← Sureler

Mushaf — 12. Sayfa

‹
/ 604
›
2. Bakara Suresi

Onlar bilmiyorlar mı ki, Allah onların gizli tuttuklarını da bilir, açığa vurduklarını da.

اَوَلَا يَعْلَمُونَ اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ

e ve lā yeǎ'lemūne enne (a)llahe yeǎ'lemu mā yusirrūne ve mā yuǎ'linūne

Bunların bir de ümmi takımı vardır; Kitab'ı (Tevrat'ı) bilmezler. Onların bütün bildikleri bir sürü kuruntulardır. Onlar sadece zanda bulunurlar.

وَمِنْهُمْ اُمِّيُّونَ لَا يَعْلَمُونَ الْكِتَابَ اِلَّٓا اَمَانِيَّ وَاِنْ هُمْ اِلَّا يَظُنُّونَ

ve minhum ummiyyūne lā yeǎ'lemūne l-kitābe illā emāniyye ve in hum illā yeZunnūne

Vay o kimselere ki, elleriyle Kitab'ı yazarlar, sonra da onu az bir karşılığa değişmek için, "Bu, Allah'ın katındandır" derler. Vay ellerinin yazdıklarından ötürü onların haline! Vay kazandıklarından dolayı onların haline!

فَوَيْلٌ لِلَّذِينَ يَكْتُبُونَ الْكِتَابَ بِاَيْدِيهِمْ ثُمَّ يَقُولُونَ هٰذَا مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ لِيَشْتَرُوا بِهِ ثَمَنًا قَلِيلًا فَوَيْلٌ لَهُمْ مِمَّا كَتَبَتْ اَيْدِيهِمْ وَوَيْلٌ لَهُمْ مِمَّا يَكْسِبُونَ

fe veylun li(e)lleƶīne yektubūne l-kitābe bi eydīhim ṧumme yeḳūlūne hāƶā min ǐndi (a)llahi li yeşterū bihi ṧemenen ḳalīlen fe veylun lehum mimmā ketebet eydīhim ve veylun lehum mimmā yeksibūne

Bir de dediler ki: "Bize ateş, sayılı birkaç günden başka asla dokunmayacaktır." Sen onlara de ki: "Siz bunun için Allah'tan söz mü aldınız? -Eğer böyle ise, Allah verdiği sözden dönmez-. Yoksa siz Allah'a karşı bilemeyeceğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?"

وَقَالُوا لَنْ تَمَسَّنَا النَّارُ اِلَّٓا اَيَّامًا مَعْدُودَةً قُلْ اَتَّخَذْتُمْ عِنْدَ اللّٰهِ عَهْدًا فَلَنْ يُخْلِفَ اللّٰهُ عَهْدَهُ اَمْ تَقُولُونَ عَلَى اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ

ve ḳālū len temessenā n-nāru illā eyyāmen meǎ'dūdeten ḳul e tteḣaƶtum ǐnde (a)llahi ǎhden fe len yuḣlife (a)llahu ǎhdehu em teḳūlūne ǎlā (a)llahi mā lā teǎ'lemūne

Evet, kötülük işleyip suçu benliğini kaplamış (ve böylece şirke düşmüş) olan kimseler var ya, işte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedi kalacaklardır.

بَلٰى مَنْ كَسَبَ سَيِّئَةً وَاَحَاطَتْ بِهِ خَطِٓيـَٔتُهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ

belā men kesebe seyyieten ve eHāTat bihi ḣaTiyetuhu fe ulāike eSHābu n-nāri hum fīhā ḣālidūne

İman edip salih ameller işleyenler ise cennetliklerdir. Onlar orada ebedi kalacaklardır.

وَالَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ

ve(e)lleƶīne āmenū ve ǎmilū S-SāliHāti ulāike eSHābu l-cenneti hum fīhā ḣālidūne

Hani, biz İsrailoğulları'ndan, "Allah'tan başkasına ibadet etmeyeceksiniz, anne babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz, herkese güzel sözler söyleyeceksiniz, namazı kılacaksınız, zekatı vereceksiniz" diye söz almıştık. Sonra pek azınız hariç, yüz çevirerek sözünüzden döndünüz.

وَاِذْ اَخَذْنَا مِيثَاقَ بَنِي اِسْرَٓاءِيلَ لَا تَعْبُدُونَ اِلَّا اللّٰهَ وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًا وَذِي الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاكِينِ وَقُولُوا لِلنَّاسِ حُسْنًا وَاَقِيمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ ثُمَّ تَوَلَّيْتُمْ اِلَّا قَلِيلًا مِنْكُمْ وَاَنْتُمْ مُعْرِضُونَ

ve iƶ eḣaƶnā mīṧāḳa benī isrāīle lā teǎ'budūne illā (a)llahe ve bi l-vālideyni iHsānen ve ƶī l-ḳurbā ve l-yetāmā ve l-mesākīni ve ḳūlū li n-nāsi Husnen ve eḳīmū S-Salāte ve ātū z-zekāte ṧumme tevelleytum illā ḳalīlen minkum ve entum muǎ'riDūne