَٓا اَنَّهُمْ قَادِرُونَ عَلَيْهَا اَتٰيهَٓا اَمْرُنَا لَيْلًا اَوْ نَهَارًا فَجَعَلْنَاهَا حَصِيدًا كَاَنْ لَمْ تَغْنَ بِالْاَمْسِ كَذٰلِكَ نُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
innemā meṧelu l-Hayāti d-dunyā ke māin enzelnāhu mine s-semāi fe ḣteleTa bihi nebātu l-erDi mimmā ye'kulu n-nāsu ve l-'en'ǎāmu Hattā iƶā eḣaƶeti l-erDu zuḣrufehā ve zzeyyenet ve Zenne ehluhā ennehum ḳādirūne ǎleyhā etāhā emrunā leylen ev nehāran fe ceǎlnāhā HaSīden ke en lem teğne bi l-emsi ke ƶālike nufeSSilu l-āyāti li ḳavmin yetefekkerūne
Dünya hayatının hali, ancak gökten indirdiğimiz bir yağmurun hali gibidir ki, insanların ve hayvanların yedikleri yeryüzü bitkileri onunla yetişip birbirine karışmıştır. Nihayet yeryüzü (o bitkilerle) bütün zinet ve güzelliklerini alıp süslendiği ve sahipleri de onun üzerine (her türlü tasarrufa) kadir olduklarını sandıkları bir sırada, geceleyin veya güpegündüz ansızın ona emrimiz (afetimiz) geliverir de, bunları, sanki dün yerinde hiç yokmuş gibi, kökünden yolunmuş bir hale getiririz. İşte düşünen bir toplum için, ayetleri böyle ayrı ayrı açıklıyoruz.
Yunus 10:44النَّاسَn-nāseinsanlara
Yunus 10:44النَّاسَn-nāseinsanlar
Yunus 10:57النَّاسُn-nāsuinsanlar
يَاأَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَاءَتْكُمْ مَوْعِظَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَشِفَاءٌ لِمَا فِي الصُّدُورِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِنِينَ
yā eyyuhā n-nāsu ḳad cā'etkum mev'ǐZetun min rabbikum ve şifā'un li mā fī S-Sudūri ve huden ve raHmetun li l-mu'minīne
Ey insanlar! İşte size Rabbinizden bir öğüt, kalplere bir şifa ve inananlar için yol gösterici bir rehber ve rahmet (olan Kur'an) geldi.
Yunus 10:60النَّاسِn-nāsiinsanlara
وَمَا ظَنُّ الَّذِينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اِنَّ اللّٰهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَشْكُرُونَ
ve mā Zennu (e)lleƶīne yefterūne ǎlā (a)llahi l-keƶibe yevme l-ḳiyāmeti inne (a)llahe le ƶū feDlin ǎlā n-nāsi ve lākinne ekṧerahum lā yeşkurūne
Allah'a karşı yalan uyduranların, kıyamet günü hakkındaki zanları nedir? Şüphesiz Allah insanlara karşı çok lütufkardır, fakat onların çoğu (O'nun nimetlerine) şükretmezler.
Yunus 10:92النَّاسِn-nāsiinsanlar-
فَالْيَوْمَ نُنَجِّيكَ بِبَدَنِكَ لِتَكُونَ لِمَنْ خَلْفَكَ اٰيَةً وَاِنَّ كَثِيرًا مِنَ النَّاسِ عَنْ اٰيَاتِنَا لَغَافِلُونَ
fe l-yevme nuneccīke bi bedenike li tekūne li men ḣalfeke āyeten ve inne keṧīran mine n-nāsi ǎn āyātinā le ğāfilūne
Biz de bugün bedenini, arkandan geleceklere ibret olman için, kurtaracağız. Çünkü insanlardan birçoğu ayetlerimizden gerçekten habersizdir.
Yunus 10:99النَّاسَn-nāseinsanları
وَلَوْ شَاءَ رَبُّكَ لَاٰمَنَ مَنْ فِي الْاَرْضِ كُلُّهُمْ جَمِيعًا اَفَاَنْتَ تُكْرِهُ النَّاسَ حَتّٰى يَكُونُوا مُؤْمِنِينَ
ve lev şā'e rabbuke le āmene men fī l-erDi kulluhum cemīǎn e fe ente tukrihu n-nāse Hattā yekūnū mu'minīne
Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi elbette topyekun iman ederlerdi. Böyle iken sen mi mü'min olsunlar diye, insanları zorlayacaksın?
Yunus 10:104النَّاسُn-nāsuinsanlar
قُلْ يَاأَيُّهَا النَّاسُ اِنْ كُنْتُمْ فِي شَكٍّ مِنْ دِينِي فَلَا اَعْبُدُ الَّذِينَ تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلٰكِنْ اَعْبُدُ اللّٰهَ الَّذِي يَتَوَفّٰيكُمْ وَاُمِرْتُ اَنْ اَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ
ḳul yā eyyuhā n-nāsu in kuntum fī şekkin min dīnī fe lā eǎ'budu (e)lleƶīne teǎ'budūne min dūni (a)llahi ve lākin eǎ'budu (a)llahe elleƶī yeteveffākum ve umirtu en ekūne mine l-mu'minīne
De ki: "Ey insanlar, eğer benim dinimden herhangi bir şüphede iseniz, bilin ki ben, Allah'ı bırakıp da sizin taptıklarınıza tapmam, fakat sizin canınızı alacak olan Allah'a kulluk ederim. Bana mü'minlerden olmam emrolundu."
Yunus 10:108النَّاسُn-nāsuinsanlar
قُلْ يَاأَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَاءَكُمُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكُمْ فَمَنِ اهْتَدٰى فَاِنَّمَا يَهْتَدِي لِنَفْسِهِ وَمَنْ ضَلَّ فَاِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَا وَمَا اَنَا۬ عَلَيْكُمْ بِوَكِيلٍ
ḳul yā eyyuhā n-nāsu ḳad cā'ekumu l-Haḳḳu min rabbikum fe meni htedā fe innemā yehtedī li nefsihi ve men Delle fe innemā yeDillu ǎleyhā ve mā enā ǎleykum bi vekīlin
De ki: "Ey insanlar, size Rabbinizden gerçek (Kur'an) gelmiştir. Artık kim doğru yola girerse, ancak kendisi için girer. Kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapar. Ben sizden sorumlu değilim."
Hud 11:17النَّاسِn-nāsiinsanların
اَفَمَنْ كَانَ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّهِ وَيَتْلُوهُ شَاهِدٌ مِنْهُ وَمِنْ قَبْلِهِ كِتَابُ مُوسٰٓى اِمَامًا وَرَحْمَةً اُو۬لٰٓئِكَ يُؤْمِنُونَ بِهِ وَمَنْ يَكْفُرْ بِهِ مِنَ الْاَحْزَابِ فَالنَّارُ مَوْعِدُهُ فَلَا تَكُ فِي مِرْيَةٍ مِنْهُ اِنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يُؤْمِنُونَ
e fe men kāne ǎlā beyyinetin min rabbihi ve yetlūhu şāhidun minhu ve min ḳablihi kitābu mūsā imāmen ve raHmeten ulāike yu'minūne bihi ve men yekfur bihi mine l-eHzābi fe n-nāru mev'ǐduhu fe lā teku fī miryetin minhu innehu l-Haḳḳu min rabbike ve lākinne ekṧera n-nāsi lā yu'minūne
Rabbi katından açık bir delile dayanan kimse, yalnız dünyalık isteyen kimse gibi midir? Kaldı ki, bu delili Rabbinden bir şahit (Kur'an) ve bir de ondan (Kur'an'dan) önce bir önder ve bir rahmet olarak (indirilmiş olan) Musa'nın kitabı (Tevrat) desteklemektedir. İşte bunlar ona (Kur'an'a) inanırlar. Gruplardan her kim onu inkar ederse, ateş onun varacağı yerdir. Ondan hiç şüphen olmasın. Şüphesiz o, Rabbin tarafından (bildirilmiş) gerçektir. Fakat insanların çoğu inanmazlar.
Hud 11:85النَّاسَn-nāseinsanların
ويَاقَوْمِ اَوْفُوا الْمِكْيَالَ وَالْمِيزَانَ بِالْقِسْطِ وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ اَشْيَٓاءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْاَرْضِ مُفْسِدِينَ
ve yā ḳavmi evfū l-mikyāle ve l-mīzāne bi l-ḳisTi ve lā tebḣasū n-nāse eşyā'ehum ve lā teǎ'ṧev fī l-erDi mufsidīne
"Ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. İnsanların eşyalarını (mallarını ve haklarını) eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın."
Hud 11:103النَّاسُn-nāsuinsanların
اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِمَنْ خَافَ عَذَابَ الْاٰخِرَةِ ذٰلِكَ يَوْمٌ مَجْمُوعٌ لَهُ النَّاسُ وَذٰلِكَ يَوْمٌ مَشْهُودٌ
inne fī ƶālike le āyeten li men ḣāfe ǎƶābe l-āḣirati ƶālike yevmun mecmūǔn lehu n-nāsu ve ƶālike yevmun meşhūdun
Şüphesiz, ahiret azabından korkanlar için bunda bir ibret vardır. Bu, insanların (hesap ve ceza için) toplanacakları bir gündür. Bu, herkesin toplanıp bir araya geleceği bir gündür.
Hud 11:118النَّاسَn-nāseinsanları
وَلَوْ شَاءَ رَبُّكَ لَجَعَلَ النَّاسَ اُمَّةً وَاحِدَةً وَلَا يَزَالُونَ مُخْتَلِفِينَ
ve lev şā'e rabbuke le ceǎle n-nāse ummeten vāHideten ve lā yezālūne muḣtelifīne
(118-119) Rabbin dileseydi, insanları (aynı inanca bağlı) tek bir ümmet yapardı. Fakat Rabbinin merhamet ettikleri müstesna, onlar ihtilafa devam edeceklerdir. Zaten onları bunun için yarattı. Rabbinin, "Andolsun ki cehennemi hem cinlerden, hem insanlardan (suçlularla) dolduracağım" sözü kesinleşti.
Yusuf 12:21النَّاسِn-nāsiinsanların
وَقَالَ الَّذِي اشْتَرٰيهُ مِنْ مِصْرَ لِامْرَاَتِهِٓ اَكْرِمِي مَثْوٰيهُ عَسٰٓى اَنْ يَنْفَعَنَا اَوْ نَتَّخِذَهُ وَلَدًا وَكَذٰلِكَ مَكَّنَّا لِيُوسُفَ فِي الْاَرْضِ وَلِنُعَلِّمَهُ مِنْ تَأْوِيلِ الْاَحَادِيثِ وَاللّٰهُ غَالِبٌ عَلٰٓى اَمْرِهِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
ve ḳāle elleƶī şterāhu min miSra li mraetihi ekrimī meṧvāhu ǎsā en yenfeǎnā ev netteḣiƶehu veleden ve ke ƶālike mekkennā li yūsufe fī l-erDi ve li nuǎllimehu min te'vīli l-eHādīṧi ve(a)llahu ğālibun ǎlā emrihi ve lākinne ekṧera n-nāsi lā yeǎ'lemūne
Onu satın alan Mısırlı kişi, hanımına dedi ki: "Ona iyi bak. Belki bize yararı dokunur veya onu evlat ediniriz." İşte böylece biz Yusuf'u o yere (Mısır'a) yerleştirdik ve ona (rüyadaki) olayların yorumunu öğretelim diye böyle yaptık. Allah, işinde galiptir, fakat insanların çoğu bunu bilmezler.
Yusuf 12:38النَّاسِn-nāsiinsanların
وَاتَّبَعْتُ مِلَّةَ اٰبَٓاءِٓي اِبْرٰهِيمَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ مَا كَانَ لَنَا اَنْ نُشْرِكَ بِاللّٰهِ مِنْ شَيْءٍ ذٰلِكَ مِنْ فَضْلِ اللّٰهِ عَلَيْنَا وَعَلَى النَّاسِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَشْكُرُونَ
ve ttebeǎ'tu millete ābāī ibrāhīme ve isHāḳa ve yeǎ'ḳūbe mā kāne lenā en nuşrike bi(a)llahi min şey'in ƶālike min feDli (a)llahi ǎleynā ve ǎlā n-nāsi ve lākinne ekṧera n-nāsi lā yeşkurūne
"Atalarım İbrahim, İshak ve Yakub'un dinine uydum. Bizim, Allah'a herhangi bir şeyi ortak koşmamız (söz konusu) olamaz. Bu, bize ve insanlara Allah'ın bir lütfudur, fakat insanların çoğu şükretmezler."
Yusuf 12:38النَّاسِn-nāsiinsanların
وَاتَّبَعْتُ مِلَّةَ اٰبَٓاءِٓي اِبْرٰهِيمَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ مَا كَانَ لَنَا اَنْ نُشْرِكَ بِاللّٰهِ مِنْ شَيْءٍ ذٰلِكَ مِنْ فَضْلِ اللّٰهِ عَلَيْنَا وَعَلَى النَّاسِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَشْكُرُونَ
ve ttebeǎ'tu millete ābāī ibrāhīme ve isHāḳa ve yeǎ'ḳūbe mā kāne lenā en nuşrike bi(a)llahi min şey'in ƶālike min feDli (a)llahi ǎleynā ve ǎlā n-nāsi ve lākinne ekṧera n-nāsi lā yeşkurūne
"Atalarım İbrahim, İshak ve Yakub'un dinine uydum. Bizim, Allah'a herhangi bir şeyi ortak koşmamız (söz konusu) olamaz. Bu, bize ve insanlara Allah'ın bir lütfudur, fakat insanların çoğu şükretmezler."
Yusuf 12:40النَّاسِn-nāsiinsanların
مَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِهِ اِلَّٓا اَسْمَٓاءً سَمَّيْتُمُوهَا اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمْ مَا اَنْزَلَ اللّٰهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍ اِنِ الْحُكْمُ اِلَّا لِلّٰهِ اَمَرَ اَلَّا تَعْبُدُوا اِلَّٓا اِيَّاهُ ذٰلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
mā teǎ'budūne min dūnihi illā esmā'en semmeytumūhā entum ve ābā'ukum mā enzele (a)llahu bihā min sulTānin ini l-Hukmu illā li (a)llahi emera ellā teǎ'budū illā iyyāhu ƶālike d-dīnu l-ḳayyimu ve lākinne ekṧera n-nāsi lā yeǎ'lemūne
"Siz Allah'ı bırakıp; sadece sizin ve atalarınızın taktığı birtakım isimlere (düzmece ilahlara) tapıyorsunuz. Allah, onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Hüküm ancak Allah'a aittir. O, kendisinden başka hiçbir şeye tapmamanızı emretmiştir. İşte en doğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler."
Yusuf 12:46النَّاسِn-nāsiinsanlara
يُوسُفُ اَيُّهَا الصِّدِّيقُ اَفْتِنَا فِي سَبْعِ بَقَرَاتٍ سِمَانٍ يَأْكُلُهُنَّ سَبْعٌ عِجَافٌ وَسَبْعِ سُنْبُلَاتٍ خُضْرٍ وَاُخَرَ يَابِسَاتٍ لَعَلِّي اَرْجِعُ اِلَى النَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَعْلَمُونَ
yūsufu eyyuhā S-Siddīḳu eftinā fī seb'ǐ beḳarātin simānin ye'kuluhunne seb'ǔn ǐcāfun ve seb'ǐ sunbulātin ḣuDrin ve uḣara yābisātin leǎllī erciǔ ilā n-nāsi leǎllehum yeǎ'lemūne
(Zindana varınca), "Yusuf! Ey doğru sözlü! Rüyada yedi semiz ineği yedi zayıf ineğin yemesi, bir de yedi yeşil başakla diğer yedi kuru başak hakkında bize yorum yap. Ümid ederim ki (vereceğin bilgi ile) insanlara dönerim de onlar da (senin değerini) bilirler" dedi.
Yusuf 12:49النَّاسُn-nāsuinsanlara
Yusuf 12:68النَّاسِn-nāsiinsanların
وَلَمَّا دَخَلُوا مِنْ حَيْثُ اَمَرَهُمْ اَبُوهُمْ مَا كَانَ يُغْنِي عَنْهُمْ مِنَ اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا حَاجَةً فِي نَفْسِ يَعْقُوبَ قَضٰيهَا وَاِنَّهُ لَذُو عِلْمٍ لِمَا عَلَّمْنَاهُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
ve lemmā deḣalū min Hayṧu emerahum ebūhum mā kāne yuğnī ǎnhum mine (a)llahi min şey'in illā Hāceten fī nefsi yeǎ'ḳūbe ḳaDāhā ve innehu le ƶū ǐlmin li mā ǎllemnāhu ve lākinne ekṧera n-nāsi lā yeǎ'lemūne
Babalarının emrettiği şekilde (ayrı kapılardan) girdiklerinde (bile) bu, Allah'tan gelecek hiçbir şeyi onlardan uzaklaştıracak değildi. Sadece Yakub, içindeki bir dileği ortaya koymuş oldu. Şüphesiz o, biz kendisine öğrettiğimiz için bilgi sahibidir. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Yusuf 12:103النَّاسِn-nāsiinsanların
Ra'd 13:1النَّاسِn-nāsiinsanların
الٓمٓرٰ۠ تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ وَالَّذِي اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ الْحَقُّ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يُؤْمِنُونَ
Elif, Lâm, Mîm, Râ tilke āyātu l-kitābi ve elleƶī unzile ileyke min rabbike l-Haḳḳu ve lākinne ekṧera n-nāsi lā yu'minūne
Elif Lam Mim Ra. İşte bunlar Kitab'ın ayetleridir. Sana Rabbinden indirilen gerçektir, fakat insanların çoğu inanmazlar.
Ra'd 13:17النَّاسَn-nāseinsanlara
اَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَسَالَتْ اَوْدِيَةٌ بِقَدَرِهَا فَاحْتَمَلَ السَّيْلُ زَبَدًا رَابِيًا وَمِمَّا يُوقِدُونَ عَلَيْهِ فِي النَّارِ ابْتِغَاءَ حِلْيَةٍ اَوْ مَتَاعٍ زَبَدٌ مِثْلُهُ كَذٰلِكَ يَضْرِبُ اللّٰهُ الْحَقَّ وَالْبَاطِلَ فَاَمَّا الزَّبَدُ فَيَذْهَبُ جُفَاءً وَاَمَّا مَا يَنْفَعُ النَّاسَ فَيَمْكُثُ فِي الْاَرْضِ كَذٰلِكَ يَضْرِبُ اللّٰهُ الْاَمْثَالَ
enzele mine s-semāi māen fe sālet evdiyetun bi ḳaderihā fe Htemele s-seylu zebeden rābiyen ve mimmā yūḳidūne ǎleyhi fī n-nāri btiğā'e Hilyetin ev metāǐn zebedun miṧluhu ke ƶālike yeDribu (a)llahu l-Haḳḳa ve l-bāTile fe emmā z-zebedu fe yeƶhebu cufā'en ve emmā mā yenfeǔ n-nāse fe yemkuṧu fī l-erDi ke ƶālike yeDribu (a)llahu l-emṧāle
O, gökten su indirdi de dereler kendi ölçülerince dolup aktı ve sel üste çıkan köpüğü aldı götürdü. Süs eşyası veya yararlanılacak bir şey elde etmek için ateşte erittikleri şeylerden de böyle köpük olur. İşte Allah, hak ile batıla böyle misal getirir. Köpüğe gelince sönüp gider. İnsanlara yararlı olan ise yerde kalır. İşte Allah, böyle misaller verir.
Ra'd 13:31النَّاسَn-nāseinsanlara
وَلَوْ اَنَّ قُرْاٰنًا سُيِّرَتْ بِهِ الْجِبَالُ اَوْ قُطِّعَتْ بِهِ الْاَرْضُ اَوْ كُلِّمَ بِهِ الْمَوْتٰى بَلْ لِلّٰهِ الْاَمْرُ جَمِيعًا اَفَلَمْ يَا۬يْـَٔسِ الَّذِينَ اٰمَنُٓوا اَنْ لَوْ يَشَاءُ اللّٰهُ لَهَدَى النَّاسَ جَمِيعًا وَلَا يَزَالُ الَّذِينَ كَفَرُوا تُصِيبُهُمْ بِمَا صَنَعُوا قَارِعَةٌ اَوْ تَحُلُّ قَرِيبًا مِنْ دَارِهِمْ حَتّٰى يَأْتِيَ وَعْدُ اللّٰهِ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُخْلِفُ الْمِيعَادَ
ve lev enne ḳur'ānen suyyirat bihi l-cibālu ev ḳuTTiǎt bihi l-erDu ev kullime bihi l-mevtā bel li (a)llahi l-emru cemīǎn e fe lem yeyesi (e)lleƶīne āmenū en lev yeşā'u (a)llahu le hedā n-nāse cemīǎn ve lā yezālu (e)lleƶīne keferū tuSībuhum bimā Saneǔ ḳāriǎtun ev teHullu ḳarīben min dārihim Hattā ye'tiye veǎ'du (a)llahi inne (a)llahe lā yuḣlifu l-mīǎāde
Kendisiyle dağların yürütüleceği veya yeryüzünün parçalanacağı, ya da ölülerin konuşturulacağı bir Kur'an olacak olsaydı (o yine bu kitap olurdu). Fakat bütün emir yalnız Allah'ındır. İman edenler anlamadılar mı ki, Allah dileseydi bütün insanları doğru yola eriştirirdi. Allah'ın sözü yerine gelinceye kadar, inkar edenlere yaptıkları işler sebebiyle devamlı olarak, ya büyük bir felaket gelecek veya o felaket yurtlarının yakınına inecektir. Şüphesiz Allah, verdiği sözden dönmez.
İbrahim 14:1النَّاسَn-nāseinsanları
الٓرٰ۠ كِتَابٌ اَنْزَلْنَاهُ اِلَيْكَ لِتُخْرِجَ النَّاسَ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ بِاِذْنِ رَبِّهِمْ اِلٰى صِرَاطِ الْعَزِيزِ الْحَمِيدِ
Elif, Lâm, Râ kitābun enzelnāhu ileyke li tuḣrice n-nāse mine Z-Zulumāti ilā n-nūri bi iƶni rabbihim ilā SirāTi l-ǎzīzi l-Hamīdi
(1-2) Elif Lam Ra. Bu Kur'an, Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, mutlak güç sahibi ve övgüye layık, göklerdeki ve yerdeki her şey kendisine ait olan Allah'ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır. Şiddetli azaptan dolayı vay kafirlerin haline.
İbrahim 14:36النَّاسِn-nāsiinsanlar-
رَبِّ اِنَّهُنَّ اَضْلَلْنَ كَثِيرًا مِنَ النَّاسِ فَمَنْ تَبِعَنِي فَاِنَّهُ مِنِّي وَمَنْ عَصَانِي فَاِنَّكَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
rabbi innehunne eDlelne keṧīran mine n-nāsi fe men tebiǎnī fe innehu minnī ve men ǎSānī fe inneke ğafūrun raHīmun
"Rabbim! Çünkü o putlar insanlardan birçoğunu saptırdılar. Artık kim bana uyarsa, o bendendir. Kim de bana karşı gelirse, şüphesiz sen çok bağışlayan, çok merhamet edensin."
İbrahim 14:37النَّاسِn-nāsiinsanların
رَبَّنَا اِنِّٓي اَسْكَنْتُ مِنْ ذُرِّيَّتِي بِوَادٍ غَيْرِ ذِي زَرْعٍ عِنْدَ بَيْتِكَ الْمُحَرَّمِ رَبَّنَا لِيُقِيمُوا الصَّلٰوةَ فَاجْعَلْ اَفْـِٔدَةً مِنَ النَّاسِ تَهْوِي اِلَيْهِمْ وَارْزُقْهُمْ مِنَ الثَّمَرَاتِ لَعَلَّهُمْ يَشْكُرُونَ
rabbenā innī eskentu min ƶurrīyetī bi vādin ğayri ƶī zer'ǐn ǐnde beytike l-muHarrami rabbenā li yuḳīmū S-Salāte fe c'ǎl ef'ideten mine n-nāsi tehvī ileyhim ve rzuḳhum mine ṧ-ṧemerāti leǎllehum yeşkurūne
"Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bazısını, senin kutsal evinin (Kabe'nin) yanında ekin bitmez bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için (böyle yaptım). Sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylettir, onları ürünlerden rızıklandır, umulur ki şükrederler."
İbrahim 14:44النَّاسَn-nāseinsanları
وَاَنْذِرِ النَّاسَ يَوْمَ يَأْتِيهِمُ الْعَذَابُ فَيَقُولُ الَّذِينَ ظَلَمُوا رَبَّنَا اَخِّرْنَٓا اِلٰٓى اَجَلٍ قَرِيبٍ نُجِبْ دَعْوَتَكَ وَنَتَّبِعِ الرُّسُلَ اَوَلَمْ تَكُونُوا اَقْسَمْتُمْ مِنْ قَبْلُ مَا لَكُمْ مِنْ زَوَالٍ
ve enƶiri n-nāse yevme ye'tīhimu l-ǎƶābu fe yeḳūlu (e)lleƶīne Zelemū rabbenā eḣḣirnā ilā ecelin ḳarībin nucib deǎ'veteke ve nettebiǐ r-rusule e ve lem tekūnū eḳsemtum min ḳablu mā lekum min zevālin
(Ey Muhammed!) İnsanları, kendilerine azabın geleceği gün ile uyar. Zira o gün zalimler, "Ey Rabbimiz! Yakın bir süreye kadar bizi ertele de senin çağrına uyalım ve peygamberlerin izinden gidelim" diyecekler. Onlara şöyle denilecek: "Daha önce siz, sonunuzun gelmeyeceğine yemin etmemiş miydiniz?"
Nahl 16:38النَّاسِn-nāsiinsanların
وَاَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْ لَا يَبْعَثُ اللّٰهُ مَنْ يَمُوتُ بَلٰى وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
ve eḳsemū bi(a)llahi cehde eymānihim lā yeb'ǎṧu (a)llahu men yemūtu belā veǎ'den ǎleyhi Haḳḳan ve lākinne ekṧera n-nāsi lā yeǎ'lemūne
Onlar, "Allah, ölen bir kimseyi diriltmez" diye var güçleriyle Allah'a yemin ettiler. Hayır, diriltecek! Bu, yerine getirilmesini Allah'ın üzerine aldığı bir vaaddir. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Nahl 16:61النَّاسَn-nāseinsanları
وَلَوْ يُؤَاخِذُ اللّٰهُ النَّاسَ بِظُلْمِهِمْ مَا تَرَكَ عَلَيْهَا مِنْ دَابَّةٍ وَلٰكِنْ يُؤَخِّرُهُمْ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى فَاِذَا جَاءَ اَجَلُهُمْ لَا يَسْتَأْخِرُونَ سَاعَةً وَلَا يَسْتَقْدِمُونَ
ve lev yu'āḣiƶu (a)llahu n-nāse bi Zulmihim mā terake ǎleyhā min dābbetin ve lākin yu'eḣḣiruhum ilā ecelin musemmen fe iƶā cā'e eceluhum lā yeste'ḣirūne sāǎten ve lā yesteḳdimūne
Eğer Allah, insanları zulümleri yüzünden hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belirli bir süreye kadar erteler. Ecelleri geldiği zaman ise ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler.
İsra 17:89النَّاسِn-nāsiinsanlardan
وَلَقَدْ صَرَّفْنَا لِلنَّاسِ فِي هٰذَا الْقُرْاٰنِ مِنْ كُلِّ مَثَلٍ فَاَبٰٓى اَكْثَرُ النَّاسِ اِلَّا كُفُورًا
ve leḳad Sarrafnā li n-nāsi fī hāƶā l-ḳurāni min kulli meṧelin fe ebā ekṧeru n-nāsi illā kufūran
Andolsun, biz bu Kur'an'da insanlara her türlü misali değişik şekillerde açıkladık. Yine de insanların çoğu ancak inkarda direttiler.
İsra 17:94النَّاسَn-nāseinsanları
وَمَا مَنَعَ النَّاسَ اَنْ يُؤْمِنُوا اِذْ جَاءَهُمُ الْهُدٰٓى اِلَّٓا اَنْ قَالُوا اَبَعَثَ اللّٰهُ بَشَرًا رَسُولًا
ve mā meneǎ n-nāse en yu'minū iƶ cā'ehumu l-hudā illā en ḳālū e beǎṧe (a)llahu beşeran rasūlen
İnsanlara hidayet (Kur'an) geldikten sonra onların iman etmelerine ancak, "Allah, bir beşeri mi peygamber olarak gönderdi?" demeleri engel olmuştur.
İsra 17:106النَّاسِn-nāsiinsanlara
Kehf 18:55النَّاسَn-nāseinsanları
وَمَا مَنَعَ النَّاسَ اَنْ يُؤْمِنُوا اِذْ جَاءَهُمُ الْهُدٰى وَيَسْتَغْفِرُوا رَبَّهُمْ اِلَّٓا اَنْ تَأْتِيَهُمْ سُنَّةُ الْاَوَّلِينَ اَوْ يَأْتِيَهُمُ الْعَذَابُ قُبُلًا
ve mā meneǎ n-nāse en yu'minū iƶ cā'ehumu l-hudā ve yesteğfirū rabbehum illā en te'tiyehum sunnetu l-evvelīne ev ye'tiyehumu l-ǎƶābu ḳubulen
İnsanlara hidayet geldikten sonra onların inanmalarına ve Rab'lerinden mağfiret dilemelerine, ancak, öncekilerin başına gelenlerin kendi başlarına da gelmesi, ya da kendilerine azabın göz göre göre gelmesi (yönündeki beklentileri) engel olmuştur.
Meryem 19:10النَّاسَn-nāseinsanlarla
قَالَ رَبِّ اجْعَلْ لِي اٰيَةً قَالَ اٰيَتُكَ اَلَّا تُكَلِّمَ النَّاسَ ثَلٰثَ لَيَالٍ سَوِيًّا
ḳāle rabbi c'ǎl lī āyeten ḳāle āyetuke ellā tukellime n-nāse ṧelāṧe leyālin seviyyen
Zekeriyya, "Rabbim, öyleyse bana (çocuğumun olacağına) bir işaret ver", dedi. Allah da, "Senin işaretin, sapasağlam olduğun halde insanlarla (üç gün) üç gece konuşamamandır" dedi.
Ta-Ha 20:59النَّاسُn-nāsuinsanaların
Enbiya 21:61النَّاسِn-nāsiinsanların
Hac 22:1النَّاسُn-nāsuinsanlar
Hac 22:2النَّاسَn-nāseinsanları
يَوْمَ تَرَوْنَهَا تَذْهَلُ كُلُّ مُرْضِعَةٍ عَمَّا اَرْضَعَتْ وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ حَمْلٍ حَمْلَهَا وَتَرَى النَّاسَ سُكَارٰى وَمَا هُمْ بِسُكَارٰى وَلٰكِنَّ عَذَابَ اللّٰهِ شَدِيدٌ
yevme teravnehā teƶhelu kullu murDiǎtin ǎmmā erDeǎt ve teDeǔ kullu ƶāti Hamlin Hamlehā ve terā n-nāse sukārā ve mā hum bi sukārā ve lākinne ǎƶābe (a)llahi şedīdun
Onu göreceğiniz gün, her emzikli kadın emzirmekte olduğu çocuğundan geçer ve her hamile kadın da karnındaki çocuğunu düşürür. İnsanları sarhoş görürsün; halbuki onlar sarhoş değillerdir. Ne var ki Allah'ın azabı çok şiddetlidir.
Hac 22:3النَّاسِn-nāsiinsanlardan
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِي اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَيَتَّبِعُ كُلَّ شَيْطَانٍ مَرِيدٍ
ve mine n-nāsi men yucādilu fī (a)llahi bi ğayri ǐlmin ve yettebiǔ kulle şeyTānin merīdin
İnsanlardan kimi vardır ki, hiçbir bilgisi olmadığı halde, Allah hakkında tartışmaya girer ve her azgın şeytanın ardına düşer.
Hac 22:5النَّاسُn-nāsuinsanlar
يَاأَيُّهَا النَّاسُ اِنْ كُنْتُمْ فِي رَيْبٍ مِنَ الْبَعْثِ فَاِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ ثُمَّ مِنْ مُضْغَةٍ مُخَلَّقَةٍ وَغَيْرِ مُخَلَّقَةٍ لِنُبَيِّنَ لَكُمْ وَنُقِرُّ فِي الْاَرْحَامِ مَا نَشَاءُ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى ثُمَّ نُخْرِجُكُمْ طِفْلًا ثُمَّ لِتَبْلُغُوا اَشُدَّكُمْ وَمِنْكُمْ مَنْ يُتَوَفّٰى وَمِنْكُمْ مَنْ يُرَدُّ اِلٰٓى اَرْذَلِ الْعُمُرِ لِكَيْلَا يَعْلَمَ مِنْ بَعْدِ عِلْمٍ شَيْـًٔا وَتَرَى الْاَرْضَ هَامِدَةً فَاِذَٓا اَنْزَلْنَا عَلَيْهَا الْمَاءَ اهْتَزَّتْ وَرَبَتْ وَاَنْبَتَتْ مِنْ كُلِّ زَوْجٍ بَهِيجٍ
yā eyyuhā n-nāsu in kuntum fī raybin mine l-beǎ'ṧi fe innā ḣaleḳnākum min turābin ṧumme min nuTfetin ṧumme min ǎleḳatin ṧumme min muDğatin muḣalleḳatin ve ğayri muḣalleḳatin li nubeyyine lekum ve nuḳirru fī l-erHāmi mā neşā'u ilā ecelin musemmen ṧumme nuḣricukum Tiflen ṧumme li tebluğū eşuddekum ve minkum men yuteveffā ve minkum men yuraddu ilā erƶeli l-ǔmuri li keylā yeǎ'leme min beǎ'di ǐlmin şey'en ve terā l-erDe hāmideten fe iƶā enzelnā ǎleyhā l-māe htezzet ve rabet ve enbetet min kulli zevcin behīcin
Ey insanlar! Ölümden sonra diriliş konusunda herhangi bir şüphe içindeyseniz (düşünün ki) hiç şüphesiz biz sizi topraktan, sonra az bir sudan (meniden), sonra bir "alaka"dan, sonra da yaratılışı belli belirsiz bir "mudga"dan yarattık ki size (kudretimizi) apaçık anlatalım. Dilediğimizi belli bir süreye kadar rahimlerde durduruyoruz. Sonra sizi bir çocuk olarak çıkarıyor, sonra da (akıl, temyiz ve kuvvette) tam gücünüze ulaşmanız için (sizi kemale erdiriyoruz.) İçinizden ölenler olur. Yine içinizden bir kısmı da ömrün en düşkün çağına ulaştırılır ki, bilirken hiçbir şey bilmez hale gelsin. Yeryüzünü de ölü, kupkuru görürsün. Biz, onun üzerine yağmur indirdiğimiz zaman kıpırdar, kabarır ve her türden iç açıcı çift çift bitkiler bitirir.
Hac 22:8النَّاسِn-nāsiinsanlar-
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِي اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَابٍ مُنِيرٍ
ve mine n-nāsi men yucādilu fī (a)llahi bi ğayri ǐlmin ve lā huden ve lā kitābin munīrin
(8-9) İnsanlardan öylesi de vardır ki, bir ilmi, bir yol göstericisi, aydınlatıcı bir kitabı olmadığı halde kibirlenerek insanları Allah'ın yolundan saptırmak için, Allah hakkında tartışmaya kalkar. Ona dünyada bir rezillik vardır. Ona kıyamet gününde de yangın azabını tattıracağız.
Hac 22:11النَّاسِn-nāsiinsanlardan
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَعْبُدُ اللّٰهَ عَلٰى حَرْفٍ فَاِنْ اَصَابَهُ خَيْرٌ اطْمَاَنَّ بِهِ وَاِنْ اَصَابَتْهُ فِتْنَةٌ انْقَلَبَ عَلٰى وَجْهِهِ خَسِرَ الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةَ ذٰلِكَ هُوَ الْخُسْرَانُ الْمُبِينُ
ve mine n-nāsi men yeǎ'budu (a)llahe ǎlā Harfin fe in eSābehu ḣayrun Tmeenne bihi ve in eSābethu fitnetun nḳalebe ǎlā vechihi ḣasira d-dunyā ve l-āḣirate ƶālike huve l-ḣusrānu l-mubīnu
İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah'a kıyıdan kenardan kulluk eder. Eğer kendisine bir hayır dokunursa, gönlü onunla hoş olur. Şayet başına bir kötülük gelirse, gerisingeri (küfre) dönüverir. O dünyayı da kaybetmiştir, ahireti de. İşte bu apaçık ziyanın ta kendisidir.
Hac 22:18النَّاسِn-nāsiinsanlar-
اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يَسْجُدُ لَهُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَمَنْ فِي الْاَرْضِ وَالشَّمْسُ وَالْقَمَرُ وَالنُّجُومُ وَالْجِبَالُ وَالشَّجَرُ وَالدَّوَابُّ وَكَثِيرٌ مِنَ النَّاسِ وَكَثِيرٌ حَقَّ عَلَيْهِ الْعَذَابُ وَمَنْ يُهِنِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ مُكْرِمٍ اِنَّ اللّٰهَ يَفْعَلُ مَا يَشَٓاءُ
e lem tera enne (a)llahe yescudu lehu men fī s-semāvāti ve men fī l-erDi ve ş-şemsu ve l-ḳameru ve n-nucūmu ve l-cibālu ve ş-şeceru ve d-devābbu ve keṧīrun mine n-nāsi ve keṧīrun Haḳḳa ǎleyhi l-ǎƶābu ve men yuhini (a)llahu fe mā lehu min mukrimin inne (a)llahe yef'ǎlu mā yeşā'u
Görmedin mi ki şüphesiz, göklerde ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların birçoğu Allah'a secde etmektedir. Birçoğunun üzerine de azap hak olmuştur. Allah, kimi alçaltırsa ona saygınlık kazandıracak hiçbir kimse yoktur. Şüphesiz Allah, dilediğini yapar.
Hac 22:27النَّاسِn-nāsiinsanlar
وَاَذِّنْ فِي النَّاسِ بِالْحَجِّ يَأْتُوكَ رِجَالًا وَعَلٰى كُلِّ ضَامِرٍ يَأْتِينَ مِنْ كُلِّ فَجٍّ عَمِيقٍ
ve eƶƶin fī n-nāsi bi l-Hacci ye'tūke ricālen ve ǎlā kulli Dāmirin ye'tīne min kulli feccin ǎmīḳin
İnsanlar arasında haccı ilan et ki, gerek yaya olarak, gerek uzak yollardan gelen yorgun develer üzerinde sana gelsinler.
Hac 22:40النَّاسَn-nāseinsanların
اَلَّذِينَ اُخْرِجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ بِغَيْرِ حَقٍّ اِلَّٓا اَنْ يَقُولُوا رَبُّنَا اللّٰهُ وَلَوْلَا دَفْعُ اللّٰهِ النَّاسَ بَعْضَهُمْ بِبَعْضٍ لَهُدِّمَتْ صَوَامِعُ وَبِيَعٌ وَصَلَوَاتٌ وَمَسَاجِدُ يُذْكَرُ فِيهَا اسْمُ اللّٰهِ كَثِيرًا وَلَيَنْصُرَنَّ اللّٰهُ مَنْ يَنْصُرُهُ اِنَّ اللّٰهَ لَقَوِيٌّ عَزِيزٌ
(e)lleƶīne uḣricū min diyārihim bi ğayri Haḳḳin illā en yeḳūlū rabbunā (a)llahu ve levlā def'ǔ (a)llahi n-nāse beǎ'Dehum bi beǎ'Din le huddimet Savāmiǔ ve biyeǔn ve Salevātun ve mesācidu yuƶkeru fīhā ismu (a)llahi keṧīran ve le yenSuranne (a)llahu men yenSuruhu inne (a)llahe le ḳaviyyun ǎzīzun
Onlar, haksız yere, sırf, "Rabbimiz Allah'tır" demelerinden dolayı yurtlarından çıkarılmış kimselerdir. Eğer Allah'ın, insanların bir kısmını bir kısmıyla defetmesi olmasaydı, içlerinde Allah'ın adı çok anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler muhakkak yerle bir edilirdi. Şüphesiz ki Allah, kendi dinine yardım edene mutlaka yardım eder. Şüphesiz ki Allah, çok kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.
Hac 22:49النَّاسُn-nāsuinsanlar
Hac 22:73النَّاسُn-nāsuinsanlar
يَاأَيُّهَا النَّاسُ ضُرِبَ مَثَلٌ فَاسْتَمِعُوا لَهُ اِنَّ الَّذِينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ لَنْ يَخْلُقُوا ذُبَابًا وَلَوِ اجْتَمَعُوا لَهُ وَاِنْ يَسْلُبْهُمُ الذُّبَابُ شَيْـًٔا لَا يَسْتَنْقِذُوهُ مِنْهُ ضَعُفَ الطَّالِبُ وَالْمَطْلُوبُ
yā eyyuhā n-nāsu Duribe meṧelun fe stemiǔ lehu inne (e)lleƶīne ted'ǔne min dūni (a)llahi len yeḣluḳū ƶubāben ve levi ctemeǔ lehu ve in yeslubhumu ƶ-ƶubābu şey'en lā yestenḳiƶūhu minhu Deǔfe T-Tālibu ve l-meTlūbu
Ey insanlar! Size bir örnek verildi. Şimdi ona iyi kulak verin. Sizin Allah'tan başka taptıklarınız bir sinek dahi yaratamazlar, hepsi bunun için toplansalar bile. Eğer sinek onlardan bir şey kapsa, bunu ondan kurtaramazlar. İsteyen de aciz, istenen de.
Hac 22:75النَّاسِn-nāsiinsanlardan
Hac 22:78النَّاسِn-nāsiinsanlar
وَجَاهِدُوا فِي اللّٰهِ حَقَّ جِهَادِهِ هُوَ اجْتَبٰيكُمْ وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِي الدِّينِ مِنْ حَرَجٍ مِلَّةَ اَبِيكُمْ اِبْرٰهِيمَ هُوَ سَمّٰيكُمُ الْمُسْلِمِينَ مِنْ قَبْلُ وَفِي هٰذَا لِيَكُونَ الرَّسُولُ شَهِيدًا عَلَيْكُمْ وَتَكُونُوا شُهَدَاءَ عَلَى النَّاسِ فَاَقِيمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَاعْتَصِمُوا بِاللّٰهِ هُوَ مَوْلٰيكُمْۚ فَنِعْمَ الْمَوْلٰى وَنِعْمَ النَّصِيرُ
ve cāhidū fī (a)llahi Haḳḳa cihādihi huve ctebākum ve mā ceǎle ǎleykum fī d-dīni min Haracin millete ebīkum ibrāhīme huve semmākumu l-muslimīne min ḳablu ve fī hāƶā li yekūne r-rasūlu şehīden ǎleykum ve tekūnū şuhedā'e ǎlā n-nāsi fe eḳīmū S-Salāte ve ātū z-zekāte ve ǎ'teSimū bi(a)llahi huve mevlākum fe niǎ'me l-mevlā ve niǎ'me n-neSīru
Allah uğrunda hakkıyla cihad edin. O, sizi seçti ve dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi. Babanız İbrahim'in dinine uyun. Allah, sizi hem daha önce, hem de bu Kur'an'da müslüman diye isimlendirdi ki, Peygamber size şahit (ve örnek) olsun, siz de insanlara şahit (ve örnek) olasınız. Artık namazı dosdoğru kılın, zekatı verin ve Allah'a sarılın. O, sizin sahibinizdir. O, ne güzel sahip, ne güzel yardımcıdır!
Furkan 25:50النَّاسِn-nāsiinsanların
وَلَقَدْ صَرَّفْنَاهُ بَيْنَهُمْ لِيَذَّكَّرُوا فَاَبٰٓى اَكْثَرُ النَّاسِ اِلَّا كُفُورًا
ve leḳad Sarrafnāhu beynehum li yeƶƶekkerū fe ebā ekṧeru n-nāsi illā kufūran
Andolsun, biz bunu insanlar arasında, düşünüp ibret alsınlar diye tekrar tekrar açıkladık. Fakat insanların çoğu nankörlükte direttiler.
Şuara 26:183النَّاسَn-nāseinsanların
Neml 27:16النَّاسُn-nāsuinsanlar
وَوَرِثَ سُلَيْمٰنُ دَاوُ۫دَ وَقَالَ يَاأَيُّهَا النَّاسُ عُلِّمْنَا مَنْطِقَ الطَّيْرِ وَاُو۫تِينَا مِنْ كُلِّ شَيْءٍ اِنَّ هٰذَا لَهُوَ الْفَضْلُ الْمُبِينُ
ve veriṧe suleymānu dāvūde ve ḳāle yā eyyuhā n-nāsu ǔllimnā menTiḳa T-Tayri ve ūtīnā min kulli şey'in inne hāƶā le huve l-feDlu l-mubīnu
Süleyman, Davud'a varis oldu ve, "Ey insanlar, bize kuş dili öğretildi ve bize her şey verildi. Şüphesiz bu, apaçık bir lütuftur" dedi.
Neml 27:73النَّاسِn-nāsiinsanlara
Neml 27:82النَّاسَn-nāseinsanların
وَاِذَا وَقَعَ الْقَوْلُ عَلَيْهِمْ اَخْرَجْنَا لَهُمْ دَابَّةً مِنَ الْاَرْضِ تُكَلِّمُهُمْ اَنَّ النَّاسَ كَانُوا بِاٰيَاتِنَا لَا يُوقِنُونَ
ve iƶā veḳaǎ l-ḳavlu ǎleyhim eḣracnā lehum dābbeten mine l-erDi tukellimuhum enne n-nāse kānū bi āyātinā lā yūḳinūne
(Kıyametin kopacağına dair) o söz başlarına gelince, onlar için yerden kendilerine bir dabbe (canlı bir yaratık) çıkarırız. O, onlara insanların ayetlerimize kesin olarak inanmadıklarını söyler.
Kasas 28:23النَّاسِn-nāsiinsanlar-
وَلَمَّا وَرَدَ مَاءَ مَدْيَنَ وَجَدَ عَلَيْهِ اُمَّةً مِنَ النَّاسِ يَسْقُونَ وَوَجَدَ مِنْ دُونِهِمُ امْرَاَتَيْنِ تَذُودَانِ قَالَ مَا خَطْبُكُمَا قَالَتَا لَا نَسْقِي حَتّٰى يُصْدِرَ الرِّعَاءُ وَاَبُونَا شَيْخٌ كَبِيرٌ
ve lemmā verade māe medyene vecede ǎleyhi ummeten mine n-nāsi yesḳūne ve vecede min dūnihimu mraeteyni teƶūdāni ḳāle mā ḣaTbukumā ḳāletā lā nesḳī Hattā yuSdira r-riǎā'u ve ebūnā şeyḣun kebīrun
Medyen suyuna varınca, suyun başında (hayvanlarını) sulamakta olan bazı insanlar gördü. Bunların yanında da koyunlarını suya salmamak için uğraşan iki kız gördü. Musa onlara, "(Koyunlarınızı burada tutmaktaki) maksadınız ne?" dedi. Onlar, "Çobanlar sulayıp çekilinceye kadar biz koyunlarımızı sulayamayız. Babamız ise çok yaşlı bir adamdır" dediler.
Ankebut 29:2النَّاسُn-nāsuinsanlar
Ankebut 29:10النَّاسِn-nāsiinsanlardan
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ فَاِذَٓا اُو۫ذِيَ فِي اللّٰهِ جَعَلَ فِتْنَةَ النَّاسِ كَعَذَابِ اللّٰهِ وَلَئِنْ جَاءَ نَصْرٌ مِنْ رَبِّكَ لَيَقُولُنَّ اِنَّا كُنَّا مَعَكُمْ اَوَلَيْسَ اللّٰهُ بِاَعْلَمَ بِمَا فِي صُدُورِ الْعَالَمِينَ
ve mine n-nāsi men yeḳūlu āmennā bi(a)llahi fe iƶā ūƶiye fī (a)llahi ceǎle fitnete n-nāsi ke ǎƶābi (a)llahi ve le in cā'e neSrun min rabbike le yeḳūlunne innā kunnā meǎkum e ve leyse (a)llahu bi eǎ'leme bimā fī Sudūri l-ǎālemīne
İnsanlardan öyleleri vardır ki, "Allah'a inandık" derler. Ama Allah uğrunda bir ezaya uğratılınca, insanlardan gördükleri baskı ve işkenceyi Allah'ın azabı gibi tutar. Andolsun, Rabbinden bir yardım gelecek olsa mutlaka, "Biz de sizinle beraberdik" derler. Allah, herkesin kalbinde olanı en iyi bilen değil midir?
Ankebut 29:10النَّاسِn-nāsiinsanların
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ فَاِذَٓا اُو۫ذِيَ فِي اللّٰهِ جَعَلَ فِتْنَةَ النَّاسِ كَعَذَابِ اللّٰهِ وَلَئِنْ جَاءَ نَصْرٌ مِنْ رَبِّكَ لَيَقُولُنَّ اِنَّا كُنَّا مَعَكُمْ اَوَلَيْسَ اللّٰهُ بِاَعْلَمَ بِمَا فِي صُدُورِ الْعَالَمِينَ
ve mine n-nāsi men yeḳūlu āmennā bi(a)llahi fe iƶā ūƶiye fī (a)llahi ceǎle fitnete n-nāsi ke ǎƶābi (a)llahi ve le in cā'e neSrun min rabbike le yeḳūlunne innā kunnā meǎkum e ve leyse (a)llahu bi eǎ'leme bimā fī Sudūri l-ǎālemīne
İnsanlardan öyleleri vardır ki, "Allah'a inandık" derler. Ama Allah uğrunda bir ezaya uğratılınca, insanlardan gördükleri baskı ve işkenceyi Allah'ın azabı gibi tutar. Andolsun, Rabbinden bir yardım gelecek olsa mutlaka, "Biz de sizinle beraberdik" derler. Allah, herkesin kalbinde olanı en iyi bilen değil midir?
Ankebut 29:67النَّاسُn-nāsuinsanlar
اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّا جَعَلْنَا حَرَمًا اٰمِنًا وَيُتَخَطَّفُ النَّاسُ مِنْ حَوْلِهِمْ اَفَبِالْبَاطِلِ يُؤْمِنُونَ وَبِنِعْمَةِ اللّٰهِ يَكْفُرُونَ
e ve lem yerav ennā ceǎlnā Haramen āminen ve yuteḣaTTafu n-nāsu min Havlihim e fe bi l-bāTili yu'minūne ve bi niǎ'meti (a)llahi yekfurūne
Çevrelerindeki insanlar kapılıp götürülürken, bizim, onların yurtlarını saygın ve güvenlikli bir yer kıldığımızı görmediler mi? Onlar hala batıla inanıyorlar da Allah'ın nimetini inkar mı ediyorlar?
Rum 30:6النَّاسِn-nāsiinsanların
Rum 30:8النَّاسِn-nāsiinsanlar-
اَوَلَمْ يَتَفَكَّرُوا فِي اَنْفُسِهِمْ۠ مَا خَلَقَ اللّٰهُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا اِلَّا بِالْحَقِّ وَاَجَلٍ مُسَمًّى وَاِنَّ كَثِيرًا مِنَ النَّاسِ بِلِقَآئِ رَبِّهِمْ لَكَافِرُونَ
e ve lem yetefekkerū fī enfusihim mā ḣaleḳa (a)llahu s-semāvāti ve l-erDe ve mā beynehumā illā bi l-Haḳḳi ve ecelin musemmen ve inne keṧīran mine n-nāsi bi liḳā'ī rabbihim le kāfirūne
Onlar, kendi nefisleri(nin yaratılış incelikleri) hakkında hiç düşünmediler mi? Hem Allah, gökler ile yeri ve ikisi arasındakileri ancak hak ve hikmete uygun olarak ve belirli bir süre için yaratmıştır. Şüphesiz insanların birçoğu Rablerine kavuşacaklarını inkar ediyorlar.
Rum 30:30النَّاسَn-nāseinsanları
فَاَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ حَنِيفًا فِطْرَتَ اللّٰهِ الَّتِي فَطَرَ النَّاسَ عَلَيْهَا لَا تَبْدِيلَ لِخَلْقِ اللّٰهِ ذٰلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
fe eḳim vecheke li d-dīni Hanīfen fiTrate (a)llahi lletī feTara n-nāse ǎleyhā lā tebdīle li ḣalḳi (a)llahi ƶālike d-dīnu l-ḳayyimu ve lākinne ekṧera n-nāsi lā yeǎ'lemūne
Hakka yönelen bir kimse olarak yüzünü dine çevir. Allah'ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata sımsıkı tutun. Allah'ın yaratmasında hiçbir değiştirme yoktur. İşte bu dosdoğru dindir. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Rum 30:30النَّاسِn-nāsiinsanların
فَاَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ حَنِيفًا فِطْرَتَ اللّٰهِ الَّتِي فَطَرَ النَّاسَ عَلَيْهَا لَا تَبْدِيلَ لِخَلْقِ اللّٰهِ ذٰلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
fe eḳim vecheke li d-dīni Hanīfen fiTrate (a)llahi lletī feTara n-nāse ǎleyhā lā tebdīle li ḣalḳi (a)llahi ƶālike d-dīnu l-ḳayyimu ve lākinne ekṧera n-nāsi lā yeǎ'lemūne
Hakka yönelen bir kimse olarak yüzünü dine çevir. Allah'ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata sımsıkı tutun. Allah'ın yaratmasında hiçbir değiştirme yoktur. İşte bu dosdoğru dindir. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Rum 30:33النَّاسَn-nāseinsanlara
وَاِذَا مَسَّ النَّاسَ ضُرٌّ دَعَوْا رَبَّهُمْ مُنِيبِينَ اِلَيْهِ ثُمَّ اِذَٓا اَذَاقَهُمْ مِنْهُ رَحْمَةً اِذَا فَرِيقٌ مِنْهُمْ بِرَبِّهِمْ يُشْرِكُونَ
ve iƶā messe n-nāse Durrun deǎv rabbehum munībīne ileyhi ṧumme iƶā eƶāḳahum minhu raHmeten iƶā ferīḳun minhum bi rabbihim yuşrikūne
İnsanlara bir zarar dokunduğu zaman, Rablerine yönelerek O'na dua ederler. Sonra Allah, onlara kendinden bir rahmet tattırınca da, bir bakarsın ki içlerinden bir grup, Rablerine ortak koşuyorlar.
Rum 30:36النَّاسَn-nāseinsanlara
وَاِذَٓا اَذَقْنَا النَّاسَ رَحْمَةً فَرِحُوا بِهَا وَاِنْ تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْدِيهِمْ اِذَا هُمْ يَقْنَطُونَ
ve iƶā eƶeḳnā n-nāse raHmeten feriHū bihā ve in tuSibhum seyyietun bimā ḳaddemet eydīhim iƶā hum yeḳneTūne
İnsanlara bir rahmet tattırdığımız zaman ona sevinirler. Eğer kendi işledikleri şeyler sebebiyle başlarına bir kötülük gelirse, bir de bakarsın ki ümitsizliğe düşerler.
Rum 30:39النَّاسِn-nāsiinsanların
وَمَا اٰتَيْتُمْ مِنْ رِبًا لِيَرْبُوَ۬ا فِي اَمْوَالِ النَّاسِ فَلَا يَرْبُوا عِنْدَ اللّٰهِ وَمَا اٰتَيْتُمْ مِنْ زَكٰوةٍ تُرِيدُونَ وَجْهَ اللّٰهِ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُضْعِفُونَ
ve mā āteytum min riben li yerbuve fī emvāli n-nāsi fe lā yerbū ǐnde (a)llahi ve mā āteytum min zekātin turīdūne veche (a)llahi fe ulāike humu l-muD'ǐfūne
İnsanların malları içinde artsın diye faizle her ne verirseniz, Allah katında artmaz. Ama Allah'ın hoşnutluğunu isteyerek her ne zekat verirseniz; işte bunu yapanlar sevaplarını kat kat arttıranlardır.
Rum 30:41النَّاسِn-nāsiinsanların
ظَهَرَ الْفَسَادُ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ اَيْدِي النَّاسِ لِيُذِيقَهُمْ بَعْضَ الَّذِي عَمِلُوا لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
Zehera l-fesādu fī l-berri ve l-baHri bimā kesebet eydī n-nāsi li yuƶiyḳahum beǎ'De elleƶī ǎmilū leǎllehum yerciǔne
İnsanların kendi işledikleri (kötülükler) sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Dönmeleri için Allah, yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını (dünyada) onlara tattıracaktır.
Lokman 31:6النَّاسِn-nāsiinsanlardan
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَشْتَرِي لَهْوَ الْحَدِيثِ لِيُضِلَّ عَنْ سَبِيلِ اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَيَتَّخِذَهَا هُزُوًا اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُهِينٌ
ve mine n-nāsi men yeşterī lehve l-Hadīṧi li yuDille ǎn sebīli (a)llahi bi ğayri ǐlmin ve yetteḣiƶehā huzuven ulāike lehum ǎƶābun muhīnun
İnsanlardan öylesi vardır ki, bilgisizce Allah yolundan saptırmak ve o yolu eğlenceye almak için, eğlencelik asılsız ve faydasız sözleri satın alır. İşte onlar için aşağılayıcı bir azap vardır.
Lokman 31:20النَّاسِn-nāsiinsanlardan
اَلَمْ تَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ سَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَاَسْبَغَ عَلَيْكُمْ نِعَمَهُ ظَاهِرَةً وَبَاطِنَةً وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِي اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَابٍ مُنِيرٍ
e lem terav enne (a)llahe seḣḣara lekum mā fī s-semāvāti ve mā fī l-erDi ve esbeğa ǎleykum niǎmehu Zāhiraten ve bāTineten ve mine n-nāsi men yucādilu fī (a)llahi bi ğayri ǐlmin ve lā huden ve lā kitābin munīrin
Göklerde, yerde ne varsa hepsini Allah'ın sizin hizmetinize verdiğini ve açıkça yahut gizlice üzerinizdeki nimetlerini tamamladığını görmediniz mi? Yine de insanlar arasında, hiçbir bilgisi, yol göstericisi ve aydınlatıcı bir kitabı olmadan Allah hakkında tartışıp duranlar vardır.
Lokman 31:33النَّاسُn-nāsuinsanlar
يَاأَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ وَاخْشَوْا يَوْمًا لَا يَجْزِي وَالِدٌ عَنْ وَلَدِهِ وَلَا مَوْلُودٌ هُوَ جَازٍ عَنْ وَالِدِهِ شَيْـًٔا اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ
yā eyyuhā n-nāsu tteḳū rabbekum ve ḣşev yevmen lā yeczī velidun ǎn veledihi ve lā mevlūdun huve cāzin ǎn velidihi şey'en inne veǎ'de (a)llahi Haḳḳun fe lā teğurrannekumu l-Hayātu d-dunyā ve lā yeğurrannekum bi(a)llahi l-ğarūru
Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Hiçbir babanın çocuğuna hiçbir yarar sağlayamayacağı, hiçbir çocuğun da babasına hiçbir yarar sağlayamayacağı günden korkun! Şüphesiz Allah'ın va'di gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. O aldatıcı şeytan da Allah hakkında sizi aldatmasın.
Ahzab 33:37النَّاسَn-nāseinsanlardan
وَاِذْ تَقُولُ لِلَّذِي اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِ وَاَنْعَمْتَ عَلَيْهِ اَمْسِكْ عَلَيْكَ زَوْجَكَ وَاتَّقِ اللّٰهَ وَتُخْفِي فِي نَفْسِكَ مَا اللّٰهُ مُبْدِيهِ وَتَخْشَى النَّاسَ وَاللّٰهُ اَحَقُّ اَنْ تَخْشٰيهُ فَلَمَّا قَضٰى زَيْدٌ مِنْهَا وَطَرًا زَوَّجْنَاكَهَا لِكَيْ لَا يَكُونَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ حَرَجٌ فِي اَزْوَاجِ اَدْعِيَٓائِهِمْ اِذَا قَضَوْا مِنْهُنَّ وَطَرًا وَكَانَ اَمْرُ اللّٰهِ مَفْعُولًا
ve iƶ teḳūlu li (e)lleƶī en'ǎme (a)llahu ǎleyhi ve en'ǎmte ǎleyhi emsik ǎleyke zevceke ve tteḳi (a)llahe ve tuḣfī fī nefsike mā (a)llahu mubdīhi ve teḣşā n-nāse ve(a)llahu eHaḳḳu en teḣşāhu fe lemmā ḳaDā zeydun minhā veTaran zevvecnākehā li key lā yekūne ǎlā l-mu'minīne Haracun fī ezvāci ed'ǐyāihim iƶā ḳaDev minhunne veTaran ve kāne emru (a)llahi mef'ǔlen
Hani sen Allah'ın kendisine nimet verdiği, senin de (azat etmek suretiyle) iyilikte bulunduğun kimseye, "Eşini nikahında tut (onu boşama) ve Allah'tan sakın" diyordun. İçinde, Allah'ın ortaya çıkaracağı bir şeyi gizliyor ve insanlardan çekiniyordun. Oysa kendisinden çekinmene Allah daha layıktı. Zeyd, eşinden yana isteğini yerine getirince (eşini boşayınca), onu seninle evlendirdik ki, eşlerinden yana isteklerini yerine getirdiklerinde (onları boşadıklarında), evlatlıklarının eşleriyle evlenmeleri konusunda mü'minlere bir zorluk olmasın. Allah'ın emri mutlaka yerine getirilmiştir.
Ahzab 33:63النَّاسُn-nāsuinsanlar
يَسْـَٔلُكَ النَّاسُ عَنِ السَّاعَةِ قُلْ اِنَّمَا عِلْمُهَا عِنْدَ اللّٰهِ وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّ السَّاعَةَ تَكُونُ قَرِيبًا
yeseluke n-nāsu ǎni s-sāǎti ḳul innemā ǐlmuhā ǐnde (a)llahi ve mā yudrīke leǎlle s-sāǎte tekūnu ḳarīben
İnsanlar sana kıyametin vaktini soruyorlar. De ki: "Onun ilmi ancak Allah katındadır." Ne bilirsin, belki de kıyamet yakında gerçekleşir.
Sebe 34:28النَّاسِn-nāsiinsanların
وَمَا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا كَافَّةً لِلنَّاسِ بَشِيرًا وَنَذِيرًا وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
ve mā erselnāke illā kāffeten li n-nāsi beşīran ve neƶīran ve lākinne ekṧera n-nāsi lā yeǎ'lemūne
Biz, seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Sebe 34:36النَّاسِn-nāsiinsanların
قُلْ اِنَّ رَبِّي يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَاءُ وَيَقْدِرُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
ḳul inne rabbī yebsuTu r-rizḳa li men yeşā'u ve yeḳdiru ve lākinne ekṧera n-nāsi lā yeǎ'lemūne
Ey Muhammed, de ki: "Şüphesiz, Rabbim rızkı dilediğine bol verir ve (dilediğine) kısar. Fakat insanların çoğu bilmezler."
Fatır 35:3النَّاسُn-nāsuinsanlar
يَاأَيُّهَا النَّاسُ اذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ هَلْ مِنْ خَالِقٍ غَيْرُ اللّٰهِ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَاءِ وَالْاَرْضِ لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ فَاَنّٰى تُؤْفَكُونَ
yā eyyuhā n-nāsu ƶkurū niǎ'mete (a)llahi ǎleykum hel min ḣāliḳin ğayru (a)llahi yerzuḳukum mine s-semāi ve l-erDi lā ilāhe illā huve fe ennā tu'fekūne
Ey insanlar! Allah'ın size olan nimetini hatırlayın. Allah'tan başka size göklerden ve yerden rızık veren bir yaratıcı var mı? O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. O halde nasıl oluyor da haktan döndürülüyorsunuz?
Fatır 35:5النَّاسُn-nāsuinsanlar
يَاأَيُّهَا النَّاسُ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ
yā eyyuhā n-nāsu inne veǎ'de (a)llahi Haḳḳun fe lā teğurrannekumu l-Hayātu d-dunyā ve lā yeğurrannekum bi(a)llahi l-ğarūru
Ey insanlar! Şüphesiz Allah'ın vaadi gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. Sakın çok aldatıcı (şeytan), Allah hakkında sizi aldatmasın.
Fatır 35:15النَّاسُn-nāsuinsanlar
Fatır 35:28النَّاسِn-nāsiinsanlar-
وَمِنَ النَّاسِ وَالدَّوَابِّ وَالْاَنْعَامِ مُخْتَلِفٌ اَلْوَانُهُ كَذٰلِكَ اِنَّمَا يَخْشَى اللّٰهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمٰٓؤُ۬ا اِنَّ اللّٰهَ عَزِيزٌ غَفُورٌ
ve mine n-nāsi ve d-devābbi ve l-'en'ǎāmi muḣtelifun elvānuhu ke ƶālike innemā yeḣşā (a)llahe min ǐbādihi l-ǔlemā'u inne (a)llahe ǎzīzun ğafūrun
İnsanlardan, (yeryüzünde) hareket eden (diğer) canlılardan ve hayvanlardan yine böyle çeşitli renklerde olanlar vardır. Allah'a karşı ancak; kulları içinden alim olanlar derin saygı duyarlar. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.
Fatır 35:45النَّاسَn-nāseinsanları
وَلَوْ يُؤَاخِذُ اللّٰهُ النَّاسَ بِمَا كَسَبُوا مَا تَرَكَ عَلٰى ظَهْرِهَا مِنْ دَابَّةٍ وَلٰكِنْ يُؤَخِّرُهُمْ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى فَاِذَا جَاءَ اَجَلُهُمْ فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِعِبَادِهِ بَصِيرًا
ve lev yu'āḣiƶu (a)llahu n-nāse bimā kesebū mā terake ǎlā Zehrihā min dābbetin ve lākin yu'eḣḣiruhum ilā ecelin musemmen fe iƶā cā'e eceluhum fe inne (a)llahe kāne bi ǐbādihi beSīran
Eğer Allah, insanları kazandıkları yüzünden hemen cezalandıracak olsaydı, yerkürenin sırtında hiçbir canlı bırakmazdı. Ne var ki, onları belirli bir süreye kadar erteliyor. Nihayet süreleri gelince, (gerekeni yapar). Çünkü Allah, kullarını hakkıyla görmektedir.
Sad 38:26النَّاسِn-nāsiinsanlar
يَا دَاوُ۫دُ اِنَّا جَعَلْنَاكَ خَلِيفَةً فِي الْاَرْضِ فَاحْكُمْ بَيْنَ النَّاسِ بِالْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعِ الْهَوٰى فَيُضِلَّكَ عَنْ سَبِيلِ اللّٰهِ اِنَّ الَّذِينَ يَضِلُّونَ عَنْ سَبِيلِ اللّٰهِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ بِمَا نَسُوا يَوْمَ الْحِسَابِ
yā dāvūdu innā ceǎlnāke ḣalīfeten fī l-erDi fe Hkum beyne n-nāsi bi l-Haḳḳi ve lā tettebiǐ l-hevā fe yuDilleke ǎn sebīli (a)llahi inne (e)lleƶīne yeDillūne ǎn sebīli (a)llahi lehum ǎƶābun şedīdun bimā nesū yevme l-Hisābi
Ona dedik ki: "Ey Davud! Gerçekten biz seni yeryüzünde halife yaptık. İnsanlar arasında hak ile hüküm ver. Nefis arzusuna uyma, yoksa seni Allah'ın yolundan saptırır. Allah'ın yolundan sapanlar için hesap gününü unutmaları sebebiyle şiddetli bir azap vardır."
Mü'min 40:57النَّاسِn-nāsiinsanları
لَخَلْقُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ اَكْبَرُ مِنْ خَلْقِ النَّاسِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
le ḣalḳu s-semāvāti ve l-erDi ekberu min ḣalḳi n-nāsi ve lākinne ekṧera n-nāsi lā yeǎ'lemūne
Elbette göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyük bir şeydir. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Mü'min 40:57النَّاسِn-nāsiinsanların
لَخَلْقُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ اَكْبَرُ مِنْ خَلْقِ النَّاسِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
le ḣalḳu s-semāvāti ve l-erDi ekberu min ḣalḳi n-nāsi ve lākinne ekṧera n-nāsi lā yeǎ'lemūne
Elbette göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyük bir şeydir. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Mü'min 40:59النَّاسِn-nāsiinsanların
Mü'min 40:61النَّاسِn-nāsiinsanlara
اَللّٰهُ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الَّيْلَ لِتَسْكُنُوا فِيهِ وَالنَّهَارَ مُبْصِرًا اِنَّ اللّٰهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَشْكُرُونَ
(a)llahu elleƶī ceǎle lekumu l-leyle li teskunū fīhi ve n-nehāra mubSiran inne (a)llahe le ƶū feDlin ǎlā n-nāsi ve lākinne ekṧera n-nāsi lā yeşkurūne
Allah, içinde rahat edesiniz diye geceyi ve (her şeyi) gösterici (aydınlık) olarak da gündüzü yaratandır. Şüphesiz Allah, insanlara karşı sonsuz iyilik sahibidir, fakat insanların çoğu şükretmezler.
Mü'min 40:61النَّاسِn-nāsiinsanların
اَللّٰهُ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الَّيْلَ لِتَسْكُنُوا فِيهِ وَالنَّهَارَ مُبْصِرًا اِنَّ اللّٰهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَشْكُرُونَ
(a)llahu elleƶī ceǎle lekumu l-leyle li teskunū fīhi ve n-nehāra mubSiran inne (a)llahe le ƶū feDlin ǎlā n-nāsi ve lākinne ekṧera n-nāsi lā yeşkurūne
Allah, içinde rahat edesiniz diye geceyi ve (her şeyi) gösterici (aydınlık) olarak da gündüzü yaratandır. Şüphesiz Allah, insanlara karşı sonsuz iyilik sahibidir, fakat insanların çoğu şükretmezler.
Şura 42:42النَّاسَn-nāseinsanlara
اِنَّمَا السَّبِيلُ عَلَى الَّذِينَ يَظْلِمُونَ النَّاسَ وَيَبْغُونَ فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ اَلِيمٌ
innemā s-sebīlu ǎlā (e)lleƶīne yeZlimūne n-nāse ve yebğūne fī l-erDi bi ğayri l-Haḳḳi ulāike lehum ǎƶābun elīmun
Ceza yolu ancak insanlara zulmedenler ve yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenler içindir. İşte onlar için elem dolu bir azap vardır.
Zuhruf 43:33النَّاسُn-nāsuinsanların
وَلَوْلَا اَنْ يَكُونَ النَّاسُ اُمَّةً وَاحِدَةً لَجَعَلْنَا لِمَنْ يَكْفُرُ بِالرَّحْمٰنِ لِبُيُوتِهِمْ سُقُفًا مِنْ فِضَّةٍ وَمَعَارِجَ عَلَيْهَا يَظْهَرُونَ
ve levlā en yekūne n-nāsu ummeten vāHideten le ceǎlnā li men yekfuru bi r-raHmāni li buyūtihim suḳufen min fiDDetin ve meǎārice ǎleyhā yeZherūne
Eğer bütün insanlar (kafirlere verdiğimiz nimetlere bakıp küfürde birleşen) bir tek ümmet olacak olmasalardı, Rahman'ı inkar edenlerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerine çıkacakları merdivenler yapardık.
Duhan 44:11النَّاسَn-nāseinsanları
Casiye 45:26النَّاسِn-nāsiinsanların
قُلِ اللّٰهُ يُحْيِيكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يَجْمَعُكُمْ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ لَا رَيْبَ فِيهِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
ḳuli (a)llahu yuHyīkum ṧumme yumītukum ṧumme yecmeǔkum ilā yevmi l-ḳiyāmeti lā raybe fīhi ve lākinne ekṧera n-nāsi lā yeǎ'lemūne
De ki: "Allah sizi yaşatıyor. Sonra sizi öldürecek, sonra da kendisinde şüphe olmayan Kıyamet gününde sizi bir araya getirecek, ama insanların çoğu bilmezler."
Ahkaf 46:6النَّاسُn-nāsuinsanlar
Fetih 48:20النَّاسِn-nāsiinsanların
وَعَدَكُمُ اللّٰهُ مَغَانِمَ كَثِيرَةً تَأْخُذُونَهَا فَعَجَّلَ لَكُمْ هٰذِهِ وَكَفَّ اَيْدِيَ النَّاسِ عَنْكُمْ وَلِتَكُونَ اٰيَةً لِلْمُؤْمِنِينَ وَيَهْدِيَكُمْ صِرَاطًا مُسْتَقِيمًا
veǎdekumu (a)llahu meğānime keṧīraten te'ḣuƶūnehā fe ǎccele lekum hāƶihi ve keffe eydiye n-nāsi ǎnkum ve li tekūne āyeten li l-mu'minīne ve yehdiyekum SirāTen musteḳīmen
Allah, size, elde edeceğiniz birçok ganimetler vaad etmiştir. Şimdilik bunu size hemen vermiş ve insanların ellerini sizden çekmiştir. (Allah, böyle yaptı) ki, bunlar mü'minler için bir delil olsun, sizi de doğru bir yola iletsin.
Hucurat 49:13النَّاسُn-nāsuinsanlar
يَاأَيُّهَا النَّاسُ اِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ ذَكَرٍ وَاُنْثٰى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا اِنَّ اَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللّٰهِ اَتْقٰيكُمْ اِنَّ اللّٰهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ
yā eyyuhā n-nāsu innā ḣaleḳnākum min ƶekerin ve unṧā ve ceǎlnākum şuǔben ve ḳabāile li teǎārafū inne ekramekum ǐnde (a)llahi etḳākum inne (a)llahe ǎlīmun ḣabīrun
Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.
Kamer 54:20النَّاسَn-nāseinsanları
Hadid 57:24النَّاسَn-nāseinsanlara
اَلَّذِينَ يَبْخَلُونَ وَيَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبُخْلِ وَمَنْ يَتَوَلَّ فَاِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَمِيدُ
(e)lleƶīne yebḣalūne ve ye'murūne n-nāse bi l-buḣli ve men yetevelle fe inne (a)llahe huve l-ğaniyyu l-Hamīdu
Onlar cimrilik edip insanlara da cimriliği emreden kimselerdir. Kim yüz çevirirse bilsin ki şüphesiz Allah ganidir, zengindir, övülmeye layıktır.
Hadid 57:25النَّاسُn-nāsuinsanlar
لَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلَنَا بِالْبَيِّنَاتِ وَاَنْزَلْنَا مَعَهُمُ الْكِتَابَ وَالْمِيزَانَ لِيَقُومَ النَّاسُ بِالْقِسْطِ وَاَنْزَلْنَا الْحَدِيدَ فِيهِ بَأْسٌ شَدِيدٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَلِيَعْلَمَ اللّٰهُ مَنْ يَنْصُرُهُ وَرُسُلَهُ بِالْغَيْبِ اِنَّ اللّٰهَ قَوِيٌّ عَزِيزٌ
le ḳad erselnā rusulenā bi l-beyyināti ve enzelnā meǎhumu l-kitābe ve l-mīzāne li yeḳūme n-nāsu bi l-ḳisTi ve enzelnā l-Hadīde fīhi be'sun şedīdun ve menāfiǔ li n-nāsi ve li yeǎ'leme (a)llahu men yenSuruhu ve rusulehu bi l-ğaybi inne (a)llahe ḳaviyyun ǎzīzun
Andolsun, biz elçilerimizi açık mucizelerle gönderdik ve beraberlerinde kitabı ve mizanı (ölçüyü) indirdik ki, insanlar adaleti yerine getirsinler. Kendisinde müthiş bir güç ve insanlar için birçok faydalar bulunan demiri yarattık (ki insanlar ondan yararlansınlar). Allah da kendisine ve Resullerine gayba inanarak yardım edecekleri bilsin. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.
Cum'a 62:6النَّاسِn-nāsiinsanlardan
قُلْ يَاأَيُّهَا الَّذِينَ هَادُوا اِنْ زَعَمْتُمْ اَنَّكُمْ اَوْلِيَٓاءُ لِلّٰهِ مِنْ دُونِ النَّاسِ فَتَمَنَّوُا الْمَوْتَ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ
ḳul yā eyyuhā (e)lleƶīne hādū in zeǎmtum ennekum evliyā'u li (a)llahi min dūni n-nāsi fe temennevu l-mevte in kuntum Sādiḳīne
De ki: "Ey Yahudi akidesini benimseyenler! Bütün insanlar değil de, yalnız kendinizin Allah'ın dostları olduğunu iddia ediyorsanız, (bunda da) samimi iseniz haydi ölümü isteyin!"
Tahrim 66:6النَّاسُn-nāsuinsanlardır
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا قُوا اَنْفُسَكُمْ وَاَهْلِيكُمْ نَارًا وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ عَلَيْهَا مَلٰٓئِكَةٌ غِلَاظٌ شِدَادٌ لَا يَعْصُونَ اللّٰهَ مَا اَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ
yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū ḳū enfusekum ve ehlīkum nāran veḳūduhā n-nāsu ve l-Hicāratu ǎleyhā melāiketun ğilāZun şidādun lā yeǎ'Sūne (a)llahe mā emerahum ve yef'ǎlūne mā yu'merūne
Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. O ateşin başında gayet katı, çetin, Allah'ın kendilerine verdiği emirlere karşı gelmeyen ve kendilerine emredilen şeyi yapan melekler vardır.
Mutaffifin 83:2النَّاسِn-nāsiinsanlardan
Mutaffifin 83:6النَّاسُn-nāsuinsanlar
Zilzal 99:6النَّاسُn-nāsuinsanlar
Karia 101:4النَّاسُn-nāsuinsanlar
Nasr 110:2النَّاسَn-nāseinsanların
وَرَاَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ فِي دِينِ اللّٰهِ اَفْوَاجًا
ve raeyte n-nāse yedḣulūne fī dīni (a)llahi efvācen
(1-3) Allah'ın yardımı ve fetih (Mekke fethi) geldiğinde ve insanların bölük bölük Allah'ın dinine girdiğini gördüğünde, Rabbine hamd ederek tespihte bulun ve O'ndan bağışlama dile. Çünkü O, tövbeleri çok kabul edendir.
Nas 114:1النَّاسِn-nāsiinsanların
Nas 114:2النَّاسِn-nāsiinsanların
Nas 114:3النَّاسِn-nāsiinsanların
Nas 114:5النَّاسِn-nāsiinsanların
لِلنَّاسِ51 kez
Bakara 2:83لِلنَّاسِli n-nāsiinsanlara
وَاِذْ اَخَذْنَا مِيثَاقَ بَنِي اِسْرَٓاءِيلَ لَا تَعْبُدُونَ اِلَّا اللّٰهَ وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًا وَذِي الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاكِينِ وَقُولُوا لِلنَّاسِ حُسْنًا وَاَقِيمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ ثُمَّ تَوَلَّيْتُمْ اِلَّا قَلِيلًا مِنْكُمْ وَاَنْتُمْ مُعْرِضُونَ
ve iƶ eḣaƶnā mīṧāḳa benī isrāīle lā teǎ'budūne illā (a)llahe ve bi l-vālideyni iHsānen ve ƶī l-ḳurbā ve l-yetāmā ve l-mesākīni ve ḳūlū li n-nāsi Husnen ve eḳīmū S-Salāte ve ātū z-zekāte ṧumme tevelleytum illā ḳalīlen minkum ve entum muǎ'riDūne
Hani, biz İsrailoğulları'ndan, "Allah'tan başkasına ibadet etmeyeceksiniz, anne babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz, herkese güzel sözler söyleyeceksiniz, namazı kılacaksınız, zekatı vereceksiniz" diye söz almıştık. Sonra pek azınız hariç, yüz çevirerek sözünüzden döndünüz.
Bakara 2:124لِلنَّاسِli n-nāsiinsanlar için
وَاِذِ ابْتَلٰٓى اِبْرٰهِيمَ رَبُّهُ بِكَلِمَاتٍ فَاَتَمَّهُنَّ قَالَ اِنِّي جَاعِلُكَ لِلنَّاسِ اِمَامًا قَالَ وَمِنْ ذُرِّيَّتِي قَالَ لَا يَنَالُ عَهْدِي الظَّالِمِينَ
ve iƶi btelā ibrāhīme rabbuhu bi kelimātin fe etemmehunne ḳāle innī cāǐluke li n-nāsi imāmen ḳāle ve min ƶurrīyetī ḳāle lā yenālu ǎhdī Z-Zālimīne
Bir zaman Rabbi İbrahim'i birtakım emirlerle sınamış, İbrahim onların hepsini yerine getirmiş de Rabbi şöyle buyurmuştu: "Ben seni insanlara önder yapacağım." İbrahim de, "Soyumdan da (önderler yap, ya Rabbi!)" demişti. Bunun üzerine Rabbi, "Benim ahdim (verdiğim söz) zalimleri kapsamaz" demişti.
Bakara 2:125لِلنَّاسِli n-nāsiinsanlara
وَاِذْ جَعَلْنَا الْبَيْتَ مَثَابَةً لِلنَّاسِ وَاَمْنًا وَاتَّخِذُوا مِنْ مَقَامِ اِبْرٰهِيمَ مُصَلًّى وَعَهِدْنَا اِلٰٓى اِبْرٰهِيمَ وَاِسْمٰعِيلَ اَنْ طَهِّرَا بَيْتِيَ لِلطَّائِفِينَ وَالْعَاكِفِينَ وَالرُّكَّعِ السُّجُودِ
ve iƶ ceǎlnā l-beyte meṧābeten li n-nāsi ve emnen ve tteḣiƶū min meḳāmi ibrāhīme muSallen ve ǎhidnā ilā ibrāhīme ve ismāǐyle en Tahhirā beytiye li T-Tāifīne ve l-ǎākifīne ve r-rukkeǐ s-sucūdi
Hani, biz Kabe'yi insanlara toplantı ve güven yeri kılmıştık. Siz de Makam-ı İbrahim'den kendinize bir namaz yeri edinin. İbrahim ve İsmail'e şöyle emretmiştik: "Tavaf edenler, kendini ibadete verenler, rüku ve secde edenler için evimi (Kabe'yi) tertemiz tutun."
Bakara 2:150لِلنَّاسِli n-nāsihiç kimsenin
وَمِنْ حَيْثُ خَرَجْتَ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَحَيْثُ مَا كُنْتُمْ فَوَلُّوا وُجُوهَكُمْ شَطْرَهُ لِئَلَّا يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَيْكُمْ حُجَّةٌ اِلَّا الَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْهُمْ فَلَا تَخْشَوْهُمْ وَاخْشَوْنِي وَلِاُتِمَّ نِعْمَتِي عَلَيْكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
ve min Hayṧu ḣaracte fe velli vecheke şeTra l-mescidi l-Harāmi ve Hayṧu mā kuntum fe vellū vucūhekum şeTrahu li ellā yekūne li n-nāsi ǎleykum Huccetun illā (e)lleƶīne Zelemū minhum fe lā teḣşevhum ve ḣşevnī ve li utimme niǎ'metī ǎleykum ve leǎllekum tehtedūne
(Ey Muhammed!) Nereden yola çıkarsan çık, yüzünü Mescid-i Haram'a doğru çevir. (Ey mü'minler!) Siz de nerede olursanız olun, yüzünüzü Mescid-i Haram'a doğru çevirin ki, zalimlerin dışındaki insanların elinde (size karşı) bir koz olmasın. Zalimlerden korkmayın, benden korkun. Böylece size nimetlerimi tamamlayayım ve doğru yolu bulasınız.
Bakara 2:159لِلنَّاسِli n-nāsiinsanlara
اِنَّ الَّذِينَ يَكْتُمُونَ مَا اَنْزَلْنَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ وَالْهُدٰى مِنْ بَعْدِ مَا بَيَّنَّاهُ لِلنَّاسِ فِي الْكِتَابِ اُو۬لٰٓئِكَ يَلْعَنُهُمُ اللّٰهُ وَيَلْعَنُهُمُ اللَّاعِنُونَ
inne (e)lleƶīne yektumūne mā enzelnā mine l-beyyināti ve l-hudā min beǎ'di mā beyyennāhu li n-nāsi fī l-kitābi ulāike yel'ǎnuhumu (a)llahu ve yel'ǎnuhumu l-lāǐnūne
İndirdiğimiz apaçık delilleri ve hidayeti Kitap'ta açıklamamızdan sonra onları gizleyenler var ya, işte onlara hem Allah lanet eder, hem de bütün lanet etme konumunda olanlar lanet eder.
Bakara 2:185لِلنَّاسِli n-nāsiinsanlara
شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِي اُنْزِلَ فِيهِ الْقُرْاٰنُ هُدًى لِلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِنَ الْهُدٰى وَالْفُرْقَانِ فَمَنْ شَهِدَ مِنْكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ وَمَنْ كَانَ مَرِيضًا اَوْ عَلٰى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِنْ اَيَّامٍ اُخَرَ يُرِيدُ اللّٰهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلَا يُرِيدُ بِكُمُ الْعُسْرَ وَلِتُكْمِلُوا الْعِدَّةَ وَلِتُكَبِّرُوا اللّٰهَ عَلٰى مَا هَدٰيكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
şehru rameDāne elleƶī unzile fīhi l-ḳurānu huden li n-nāsi ve beyyinātin mine l-hudā ve l-furḳāni fe men şehide minkumu ş-şehra fe l yeSumhu ve men kāne merīDan ev ǎlā seferin fe ǐddetun min eyyāmin uḣara yurīdu (a)llahu bikumu l-yusra ve lā yurīdu bikumu l-ǔsra ve li tukmilū l-ǐddete ve li tukebbirū (a)llahe ǎlā mā hedākum ve leǎllekum teşkurūne
(O sayılı günler), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur'an'ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa, onu oruçla geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez. Bu da sayıyı tamamlamanız ve hidayete ulaştırmasına karşılık Allah'ı yüceltmeniz ve şükretmeniz içindir.
Bakara 2:187لِلنَّاسِli n-nāsiinsanlara
اُحِلَّ لَكُمْ لَيْلَةَ الصِّيَامِ الرَّفَثُ اِلٰى نِسَائِكُمْ هُنَّ لِبَاسٌ لَكُمْ وَاَنْتُمْ لِبَاسٌ لَهُنَّ عَلِمَ اللّٰهُ اَنَّكُمْ كُنْتُمْ تَخْتَانُونَ اَنْفُسَكُمْ فَتَابَ عَلَيْكُمْ وَعَفَا عَنْكُمْ فَالْـٰٔنَ بَاشِرُوهُنَّ وَابْتَغُوا مَا كَتَبَ اللّٰهُ لَكُمْ وَكُلُوا وَاشْرَبُوا حَتّٰى يَتَبَيَّنَ لَكُمُ الْخَيْطُ الْاَبْيَضُ مِنَ الْخَيْطِ الْاَسْوَدِ مِنَ الْفَجْرِ ثُمَّ اَتِمُّوا الصِّيَامَ اِلَى الَّيْلِۚ وَلَا تُبَاشِرُوهُنَّ وَاَنْتُمْ عَاكِفُونَ فِي الْمَسَاجِدِ تِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِ فَلَا تَقْرَبُوهَا كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ اٰيَاتِهِ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ
uHille lekum leylete S-Siyāmi r-rafeṧu ilā nisāikum hunne libāsun lekum ve entum libāsun le hunne ǎlime (a)llahu ennekum kuntum teḣtānūne enfusekum fe tābe ǎleykum ve ǎfā ǎnkum fe l-āne bāşirūhunne ve bteğū mā ketebe (a)llahu lekum ve kulū ve şrabū Hattā yetebeyyene lekumu l-ḣayTu l-ebyeDu mine l-ḣayTi l-esvedi mine l-fecri ṧumme etimmū S-Siyāme ilā l-leyli ve lā tubāşirūhunne ve entum ǎākifūne fī l-mesācidi tilke Hudūdu (a)llahi fe lā teḳrabūhā ke ƶālike yubeyyinu (a)llahu āyātihi li n-nāsi leǎllehum yetteḳūne
Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı. Onlar, size örtüdürler, siz de onlara örtüsünüz. Allah, (Ramazan gecelerinde hanımlarınıza yaklaşarak) kendinize zulmetmekte olduğunuzu bildi de tövbenizi kabul edip sizi affetti. Artık eşlerinize yaklaşın ve Allah'ın sizin için yazıp takdir etmiş olduğu şeyi arayın. Şafağın aydınlığı gecenin karanlığından ayırt edilinceye (tan yeri ağarıncaya) kadar yiyin, için. Sonra da akşama kadar orucu tam tutun. Bununla birlikte siz mescitlerde itikafta iken eşlerinize yaklaşmayın. Bunlar, Allah'ın koyduğu sınırlardır. Bu sınırlara yaklaşmayın. Allah, kendine karşı gelmekten sakınsınlar diye, ayetlerini insanlara böylece açıklar.
Bakara 2:189لِلنَّاسِli n-nāsiinsanlar için
يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْاَهِلَّةِ قُلْ هِيَ مَوَاقِيتُ لِلنَّاسِ وَالْحَجِّ وَلَيْسَ الْبِرُّ بِاَنْ تَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ ظُهُورِهَا وَلٰكِنَّ الْبِرَّ مَنِ اتَّقٰى وَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ اَبْوَابِهَاۖ وَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
yeselūneke ǎni l-ehilleti ḳul hiye mevāḳītu li n-nāsi ve l-Hacci ve leyse l-birru bi en te'tū l-buyūte min Zuhūrihā ve lākinne l-birra meni tteḳā ve 'tū l-buyūte min ebvābihā ve tteḳū (a)llahe leǎllekum tufliHūne
Sana, hilalleri soruyorlar. De ki: "Onlar, insanlar ve hac için vakit ölçüleridir. İyilik, evlere arkalarından girmeniz değildir. Ama iyi davranış, takva sahibi (Allah'a karşı gelmekten sakınan) insanın davranışıdır. Evlere kapılarından girin. Allah'a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.
Bakara 2:219لِلنَّاسِli n-nāsiinsanlar için
يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ قُلْ فِيهِمَا اِثْمٌ كَبِيرٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَاِثْمُهُمَٓا اَكْبَرُ مِنْ نَفْعِهِمَا وَيَسْـَٔلُونَكَ مَاذَا يُنْفِقُونَ قُلِ الْعَفْوَ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ
yeselūneke ǎni l-ḣamri ve l-meysiri ḳul fīhimā iṧmun kebīrun ve menāfiǔ li n-nāsi ve iṧmuhumā ekberu min nef'ǐhimā ve yeselūneke māƶā yunfiḳūne ḳuli l-ǎfve ke ƶālike yubeyyinu (a)llahu lekumu l-āyāti leǎllekum tetefekkerūne
Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: "Onlarda hem büyük günah, hem de insanlar için (bazı zahiri) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından büyüktür." Yine sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: "İhtiyaçtan arta kalanı." Allah, size ayetleri böyle açıklıyor ki düşünesiniz.
Bakara 2:221لِلنَّاسِli n-nāsiinsanlara
وَلَا تَنْكِحُوا الْمُشْرِكَاتِ حَتّٰى يُؤْمِنَّ وَلَاَمَةٌ مُؤْمِنَةٌ خَيْرٌ مِنْ مُشْرِكَةٍ وَلَوْ اَعْجَبَتْكُمْ وَلَا تُنْكِحُوا الْمُشْرِكِينَ حَتّٰى يُؤْمِنُوا وَلَعَبْدٌ مُؤْمِنٌ خَيْرٌ مِنْ مُشْرِكٍ وَلَوْ اَعْجَبَكُمْ اُو۬لٰٓئِكَ يَدْعُونَ اِلَى النَّارِ وَاللّٰهُ يَدْعُٓوا اِلَى الْجَنَّةِ وَالْمَغْفِرَةِ بِاِذْنِهِ وَيُبَيِّنُ اٰيَاتِهِ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ
ve lā tenkiHū l-muşrikāti Hattā yu'minne ve le emetun mu'minetun ḣayrun min muşriketin ve lev eǎ'cebetkum ve lā tunkiHū l-muşrikīne Hattā yu'minū ve le ǎbdun mu'minun ḣayrun min muşrikin ve lev eǎ'cebekum ulāike yed'ǔne ilā n-nāri ve(a)llahu yed'ǔ ilā l-cenneti ve l-meğfirati bi iƶnihi ve yubeyyinu āyātihi li n-nāsi leǎllehum yeteƶekkerūne
İman etmedikleri sürece Allah'a ortak koşan kadınlarla evlenmeyin. Allah'a ortak koşan kadın hoşunuza gitse de, mü'min bir cariye Allah'a ortak koşan bir kadından daha hayırlıdır. İman etmedikleri sürece Allah'a ortak koşan erkeklerle, kadınlarınızı evlendirmeyin. Allah'a ortak koşan hür erkek hoşunuza gitse de; iman eden bir köle, Allah'a ortak koşan bir erkekten daha hayırlıdır. Onlar ateşe çağırırlar, Allah ise izniyle, cennete ve bağışlanmaya çağırır. O, insanlara ayetlerini açıklar ki, öğüt alıp düşünsünler.
Bakara 2:259لِلنَّاسِli n-nāsiinsanlar için
اَوْ كَالَّذِي مَرَّ عَلٰى قَرْيَةٍ وَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلٰى عُرُوشِهَا قَالَ اَنّٰى يُحْيِ هٰذِهِ اللّٰهُ بَعْدَ مَوْتِهَا فَاَمَاتَهُ اللّٰهُ مِائَةَ عَامٍ ثُمَّ بَعَثَهُ قَالَ كَمْ لَبِثْتَ قَالَ لَبِثْتُ يَوْمًا اَوْ بَعْضَ يَوْمٍ قَالَ بَلْ لَبِثْتَ مِائَةَ عَامٍ فَانْظُرْ اِلٰى طَعَامِكَ وَشَرَابِكَ لَمْ يَتَسَنَّهْ وَانْظُرْ اِلٰى حِمَارِكَ وَلِنَجْعَلَكَ اٰيَةً لِلنَّاسِ وَانْظُرْ اِلَى الْعِظَامِ كَيْفَ نُنْشِزُهَا ثُمَّ نَكْسُوهَا لَحْمًا فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُ قَالَ اَعْلَمُ اَنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
ev ke elleƶī merra ǎlā ḳaryetin ve hiye ḣāviyetun ǎlā ǔrūşihā ḳāle ennā yuHyī hāƶihi (a)llahu beǎ'de mevtihā fe emātehu (a)llahu miAete ǎāmin ṧumme beǎṧehu ḳāle kem lebiṧte ḳāle lebiṧtu yevmen ev beǎ'De yevmin ḳāle bel lebiṧte miAete ǎāmin fe nZur ilā Taǎāmike ve şerābike lem yetesenneh ve nZur ilā Himārike ve li nec'ǎleke āyeten li n-nāsi ve nZur ilā l-ǐZāmi keyfe nunşizuhā ṧumme neksūhā leHmen fe lemmā tebeyyene lehu ḳāle eǎ'lemu enne (a)llahe ǎlā kulli şey'in ḳadīrun
Yahut altı üstüne gelmiş (ıpıssız duran) bir şehre uğrayan kimseyi görmedin mi? O, "Allah, burayı ölümünden sonra nasıl diriltecek (acaba)?" demişti. Bunun üzerine, Allah onu öldürüp yüzyıl ölü bıraktı, sonra diriltti ve ona sordu: "Ne kadar (ölü) kaldın?" O, "Bir gün veya bir günden daha az kaldım" diye cevap verdi. Allah, şöyle dedi: "Hayır, yüz sene kaldın. Böyle iken yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamış. Bir de eşeğine bak! (Böyle yapmamız) seni insanlara ibret belgesi kılmamız içindir. (Eşeğin) kemikler(in)e de bak, nasıl onları bir araya getiriyor, sonra onlara nasıl et giydiriyoruz?" Kendisine bütün bunlar apaçık belli olunca, şöyle dedi: "Şimdi, biliyorum ki; şüphesiz Allah'ın gücü her şeye hakkıyla yeter."
Al-i İmran 3:4لِلنَّاسِli n-nāsiinsanlara
مِنْ قَبْلُ هُدًى لِلنَّاسِ وَاَنْزَلَ الْفُرْقَانَ اِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ وَاللّٰهُ عَزِيزٌ ذُو انْتِقَامٍ
min ḳablu huden li n-nāsi ve enzele l-furḳāne inne (e)lleƶīne keferū bi āyāti (a)llahi lehum ǎƶābun şedīdun ve(a)llahu ǎzīzun ƶū ntiḳāmin
(3-4) O, sana Kitab'ı hak ve kendisinden öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi. O, daha önce Tevrat'ı ve İncil'i insanlar için birer hidayet olarak indirmişti. Furkan'ı da indirdi. Şüphesiz, Allah'ın ayetlerini inkar edenler için şiddetli bir azap vardır. Allah, mutlak güç sahibidir, intikam sahibidir.
Al-i İmran 3:14لِلنَّاسِli n-nāsiinsanlara
زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ الشَّهَوَاتِ مِنَ النِّسَاءِ وَالْبَنِينَ وَالْقَنَاطِيرِ الْمُقَنْطَرَةِ مِنَ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ وَالْخَيْلِ الْمُسَوَّمَةِ وَالْاَنْعَامِ وَالْحَرْثِ ذٰلِكَ مَتَاعُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَاللّٰهُ عِنْدَهُ حُسْنُ الْمَاٰبِ
zuyyine li n-nāsi Hubbu ş-şehevāti mine n-nisā'i ve l-benīne ve l-ḳanāTīri l-muḳanTarati mine ƶ-ƶehebi ve l-fiDDeti ve l-ḣayli l-musevvemeti ve l-en'ǎāmi ve l-Harṧi ƶālike metāǔ l-Hayāti d-dunyā ve(a)llahu ǐndehu Husnu l-mābi
Kadınlar, oğullar, yük yük altın ve gümüş, salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi. Bunlar dünya hayatının geçimliğidir. Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah'ın katındadır.
Al-i İmran 3:79لِلنَّاسِli n-nāsiinsanlara
مَا كَانَ لِبَشَرٍ اَنْ يُؤْتِيَهُ اللّٰهُ الْكِتَابَ وَالْحُكْمَ وَالنُّبُوَّةَ ثُمَّ يَقُولَ لِلنَّاسِ كُونُوا عِبَادًا لِي مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلٰكِنْ كُونُوا رَبَّانِيِّنَ بِمَا كُنْتُمْ تُعَلِّمُونَ الْكِتَابَ وَبِمَا كُنْتُمْ تَدْرُسُونَ
mā kāne li beşerin en yu'tiyehu (a)llahu l-kitābe ve l-Hukme ve n-nubuvvete ṧumme yeḳūle li n-nāsi kūnū ǐbāden lī min dūni (a)llahi ve lākin kūnū rabbāniyyīne bimā kuntum tuǎllimūne l-kitābe ve bi mā kuntum tedrusūne
Allah'ın, kendisine Kitab'ı, hükmü (hikmeti) ve peygamberliği verdiği hiçbir insanın, "Allah'ı bırakıp bana kullar olun" demesi düşünülemez. Fakat (şöyle öğüt verir:) "Öğretmekte ve derinlemesine incelemekte olduğunuz Kitap uyarınca rabbaniler (Allah'ın istediği örnek ve dindar kullar) olun."
Al-i İmran 3:96لِلنَّاسِli n-nāsiinsanlara
اِنَّ اَوَّلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذِي بِبَكَّةَ مُبَارَكًا وَهُدًى لِلْعَالَمِينَ
inne evvele beytin vuDiǎ li n-nāsi le (e)lleƶī bi bekkete mubāraken ve huden li l-ǎālemīne
Şüphesiz, insanlar için kurulan ilk ibadet evi, elbette Mekke'de, alemlere rahmet ve hidayet kaynağı olarak kurulan Ka'be'dir.
Al-i İmran 3:110لِلنَّاسِli n-nāsiinsanlar için
كُنْتُمْ خَيْرَ اُمَّةٍ اُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَلَوْ اٰمَنَ اَهْلُ الْكِتَابِ لَكَانَ خَيْرًا لَهُمْ مِنْهُمُ الْمُؤْمِنُونَ وَاَكْثَرُهُمُ الْفَاسِقُونَ
kuntum ḣayra ummetin uḣricet li n-nāsi te'murūne bi l-meǎ'rūfi ve tenhevne ǎni l-munkeri ve tu'minūne bi(a)llahi ve lev āmene ehlu l-kitābi le kāne ḣayran lehum minhumu l-mu'minūne ve ekṧeruhumu l-fāsiḳūne
Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah'a iman edersiniz. Kitap ehli de inansalardı elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler de var. Ama pek çoğu fasık kimselerdir.
Al-i İmran 3:138لِلنَّاسِli n-nāsiinsanlara
Al-i İmran 3:187لِلنَّاسِli n-nāsiinsanlara
وَاِذْ اَخَذَ اللّٰهُ مِيثَاقَ الَّذِينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ لَتُبَيِّنُنَّهُ لِلنَّاسِ وَلَا تَكْتُمُونَهُ فَنَبَذُوهُ وَرَاءَ ظُهُورِهِمْ وَاشْتَرَوْا بِهِ ثَمَنًا قَلِيلًا فَبِئْسَ مَا يَشْتَرُونَ
ve iƶ eḣaƶe (a)llahu mīṧāḳa (e)lleƶīne ūtū l-kitābe le tubeyyinunnehu li n-nāsi ve lā tektumūnehu fe nebeƶūhu verā'e Zuhūrihim ve şterav bihi ṧemenen ḳalīlen fe bi'se mā yeşterūne
Hani Allah, kendilerine kitap verilenlerden, "Onu (Kitabı) mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz" diye sağlam söz almıştı. Fakat onlar verdikleri sözü, arkalarına atıp onu az bir karşılığa değiştiler. Yaptıkları bu alışveriş ne kadar kötüdür!
Nisa 4:79لِلنَّاسِli n-nāsiinsanlara
مَا اَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللّٰهِ وَمَا اَصَابَكَ مِنْ سَيِّئَةٍ فَمِنْ نَفْسِكَ وَاَرْسَلْنَاكَ لِلنَّاسِ رَسُولًا وَكَفٰى بِاللّٰهِ شَهِيدًا
mā eSābeke min Hasenetin fe mine (a)llahi ve mā eSābeke min seyyietin fe min nefsike ve erselnāke li n-nāsi rasūlen ve kefā bi(a)llahi şehīden
Sana ne iyilik gelirse Allah'tandır. Sana ne kötülük gelirse kendindendir. (Ey Muhammed!) Seni insanlara bir peygamber olarak gönderdik. Şahit olarak Allah yeter.
Nisa 4:165لِلنَّاسِli n-nāsiinsanların
رُسُلًا مُبَشِّرِينَ وَمُنْذِرِينَ لِئَلَّا يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَى اللّٰهِ حُجَّةٌ بَعْدَ الرُّسُلِ وَكَانَ اللّٰهُ عَزِيزًا حَكِيمًا
rusulen mubeşşirīne ve munƶirīne li ellā yekūne li n-nāsi ǎlā (a)llahi Huccetun beǎ'de r-rusuli ve kāne (a)llahu ǎzīzen Hakīmen
Müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdik ki, peygamberlerden sonra insanların Allah'a karşı bir bahaneleri olmasın. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Maide 5:97لِلنَّاسِli n-nāsiinsanlara/insanlar için
جَعَلَ اللّٰهُ الْكَعْبَةَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ قِيَامًا لِلنَّاسِ وَالشَّهْرَ الْحَرَامَ وَالْهَدْيَ وَالْقَلَائِدَ ذٰلِكَ لِتَعْلَمُوا اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَاَنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
ceǎle (a)llahu l-keǎ'bete l-beyte l-Harāme ḳiyāmen li n-nāsi ve ş-şehra l-Harāme ve l-hedye ve l-ḳalāide ƶālike li teǎ'lemū enne (a)llahe yeǎ'lemu mā fī s-semāvāti ve mā fī l-erDi ve enne (a)llahe bi kulli şey'in ǎlīmun
Allah; Ka'be'yi, o saygıdeğer evi, haram ayı, hac kurbanını ve (bu kurbanlara takılı) gerdanlıkları insanlar(ın din ve dünyaları) için ayakta kalma (ve canlanma) sebebi kıldı. Bunlar, göklerde ve yerde ne varsa hepsini Allah'ın bildiğini ve Allah'ın (zaten) her şeyi hakkıyla bilmekte olduğunu bilmeniz içindir.
Maide 5:116لِلنَّاسِli n-nāsiinsanlara
وَاِذْ قَالَ اللّٰهُ يَاعِيسَىٰ ابْنَ مَرْيَمَ ءَاَنْتَ قُلْتَ لِلنَّاسِ اتَّخِذُونِي وَاُمِّيَ اِلٰهَيْنِ مِنْ دُونِ اللّٰهِ قَالَ سُبْحَانَكَ مَا يَكُونُ لِي اَنْ اَقُولَ مَا لَيْسَ لِي بِحَقٍّ اِنْ كُنْتُ قُلْتُهُ فَقَدْ عَلِمْتَهُ تَعْلَمُ مَا فِي نَفْسِي وَلَا اَعْلَمُ مَا فِي نَفْسِكَ اِنَّكَ اَنْتَ عَلَّامُ الْغُيُوبِ
ve iƶ ḳāle (a)llahu yā ǐysā bne meryeme e ente ḳulte li n-nāsi tteḣiƶūnī ve ummiye ilāheyni min dūni (a)llahi ḳāle subHāneke mā yekūnu lī en eḳūle mā leyse lī bi Haḳḳin in kuntu ḳultuhu fe ḳad ǎlimtehu teǎ'lemu mā fī nefsī ve lā eǎ'lemu mā fī nefsike inneke ente ǎllāmu l-ğuyūbi
Allah, kıyamet günü şöyle diyecek: "Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara, Allah'ı bırakarak beni ve anamı iki ilah edinin, dedin?" İsa da şöyle diyecek: "Seni bütün eksikliklerden uzak tutarım. Hakkım olmayan bir şeyi söylemem, benim için söz konusu olamaz. Eğer ben onu söylemiş olsaydım, elbette sen bunu bilirdin. Sen benim içimde olanı bilirsin, ama ben sende olanı bilemem. Şüphesiz ki yalnızca sen gaybları hakkıyla bilensin."
En'am 6:91لِلنَّاسِli n-nāsiinsanlara
وَمَا قَدَرُوا اللّٰهَ حَقَّ قَدْرِهِ اِذْ قَالُوا مَا اَنْزَلَ اللّٰهُ عَلٰى بَشَرٍ مِنْ شَيْءٍ قُلْ مَنْ اَنْزَلَ الْكِتَابَ الَّذِي جَاءَ بِهِ مُوسٰى نُورًا وَهُدًى لِلنَّاسِ تَجْعَلُونَهُ قَرَاطِيسَ تُبْدُونَهَا وَتُخْفُونَ كَثِيرًا وَعُلِّمْتُمْ مَا لَمْ تَعْلَمُوا اَنْتُمْ وَلَا اٰبَٓاؤُ۬كُمْ قُلِ اللّٰهُ ثُمَّ ذَرْهُمْ فِي خَوْضِهِمْ يَلْعَبُونَ
ve mā ḳaderū (a)llahe Haḳḳa ḳadrihi iƶ ḳālū mā enzele (a)llahu ǎlā beşerin min şey'in ḳul men enzele l-kitābe elleƶī cā'e bihi mūsā nūran ve huden li n-nāsi tec'ǎlūnehu ḳarāTīse tubdūnehā ve tuḣfūne keṧīran ve ǔllimtum mā lem teǎ'lemū entum ve lā ābā'ukum ḳuli (a)llahu ṧumme ƶerhum fī ḣavDihim yel'ǎbūne
Allah'ın kadrini gereği gibi bilemediler. Çünkü, "Allah, hiç kimseye hiçbir şey indirmedi" dediler. De ki: "Musa'nın insanlara bir nur ve hidayet olarak getirdiği, parça parça kağıtlar haline koyup ortaya çıkardığınız, pek çoğunu ise gizlediğiniz; (kendisiyle) sizin de, babalarınızın da bilmediği şeylerin size öğretildiği Kitab'ı kim indirdi?" (Ey Muhammed!) "Allah" (indirdi) de, sonra bırak onları, içine daldıkları batakta oynayadursunlar.
Yunus 10:2لِلنَّاسِli n-nāsiinsanlara
اَكَانَ لِلنَّاسِ عَجَبًا اَنْ اَوْحَيْنَٓا اِلٰى رَجُلٍ مِنْهُمْ اَنْ اَنْذِرِ النَّاسَ وَبَشِّرِ الَّذِينَ اٰمَنُٓوا اَنَّ لَهُمْ قَدَمَ صِدْقٍ عِنْدَ رَبِّهِمْ قَالَ الْكَافِرُونَ اِنَّ هٰذَا لَسَاحِرٌ مُبِينٌ
e kāne li n-nāsi ǎceben en evHaynā ilā raculin minhum en enƶiri n-nāse ve beşşiri (e)lleƶīne āmenū enne lehum ḳademe Sidḳin ǐnde rabbihim ḳāle l-kāfirūne inne hāƶā le sāHirun mubīnun
İçlerinden bir adama insanları uyar ve iman edenlere, Rableri katında kendileri için bir doğruluk makamı bulunduğunu müjdele diye vahyetmemiz, insanlar için şaşılacak bir şey mi oldu ki o kafirler, "Bu elbette apaçık bir sihirbazdır" dediler?
Yunus 10:11لِلنَّاسِli n-nāsiinsanlara
وَلَوْ يُعَجِّلُ اللّٰهُ لِلنَّاسِ الشَّرَّ اسْتِعْجَالَهُمْ بِالْخَيْرِ لَقُضِيَ اِلَيْهِمْ اَجَلُهُمْ فَنَذَرُ الَّذِينَ لَا يَرْجُونَ لِقَاءَنَا فِي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ
ve lev yuǎccilu (a)llahu li n-nāsi ş-şerra stiǎ'cālehum bi l-ḣayri le ḳuDiye ileyhim eceluhum fe neƶeru (e)lleƶīne lā yercūne liḳā'enā fī Tuğyānihim yeǎ'mehūne
Eğer Allah, insanlara onların hemen hayra kavuşmayı istedikleri gibi, şerri de acele verseydi, elbette onların ecellerine hükmolunurdu. İşte biz, bize kavuşmayı ummayanları, kendi azgınlıkları içinde bocalar halde bırakırız.
Ra'd 13:6لِلنَّاسِli n-nāsiinsanlar için
وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالسَّيِّئَةِ قَبْلَ الْحَسَنَةِ وَقَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِمُ الْمَثُلَاتُ وَاِنَّ رَبَّكَ لَذُو مَغْفِرَةٍ لِلنَّاسِ عَلٰى ظُلْمِهِمْ وَاِنَّ رَبَّكَ لَشَدِيدُ الْعِقَابِ
ve yesteǎ'cilūneke bi s-seyyieti ḳable l-Haseneti ve ḳad ḣalet min ḳablihimu l-meṧulātu ve inne rabbeke le ƶū meğfiratin li n-nāsi ǎlā Zulmihim ve inne rabbeke le şedīdu l-ǐḳābi
Bir de senden, iyilikten önce kötülüğün acele gelmesini istiyorlar. Oysa onlardan önce ibret alınacak birçok azap gelip geçmiştir. Şüphesiz Rabbin, insanların zulümlerine rağmen bağışlama sahibidir. Bununla beraber Rabbinin azabı pek şiddetlidir.
İbrahim 14:25لِلنَّاسِli n-nāsiinsanlara
تُؤْتِي اُكُلَهَا كُلَّ حِينٍ بِاِذْنِ رَبِّهَا وَيَضْرِبُ اللّٰهُ الْاَمْثَالَ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ
tu'tī ukulehā kulle Hīnin bi iƶni rabbihā ve yeDribu (a)llahu l-emṧāle li n-nāsi leǎllehum yeteƶekkerūne
Bu ağaç, Rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir. Öğüt alsınlar diye Allah insanlara misaller getirir.
İbrahim 14:52لِلنَّاسِli n-nāsiinsanlara
هٰذَا بَلَاغٌ لِلنَّاسِ وَلِيُنْذَرُوا بِهِ وَلِيَعْلَمُوا اَنَّمَا هُوَ اِلٰهٌ وَاحِدٌ وَلِيَذَّكَّرَ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ
hāƶā belāğun li n-nāsi ve li yunƶerū bihi ve li yeǎ'lemū ennemā huve ilāhun vāHidun ve li yeƶƶekkera ūlū l-elbābi
Bu Kur'an; kendisiyle uyarılsınlar, Allah'ın ancak tek ilah olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara bir bildiridir.
Nahl 16:44لِلنَّاسِli n-nāsiinsanlara
بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِ وَاَنْزَلْنَٓا اِلَيْكَ الذِّكْرَ لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ اِلَيْهِمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ
bi l-beyyināti ve z-zuburi ve enzelnā ileyke ƶ-ƶikra li tubeyyine li n-nāsi mā nuzzile ileyhim ve leǎllehum yetefekkerūne
(O peygamberleri) apaçık belgeler ve kitaplarla gönderdik. İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman ve onların da (üzerinde) düşünmeleri için sana bu Kur'an'ı indirdik.
Nahl 16:69لِلنَّاسِli n-nāsiinsanlara
ثُمَّ كُلِي مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ فَاسْلُكِي سُبُلَ رَبِّكِ ذُلُلًا يَخْرُجُ مِنْ بُطُونِهَا شَرَابٌ مُخْتَلِفٌ اَلْوَانُهُ فِيهِ شِفَاءٌ لِلنَّاسِ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
ṧumme kulī min kulli ṧ-ṧemerāti fe slukī subule rabbiki ƶululen yeḣrucu min buTūnihā şerābun muḣtelifun elvānuhu fīhi şifā'un li n-nāsi inne fī ƶālike le āyeten li ḳavmin yetefekkerūne
"Sonra meyvelerin hepsinden ye de Rabbinin sana kolaylaştırdığı (yaylım) yollarına gir." Onların karınlarından çeşitli renklerde bal çıkar. Onda insanlar için şifa vardır. Şüphesiz bunda düşünen bir (toplum) için bir ibret vardır.
İsra 17:60لِلنَّاسِli n-nāsiinsanlar için
وَاِذْ قُلْنَا لَكَ اِنَّ رَبَّكَ اَحَاطَ بِالنَّاسِ وَمَا جَعَلْنَا الرُّءْيَا الَّتِي اَرَيْنَاكَ اِلَّا فِتْنَةً لِلنَّاسِ وَالشَّجَرَةَ الْمَلْعُونَةَ فِي الْقُرْاٰنِۜ وَنُخَوِّفُهُمْ فَمَا يَزِيدُهُمْ اِلَّا طُغْيَانًا كَبِيرًا
ve iƶ ḳulnā leke inne rabbeke eHāTa bi n-nāsi ve mā ceǎlnā r-ru'yā lletī eraynāke illā fitneten li n-nāsi ve ş-şecerate l-mel'ǔnete fī l-ḳurāni ve nuḣavvifuhum fe mā yezīduhum illā Tuğyānen kebīran
Hani sana, "Muhakkak Rabbin, insanları çepeçevre kuşatmıştır" demiştik. Sana gösterdiğimiz o rüyayı da, Kur'an'da lanetlenmiş bulunan o ağacı da sırf insanları sınamak için vesile yaptık. Biz onları korkutuyoruz. Fakat bu, sadece onların büyük azgınlıklarını (daha da) artırdı.
İsra 17:89لِلنَّاسِli n-nāsiinsanlara
وَلَقَدْ صَرَّفْنَا لِلنَّاسِ فِي هٰذَا الْقُرْاٰنِ مِنْ كُلِّ مَثَلٍ فَاَبٰٓى اَكْثَرُ النَّاسِ اِلَّا كُفُورًا
ve leḳad Sarrafnā li n-nāsi fī hāƶā l-ḳurāni min kulli meṧelin fe ebā ekṧeru n-nāsi illā kufūran
Andolsun, biz bu Kur'an'da insanlara her türlü misali değişik şekillerde açıkladık. Yine de insanların çoğu ancak inkarda direttiler.
Kehf 18:54لِلنَّاسِli n-nāsiinsanlara
وَلَقَدْ صَرَّفْنَا فِي هٰذَا الْقُرْاٰنِ لِلنَّاسِ مِنْ كُلِّ مَثَلٍ وَكَانَ الْاِنْسَانُ اَكْثَرَ شَيْءٍ جَدَلًا
ve leḳad Sarrafnā fī hāƶā l-ḳurāni li n-nāsi min kulli meṧelin ve kāne l-insānu ekṧera şey'in cedelen
Andolsun, biz bu Kur'an'da insanlar için her türlü misali değişik şekillerde açıkladık. Fakat insan tartışmaya her şeyden daha çok düşkündür.
Meryem 19:21لِلنَّاسِli n-nāsiinsanlara
قَالَ كَذٰلِكِ قَالَ رَبُّكِ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌ وَلِنَجْعَلَهُ اٰيَةً لِلنَّاسِ وَرَحْمَةً مِنَّا وَكَانَ اَمْرًا مَقْضِيًّا
ḳāle ke ƶāliki ḳāle rabbuki huve ǎleyye heyyinun ve li nec'ǎlehu āyeten li n-nāsi ve raHmeten minnā ve kāne emran meḳDiyyen
Cebrail, "Evet, öyle. Rabbin diyor ki: O benim için çok kolaydır. Onu insanlara bir mucize, katımızdan bir rahmet kılmak için böyle takdir ettik. Bu, zaten (ezelde) hükme bağlanmış bir iştir" dedi.
Enbiya 21:1لِلنَّاسِli n-nāsiinsanların
Hac 22:25لِلنَّاسِli n-nāsibütün insanlar için
اِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا وَيَصُدُّونَ عَنْ سَبِيلِ اللّٰهِ وَالْمَسْجِدِ الْحَرَامِ الَّذِي جَعَلْنَاهُ لِلنَّاسِ سَوَاءً الْعَاكِفُ فِيهِ وَالْبَادِ وَمَنْ يُرِدْ فِيهِ بِاِلْحَادٍ بِظُلْمٍ نُذِقْهُ مِنْ عَذَابٍ اَلِيمٍ
inne (e)lleƶīne keferū ve yeSuddūne ǎn sebīli (a)llahi ve l-mescidi l-Harāmi elleƶī ceǎlnāhu li n-nāsi sevā'en l-ǎākifu fīhi ve l-bādi ve men yurid fīhi bi ilHādin bi Zulmin nuƶiḳhu min ǎƶābin elīmin
İnkar edenler ile Allah'ın yolundan ve içinde, yerli, misafir bütün insanları eşit kıldığımız Mescid-i Haram'dan alıkoyanlar (azabı hak etmişlerdir.) Kim de orada zulmederek haktan sapmak isterse, biz ona elem dolu bir azaptan tattıracağız.
Nur 24:35لِلنَّاسِli n-nāsiinsanlara
اَللّٰهُ نُورُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ مَثَلُ نُورِهِ كَمِشْكٰوةٍ فِيهَا مِصْبَاحٌ اَلْمِصْبَاحُ فِي زُجَاجَةٍ اَلزُّجَاجَةُ كَاَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّيٌّ يُوقَدُ مِنْ شَجَرَةٍ مُبَارَكَةٍ زَيْتُونَةٍ لَا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍ يَكَادُ زَيْتُهَا يُضِيءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُورٌ عَلٰى نُورٍ يَهْدِي اللّٰهُ لِنُورِهِ مَنْ يَشَاءُ وَيَضْرِبُ اللّٰهُ الْاَمْثَالَ لِلنَّاسِ وَاللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
(a)llahu nūru s-semāvāti ve l-erDi meṧelu nūrihi ke mişkātin fīhā miSbāHun l-miSbāHu fī zucācetin z-zucācetu keennehā kevkebun durriyyun yūḳadu min şeceratin mubāraketin zeytūnetin lā şerḳiyyetin ve lā ğarbiyyetin yekādu zeytuhā yuDī'u ve lev lem temseshu nārun nūrun ǎlā nūrin yehdī (a)llahu li nūrihi men yeşā'u ve yeDribu (a)llahu l-emṧāle li n-nāsi ve(a)llahu bi kulli şey'in ǎlīmun
Allah, göklerin ve yerin nurudur. O'nun nurunun temsili şudur: Duvarda bir hücre; içinde bir kandil, kandil de bir cam fanus içinde. Fanus sanki inci gibi parlayan bir yıldız. Mübarek bir ağaçtan, ne doğuya, ne de batıya ait olan zeytin ağacından tutuşturulur. Bu ağacın yağı, ateş dokunmasa bile neredeyse aydınlatacak (kadar berrak)tır. Nur üstüne nur. Allah, dilediği kimseyi nuruna iletir. Allah, insanlar için misaller verir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
Furkan 25:37لِلنَّاسِli n-nāsiinsanlara
وَقَوْمَ نُوحٍ لَمَّا كَذَّبُوا الرُّسُلَ اَغْرَقْنَاهُمْ وَجَعَلْنَاهُمْ لِلنَّاسِ اٰيَةً وَاَعْتَدْنَا لِلظَّالِمِينَ عَذَابًا اَلِيمًا
ve ḳavme nūHin lemmā keƶƶebū r-rusule eğraḳnāhum ve ceǎlnāhum li n-nāsi āyeten ve eǎ'tednā li Z-Zālimīne ǎƶāben elīmen
Nuh kavmini de, Peygamberleri yalanladıkları vakit suda boğduk. Onları insanlara bir ibret yaptık ve zalimlere elem dolu bir azap hazırladık.
Şuara 26:39لِلنَّاسِli n-nāsiinsanlara da
Kasas 28:43لِلنَّاسِli n-nāsiinsanlar için
وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ مِنْ بَعْدِ مَا اَهْلَكْنَا الْقُرُونَ الْاُو۫لٰى بَصَائِرَ لِلنَّاسِ وَهُدًى وَرَحْمَةً لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ
ve leḳad āteynā mūsā l-kitābe min beǎ'di mā ehleknā l-ḳurūne l-ūlā beSāira li n-nāsi ve huden ve raHmeten leǎllehum yeteƶekkerūne
Andolsun, ilk nesilleri yok ettikten sonra Musa'ya -düşünüp ibret alsınlar diye- insanların kalp gözünü açan deliller ve bir hidayet rehberi, bir rahmet olarak Kitab'ı (Tevrat'ı) verdik.
Ankebut 29:43لِلنَّاسِli n-nāsiinsanlara
Rum 30:58لِلنَّاسِli n-nāsiinsanlara
وَلَقَدْ ضَرَبْنَا لِلنَّاسِ فِي هٰذَا الْقُرْاٰنِ مِنْ كُلِّ مَثَلٍ وَلَئِنْ جِئْتَهُمْ بِاٰيَةٍ لَيَقُولَنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا مُبْطِلُونَ
ve leḳad Derabnā li n-nāsi fī hāƶā l-ḳurāni min kulli meṧelin ve le in ci'tehum bi āyetin le yeḳūlenne (e)lleƶīne keferū in entum illā mubTilūne
Andolsun, biz bu Kur'an'da insanlara her türlü misali verdik. Andolsun, eğer sen onlara bir ayet getirsen, inkar edenler mutlaka, "Siz ancak asılsız şeyler uyduranlarsınız" derler.
Lokman 31:18لِلنَّاسِli n-nāsiinsanlardan
وَلَا تُصَعِّرْ خَدَّكَ لِلنَّاسِ وَلَا تَمْشِ فِي الْاَرْضِ مَرَحًا اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍ
ve lā tuSaǎǐr ḣaddeke li n-nāsi ve lā temşi fī l-erDi meraHen inne (a)llahe lā yuHibbu kulle muḣtālin feḣūrin
"Küçümseyerek surat asıp insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü Allah, hiçbir kibirleneni, övüngeni sevmez."
Sebe 34:28لِلنَّاسِli n-nāsiinsanlara
وَمَا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا كَافَّةً لِلنَّاسِ بَشِيرًا وَنَذِيرًا وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
ve mā erselnāke illā kāffeten li n-nāsi beşīran ve neƶīran ve lākinne ekṧera n-nāsi lā yeǎ'lemūne
Biz, seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Fatır 35:2لِلنَّاسِli n-nāsiinsanlar için
مَا يَفْتَحِ اللّٰهُ لِلنَّاسِ مِنْ رَحْمَةٍ فَلَا مُمْسِكَ لَهَا وَمَا يُمْسِكْ فَلَا مُرْسِلَ لَهُ مِنْ بَعْدِهِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
mā yefteHi (a)llahu li n-nāsi min raHmetin fe lā mumsike lehā ve mā yumsik fe lā mursile lehu min beǎ'dihi ve huve l-ǎzīzu l-Hakīmu
Allah, insanlar için ne rahmet açarsa, artık onu tutacak (engelleyecek) yoktur. Neyi de tutarsa, bundan sonra onu gönderecek yoktur. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Zümer 39:27لِلنَّاسِli n-nāsiinsanlara
Zümer 39:41لِلنَّاسِli n-nāsiinsanlar için
اِنَّٓا اَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ لِلنَّاسِ بِالْحَقِّ فَمَنِ اهْتَدٰى فَلِنَفْسِهِ وَمَنْ ضَلَّ فَاِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَا وَمَا اَنْتَ عَلَيْهِمْ بِوَكِيلٍ
innā enzelnā ǎleyke l-kitābe li n-nāsi bi l-Haḳḳi fe meni htedā fe li nefsihi ve men Delle fe innemā yeDillu ǎleyhā ve mā ente ǎleyhim bi vekīlin
(Ey Muhammed!) Biz sana Kitab'ı (Kur'an'ı) insanlar için, hak olarak indirdik. Kim doğru yola girerse, kendisi için girmiş olur. Kim de saparsa, ancak kendi aleyhine sapar. Sen onlara vekil değilsin.
Casiye 45:20لِلنَّاسِli n-nāsiinsanlara
Muhammed 47:3لِلنَّاسِli n-nāsiinsanlara
ذٰلِكَ بِاَنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا اتَّبَعُوا الْبَاطِلَ وَاَنَّ الَّذِينَ اٰمَنُوا اتَّبَعُوا الْحَقَّ مِنْ رَبِّهِمْ كَذٰلِكَ يَضْرِبُ اللّٰهُ لِلنَّاسِ اَمْثَالَهُمْ
ƶālike bi enne (e)lleƶīne keferū ttebeǔ l-bāTile ve enne (e)lleƶīne āmenū ttebeǔ l-Haḳḳa min rabbihim ke ƶālike yeDribu (a)llahu li n-nāsi emṧālehum
Bu, inkar edenlerin batıla uymaları ve inananların Rablerinden gelen gerçeğe uymalarından dolayıdır. İşte Allah, onların örnek teşkil edecek durumlarını insanlara böyle anlatır.
Hadid 57:25لِلنَّاسِli n-nāsiinsanlara
لَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلَنَا بِالْبَيِّنَاتِ وَاَنْزَلْنَا مَعَهُمُ الْكِتَابَ وَالْمِيزَانَ لِيَقُومَ النَّاسُ بِالْقِسْطِ وَاَنْزَلْنَا الْحَدِيدَ فِيهِ بَأْسٌ شَدِيدٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَلِيَعْلَمَ اللّٰهُ مَنْ يَنْصُرُهُ وَرُسُلَهُ بِالْغَيْبِ اِنَّ اللّٰهَ قَوِيٌّ عَزِيزٌ
le ḳad erselnā rusulenā bi l-beyyināti ve enzelnā meǎhumu l-kitābe ve l-mīzāne li yeḳūme n-nāsu bi l-ḳisTi ve enzelnā l-Hadīde fīhi be'sun şedīdun ve menāfiǔ li n-nāsi ve li yeǎ'leme (a)llahu men yenSuruhu ve rusulehu bi l-ğaybi inne (a)llahe ḳaviyyun ǎzīzun
Andolsun, biz elçilerimizi açık mucizelerle gönderdik ve beraberlerinde kitabı ve mizanı (ölçüyü) indirdik ki, insanlar adaleti yerine getirsinler. Kendisinde müthiş bir güç ve insanlar için birçok faydalar bulunan demiri yarattık (ki insanlar ondan yararlansınlar). Allah da kendisine ve Resullerine gayba inanarak yardım edecekleri bilsin. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.
Haşr 59:21لِلنَّاسِli n-nāsiinsanlara
لَوْ اَنْزَلْنَا هٰذَا الْقُرْاٰنَ عَلٰى جَبَلٍ لَرَاَيْتَهُ خَاشِعًا مُتَصَدِّعًا مِنْ خَشْيَةِ اللّٰهِ وَتِلْكَ الْاَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ
lev enzelnā hāƶā l-ḳurāne ǎlā cebelin le raeytehu ḣāşiǎn muteSaddiǎn min ḣaşyeti (a)llahi ve tilke l-emṧālu neDribuhā li n-nāsi leǎllehum yetefekkerūne
Eğer biz, bu Kur'an'ı bir dağa indirseydik, elbette sen onu Allah korkusundan başını eğerek parça parça olmuş görürdün. İşte misaller! Biz onları insanlara düşünsünler diye veriyoruz.
وَالنَّاسِ5 kez
Bakara 2:161وَالنَّاسِve n-nāsive insanların
اِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا وَمَاتُوا وَهُمْ كُفَّارٌ اُو۬لٰٓئِكَ عَلَيْهِمْ لَعْنَةُ اللّٰهِ وَالْمَلٰٓئِكَةِ وَالنَّاسِ اَجْمَعِينَ
inne (e)lleƶīne keferū ve mātū ve hum kuffārun ulāike ǎleyhim leǎ'netu (a)llahi ve l-melāiketi ve n-nāsi ecmeǐyne
Fakat ayetlerimizi inkar etmiş ve kafir olarak ölmüşlere gelince, işte Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onların üstünedir.
Al-i İmran 3:87وَالنَّاسِve n-nāsive insanların
Hud 11:119وَالنَّاسِve n-nāsive insanlar(dan)
اِلَّا مَنْ رَحِمَ رَبُّكَ وَلِذٰلِكَ خَلَقَهُمْ وَتَمَّتْ كَلِمَةُ رَبِّكَ لَاَمْلَـَٔنَّ جَهَنَّمَ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ اَجْمَعِينَ
illā men raHime rabbuke ve li ƶālike ḣaleḳahum ve temmet kelimetu rabbike le emleenne cehenneme mine l-cinneti ve n-nāsi ecmeǐyne
(118-119) Rabbin dileseydi, insanları (aynı inanca bağlı) tek bir ümmet yapardı. Fakat Rabbinin merhamet ettikleri müstesna, onlar ihtilafa devam edeceklerdir. Zaten onları bunun için yarattı. Rabbinin, "Andolsun ki cehennemi hem cinlerden, hem insanlardan (suçlularla) dolduracağım" sözü kesinleşti.
Secde 32:13وَالنَّاسِve n-nāsive insanlardan
وَلَوْ شِئْنَا لَاٰتَيْنَا كُلَّ نَفْسٍ هُدٰيهَا وَلٰكِنْ حَقَّ الْقَوْلُ مِنِّي لَاَمْلَـَٔنَّ جَهَنَّمَ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ اَجْمَعِينَ
ve lev şi'nā le āteynā kulle nefsin hudāhā ve lākin Haḳḳa l-ḳavlu minnī le emleenne cehenneme mine l-cinneti ve n-nāsi ecmeǐyne
Eğer dileseydik, herkese hidayetini verirdik. Fakat benim, "Andolsun, cehennemi hem cinlerden hem de insanlardan dolduracağım" sözüm gerçekleşecektir.
Nas 114:6وَالنَّاسِve n-nāsive insanlar(dan)
بِالنَّاسِ3 kez
Bakara 2:143بِالنَّاسِbi n-nāsiinsanlara
وَكَذٰلِكَ جَعَلْنَاكُمْ اُمَّةً وَسَطًا لِتَكُونُوا شُهَدَاءَ عَلَى النَّاسِ وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهِيدًا وَمَا جَعَلْنَا الْقِبْلَةَ الَّتِي كُنْتَ عَلَيْهَا اِلَّا لِنَعْلَمَ مَنْ يَتَّبِعُ الرَّسُولَ مِمَّنْ يَنْقَلِبُ عَلٰى عَقِبَيْهِ وَاِنْ كَانَتْ لَكَبِيرَةً اِلَّا عَلَى الَّذِينَ هَدَى اللّٰهُ وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيُضِيعَ اِيمَانَكُمْ اِنَّ اللّٰهَ بِالنَّاسِ لَرَؤُ۫فٌ رَحِيمٌ
ve ke ƶālike ceǎlnākum ummeten veseTen li tekūnū şuhedā'e ǎlā n-nāsi ve yekūne r-rasūlu ǎleykum şehīden ve mā ceǎlnā l-ḳiblete lletī kunte ǎleyhā illā li neǎ'leme men yettebiǔ r-rasūle mimmen yenḳalibu ǎlā ǎḳibeyhi ve in kānet le kebīraten illā ǎlā (e)lleƶīne hedā (a)llahu ve mā kāne (a)llahu li yuDiyǎ īmānekum inne (a)llahe bi n-nāsi le ra'ūfun raHīmun
Böylece, sizler insanlara birer şahit (ve örnek) olasınız ve Peygamber de size bir şahit (ve örnek) olsun diye sizi orta bir ümmet yaptık. Her ne kadar Allah'ın doğru yolu gösterdiği kimselerden başkasına ağır gelse de biz, yönelmekte olduğun ciheti ancak; Resul'e tabi olanlarla, gerisingeriye dönecekleri ayırd edelim diye kıble yaptık. Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz Allah, insanlara çok şefkatli ve çok merhametlidir.
İsra 17:60بِالنَّاسِbi n-nāsiinsanları
وَاِذْ قُلْنَا لَكَ اِنَّ رَبَّكَ اَحَاطَ بِالنَّاسِ وَمَا جَعَلْنَا الرُّءْيَا الَّتِي اَرَيْنَاكَ اِلَّا فِتْنَةً لِلنَّاسِ وَالشَّجَرَةَ الْمَلْعُونَةَ فِي الْقُرْاٰنِۜ وَنُخَوِّفُهُمْ فَمَا يَزِيدُهُمْ اِلَّا طُغْيَانًا كَبِيرًا
ve iƶ ḳulnā leke inne rabbeke eHāTa bi n-nāsi ve mā ceǎlnā r-ru'yā lletī eraynāke illā fitneten li n-nāsi ve ş-şecerate l-mel'ǔnete fī l-ḳurāni ve nuḣavvifuhum fe mā yezīduhum illā Tuğyānen kebīran
Hani sana, "Muhakkak Rabbin, insanları çepeçevre kuşatmıştır" demiştik. Sana gösterdiğimiz o rüyayı da, Kur'an'da lanetlenmiş bulunan o ağacı da sırf insanları sınamak için vesile yaptık. Biz onları korkutuyoruz. Fakat bu, sadece onların büyük azgınlıklarını (daha da) artırdı.
Hac 22:65بِالنَّاسِbi n-nāsiinsanlara
اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ سَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي الْاَرْضِ وَالْفُلْكَ تَجْرِي فِي الْبَحْرِ بِاَمْرِهِ وَيُمْسِكُ السَّمَاءَ اَنْ تَقَعَ عَلَى الْاَرْضِ اِلَّا بِاِذْنِهِ اِنَّ اللّٰهَ بِالنَّاسِ لَرَؤُ۫فٌ رَحِيمٌ
e lem tera enne (a)llahe seḣḣara lekum mā fī l-erDi ve l-fulke tecrī fī l-baHri bi emrihi ve yumsiku s-semāe en teḳaǎ ǎlā l-erDi illā bi iƶnihi inne (a)llahe bi n-nāsi le ra'ūfun raHīmun
Görmüyor musun ki, Allah bütün yerdekileri ve emri uyarınca denizde akıp gitmekte olan gemileri sizin hizmetinize vermiştir. İzni olmaksızın yerin üzerine düşmesin diye göğü O tutuyor. Şüphesiz ki Allah, insanlara karşı çok esirgeyici, çok merhametlidir.