Allah'ın, kendisine Kitab'ı, hükmü (hikmeti) ve peygamberliği verdiği hiçbir insanın, "Allah'ı bırakıp bana kullar olun" demesi düşünülemez. Fakat (şöyle öğüt verir:) "Öğretmekte ve derinlemesine incelemekte olduğunuz Kitap uyarınca rabbaniler (Allah'ın istediği örnek ve dindar kullar) olun."

مَا كَانَ لِبَشَرٍ اَنْ يُؤْتِيَهُ اللّٰهُ الْكِتَابَ وَالْحُكْمَ وَالنُّبُوَّةَ ثُمَّ يَقُولَ لِلنَّاسِ كُونُوا عِبَادًا لِي مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلٰكِنْ كُونُوا رَبَّانِيِّنَ بِمَا كُنْتُمْ تُعَلِّمُونَ الْكِتَابَ وَبِمَا كُنْتُمْ تَدْرُسُونَ

mā kāne li beşerin en yu'tiyehu (a)llahu l-kitābe ve l-Hukme ve n-nubuvvete ṧumme yeḳūle li n-nāsi kūnū ǐbāden lī min dūni (a)llahi ve lākin kūnū rabbāniyyīne bimā kuntum tuǎllimūne l-kitābe ve bi mā kuntum tedrusūne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1مَا
2كَانَkāneك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvinmümkün değildir
3لِبَشَرٍli beşerinب ش رmüjde vermek, sevinçli haber vermek, güleryüz göstermek, sevindirmek, tebliğ etmek, insan, insanoğlu, deri yüzmek, cilt, ten rengi, dış görünüşhiçbir insanın
4اَنْen
5يُؤْتِيَهُyu'tiyehuا ت يGelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak, ilişikli ya da meşgul olmak, suç işlemek, üstlenmekona vermesinden (sonra)
6اللّٰهُ(a)llahuAllah
7الْكِتَابَl-kitābeك ت بyazmak, dikte ettirmek, emretmek/tayin etmek/buyurmak, hüküm vermek/karar çıkarmak, bir araya getirmek, toplamak, birleştirmek/bağlamak, dikmek, yazılı (kanun gibi), yazı biçimi/şekli, kitap, kitapçı, yazılan şey, kayıt/defter/belge, kutsal kitap, yazar/katip/sekreter, ordu/asker kuvveti, kuvvetKitap
8وَالْحُكْمَve l-Hukmeح ك مEngellemek, yetki kullanmak, emir vermek, hüküm vermek, yargılamak, bilge olmak. Bir kişiyi kötü veya yozlaşmış bir şekilde davranmaktan alıkoymak/engellemek/men etmek, yargılamak veya hüküm vermek, karar vermek, adli yetkiyi/yargı yetkisini/kuralı/egemenliği/yönetimi uygulamak, bir şeyi emretmek veya düzenlemek veya karara bağlamak, bilge olmak, sağlam muhakeme yeteneğine sahip olmak, bilgi veya bilim ve hikmet sahibi olmak, beceri kullanarak bir şeyi sağlam/kararlı/kusursuz/eksikliklerden arınmış hale getirmek.hüküm (hikmet)
9وَالنُّبُوَّةَve n-nubuvveteن ب اyüksek olmak, yüce olmak, yüceltilmek/yükseltilmek, bilgilendirmek/haberdar etmek, alçak sesle/tonda konuşmak, ağlamak, havlamak, peygamberlik armağanı, peygamberve kastedilen/bilinen nebilik
10ثُمَّṧummesonra (o kalksın)
11يَقُولَyeḳūleق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukaveledemesi
12لِلنَّاسِli n-nāsiن و سsallamak, durmak, hareket etmek, fırlatmak. İnsanlık, insanlar, diğerleri, erkekler.insanlara
13كُونُواkūnūك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvinolun
14عِبَادًاǐbādenع ب دhizmet etmek, ibadet etmek, tapmak, bir şey etkisini kabul etmek, teslimiyetle veya tevazu ile itaat etmek, onaylamak, uygulamak, adamak, itaat etmek, köle, kontrol altına almak, bir araya getirmek, esir etmekkul(lar)
15لِيbana
16مِنْmin
17دُونِdūniد و نaşağı, alt, düşük, alçak, değersiz, bayağı, kötü, aşağılık, yakın, yakınında, -den önce, -den başka, hariç, dışında, altındabırakıp
18اللّٰهِ(a)llahiAllah'ı
19وَلٰكِنْve lākinfakat (der ki)
20كُونُواkūnūك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvinolun
21رَبَّانِيِّنَrabbāniyyīneر ب بUsta ve efendi olan, toparlayan, bir araya getiren, sahip olan/elinde tutan, kural, yükseltmek, yetiştirmek, korumak, şef, gardiyan, düzenleyen, belirleyen, bekçi, sağlayan, esirgeyen, koruyan, mükemmelleştiren, ödüllendiren, yaratan, sürdüren, özellikleri yeniden düzenleyen, geliştiren, büyümenin kural ve kanunlarını belirleyen, bir şeyi tamamlanma hedefine ulaşıncaya kadar birbirini takip eden en uygun koşullarlarla karşı karşıya getirerek teşvik eden, derece derece tamamlanmaya doğru götüren, kim ki bir şeye sahip olur onun rabbidir. Türkçe’ye girmiş türevler : erbap, rabbena, rabbi, terbiye, murabba, mürebbi, mürebbiye, rabbani, rabbi, rabbülalemin, yarabbi ~ Aram rab, rabbā רַב/רַבָּא 1. büyük (sıfat), 2. ulu kişi, efendi < Aram #rb רב büyük olma, artma, büyüme = Akad rabū büyükRabbe halis kullar
22بِمَاbimāşeyler gereğince
23كُنْتُمْkuntumك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvinolduğunuz
24تُعَلِّمُونَtuǎllimūneع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatnameokuyor
25الْكِتَابَl-kitābeك ت بyazmak, dikte ettirmek, emretmek/tayin etmek/buyurmak, hüküm vermek/karar çıkarmak, bir araya getirmek, toplamak, birleştirmek/bağlamak, dikmek, yazılı (kanun gibi), yazı biçimi/şekli, kitap, kitapçı, yazılan şey, kayıt/defter/belge, kutsal kitap, yazar/katip/sekreter, ordu/asker kuvveti, kuvvetKitap
26وَبِمَاve bi māve
27كُنْتُمْkuntumك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvinolduğunuz
28تَدْرُسُونَtedrusūneد ر سÇalışmak, okumak, dikkatle okumak, kaybolmak (iz), silmek, ortadan kaldırmak, öğretmeköğretiyor

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Hiçbir insana yakışmaz ki Allah, ona kitap, hüküm ve peygamberlik versin de sonra o, insanlara, Tanrıyı bırakın da bana kul olun desin. Ancak öğretmekte, okumakta ve okutmakta olduğunuz kitaba uyup Rabbânî olun der.

Abdulkadir Gölpınarlı

Hiçbir insana yakışmaz ki Allah, ona kitap, hüküm ve peygamberlik versin de sonra o, insanlara, Tanrıyı bırakın da bana kul olun desin. Ancak öğretmekte, okumakta ve okutmakta olduğunuz kitaba uyup Rabbânî olun der.

Adem Uğur

Hiçbir insanın, Allah'ın kendisine Kitap, hikmet ve peygamberlik vermesinden sonra (kalkıp) insanlara: Allah'ı bırakıp bana kul olun! demesi mümkün değildir. Bilakis (şöyle demesi gerekir): Okutmakta ve öğretmekte olduğunuz Kitap uyarınca Rabbe hâlis kullar olunuz.

Ahmed Hulusi

Bir beşer için olacak şey değildir, Allah kendisine hakikat bilgisini, hükmü ve nübüvveti versin de, sonra o kalkıp insanlara, "Allah'ı bırakıp, bana kulluk edin" desin! Bilakis onlara şöyle der: "Hakikat bilgisi öğretinize ve yaptığınız çalışmalara uygun olarak, Rabbinize kulluk ettiğinizin bilincinde olanlardan olun. "

Ahmet Tekin

Kendisine Allah’ın kitap, hikmete dayalı hükümranlık, yargı ve icra yetkisi, şeriat ve peygamberlik verdiği beşer nevinden hiçbir kimsenin, tutup da: 'Allah’ı bırakıp, kulu durumundaki bana kulluk ve ibadet edin' demesi yakışmaz. Fakat onun: 'Öğretilmekte ve öğretmekte olduğunuz, okullar açıp ders olarak okuttuğunuz kitap uyarınca, Rabbinize samimiyetle bağlı kullar olunuz' demesi gerekir.

Ahmet Varol

Allah bir insana Kitab'ı, hükmü ve peygamberliği verdikten sonra onun insanlara: 'Allah'ı bırakıp da bana kul olun' demesi sözkonusu olamaz. Ancak o: 'Öğrettiğiniz Kitap gereğince ve kendiniz de incelediğiniz üzere gönülden Rabbe kullar olun' der.

Ali Bulaç

Beşerden hiç kimsenin, Allah kendisine Kitabı, hükmü ve peygamberliği verdikten, sonra insanlara: "Allah'ı bırakıp bana kulluk edin" deme (hakkı ve yetki)si yoktur. Fakat o, "Öğrettiğiniz ve ders verdiğiniz Kitaba göre Rabbaniler olunuz" (deme görevindedir.)

Ali Fikri Yavuz

Beşerden hiç kimseye yakışmaz ki, Allah ona kitap versin, anlayış versin, peygamberlik versin de sonra insanlara şöyle desin; “- Allah’ı bırakıp bana kul olun”. Fakat öğretmekte ve ders alıp vermekte olduğunuz kitap sayesinde, bildiği ile amel eden âlimlerden olun der.

Ali Rıza Safa

Allah, kendisine kitap, bilgelik ve peygamberlik verdikten sonra, hiçbir insanoğlu, insanlara, "Allah'tan başka, ayrıca bana da hizmet edin!" diyemez. Tam tersine, "Kitap'ı öğrenerek ve öğreterek, kendisini Efendisine adayanlar olun!"

Bayraktar Bayraklı

Allah'ın kendisine kitap, hikmet ve peygamberlik verdiği bir kimsenin, insanlara "Allah'ı bırakıp bana kul olun!" demesi mümkün değildir. Aksine "İlahi kelamın bilgisini öğreterek ve onu derinlemesine inceleyerek Allah adamları olun" der.

Bekir Sadak

Allah'in kendisine Kitab'i hukmu, peygamberligi verdigi insanogluna: «Allah'i birakip bana kulluk edin» demek yarasmaz, fakat: «Kitabi ogrettiginize, okudugunuza gore Rabb'e kul olun» demek yarasir.

Celal Yıldırım

Hiç bir insana uygun olmaz, yakışık düşmez ki, Allah ona kitap versin, hüküm ve peygamberlik versin de sonra o, insanlara : «Allah'ı bırakıp bana kul olun !» desin. Ama : «Kitabı öğrenip öğrettiğinize ve ders verdiğinize göre öğretici, eğitici ve bilginizle amel edici olun !» der..

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Allah’ın kendisine kitap, hüküm ve peygamberlik vermesinden sonra hiçbir insanın kalkıp insanlara “Allah’ı bırakıp bana kul olun” demesi düşünülemez. Aksine “Öğretmekte olduğunuz kitap ve yapmakta olduğunuz incelemeler gereğince rabbin halis kulları olun!” der.

Diyanet İşleri

Allah'ın, kendisine Kitab'ı, hükmü (hikmeti) ve peygamberliği verdiği hiçbir insanın, "Allah'ı bırakıp bana kullar olun" demesi düşünülemez. Fakat (şöyle öğüt verir:) "Öğretmekte ve derinlemesine incelemekte olduğunuz Kitap uyarınca rabbaniler (Allah'ın istediği örnek ve dindar kullar) olun."

Diyanet İşleri (eski)

Allah'ın kendisine Kitap'ı, hükmü, peygamberliği verdiği insanoğluna: 'Allah'ı bırakıp bana kulluk edin' demek yaraşmaz, fakat: 'Kitabı öğrettiğinize, okuduğunuza göre Rabb'e kul olun' demek yaraşır.

Diyanet Vakfi

Hiçbir insanın, Allah'ın kendisine Kitap, hikmet ve peygamberlik vermesinden sonra (kalkıp) insanlara: Allah'ı bırakıp bana kul olun! demesi mümkün değildir. Bilakis (şöyle demesi gerekir): Okutmakta ve öğretmekte olduğunuz Kitap uyarınca Rabbe hâlis kullar olunuz.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

İnsanlardan hiçbir kimseye, Allah kendisine kitap, hüküm ve peygamberlik verdikten sonra, kalkıp insanlara: «Allah'ı bırakıp bana kul olun.» demesi yakışmaz. Fakat onun: «Öğrettiğiniz ve okuduğunuz kitap gereğince Rabb'e halis kullar olun» (demesi uygundur).

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Allah'ın kendisine kitap, bilgi ve peygamberlik vermiş olduğu hiçbir kişinin kalkıp da insanlara: "Allah'a değil bana kul olun" diyebilme yetkisi yoktur. Ancak: "Kitabı öğretmekte ve ders alıp vermekte olmanız sebebiyle Allah yolunun erleri olunuz!" der.

Elmalılı Hamdi Yazır

Hiç bir beşer için o salahiyyet yoktur ki Allah ona kitab versin, hüküm versin, Peygamberlik versin de o sonra insanlara Allahdan beride bana kul olun diyebilsin, ve lakin kitab ta'lim etmekte olduğunuz ve ders alıb vermekte bulunduğunuz için rabbaniler olunuz der

Erhan Aktaş

Allah'ın kendisine Kitap, Hüküm ve Nebi'lik verdiği bir beşerin, insanlara "Allah'ın yanı sıra bana da kulluk edin." demesi yakışmaz. Ancak, okuyup öğrendiğiniz Kitap'ın gereği olarak, "Kulluğunuz yalnızca Rabb'inize ait olsun." demesi gerekir.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Allah'ın kendisine Kitap, Hüküm ve Nebi'lik verdiği bir beşerin, insanlara "Allah'ın yanı sıra bana da kulluk edin demesi yakışmaz. Ancak, okuyup öğrendiğiniz Kitap'ın gereği olarak, "Kulluğunuz yalnızca Rabb'inize ait olsun." demesi gerekir.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Allah'ın kendisine Kitap, hüküm ve nebilik verdiği bir kimsenin, "Allah'ın yanı sıra bana da kulluk edin demesi yakışmaz. Ancak, okuyup öğrendiğiniz Kitap'ın gereği olarak, "Kulluğunuz yalnızca Rabb'inize ait olsun." demesi gerekir.

Fizilal-il Kuran

Hiçbir insana yakışmaz ki kendisine kitap, yetki ve peygamberlik verildikten sonra insanlara dönsün de Allah'ı bırakarak bana kul olunuz' desin; tersine ona yakışan söz; 'Okuyup öğrendiğiniz bu kitap gereğince Allah 'a kul olmayı benimseyiniz' demektir.

Gültekin Onan

Beşerden hiç kimsenin, Tanrı kendisine Kitabı, hükmü ve peygamberliği verdikten, sonra insanlara: "Tanrı'yı bırakıp bana kulluk edin" deme (hakkı ve yetki)si yoktur. Fakat o, "Öğrettiğiniz ve ders verdiğiniz Kitaba göre rabbaniler olunuz" (deme görevindedir).

Hamdi Döndüren

Allah’ın kendisine kitap, hüküm ve elçilik görevi verdiği bir kimsenin, insanlara, “Allah’ı bırakıp da bana kullar olun!” demeye hakkı yoktur. Aksine, “Siz kitabı öğretmiş ve incelemiş olmanızdan dolayı, Rabbe içtenlikle kullar olunuz!” demesi gerekir.

Hasan Basri Çantay

Beşerden hiç bir kimseye yakışmaz ki Allah kendisine Kitabı, hükmü ve peygamberliği versin de sonra o, insanlara: "Allahı bırakıb da (gelin) bana kul olun." desin. Fakat o, "öğretmekde ve okuyub okutmakda olduğunuz Kitab sayesinde Rabbaniler olun" (der).

Hasib Asutay

Allah'ın kendisine kitap, hüküm ve peygamberlik verdiği hiç kimsenin, insanlara, 'Allah'ı bırakıp bana kullar olun' demesi yaraşmaz. Fakat o, 'Öğrettiğiniz ve okuduğunuz kitap (Tevrat) sayesinde, Rabbaniler olun' (der). (23) (23. Hıristiyanlar Hz. İsa'ya ilâhlık isnat etmişlerdi. Oysa İsa ebedî olarak kendisinin Allah'ın kulu ve peygamberi olduğunu söylemiş, kendisinin ve annesinin ilâh olduğu iddiasını şiddetle reddetmiştir.)

Hayrat Neşriyat

Bir insan için, Allah ona kitab, hikmet ve peygamberlik versin de, sonra (o kimse)insanlara: 'Allah’ı bırakıp bana kul olun!' desin, (bu) olur şey değildir; fakat (bir peygamber ancak şöyle der): '(Öğrenip) öğretmekte ve oku(yup, okut)makta olduğunuz Kitab sâyesinde Rabbânî (ilim ve ihlâsla kulluk ederek Rabbe mensûb olan kimse)ler olun!'

İbni Kesir

Hiç bir insana yakışmaz ki; Allah, kendisine kitabı, hükmü ve peygamberliği versinde sonra o, insanlara: Allah'ı bırakıp bana kullar olun, desin. Fakat: Kitabı okuyup öğrettiğinize göre Rabb'a kul olun, demek yaraşır.

Mehmet Okuyan

Allah’ın kendisine Kitap, hikmet (doğru hüküm verme yeteneği) ve peygamberlik vermesinden sonra hiçbir insanın, insanlara “Allah’ın peşi sıra bana kullar olun!” demesi mümkün değildir. Aksine (şöyle derler): “Kitabı (okuyup) öğreterek ve (ondan) ders yaparak kendini Rabbe adayan kullar olun!”

Muhammed Esed

Allah'ın vahiy, sağlam muhakeme ve peygamberlik bağışladığı hiç kimsenin bundan sonra halkına, "Allah'ın yanısıra bana da kulluk edin!" demesi düşünülemez; aksine, (onlara şöyle öğüt verir): "ilahi kelamın bilgisini yayarak ve kendiniz (onu) derinlemesine inceleyerek Allah adamları olun!"

Mustafa İslamoğlu

Allah'ın kendisine vahiy, hüküm ve peygamberlik verdiği hiç kimsenin, bunun ardı sıra topluma "Allah'ın peşi sıra bana da kulluk edin!" demesi düşünülemez. Aksine "İlahi kelamı derinliğine öğrenip onu başkalarına da öğreterek Rabbin şahsiyetler olun!" der.

Ömer Nasuhi Bilmen

Hiç bir beşer için sahih değildir ki, Allah Teâlâ ona kitap, hüküm ve nübüvvet versin de sonra o nâsa, «Allah'tan berî de bana kul olunuz,» deyiversin. Fakat, «Öğrettiğiniz ve ders alıp verdiğiniz şey sebebiyle Rabbanîler olunuz,» der.

Ömer Öngüt

Allah'ın kendisine kitap, hüküm ve peygamberlik verdiği kimsenin, insanlara: “Allah'ı bırakıp da bana kul olun!” demesi mümkün değildir. Fakat o: “Kitabı okuduğunuza ve öğrettiğinize göre Rabbânîler olunuz. ” der.

Suat Yıldırım

Allah’ın kendisine kitap, hüküm ve nübüvvet verdiği hiçbir insanın kalkıp da halka: "Allah’ın yanı sıra bana da kul olun." deme yetkisi yoktur. Lâkin o insanlara: "Öğretmekte ve okuyup okutmakta olduğunuz kitap sayesinde rabbanî olun." der.

Süleyman Ateş

Hiçbir insana yakışmaz ki, Allah ona Kitap, hüküm (hikmet) ve peygamberlik versin de, sonra (o kalksın) insanlara: "Allah'ı bırakıp bana kullar olun", desin; fakat: "Öğrettiğiniz Kitap ve okuduğunuz şeyler gereğince Rabba halis kullar olun!" der.

Süleymaniye Vakfı

Allah'ın kendisine kitap, hikmet ve nebilik verdiği bir beşerin kalkıp da insanlara, "Beni Allah ile aranıza koyarak bana kulluk eden kişiler olun!" demeye hakkı yoktur. Onun diyeceği şudur: "Kitabı öğretmeniz ve üzerinde çalışmanız sebebiyle kendini Rabbinin yoluna adayan kişiler olun!"

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Bir insana Allah; Kitap, hikmet ve nebilik verecek, o da tutup insanlara "Allah'tan önce bana kul olun!" diyecek! Buna hiç kimsenin hakkı yoktur. Onun diyeceği şudur: "Kitabı öğretmenize ve özümsemenize karşılık sadece Rabbinizden (sahibinizden) yana olun."

Şaban Piriş

Allah'ın kendisine kitap, hikmet ve peygamberlik verdiği bir insanın, bütün bunlardan sonra: -Allah'ı bırakıp, benim kullarım olun, demesi mümkün değildir. Fakat: -Kitabı okuyup, incelediğinize göre Rabb'e kul olunuz, der.

Tefhim-ul Kuran

Beşerden hiç kimsenin, Allah kendisine Kitabı, hükmü ve peygamberliği versin de, sonra o, insanlara: «Allah'ı bırakıp bana kulluk edin» deme (hakkı ve yetki) si yoktur. Fakat o, «Öğretmekte olduğunuz ve ders alıp vermekte bulunduğunuz Kitaba göre Rabbânî'ler olunuz (deme görevindedir.)»

Ümit Şimşek

Hiçbir beşere yakışmaz ki, Allah ona kitap, hikmet ve peygamberlik versin de, sonra o, insanlara 'Allah'ın yanı sıra bana da kul olun' desin! Bilâkis, o, 'Halka öğrettiğiniz ve okuyup okuttuğunuz kitaba uyun da yalnız Allah'a içtenlikle kulluk eden kimseler olun' der.

Yaşar Nuri Öztürk

Hiçbir insana yakışmaz ki, Allah kendisine kitap, hüküm-hikmet ve peygamberlik versin de sonra o, insanlara "Allah'ı bırakıp bana kullar olun" desin. O ancak şöyle der: "Öğrettiğiniz şu Kitap'a ve okuyup araştırdıklarınıza dayanarak benliklerini Allah'a adamış kullar/Rabbaniler olun!"

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Heç kimə yaraşmaz ki, Allah ona Kitab, hikmət və peyğəmbərlik verdikdən sonra insanlara: “Allaha yox, mənə qul olun!”– desin. Əksinə, o deyər: “Öyrətdiyiniz Kitabın və ondan öyrəndiyiniz şeyin sayəsində din xadimləri olun!”

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Heç bir kəsə yaraşmaz ki, Allah ona kitab, hikmət və peyğəmbərlik bəxş etdikdən sonra o, insanlara: ″Allahı buraxıb mənə qul olun!″ – desin. Əksinə, o: ″Öyrətdiyiniz kitabın və öyrəndiyiniz şeyin sayəsində rəbbani (mükəmməl elm və əməl, gözəl əxlaq və itaət sahibi) olun!″ - deyər.

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Keiner, dem Gott das Buch, die weise Urteilskraft und das Prophetentum gegeben hat, wird zu den anderen Menschen sagen: ʺBetet mich anstelle von Gott an!ʺ Er wird eher sagen: ʺSeid Gottesanhänger aufgrund des Buches, um das ihr wißt, und des Studiums, das ihr betrieben habt!ʺ

Almanca — Der Edle Quran

Es steht einem menschlichen Wesen nicht zu, daß ihm Allah die Schrift, das Urteil und das Prophetentum gibt, und er hierauf zu den Menschen sagt: ʺSeid Diener von mir anstatt Allahs!ʺ, sondern: ʺSeid Leute des Herrn, da ihr das Buch zu lehren und da ihr (es) zu erlernen pflegtet.ʺ

Almanca — M. A. Rassoul

Es darf nicht sein, daß ein Mensch, dem Allah die Schrift und die Weisheit und das Prophetentum gegeben hat, als dann zu den Leuten spräche: ʺSeid meine Diener neben Allah.ʺ Vielmehr (soll er sagen): ʺSeid Gottesgelehrte mit dem, was ihr gelehrt habt und mit dem, was ihr studiert habt.ʺ

Almanca — Muhammad Zaidan

Es gebührt nicht einem Menschen, daß ALLAH ihm die Schrift, die Herrschaft und die Prophetenschaft zuteil werden läßt, und er dann den Menschen sagt: ʺDient mir anstelle von ALLAH.ʺ, (Statt dessen wird er sagen:) ʺSeid Gottzugehörige aufgrund dessen, was ihr von der Schrift gelehrt habt, und aufgrund dessen, was ihr von der Schrift studiert habt.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

It is hardly intelligible that a human on whom Allah confers the Book and the wisdom and the prerogative of Prophethood would demand of the people to worship him in lieu of Allah. Rather he would ask of them by virtue of right and authority to pay reverence and veneration to Allah, the Creator, and to adore Him with appropriate acts and rites and devotion. This is the logical sequence which Allah has imparted to them, the divine knowledge which they have imparted to people, the divine knowledge which they themselves have applied their minds to its acquisition.

Abdul Haleem

No person to whom God had given the Scripture, wisdom, and prophethood would ever say to people, ‘Be my servants, not God’s.’ [He would say], ‘You should be devoted to God because you have taught the Scripture and studied it closely.’

Abdullah Yusuf Ali

It is not (possible) that a man, to whom is given the Book, and Wisdom, and the prophetic office, should say to people: "Be ye my worshippers rather than Allah's": on the contrary (He would say) "Be ye worshippers of Him Who is truly the Cherisher of all: For ye have taught the Book and ye have studied it earnestly."

Abul A'la Maududi

It does not befit a man that Allah should grant him His Book and sound judgement and prophet-hood, and thereafter he should say to men: 'Become servants to me apart from Allah.' He would rather say: 'Become dedicated men of Allah, in accord with the dictates of the Book you have been teaching and studying.'

Aisha Bewley

It is not right for any human being that Allah should give him the Book and Judgement and Prophethood, and then that he should say to people, ‘Be worshippers of me rather than Allah. ’ Rather he will say, ‘Be people of the Lord because of your knowledge of the Book and because you study.’

Al-Hilali & Khan

It is not (possible) for any human being to whom Allâh has given the Book and Al-Hukm (the knowledge and understanding of the laws of religion) and Prophethood to say to the people: "Be my worshippers rather than Allâh’s." On the contrary (he would say): "Be you Rabbâniyyûn (learned men of religion who practise what they know and also preach others), because you are teaching the Book, and you are studying it."

Ali Quli Qarai

It does not behoove any human that Allah should give him the Book, judgement and prophethood, and then he should say to the people, ‘Be my servants instead of Allah. ’ Rather [he would say], ‘Be a godly people, because of your teaching the Book and because of your studying it.’

Amatul Rahman Omar

It is not given to a human being that Allâh should give him the Book, the sovereignty and the prophethood and then he should say to the people, `Be servants to me beside Allâh. ' He would rather say, `Be you the sole devotees of (Allâh) the Lord, for you teach the Book and because you study (it).'

Arthur John Arberry

It belongs not to any mortal that God should give him the Book, the Judgment, the Prophethood, then he should say to men, 'Be you servants to me apart from God. ' Rather, 'Be you masters in that you know the Book, and in that you study.'

Bijan Moeinian

No man, to whom God gives the Book, wisdom and Prophet hood, would say to the people: "Worship me instead of God (as Christians attribute it to Christ. )" Such person (Jesus) will surely say: “Worship none but the Lord (Matthew 4-10.) Be sincere Rabbis in teaching the Scripture as you have learnt (and do not falsify it.)”

E. Henry Palmer

It is not right for a man that God should give him a Book, and judgment, and prophecy, and that then he should say to men, 'Be ye servants of mine rather than of God;' but be ye rather masters of teaching the Book and of what ye learn.

Edip-Layth

It is not for a human that God would give him the book, the authority, and the prophethood, then he would say to the people: "Be servants to me rather than to God!", rather: "Be devotees to what you have been taught of the book, and to what you studied."

George Sale

It is not fit for a man, that God should give him a book of revelations, and wisdom, and prophecy; and then he should say unto men, be ye worshippers of me, besides God; but he ought to say, be ye perfect in knowledge and in works, since ye know the scriptures, and exercise your selves therein.

Hamid S. Aziz

It is not possible for a man to whom Allah has given the Scripture and the Wisdom and the Prophethood, that then he should say to men, "Be you servants of mine rather than of Allah;" but (what he said was) "Be you rather faithful servants of the Lord in teaching the Scripture of what you learn. "

Mahmoud Ghali

In no way should a mortal (to whom) Allah brings the Book and the Judgment and the Prophethood thereafter say to mankind, "Be bondmen to me, apart from Allah. " But, (i.e. But he should say) "Be lordly (i.e. teachers of Divine Law and worshipers of Allah) in that you used to teach the Book and in that you used to study (it)."

Marmaduke Pickthall

It is not (possible) for any human being unto whom Allah had given the Scripture and wisdom and the prophethood that he should afterwards have said unto mankind: Be slaves of me instead of Allah; but (what he said was): Be ye faithful servants of the Lord by virtue of your constant teaching of the Scripture and of your constant study thereof.

Mohamed Ahmed - Samira

It is not for a mortal to whom God reveals the Book and the judgement and the prophethood to say to the people: "Be my votaries instead of God's, " but (to say): "Become learned in divine law, by virtue of teaching and studying the Book. "

Muhammad Asad

It is not conceivable that a human being unto whom God had granted revelation, and sound judgment, and prophethood, should thereafter have said unto people, "Worship me beside God"; but rather [did he exhort them], "Become men of God by spreading the knowledge of the divine writ, and by your own deep study [thereof]. "

Mustafa Khattab

It is not appropriate for someone who Allah has blessed with the Scripture, wisdom, and prophethood to say to people, "Worship me instead of Allah." Rather, he would say, “Be devoted to the worship of your Lord ˹alone˺—by virtue of what you read in the Scripture and what you teach.”

Progressive Muslims

It is not for a human that God would give him the Scripture and the authority and the prophethood, then he would say to the people: "Be servants to me rather than God!", rather: "Be devotees for what you have been taught of the Scripture, and for what you studied. "

Sahih International

It is not for a human [prophet] that Allah should give him the Scripture and authority and prophethood and then he would say to the people, "Be servants to me rather than Allah," but [instead, he would say], "Be pious scholars of the Lord because of what you have taught of the Scripture and because of what you have studied. "

Sam Gerrans

It is not for a mortal that God should give him the Writ and judgment and prophethood, then he should say to men: “Be servants to me rather than God”; but: “Be men of God by what you have taught of the Writ, and by what you have studied.”

Shabbir Ahmed

Never would a human being, whom Allah has blessed with the Scripture, Wisdom and Prophethood, say to people, "Be servants of me instead of Allah. " Instead he would say, "Become men of God by spreading the knowledge of the Scripture and the teachings you learn there from."

Syed Vickar Ahamed

It is not (possible) that a man, to whom is given the Book, and Wisdom, and the position of a prophet, can say to people; "Be you my worshippers rather than Allah’s:" On the contrary (he would say): "Be you the worshippers of Him, Who is truly the Cherisher of all: For you have been taught the Book and you have studied it truthfully. "

Taqi Usmani

It is not (possible) for a man that Allah gives him the Book, the wisdom and the prophethood, then he starts saying to the people "Become my worshippers, aside from Allah" rather, (he would say), “Be men of the Lord; as you have been teaching the Book, and as you have been learning it.”

The Monotheist Group

It is not for any human being that God would give him the Book and the authority and the prophethood, then he would say to the people: "Be servants to me rather than God!" Rather: "Be Devotees for what you have been taught of the Book, and of what you have studied."

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Il ne conviendrait pas à un être humain à qui Allah a donné le Livre, la Compréhension et la Prophétie, de dire ensuite aux gens: ʺSoyez mes adorateurs, à lʹexclusion dʹAllah; mais au contraire, (il devra dire): ʺDevenez des savants, obéissant au Seigneur, puisque vous enseignez le Livre et vous lʹétudiezʺ.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Ji tu mirovî re - piştî ku Xwedê kitêb, hîkmet û pêxemberî dayê- ne pêkan e ji mirovan re bibêje: “Dev ji Xwedê berdin û ji min re bibin bend e!” Lê belê (ji wan re dê wisa bibêje:) di fêrkirina kitêb û xwendina wê de bibin mirovên rebbanî.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Het past geen mens dat God hem het boek, de oordeelskracht en het profeetschap geeft en dat hij dan tot de mensen zal zeggen: ʺWeest dienaren van mij in plaats van van God.ʺ Maar wel: ʺWeest godgeleerden, doordat jullie het boek onderwijzen en doordat jullie het bestuderen.ʺ

Hollandaca — Salomo Keyzer

Het past den mensch niet, nadat God hem de schrift, wijsheid en de profetie heeft gegeven, dat hij daarop tot de menschen zegge: Bidt mij aan, even als God; maar het past hem te zeggen: Volmaakt u in de schrift, die gij kent, en oefent u er in.

Hollandaca — Siregar

Het past de mens niet dat Allah hem de Schrift en de Wijsheid en het Profeetschap heeft gegeven en dan tot de mens zegt: ʺWeest aanbidders voor mij in plaats van (voor) Allahʺ. Het is juist: ʺWeest godsgeleerden (Rabbâniyyin) doordat jullie de Schrift onderwijzen en doordat jullie die bestuderen.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

Не бывает так, что Аллах дарует [ниспосылает] (какому-либо) человеку Писание, закон (по которому решаются спорные вопросы между людьми) и пророчество [избирает его пророком], а потом он сказал бы людям: «Будьте рабами мне [поклоняйтесь мне], а не Аллаху». Но (наоборот, он говорил): «Будьте верными слугами Господа [понимающими, знающими Его Слово и покорными Ему], так как вы обучаете (людей) Писанию (Аллаха), и так как вы изучаете (Его Книгу)».

Rusça — Osmanov

Человеку, которому Аллах даровал Писание, мудрость и пророчество, не подобает говорить людям: ʺБудьте рабами мне, а не Аллахуʺ, а [подобает говорить]: ʺБудьте приверженцами Господа тем, что вы учите Писанию и читаете егоʺ.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Det är otänkbart att en människa, som Gud har gett uppenbarelsens gåva och visdom och kallat till profet, därefter skulle säga till människorna: ʺTillbe mig vid sidan av Gud.ʺ Nej, (vad han skulle säga är:) ʺBli Guds hängivna tjänare som undervisar (andra) och fördjupar sin egen kunskap i Skriften.ʺ