← Sureler

Mushaf — 96. Sayfa

‹
/ 604
›
4. Nisa Suresi

Allah'tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

وَاسْتَغْفِرِ اللّٰهَ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ غَفُورًا رَحِيمًا

ve steğfiri (a)llahe inne (a)llahe kāne ğafūran raHīmān

Kendilerine hainlik edenleri savunma. Zira Allah, hiçbir haini, hiçbir günahkarı sevmez.

وَلَا تُجَادِلْ عَنِ الَّذِينَ يَخْتَانُونَ اَنْفُسَهُمْ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ مَنْ كَانَ خَوَّانًا اَثِيمًا

ve lā tucādil ǎni (e)lleƶīne yeḣtānūne enfusehum inne (a)llahe lā yuHibbu men kāne ḣavvānen eṧīmen

Bunlar, insanlardan gizlenmeye çalışırlar da Allah'tan gizlenmezler. Halbuki Allah, geceleyin, razı olmayacağı sözleri kurarlarken onlarla beraberdir. Allah, onların yaptıklarını (ilmiyle) kuşatmıştır.

يَسْتَخْفُونَ مِنَ النَّاسِ وَلَا يَسْتَخْفُونَ مِنَ اللّٰهِ وَهُوَ مَعَهُمْ اِذْ يُبَيِّتُونَ مَا لَا يَرْضٰى مِنَ الْقَوْلِ وَكَانَ اللّٰهُ بِمَا يَعْمَلُونَ مُحِيطًا

yesteḣfūne mine n-nāsi ve lā yesteḣfūne mine (a)llahi ve huve meǎhum iƶ yubeyyitūne mā lā yerDā mine l-ḳavli ve kāne (a)llahu bimā yeǎ'melūne muHīTen

İşte siz öyle kimselersiniz (ki, diyelim) dünya hayatında onları savundunuz. Ya kıyamet günü onları Allah'a karşı kim savunacak, yahut kim onlara vekil olacak?

هَاأَنْتُمْ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ جَادَلْتُمْ عَنْهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا فَمَنْ يُجَادِلُ اللّٰهَ عَنْهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اَمْ مَنْ يَكُونُ عَلَيْهِمْ وَكِيلًا

hā entum hā'ulā'i cādeltum ǎnhum fī l-Hayāti d-dunyā fe men yucādilu (a)llahe ǎnhum yevme l-ḳiyāmeti em men yekūnu ǎleyhim vekīlen

Kim bir kötülük yapar, yahut kendine zulmeder, sonra da Allah'tan bağışlama dilerse, Allah'ı çok bağışlayıcı ve çok merhamet edici bulur.

وَمَنْ يَعْمَلْ سُوءًا اَوْ يَظْلِمْ نَفْسَهُ ثُمَّ يَسْتَغْفِرِ اللّٰهَ يَجِدِ اللّٰهَ غَفُورًا رَحِيمًا

ve men yeǎ'mel sū'en ev yeZlim nefsehu ṧumme yesteğfiri (a)llahe yecidi (a)llahe ğafūran raHīmān

Kim bir günah kazanırsa, onu ancak kendi aleyhine kazanmış olur. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

وَمَنْ يَكْسِبْ اِثْمًا فَاِنَّمَا يَكْسِبُهُ عَلٰى نَفْسِهِ وَكَانَ اللّٰهُ عَلِيمًا حَكِيمًا

ve men yeksib iṧmen fe innemā yeksibuhu ǎlā nefsihi ve kāne (a)llahu ǎlīmen Hakīmen

Kim bir hata işler veya bir günah kazanır da sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, şüphesiz iftira etmiş, apaçık bir günah yüklenmiş olur.

وَمَنْ يَكْسِبْ خَطِٓيـَٔةً اَوْ اِثْمًا ثُمَّ يَرْمِ بِهِ بَرِٓيـًٔا فَقَدِ احْتَمَلَ بُهْتَانًا وَاِثْمًا مُبِينًا

ve men yeksib ḣaTiyeten ev iṧmen ṧumme yermi bihi beriyen fe ḳadi Htemele buhtānen ve iṧmen mubīnen

(Ey Muhammed!) Eğer Allah'ın sana lütuf ve merhameti olmasaydı, onlardan bir grup seni saptırmaya çalışırdı. Halbuki onlar, ancak kendilerini saptırırlar, sana hiçbir zarar veremezler. Allah, sana kitabı (Kur'an'ı) ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah'ın sana lütfu çok büyüktür.

وَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكَ وَرَحْمَتُهُ لَهَمَّتْ طَائِفَةٌ مِنْهُمْ اَنْ يُضِلُّوكَ وَمَا يُضِلُّونَ اِلَّٓا اَنْفُسَهُمْ وَمَا يَضُرُّونَكَ مِنْ شَيْءٍ وَاَنْزَلَ اللّٰهُ عَلَيْكَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَعَلَّمَكَ مَا لَمْ تَكُنْ تَعْلَمُ وَكَانَ فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكَ عَظِيمًا

ve levlā feDlu (a)llahi ǎleyke ve raHmetuhu le hemmet Tāifetun minhum en yuDillūke ve mā yuDillūne illā enfusehum ve mā yeDurrūneke min şey'in ve enzele (a)llahu ǎleyke l-kitābe ve l-Hikmete ve ǎllemeke mā lem tekun teǎ'lemu ve kāne feDlu (a)llahi ǎleyke ǎZīmen