س ا ل (SÊL) kökünün geçtiği ayetler

Sözlük anlamı

akmak, dökülmek, sızmak, akıtmak, soruşturmak, sormak, dilenmek

Kaynak: Açık Kuran — CC BY-NC-SA 4.0

İlgili Ayetler (129)

Bu kök Kur'an boyunca 129 kez, 63 farklı çekimlenmiş biçimde geçer.

Sırala:
اَسْـَٔلُكُمْ11×يَسْـَٔلُونَكَ9×سَاَلْتَهُمْ7×يَتَسَاءَلُونَ7×وَيَسْـَٔلُونَكَ6×تُسْـَٔلُونَ5×يُسْـَٔلُ5×يَسْـَٔلُونَ4×فَسْـَٔلِ4×تَسْـَٔلُهُمْ4×مَسْؤُ۫لًا4×تَسْـَٔلُوا3×وَسْـَٔلُوا2×يَسْـَٔلُكَ2×سَاَلْتُكُمْ2×لِلسَّائِلِينَ2×وَسْـَٔلِ2×فَسْـَٔلُٓوا2×لَتُسْـَٔلُنَّ2×يَسْـَٔلُكُمْ2×لِلسَّائِلِ2×سَاَلْتُمْ1×سُئِلَ1×تُسْـَٔلُ1×وَالسَّائِلِينَ1×سَاَلَكَ1×سَلْ1×تَسَاءَلُونَ1×سَاَلُوا1×سَاَلَهَا1×فَلَنَسْـَٔلَنَّ1×وَلَنَسْـَٔلَنَّ1×وَسْـَٔلْهُمْ1×تَسْـَٔلْنِ1×اَسْـَٔلَكَ1×فَسْـَٔلْهُ1×سَاَلْتُمُوهُ1×لَنَسْـَٔلَنَّهُمْ1×وَلَتُسْـَٔلُنَّ1×لِيَتَسَاءَلُوا1×تَسْـَٔلْنِي1×سَاَلْتُكَ1×سُؤْلَكَ1×نَسْـَٔلُكَ1×فَسْـَٔلُوهُمْ1×وَلَيُسْـَٔلُنَّ1×لِيَسْـَٔلَ1×سُئِلُوا1×سَاَلْتُمُوهُنَّ1×فَسْـَٔلُوهُنَّ1×نُسْـَٔلُ1×مَسْؤُ۫لُونَ1×بِسُؤَالِ1×وَيُسْـَٔلُونَ1×يَسْـَٔلْكُمُوهَا1×يَسْـَٔلُهُ1×وَلْيَسْـَٔلُوا1×سَاَلَهُمْ1×سَلْهُمْ1×سَاَلَ1×سَائِلٌ1×سُئِلَتْ1×السَّائِلَ1×

اَسْـَٔلُكُمْ11 kez

En'am 6:90اَسْـَٔلُكُمْeselukumsizden istemiyorum

اُو۬لٰٓئِكَ الَّذِينَ هَدَى اللّٰهُ فَبِهُدٰيهُمُ اقْتَدِهْ قُلْ لَا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ اَجْرًا اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٰى لِلْعَالَمِينَ

ulāike (e)lleƶīne hedā (a)llahu fe bi hudāhumu ḳtedih ḳul lā eselukum ǎleyhi ecran in huve illā ƶikrā li l-ǎālemīne

İşte, o peygamberler, Allah'ın doğru yola ilettiği kimselerdir. (Ey Muhammed!) Sen de onların tuttuğu yola uy. De ki: "Bu tebliğe karşı sizden bir ücret istemiyorum. O (Kur'an), bütün alemler için ancak bir uyarıdır."

Hud 11:29اَسْـَٔلُكُمْeselukumsizden istemiyorum

ويَاقَوْمِ لَا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مَالًا اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلَى اللّٰهِ وَمَا اَنَا۬ بِطَارِدِ الَّذِينَ اٰمَنُوا اِنَّهُمْ مُلَاقُوا رَبِّهِمْ وَلٰكِنِّٓي اَرٰيكُمْ قَوْمًا تَجْهَلُونَ

ve yā ḳavmi lā eselukum ǎleyhi mālen in ecriye illā ǎlā (a)llahi ve mā enā bi Tāridi (e)lleƶīne āmenū innehum mulāḳū rabbihim ve lākinnī erākum ḳavmen techelūne

"Ey kavmim! Buna karşı ben sizden herhangi bir mal da istemiyorum. Benim mükafatım ancak Allah'a aittir. Ben o iman edenleri (teklifinize uyarak) kovacak da değilim. Çünkü onlar Rablerine kavuşacaklardır. Fakat ben sizin bilgisizce davranan bir toplum olduğunuzu görüyorum."

Hud 11:51اَسْـَٔلُكُمْeselukumsizden istemiyorum

يَاقَوْمِ لَا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ اَجْرًا اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلَى الَّذِي فَطَرَنِي اَفَلَا تَعْقِلُونَ

yā ḳavmi lā eselukum ǎleyhi ecran in ecriye illā ǎlā elleƶī feTaranī e fe lā teǎ'ḳilūne

"Ey kavmim! Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, ancak beni yaratana aittir. Hala aklınızı kullanmayacak mısınız?"

Furkan 25:57اَسْـَٔلُكُمْeselukumistemiyorum

قُلْ مَا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍ اِلَّا مَنْ شَاءَ اَنْ يَتَّخِذَ اِلٰى رَبِّهِ سَبِيلًا

ḳul mā eselukum ǎleyhi min ecrin illā men şā'e en yetteḣiƶe ilā rabbihi sebīlen

De ki: "Ben buna karşılık sizden dileyen kimsenin, Rabbine giden yolu tutmasından başka herhangi bir ücret istemiyorum."

Şuara 26:109اَسْـَٔلُكُمْeselukumben sizden istemiyorum

وَمَا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَمِينَ

ve mā eselukum ǎleyhi min ecrin in ecriye illā ǎlā rabbi l-ǎālemīne

"Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak alemlerin Rabbi olan Allah'a aittir."

Şuara 26:127اَسْـَٔلُكُمْeselukumben sizden istemiyorum

وَمَا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَمِينَ

ve mā eselukum ǎleyhi min ecrin in ecriye illā ǎlā rabbi l-ǎālemīne

"Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak alemlerin Rabbi olan Allah'a aittir."

Şuara 26:145اَسْـَٔلُكُمْeselukumben sizden istemiyorum

وَمَا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَمِينَ

ve mā eselukum ǎleyhi min ecrin in ecriye illā ǎlā rabbi l-ǎālemīne

"Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak alemlerin Rabbi olan Allah'a aittir."

Şuara 26:164اَسْـَٔلُكُمْeselukumben sizden istemiyorum

وَمَا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَمِينَ

ve mā eselukum ǎleyhi min ecrin in ecriye illā ǎlā rabbi l-ǎālemīne

"Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak alemlerin Rabbi olan Allah'a aittir."

Şuara 26:180اَسْـَٔلُكُمْeselukumben sizden istemiyorum

وَمَا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَمِينَ

ve mā eselukum ǎleyhi min ecrin in ecriye illā ǎlā rabbi l-ǎālemīne

"Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak alemlerin Rabbi olan Allah'a aittir."

Sad 38:86اَسْـَٔلُكُمْeselukumben sizden istemiyorum

قُلْ مَا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍ وَمَا اَنَا۬ مِنَ الْمُتَكَلِّفِينَ

ḳul mā eselukum ǎleyhi min ecrin ve mā enā mine l-mutekellifīne

(Ey Muhammed!) De ki: "Bundan (tebliğ görevinden) dolayı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Ben kendiliğinden yükümlülük altına girenlerden değilim."

Şura 42:23اَسْـَٔلُكُمْeselukumben sizden istemiyorum

ذٰلِكَ الَّذِي يُبَشِّرُ اللّٰهُ عِبَادَهُ الَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ قُلْ لَا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ اَجْرًا اِلَّا الْمَوَدَّةَ فِي الْقُرْبٰى وَمَنْ يَقْتَرِفْ حَسَنَةً نَزِدْ لَهُ فِيهَا حُسْنًا اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ شَكُورٌ

ƶālike elleƶī yubeşşiru (a)llahu ǐbādehu (e)lleƶīne āmenū ve ǎmilū S-SāliHāti ḳul lā eselukum ǎleyhi ecran illā l-meveddete fī l-ḳurbā ve men yeḳterif Haseneten nezid lehu fīhā Husnen inne (a)llahe ğafūrun şekūrun

İşte bu, Allah'ın, inanıp salih ameller işleyen kullarına müjdelediği şeydir. De ki: "Ben buna (yaptığım tebliğ görevine) karşılık sizden, akrabalıktan doğan sevgiden başka bir ücret istemiyorum." Kim güzel bir iş yaparsa, onun iyiliğini artırırız. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir.

يَسْـَٔلُونَكَ9 kez

Bakara 2:189يَسْـَٔلُونَكَyeselūnekesana soruyorlar

يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْاَهِلَّةِ قُلْ هِيَ مَوَاقِيتُ لِلنَّاسِ وَالْحَجِّ وَلَيْسَ الْبِرُّ بِاَنْ تَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ ظُهُورِهَا وَلٰكِنَّ الْبِرَّ مَنِ اتَّقٰى وَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ اَبْوَابِهَاۖ وَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

yeselūneke ǎni l-ehilleti ḳul hiye mevāḳītu li n-nāsi ve l-Hacci ve leyse l-birru bi en te'tū l-buyūte min Zuhūrihā ve lākinne l-birra meni tteḳā ve 'tū l-buyūte min ebvābihā ve tteḳū (a)llahe leǎllekum tufliHūne

Sana, hilalleri soruyorlar. De ki: "Onlar, insanlar ve hac için vakit ölçüleridir. İyilik, evlere arkalarından girmeniz değildir. Ama iyi davranış, takva sahibi (Allah'a karşı gelmekten sakınan) insanın davranışıdır. Evlere kapılarından girin. Allah'a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.

Bakara 2:215يَسْـَٔلُونَكَyeselūnekesana soruyorlar

يَسْـَٔلُونَكَ مَاذَا يُنْفِقُونَ قُلْ مَا اَنْفَقْتُمْ مِنْ خَيْرٍ فَلِلْوَالِدَيْنِ وَالْاَقْرَبِينَ وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاكِينِ وَابْنِ السَّبِيلِ وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ فَاِنَّ اللّٰهَ بِهِ عَلِيمٌ

yeselūneke māƶā yunfiḳūne ḳul mā enfeḳtum min ḣayrin fe li l-vālideyni ve l-eḳrabīne ve l-yetāmā ve l-mesākīni ve bni s-sebīli ve mā tef'ǎlū min ḣayrin fe inne (a)llahe bihi ǎlīmun

Sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: "Hayır olarak ne harcarsanız o, ana-baba, akraba, yetimler, fakirler ve yolda kalmışlar içindir. Hayır olarak ne yaparsanız, gerçekten Allah onu hakkıyla bilir."

Bakara 2:217يَسْـَٔلُونَكَyeselūnekesana soruyorlar

يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الشَّهْرِ الْحَرَامِ قِتَالٍ فِيهِ قُلْ قِتَالٌ فِيهِ كَبِيرٌ وَصَدٌّ عَنْ سَبِيلِ اللّٰهِ وَكُفْرٌ بِهِ وَالْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَاِخْرَاجُ اَهْلِهِ مِنْهُ اَكْبَرُ عِنْدَ اللّٰهِ وَالْفِتْنَةُ اَكْبَرُ مِنَ الْقَتْلِ وَلَا يَزَالُونَ يُقَاتِلُونَكُمْ حَتّٰى يَرُدُّوكُمْ عَنْ دِينِكُمْ اِنِ اسْتَطَاعُوا وَمَنْ يَرْتَدِدْ مِنْكُمْ عَنْ دِينِهِ فَيَمُتْ وَهُوَ كَافِرٌ فَاُو۬لٰٓئِكَ حَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْ فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ وَاُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ

yeselūneke ǎni ş-şehri l-Harāmi ḳitālin fīhi ḳul ḳitālun fīhi kebīrun ve Saddun ǎn sebīli (a)llahi ve kufrun bihi ve l-mescidi l-Harāmi ve iḣrācu ehlihi minhu ekberu ǐnde (a)llahi ve l-fitnetu ekberu mine l-ḳatli ve lā yezālūne yuḳātilūnekum Hattā yeruddūkum ǎn dīnikum ini steTāǔ ve men yertedid minkum ǎn dīnihi fe yemut ve huve kāfirun fe ulāike HabiTat eǎ'māluhum fī d-dunyā ve l-āḣirati ve ulāike eSHābu n-nāri hum fīhā ḣālidūne

Sana haram ayda savaşmayı soruyorlar. De ki: "O ayda savaş büyük bir günahtır. Allah'ın yolundan alıkoymak, onu inkar etmek, Mescid-i Haram'ın ziyaretine engel olmak ve halkını oradan çıkarmak, Allah katında daha büyük günahtır. Zulüm ve baskı ise adam öldürmekten daha büyüktür. Onlar, güç yetirebilseler, sizi dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşmaya devam ederler. Sizden kim dininden döner de kafir olarak ölürse, öylelerin bütün yapıp ettikleri dünyada da, ahirette de boşa gitmiştir. Bunlar cehennemliklerdir, orada sürekli kalacaklardır.

Bakara 2:219يَسْـَٔلُونَكَyeselūnekesana soruyorlar

يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ قُلْ فِيهِمَا اِثْمٌ كَبِيرٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَاِثْمُهُمَٓا اَكْبَرُ مِنْ نَفْعِهِمَا وَيَسْـَٔلُونَكَ مَاذَا يُنْفِقُونَ قُلِ الْعَفْوَ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ

yeselūneke ǎni l-ḣamri ve l-meysiri ḳul fīhimā iṧmun kebīrun ve menāfiǔ li n-nāsi ve iṧmuhumā ekberu min nef'ǐhimā ve yeselūneke māƶā yunfiḳūne ḳuli l-ǎfve ke ƶālike yubeyyinu (a)llahu lekumu l-āyāti leǎllekum tetefekkerūne

Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: "Onlarda hem büyük günah, hem de insanlar için (bazı zahiri) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından büyüktür." Yine sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: "İhtiyaçtan arta kalanı." Allah, size ayetleri böyle açıklıyor ki düşünesiniz.

Maide 5:4يَسْـَٔلُونَكَyeselūnekesana soruyarlar

يَسْـَٔلُونَكَ مَاذَا اُحِلَّ لَهُمْ قُلْ اُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُ وَمَا عَلَّمْتُمْ مِنَ الْجَوَارِحِ مُكَلِّبِينَ تُعَلِّمُونَهُنَّ مِمَّا عَلَّمَكُمُ اللّٰهُ فَكُلُوا مِمَّا اَمْسَكْنَ عَلَيْكُمْ وَاذْكُرُوا اسْمَ اللّٰهِ عَلَيْهِ وَاتَّقُوا اللّٰهَ اِنَّ اللّٰهَ سَرِيعُ الْحِسَابِ

yeselūneke māƶā uHille lehum ḳul uHille lekumu T-Tayyibātu ve mā ǎllemtum mine l-cevāriHi mukellibīne tuǎllimūnehunne mimmā ǎllemekumu (a)llahu fe kulū mimmā emsekne ǎleykum ve ƶkurū isme (a)llahi ǎleyhi ve tteḳū (a)llahe inne (a)llahe serīǔ l-Hisābi

(Ey Muhammed!) Sana, kendilerine nelerin helal kılındığını soruyorlar. De ki: "Size temiz ve hoş olan şeyler, bir de Allah'ın size verdiği yeteneklerle eğitip alıştırdığınız avcı hayvanların tuttuğu (avlar) helal kılındı. Onların sizin için tuttuklarından yiyin. Onu (av için) salarken üzerine Allah'ın adını anın (besmele çekin). Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir.

A'raf 7:187يَسْـَٔلُونَكَyeselūnekesana soruyorlar

يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ السَّاعَةِ اَيَّانَ مُرْسٰيهَا قُلْ اِنَّمَا عِلْمُهَا عِنْدَ رَبِّي لَا يُجَلِّيهَا لِوَقْتِهَا اِلَّا هُوَ ثَقُلَتْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ لَا تَأْتِيكُمْ اِلَّا بَغْتَةً يَسْـَٔلُونَكَ كَاَنَّكَ حَفِيٌّ عَنْهَا قُلْ اِنَّمَا عِلْمُهَا عِنْدَ اللّٰهِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ

yeselūneke ǎni s-sāǎti eyyāne mursāhā ḳul innemā ǐlmuhā ǐnde rabbī lā yucellīhā li veḳtihā illā huve ṧeḳulet fī s-semāvāti ve l-erDi lā te'tīkum illā beğteten yeselūneke keenneke Hafiyyun ǎnhā ḳul innemā ǐlmuhā ǐnde (a)llahi ve lākinne ekṧera n-nāsi lā yeǎ'lemūne

Sana kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar. De ki: "Onun bilgisi ancak Rabbimin katındadır. Onu vaktinde ancak O (Allah) ortaya çıkaracaktır. O göklere de, yere de ağır basmıştır. O, size ancak ansızın gelecektir." Sanki senin ondan haberin varmış gibi sana soruyorlar. De ki: "Onun bilgisi sadece Allah katındadır. Fakat insanların çoğu bilmiyorlar."

A'raf 7:187يَسْـَٔلُونَكَyeselūnekesana soruyorlar

يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ السَّاعَةِ اَيَّانَ مُرْسٰيهَا قُلْ اِنَّمَا عِلْمُهَا عِنْدَ رَبِّي لَا يُجَلِّيهَا لِوَقْتِهَا اِلَّا هُوَ ثَقُلَتْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ لَا تَأْتِيكُمْ اِلَّا بَغْتَةً يَسْـَٔلُونَكَ كَاَنَّكَ حَفِيٌّ عَنْهَا قُلْ اِنَّمَا عِلْمُهَا عِنْدَ اللّٰهِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ

yeselūneke ǎni s-sāǎti eyyāne mursāhā ḳul innemā ǐlmuhā ǐnde rabbī lā yucellīhā li veḳtihā illā huve ṧeḳulet fī s-semāvāti ve l-erDi lā te'tīkum illā beğteten yeselūneke keenneke Hafiyyun ǎnhā ḳul innemā ǐlmuhā ǐnde (a)llahi ve lākinne ekṧera n-nāsi lā yeǎ'lemūne

Sana kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar. De ki: "Onun bilgisi ancak Rabbimin katındadır. Onu vaktinde ancak O (Allah) ortaya çıkaracaktır. O göklere de, yere de ağır basmıştır. O, size ancak ansızın gelecektir." Sanki senin ondan haberin varmış gibi sana soruyorlar. De ki: "Onun bilgisi sadece Allah katındadır. Fakat insanların çoğu bilmiyorlar."

Enfal 8:1يَسْـَٔلُونَكَyeselūnekesana sorarlar

يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْاَنْفَالِ قُلِ الْاَنْفَالُ لِلّٰهِ وَالرَّسُولِ فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَصْلِحُوا ذَاتَ بَيْنِكُمْ وَاَطِيعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ

yeselūneke ǎni l-enfāli ḳuli l-enfālu li (a)llahi ve r-rasūli fe tteḳū (a)llahe ve eSliHū ƶāte beynikum ve eTīǔ (a)llahe ve rasūlehu in kuntum mu'minīne

(Ey Muhammed!) Sana ganimetler hakkında soruyorlar. De ki: "Ganimetler, Allah'a ve Resulüne aittir. O halde, eğer mü'minler iseniz Allah'a karşı gelmekten sakının, aranızı düzeltin, Allah ve Rasulüne itaat edin."

Naziat 79:42يَسْـَٔلُونَكَyeselūnekesana soruyorlar

يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ السَّاعَةِ اَيَّانَ مُرْسٰيهَا

yeselūneke ǎni s-sāǎti eyyāne mursāhā

Sana, kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar.

سَاَلْتَهُمْ7 kez

Tevbe 9:65سَاَلْتَهُمْseeltehumonlara sorsan

وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ لَيَقُولُنَّ اِنَّمَا كُنَّا نَخُوضُ وَنَلْعَبُ قُلْ اَبِاللّٰهِ وَاٰيَاتِهِ وَرَسُولِهِ كُنْتُمْ تَسْتَهْزِؤُ۫نَ

ve le in seeltehum le yeḳūlunne innemā kunnā neḣūDu ve nel'ǎbu ḳul e bi(a)llahi ve āyātihi ve rasūlihi kuntum testehziūne

Şayet kendilerine (niçin alay ettiklerini) sorsan, "Biz sadece lafa dalmıştık ve aramızda eğleniyorduk", derler. De ki: "Allah'la, O'nun ayetleriyle ve peygamberiyle mi eğleniyordunuz?"

Ankebut 29:61سَاَلْتَهُمْseeltehumonlara desen ki

وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ لَيَقُولُنَّ اللّٰهُ فَاَنّٰى يُؤْفَكُونَ

ve le in seeltehum men ḣaleḳa s-semāvāti ve l-erDe ve seḣḣara ş-şemse ve l-ḳamera le yeḳūlunne (a)llahu fe ennā yu'fekūne

Andolsun, eğer onlara, "Gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı hizmetinize kim verdi?" diye soracak olsan mutlaka, "Allah" diyeceklerdir. O halde nasıl (haktan) döndürülüyorlar?

Ankebut 29:63سَاَلْتَهُمْseeltehumonlara sorsan

وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ نَزَّلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ مِنْ بَعْدِ مَوْتِهَا لَيَقُولُنَّ اللّٰهُ قُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ

ve le in seeltehum men nezzele mine s-semāi māen fe eHyā bihi l-erDe min beǎ'di mevtihā le yeḳūlunne (a)llahu ḳuli l-Hamdu li (a)llahi bel ekṧeruhum lā yeǎ'ḳilūne

Andolsun, eğer onlara, "Gökten yağmuru kim indirip de onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltti?" diye soracak olsan, mutlaka, "Allah" diyeceklerdir. De ki: "Hamd Allah'a mahsustur." Fakat onların çoğu akıllarını kullanmazlar.

Lokman 31:25سَاَلْتَهُمْseeltehumonlara sorsan

وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللّٰهُ قُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

ve le in seeltehum men ḣaleḳa s-semāvāti ve l-erDe le yeḳūlunne (a)llahu ḳuli l-Hamdu li (a)llahi bel ekṧeruhum lā yeǎ'lemūne

Andolsun, eğer onlara, "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, mutlaka "Allah" derler. De ki: "Hamd, Allah'a mahsustur." Fakat onların çoğu bilmezler.

Zümer 39:38سَاَلْتَهُمْseeltehumonlara sorsan

وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللّٰهُ قُلْ اَفَرَاَيْتُمْ مَا تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اِنْ اَرَادَنِيَ اللّٰهُ بِضُرٍّ هَلْ هُنَّ كَاشِفَاتُ ضُرِّهِ اَوْ اَرَادَنِي بِرَحْمَةٍ هَلْ هُنَّ مُمْسِكَاتُ رَحْمَتِهِ قُلْ حَسْبِيَ اللّٰهُ عَلَيْهِ يَتَوَكَّلُ الْمُتَوَكِّلُونَ

ve le in seeltehum men ḣaleḳa s-semāvāti ve l-erDe le yeḳūlunne (a)llahu ḳul e fe raeytum mā ted'ǔne min dūni (a)llahi in erādeniye (a)llahu bi Durrin hel hunne kāşifātu Durrihi ev erādenī bi raHmetin hel hunne mumsikātu raHmetihi ḳul Hasbiye (a)llahu ǎleyhi yetevekkelu l-mutevekkilūne

Andolsun, eğer onlara, "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan elbette, "Allah", derler. De ki: "Peki söyleyin bakalım? Allah'ı bırakıp da ibadet ettikleriniz var ya; eğer Allah bana herhangi bir zarar dokundurmak isterse, onlar Allah'ın dokundurduğu zararı kaldırabilirler mi? Yahut Allah bana bir rahmet dilese, onlar O'nun rahmetini engelleyebilirler mi?" De ki: "Allah bana yeter. Tevekkül edenler ancak O'na tevekkül ederler."

Zuhruf 43:9سَاَلْتَهُمْseeltehumonlara sorsan

وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ لَيَقُولُنَّ خَلَقَهُنَّ الْعَزِيزُ الْعَلِيمُ

ve le in seeltehum men ḣaleḳa s-semāvāti ve l-erDe le yeḳūlunne ḣaleḳahunne l-ǎzīzu l-ǎlīmu

Andolsun, onlara, "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, mutlaka, "Onları mutlak güç sahibi, hakkıyla bilen (Allah) yarattı" diyeceklerdir.

Zuhruf 43:87سَاَلْتَهُمْseeltehumonlara sorsan

وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَهُمْ لَيَقُولُنَّ اللّٰهُ فَاَنّٰى يُؤْفَكُونَ

ve le in seeltehum men ḣaleḳahum le yeḳūlunne (a)llahu fe ennā yu'fekūne

Andolsun, onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan elbette, "Allah" derler. Öyleyken nasıl döndürülüyorlar?

يَتَسَاءَلُونَ7 kez

Mü'minun 23:101يَتَسَاءَلُونَyetesā'elūnesormazlar

فَاِذَا نُفِخَ فِي الصُّورِ فَلَا اَنْسَابَ بَيْنَهُمْ يَوْمَئِذٍ وَلَا يَتَسَاءَلُونَ

fe iƶā nufiḣa fī S-Sūri fe lā ensābe beynehum yevmeiƶin ve lā yetesā'elūne

Sur'a üfürüldüğü zaman, (işte) o gün ne aralarında soy sop yakınlığı kalacak, ne de birbirlerini arayıp soracaklardır.

Kasas 28:66يَتَسَاءَلُونَyetesā'elūnebirbirlerine de soramazlar

فَعَمِيَتْ عَلَيْهِمُ الْاَنْبَٓاءُ يَوْمَئِذٍ فَهُمْ لَا يَتَسَاءَلُونَ

fe ǎmiyet ǎleyhimu l-enbā'u yevmeiƶin fe hum lā yetesā'elūne

O gün onlara karşı bütün haberler kapanmıştır. Artık birbirlerine de soramazlar.

Saffat 37:27يَتَسَاءَلُونَyetesā'elūnesorar

وَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَسَاءَلُونَ

ve eḳbele beǎ'Duhum ǎlā beǎ'Din yetesā'elūne

Birbirlerine yönelip sorarlar (çekişirler).

Saffat 37:50يَتَسَاءَلُونَyetesā'elūnesoruyorlar

فَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَسَاءَلُونَ

fe eḳbele beǎ'Duhum ǎlā beǎ'Din yetesā'elūne

Derken birbirlerine yönelip sorarlar.

Tur 52:25يَتَسَاءَلُونَyetesā'elūnesoruyorlar

وَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَسَاءَلُونَ

ve eḳbele beǎ'Duhum ǎlā beǎ'Din yetesā'elūne

Birbirlerine dönüp ("Ne iyilik yaptınız da bu nimetlere ulaştınız?" diye) sorarlar.

Müddessir 74:40يَتَسَاءَلُونَyetesā'elūnesoruyorlar

فِي جَنَّاتٍ يَتَسَاءَلُونَ

fī cennātin yetesā'elūne

(40-42) Onlar cennetlerdedirler. Birbirlerine suçlular hakkında sorular sorarlar ve dönüp onlara şöyle derler: "Sizi Sekar'a (cehenneme) ne soktu?"

Nebe 78:1يَتَسَاءَلُونَyetesā'elūnebirbirlerine soruyorlar

عَمَّ يَتَسَاءَلُونَ

ǎmme yetesā'elūne

Birbirlerine neyi soruyorlar?

وَيَسْـَٔلُونَكَ6 kez

Bakara 2:219وَيَسْـَٔلُونَكَve yeselūnekeve sana soruyorlar

يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ قُلْ فِيهِمَا اِثْمٌ كَبِيرٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَاِثْمُهُمَٓا اَكْبَرُ مِنْ نَفْعِهِمَا وَيَسْـَٔلُونَكَ مَاذَا يُنْفِقُونَ قُلِ الْعَفْوَ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ

yeselūneke ǎni l-ḣamri ve l-meysiri ḳul fīhimā iṧmun kebīrun ve menāfiǔ li n-nāsi ve iṧmuhumā ekberu min nef'ǐhimā ve yeselūneke māƶā yunfiḳūne ḳuli l-ǎfve ke ƶālike yubeyyinu (a)llahu lekumu l-āyāti leǎllekum tetefekkerūne

Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: "Onlarda hem büyük günah, hem de insanlar için (bazı zahiri) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından büyüktür." Yine sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: "İhtiyaçtan arta kalanı." Allah, size ayetleri böyle açıklıyor ki düşünesiniz.

Bakara 2:220وَيَسْـَٔلُونَكَve yeselūnekeve sana soruyarlar

فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْيَتَامٰى قُلْ اِصْلَاحٌ لَهُمْ خَيْرٌ وَاِنْ تُخَالِطُوهُمْ فَاِخْوَانُكُمْ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ الْمُفْسِدَ مِنَ الْمُصْلِحِ وَلَوْ شَاءَ اللّٰهُ لَاَعْنَتَكُمْ اِنَّ اللّٰهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ

fī d-dunyā ve l-āḣirati ve yeselūneke ǎni l-yetāmā ḳul iSlāHun lehum ḣayrun ve in tuḣāliTūhum fe iḣvānukum ve(a)llahu yeǎ'lemu l-mufside mine l-muSliHi ve lev şā'e (a)llahu le eǎ'netekum inne (a)llahe ǎzīzun Hakīmun

Dünya ve ahiret hakkında düşünesiniz, diye böyle yapıyor. Bir de sana yetimleri soruyorlar. De ki: "Onların durumlarını düzeltmek hayırlıdır. Eğer onlara karışıp (birlikte yaşar)sanız (sakıncası yok). (Onlar da) sizin kardeşlerinizdir. Allah, bozguncuyu yapıcı olandan ayırır. Allah, dileseydi sizi zora sokardı. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Bakara 2:222وَيَسْـَٔلُونَكَve yeselūnekeve sana soruyorlar

وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْمَحِيضِ قُلْ هُوَ اَذًى فَاعْتَزِلُوا النِّسَاءَ فِي الْمَحِيضِ وَلَا تَقْرَبُوهُنَّ حَتّٰى يَطْهُرْنَ فَاِذَا تَطَهَّرْنَ فَأْتُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ اَمَرَكُمُ اللّٰهُ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ التَّوَّابِينَ وَيُحِبُّ الْمُتَطَهِّرِينَ

ve yeselūneke ǎni l-meHīDi ḳul huve eƶen fe ǎ'tezilū n-nisā'e fī l-meHīDi ve lā teḳrabūhunne Hattā yeThurne fe iƶā teTahherne fe 'tūhunne min Hayṧu emerakumu (a)llahu inne (a)llahe yuHibbu t-tevvābīne ve yuHibbu l-muteTahhirīne

Sana kadınların ay halini sorarlar. De ki: "O bir ezadır (rahatsızlıktır). Ay halinde kadınlardan uzak durun. Temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri vakit, Allah'ın size emrettiği yerden onlara yaklaşın. Şüphesiz Allah çok tövbe edenleri sever, çok temizlenenleri sever."

İsra 17:85وَيَسْـَٔلُونَكَve yeselūnekeve sana sorarlar

وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الرُّوحِ قُلِ الرُّوحُ مِنْ اَمْرِ رَبِّي وَمَا اُو۫تِيتُمْ مِنَ الْعِلْمِ اِلَّا قَلِيلًا

ve yeselūneke ǎni r-rūHi ḳuli r-rūHu min emri rabbī ve mā ūtītum mine l-ǐlmi illā ḳalīlen

Sana ruh hakkında soru soruyorlar. De ki: "Ruh, Rabbimin bileceği bir şeydir. Size pek az ilim verilmiştir."

Kehf 18:83وَيَسْـَٔلُونَكَve yeselūnekeve sana soruyorlar

وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنْ ذِي الْقَرْنَيْنِ قُلْ سَاَتْلُوا عَلَيْكُمْ مِنْهُ ذِكْرًا

ve yeselūneke ǎn ƶī l-ḳarneyni ḳul se etlū ǎleykum minhu ƶikran

(Ey Muhammed!) Bir de sana Zülkarneyn hakkında soru soruyorlar. De ki: "Size ondan bir anı okuyacağım."

Ta-Ha 20:105وَيَسْـَٔلُونَكَve yeselūnekeve sana soruyorlar

وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْجِبَالِ فَقُلْ يَنْسِفُهَا رَبِّي نَسْفًا

ve yeselūneke ǎni l-cibāli fe ḳul yensifuhā rabbī nesfen

(Ey Muhammed!) Sana dağların (kıyamet günündeki) halini soruyorlar. De ki: "Rabbim onları toz edip savuracak."

تُسْـَٔلُونَ5 kez

Bakara 2:134تُسْـَٔلُونَtuselūnesiz sorulmazsınız

تِلْكَ اُمَّةٌ قَدْ خَلَتْ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَلَكُمْ مَا كَسَبْتُمْ وَلَا تُسْـَٔلُونَ عَمَّا كَانُوا يَعْمَلُونَ

tilke ummetun ḳad ḣalet lehā mā kesebet ve lekum mā kesebtum ve lā tuselūne ǎmmā kānū yeǎ'melūne

Onlar gelip geçmiş bir ümmettir. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz onların yaptıklarından sorumlu tutulacak değilsiniz.

Bakara 2:141تُسْـَٔلُونَtuselūnesorulmazsınız

تِلْكَ اُمَّةٌ قَدْ خَلَتْ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَلَكُمْ مَا كَسَبْتُمْ وَلَا تُسْـَٔلُونَ عَمَّا كَانُوا يَعْمَلُونَ

tilke ummetun ḳad ḣalet lehā mā kesebet ve lekum mā kesebtum ve lā tuselūne ǎmmā kānū yeǎ'melūne

Onlar gelip geçmiş bir ümmettir. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz onların yaptıklarından sorumlu tutulacak değilsiniz.

Enbiya 21:13تُسْـَٔلُونَtuselūnesorguya çekileceksiniz

لَا تَرْكُضُوا وَارْجِعُوا اِلٰى مَا اُتْرِفْتُمْ فِيهِ وَمَسَاكِنِكُمْ لَعَلَّكُمْ تُسْـَٔلُونَ

lā terkuDū ve rciǔ ilā mā utriftum fīhi ve mesākinikum leǎllekum tuselūne

Onlara, "Kaçmayın, o içinde şımartıldığınız bolluğa ve yurtlarınıza dönün. Çünkü sorulacaksınız" denildi.

Sebe 34:25تُسْـَٔلُونَtuselūnesorulacak

قُلْ لَا تُسْـَٔلُونَ عَمَّا اَجْرَمْنَا وَلَا نُسْـَٔلُ عَمَّا تَعْمَلُونَ

ḳul lā tuselūne ǎmmā ecramnā ve lā nuselu ǎmmā teǎ'melūne

De ki: "Bizim işlediğimiz suçlardan siz sorumlu tutulmazsınız. Sizin işlediklerinizden de biz sorumlu tutulmayız."

Zuhruf 43:44تُسْـَٔلُونَtuselūnesorulacaksınız

وَاِنَّهُ لَذِكْرٌ لَكَ وَلِقَوْمِكَ وَسَوْفَ تُسْـَٔلُونَ

ve innehu le ƶikrun leke ve li ḳavmike ve sevfe tuselūne

Şüphesiz bu Kur'an, sana ve kavmine bir öğüt ve bir şereftir, ondan hesaba çekileceksiniz.

يُسْـَٔلُ5 kez

Enbiya 21:23يُسْـَٔلُyuseluO sorulmaz

لَا يُسْـَٔلُ عَمَّا يَفْعَلُ وَهُمْ يُسْـَٔلُونَ

lā yuselu ǎmmā yef'ǎlu ve hum yuselūne

O, yaptığından dolayı sorgulanamaz fakat onlar sorgulanırlar.

Kasas 28:78يُسْـَٔلُyuselusorulmaz

قَالَ اِنَّمَٓا اُو۫تِيتُهُ عَلٰى عِلْمٍ عِنْدِي اَوَلَمْ يَعْلَمْ اَنَّ اللّٰهَ قَدْ اَهْلَكَ مِنْ قَبْلِهِ مِنَ الْقُرُونِ مَنْ هُوَ اَشَدُّ مِنْهُ قُوَّةً وَاَكْثَرُ جَمْعًا وَلَا يُسْـَٔلُ عَنْ ذُنُوبِهِمُ الْمُجْرِمُونَ

ḳāle innemā ūtītuhu ǎlā ǐlmin ǐndī e ve lem yeǎ'lem enne (a)llahe ḳad ehleke min ḳablihi mine l-ḳurūni men huve eşeddu minhu ḳuvveten ve ekṧeru cem'ǎn ve lā yuselu ǎn ƶunūbihimu l-mucrimūne

Karun, "Bunlar bana bendeki bilgi ve beceriden dolayı verilmiştir" dedi. O, Allah'ın kendinden önceki nesillerden, ondan daha kuvvetli ve daha çok mal biriktirmiş kimseleri helak etmiş olduğunu bilmiyor muydu? Suçlulukları kesinleşmiş olanlara günahları konusunda soru sorulmaz (Çünkü Allah hepsini bilir).

Rahman 55:39يُسْـَٔلُyuselusorulmaz

فَيَوْمَئِذٍ لَا يُسْـَٔلُ عَنْ ذَنْبِهِ اِنْسٌ وَلَا جَانٌّ

fe yevmeiƶin lā yuselu ǎn ƶenbihi insun ve lā cānnun

İşte o gün ne insana, ne cine günahı sorulmayacak.

Mearic 70:10يَسْـَٔلُyeselusormaz

وَلَا يَسْـَٔلُ حَمِيمٌ حَمِيمًا

ve lā yeselu Hamīmun Hamīmen

(O gün) hiçbir samimi dost, dostunu sormaz.

Kıyamet 75:6يَسْـَٔلُyeselusorup durur

يَسْـَٔلُ اَيَّانَ يَوْمُ الْقِيٰمَةِ

yeselu eyyāne yevmu l-ḳiyāmeti

"O kıyamet günü ne zaman?" diye sorar.

يَسْـَٔلُونَ4 kez

Bakara 2:273يَسْـَٔلُونَyeselūneistemezler

لِلْفُقَرَاءِ الَّذِينَ اُحْصِرُوا فِي سَبِيلِ اللّٰهِ لَا يَسْتَطِيعُونَ ضَرْبًا فِي الْاَرْضِ يَحْسَبُهُمُ الْجَاهِلُ اَغْنِيَٓاءَ مِنَ التَّعَفُّفِ تَعْرِفُهُمْ بِسِيمٰيهُمْ لَا يَسْـَٔلُونَ النَّاسَ اِلْحَافًا وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ فَاِنَّ اللّٰهَ بِهِ عَلِيمٌ

li l-fuḳarā'i (e)lleƶīne uHSirū fī sebīli (a)llahi lā yesteTīǔne Derben fī l-erDi yeHsebuhumu l-cāhilu eğniyā'e mine t-teǎffufi teǎ'rifuhum bi sīmāhum lā yeselūne n-nāse ilHāfen ve mā tunfiḳū min ḣayrin fe inne (a)llahe bihi ǎlīmun

(Sadakalar) kendilerini Allah yoluna adayan, yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremeyen fakirler içindir. İffetlerinden dolayı (dilenmedikleri için), bilmeyen onları zengin sanır. Sen onları yüzlerinden tanırsın. İnsanlardan arsızca (bir şey) istemezler. Siz hayır olarak ne verirseniz, şüphesiz Allah onu bilir.

Enbiya 21:23يُسْـَٔلُونَyuselūnesorulurlar

لَا يُسْـَٔلُ عَمَّا يَفْعَلُ وَهُمْ يُسْـَٔلُونَ

lā yuselu ǎmmā yef'ǎlu ve hum yuselūne

O, yaptığından dolayı sorgulanamaz fakat onlar sorgulanırlar.

Ahzab 33:20يَسْـَٔلُونَyeselūnesorup öğrenmeyi

يَحْسَبُونَ الْاَحْزَابَ لَمْ يَذْهَبُوا وَاِنْ يَأْتِ الْاَحْزَابُ يَوَدُّوا لَوْ اَنَّهُمْ بَادُونَ فِي الْاَعْرَابِ يَسْـَٔلُونَ عَنْ اَنْبَٓائِكُمْ وَلَوْ كَانُوا فِيكُمْ مَا قَاتَلُوا اِلَّا قَلِيلًا

yeHsebūne l-eHzābe lem yeƶhebū ve in ye'ti l-eHzābu yeveddū lev ennehum bādūne fī l-eǎ'rābi yeselūne ǎn enbāikum ve lev kānū fīkum mā ḳātelū illā ḳalīlen

Düşman birliklerinin gitmediğini sanıyorlar. Düşman birlikleri (bir daha) gelecek olsa, isterler ki, (çölde) bedevilerin arasında bulunsunlar da size dair haberleri (gidip gelenlerden) sorsunlar. İçinizde bulunsalardı da pek az savaşırlardı.

Zariyat 51:12يَسْـَٔلُونَyeselūnesorarlar

يَسْـَٔلُونَ اَيَّانَ يَوْمُ الدِّينِ

yeselūne eyyāne yevmu d-dīni

"Ceza günü ne zaman?" diye sorarlar.

فَسْـَٔلِ4 kez

Yunus 10:94فَسْـَٔلِfe selio halde sor

فَاِنْ كُنْتَ فِي شَكٍّ مِمَّا اَنْزَلْنَٓا اِلَيْكَ فَسْـَٔلِ الَّذِينَ يَقْرَؤُ۫نَ الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكَ لَقَدْ جَاءَكَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَرِينَ

fe in kunte fī şekkin mimmā enzelnā ileyke fe seli (e)lleƶīne yeḳra'ūne l-kitābe min ḳablike le ḳad cā'eke l-Haḳḳu min rabbike fe lā tekūnenne mine l-mumterīne

Eğer sana indirdiğimiz şeyden şüphe içinde isen, senden önce Kitab'ı (Tevrat'ı) okuyanlara sor. Andolsun ki, sana Rabbinden hak gelmiştir. O halde, sakın şüphe edenlerden olma!

İsra 17:101فَسْـَٔلْfe selsor

وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسٰى تِسْعَ اٰيَاتٍ بَيِّنَاتٍ فَسْـَٔلْ بَنِي اِسْرَٓاءِيلَ اِذْ جَاءَهُمْ فَقَالَ لَهُ فِرْعَوْنُ اِنِّي لَاَظُنُّكَ يَامُوسَىٰ مَسْحُورًا

ve leḳad āteynā mūsā tis'ǎ āyātin beyyinātin fe sel benī isrāīle iƶ cā'ehum fe ḳāle lehu fir'ǎvnu innī le eZunnuke yā mūsā mesHūran

Andolsun, biz Musa'ya apaçık dokuz mucize verdik. İsrailoğullarına sor (sana anlatsınlar): Hani Musa onlara gelmiş ve Firavun da ona, "Ben senin kesinlikle büyülendiğini zannediyorum ey Musa!" demişti.

Mü'minun 23:113فَسْـَٔلِfe selisor

قَالُوا لَبِثْنَا يَوْمًا اَوْ بَعْضَ يَوْمٍ فَسْـَٔلِ الْعَادِّينَ

ḳālū lebiṧnā yevmen ev beǎ'De yevmin fe seli l-ǎāddīne

Onlar, "Bir gün, ya da bir günden daha az bir süre kaldık. Hesap tutanlara sor" derler.

Furkan 25:59فَسْـَٔلْfe selsor

اَلَّذِي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا فِي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِ اَلرَّحْمٰنُ فَسْـَٔلْ بِهِ خَبِيرًا

elleƶī ḣaleḳa s-semāvāti ve l-erDe ve mā beynehumā fī sitteti eyyāmin ṧumme stevā ǎlā l-ǎrşi r-raHmānu fe sel bihi ḣabīran

Gökleri ve yeryüzünü ve ikisi arasındakileri altı gün içinde (altı evrede) yaratan, sonra da Arş'a kurulan Rahman'dır. Sen bunu haberdar olana sor!

تَسْـَٔلُهُمْ4 kez

Yusuf 12:104تَسْـَٔلُهُمْteseluhumsen istemiyorsun

وَمَا تَسْـَٔلُهُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍ اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَمِينَ

ve mā teseluhum ǎleyhi min ecrin in huve illā ƶikrun li l-ǎālemīne

Halbuki sen buna karşılık onlardan bir ücret de istemiyorsun. O (Kur'an) alemler içinde ancak bir öğüttür.

Mü'minun 23:72تَسْـَٔلُهُمْteseluhumonlardan istiyor musun?

اَمْ تَسْـَٔلُهُمْ خَرْجًا فَخَرَاجُ رَبِّكَ خَيْرٌ وَهُوَ خَيْرُ الرَّازِقِينَ

em teseluhum ḣarcen fe ḣarācu rabbike ḣayrun ve huve ḣayru r-rāziḳīne

Ey Muhammed! Yoksa sen onlardan bir vergi mi istiyorsun (da inanmıyorlar)? Rabbinin vergisi daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.

Tur 52:40تَسْـَٔلُهُمْteseluhumonlardan istiyorsun (da)

اَمْ تَسْـَٔلُهُمْ اَجْرًا فَهُمْ مِنْ مَغْرَمٍ مُثْقَلُونَ

em teseluhum ecran fe hum min meğramin muṧḳalūne

Yoksa sen onlardan (tebliğ görevine karşılık) bir ücret istiyorsun da onlar, borçtan ağır bir yük altında mı kalmışlardır?

Kalem 68:46تَسْـَٔلُهُمْteseluhumsen istiyorsun (da)

اَمْ تَسْـَٔلُهُمْ اَجْرًا فَهُمْ مِنْ مَغْرَمٍ مُثْقَلُونَ

em teseluhum ecran fe hum min meğramin muṧḳalūne

Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar bu yüzden ağır bir borç yükü altına mı girmişlerdir?

مَسْؤُ۫لًا4 kez

İsra 17:34مَسْؤُ۫لًاmes'ūlensorumludur

وَلَا تَقْرَبُوا مَالَ الْيَتِيمِ اِلَّا بِالَّتِي هِيَ اَحْسَنُ حَتّٰى يَبْلُغَ اَشُدَّهُۖ وَاَوْفُوا بِالْعَهْدِ اِنَّ الْعَهْدَ كَانَ مَسْؤُ۫لًا

ve lā teḳrabū māle l-yetīmi illā bi(e)lletī hiye eHsenu Hattā yebluğa eşuddehu ve evfū bi l-ǎhdi inne l-ǎhde kāne mes'ūlen

Rüştüne erişinceye kadar, yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın, verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü söz (veren sözünden) sorumludur.

İsra 17:36مَسْؤُ۫لًاmes'ūlensorumludur

وَلَا تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ اِنَّ السَّمْعَ وَالْبَصَرَ وَالْفُؤٰادَ كُلُّ اُو۬لٰٓئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْؤُ۫لًا

ve lā teḳfu mā leyse leke bihi ǐlmun inne s-sem'ǎ ve l-beSara ve l-fu'āde kullu ulāike kāne ǎnhu mes'ūlen

Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.

Furkan 25:16مَسْؤُ۫لًاmes'ūlensorumluluk gerektiren

لَهُمْ فِيهَا مَا يَشَٓاؤُ۫نَ خَالِدِينَ كَانَ عَلٰى رَبِّكَ وَعْدًا مَسْؤُ۫لًا

lehum fīhā mā yeşā'ūne ḣālidīne kāne ǎlā rabbike veǎ'den mes'ūlen

Ebedi olarak kalacakları orada onlar için diledikleri her şey vardır. Bu, Rabbinin uhdesine aldığı, (yerine getirilmesi) istenen bir va'didir.

Ahzab 33:15مَسْؤُ۫لًاmes'ūlensorumlu

وَلَقَدْ كَانُوا عَاهَدُوا اللّٰهَ مِنْ قَبْلُ لَا يُوَلُّونَ الْاَدْبَارَ وَكَانَ عَهْدُ اللّٰهِ مَسْؤُ۫لًا

ve leḳad kānū ǎāhedū (a)llahe min ḳablu lā yuvellūne l-edbāra ve kāne ǎhdu (a)llahi mes'ūlen

Andolsun ki, onlar, daha önce geri dönüp kaçmayacaklarına dair Allah'a söz vermişlerdi. Allah'a verilen söz ise sorumluluğu gerektirir.

تَسْـَٔلُوا3 kez

Bakara 2:108تَسْـَٔلُواteselūistekte bulunmayı

اَمْ تُرِيدُونَ اَنْ تَسْـَٔلُوا رَسُولَكُمْ كَمَا سُئِلَ مُوسٰى مِنْ قَبْلُ وَمَنْ يَتَبَدَّلِ الْكُفْرَ بِالْاِيمَانِ فَقَدْ ضَلَّ سَوَاءَ السَّبِيلِ

em turīdūne en teselū rasūlekum ke mā suile mūsā min ḳablu ve men yetebeddeli l-kufra bi l-īmāni fe ḳad Delle sevā'e s-sebīli

Yoksa daha önce Musa'nın sorguya çekildiği gibi, siz de peygamberinizi sorguya çekmek mi istiyorsunuz? Her kim imanı küfre değişirse, o artık doğru yoldan sapmış olur.

Maide 5:101تَسْـَٔلُواteselūsormayın

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا لَا تَسْـَٔلُوا عَنْ اَشْيَٓاءَ اِنْ تُبْدَ لَكُمْ تَسُؤْكُمْ وَاِنْ تَسْـَٔلُوا عَنْهَا حِينَ يُنَزَّلُ الْقُرْاٰنُ تُبْدَ لَكُمْ عَفَا اللّٰهُ عَنْهَا وَاللّٰهُ غَفُورٌ حَلِيمٌ

yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū lā teselū ǎn eşyā'e in tubde lekum tesu'kum ve in teselū ǎnhā Hīne yunezzelu l-ḳurānu tubde lekum ǎfā (a)llahu ǎnhā ve(a)llahu ğafūrun Halīmun

Ey iman edenler! Size açıklandığı takdirde, sizi üzecek olan şeylere dair soru sormayın. Eğer Kur'an indirilirken bunlara dair soru sorarsanız size açıklanır. (Halbuki) Allah onları bağışlamıştır. Allah, çok bağışlayandır, halimdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir.)

Maide 5:101تَسْـَٔلُواteselūsorarsanız

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا لَا تَسْـَٔلُوا عَنْ اَشْيَٓاءَ اِنْ تُبْدَ لَكُمْ تَسُؤْكُمْ وَاِنْ تَسْـَٔلُوا عَنْهَا حِينَ يُنَزَّلُ الْقُرْاٰنُ تُبْدَ لَكُمْ عَفَا اللّٰهُ عَنْهَا وَاللّٰهُ غَفُورٌ حَلِيمٌ

yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū lā teselū ǎn eşyā'e in tubde lekum tesu'kum ve in teselū ǎnhā Hīne yunezzelu l-ḳurānu tubde lekum ǎfā (a)llahu ǎnhā ve(a)llahu ğafūrun Halīmun

Ey iman edenler! Size açıklandığı takdirde, sizi üzecek olan şeylere dair soru sormayın. Eğer Kur'an indirilirken bunlara dair soru sorarsanız size açıklanır. (Halbuki) Allah onları bağışlamıştır. Allah, çok bağışlayandır, halimdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir.)

وَسْـَٔلُوا2 kez

Nisa 4:32وَسْـَٔلُواve selūisteyin

وَلَا تَتَمَنَّوْا مَا فَضَّلَ اللّٰهُ بِهِ بَعْضَكُمْ عَلٰى بَعْضٍ لِلرِّجَالِ نَصِيبٌ مِمَّا اكْتَسَبُوا وَلِلنِّسَاءِ نَصِيبٌ مِمَّا اكْتَسَبْنَ وَسْـَٔلُوا اللّٰهَ مِنْ فَضْلِهِ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمًا

ve lā tetemennev mā feDDele (a)llahu bihi beǎ'Dekum ǎlā beǎ'Din li r-ricāli neSībun mimmā ktesebū ve li n-nisā'i neSībun mimmā ktesebne ve selū (a)llahe min feDlihi inne (a)llahe kāne bi kulli şey'in ǎlīmen

Allah'ın, kiminizi kiminize üstün kılmaya vesile yaptığı şeyleri (haset ederek) arzu edip durmayın. Erkeklere kazandıklarından bir pay vardır. Kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. Allah'tan, O'nun lütfunu isteyin. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.

Mümtehine 60:10وَسْـَٔلُواve selūisteyin

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُٓوا اِذَا جَاءَكُمُ الْمُؤْمِنَاتُ مُهَاجِرَاتٍ فَامْتَحِنُوهُنَّ اَللّٰهُ اَعْلَمُ بِاِيمَانِهِنَّ فَاِنْ عَلِمْتُمُوهُنَّ مُؤْمِنَاتٍ فَلَا تَرْجِعُوهُنَّ اِلَى الْكُفَّارِ لَا هُنَّ حِلٌّ لَهُمْ وَلَا هُمْ يَحِلُّونَ لَهُنَّ وَاٰتُوهُمْ مَا اَنْفَقُوا وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ اَنْ تَنْكِحُوهُنَّ اِذَٓا اٰتَيْتُمُوهُنَّ اُجُورَهُنَّ وَلَا تُمْسِكُوا بِعِصَمِ الْكَوَافِرِ وَسْـَٔلُوا مَا اَنْفَقْتُمْ وَلْيَسْـَٔلُوا مَا اَنْفَقُوا ذٰلِكُمْ حُكْمُ اللّٰهِ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ وَاللّٰهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ

yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū iƶā cā'ekumu l-mu'minātu muhācirātin fe mteHinūhunne (a)llahu eǎ'lemu bi īmānihinne fe in ǎlimtumūhunne mu'minātin fe lā terciǔhunne ilā l-kuffāri lā hunne Hillun lehum ve lā hum yeHillūne le hunne ve ātūhum mā enfeḳū ve lā cunāHa ǎleykum en tenkiHūhunne iƶā āteytumūhunne ucūrahunne ve lā tumsikū bi ǐSami l-kevāfiri ve selū mā enfeḳtum ve l yeselū mā enfeḳū ƶālikum Hukmu (a)llahi yeHkumu beynekum ve(a)llahu ǎlīmun Hakīmun

Ey iman edenler! Mü'min kadınlar muhacir olarak size geldiklerinde, onları imtihan edin. Allah, onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer siz onların inanmış kadınlar olduklarını anlarsanız, onları kafirlere geri göndermeyin. Çünkü müslüman hanımlar kafirlere helal değillerdir. Kafirler de müslüman hanımlara helal olmazlar. Mehir olarak harcadıklarını onlara (kocalarına geri) verin. Mehirlerini verdiğiniz takdirde, bu kadınlarla evlenmenizde size bir günah yoktur. Müşrik karılarınızın nikahlarına tutunmayın. (Zira bu nikahlar ortadan kalkmıştır.) Onlara harcadığınız mehri, (evlendikleri kafir kocalarından) isteyin. Kafirler de (İslam'ı kabul eden ve sizinle evlenen eski hanımlarına) harcamış oldukları mehri (sizden) istesinler. Bu, Allah'ın hükmüdür. O, aranızda hüküm veriyor. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

يَسْـَٔلُكَ2 kez

Nisa 4:153يَسْـَٔلُكَyeselukesenden istiyorlar

يَسْـَٔلُكَ اَهْلُ الْكِتَابِ اَنْ تُنَزِّلَ عَلَيْهِمْ كِتَابًا مِنَ السَّمَاءِ فَقَدْ سَاَلُوا مُوسٰٓى اَكْبَرَ مِنْ ذٰلِكَ فَقَالُوا اَرِنَا اللّٰهَ جَهْرَةً فَاَخَذَتْهُمُ الصَّاعِقَةُ بِظُلْمِهِمْ ثُمَّ اتَّخَذُوا الْعِجْلَ مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَتْهُمُ الْبَيِّنَاتُ فَعَفَوْنَا عَنْ ذٰلِكَ وَاٰتَيْنَا مُوسٰى سُلْطَانًا مُبِينًا

yeseluke ehlu l-kitābi en tunezzile ǎleyhim kitāben mine s-semāi fe ḳad seelū mūsā ekbera min ƶālike fe ḳālū erinā (a)llahe cehraten fe eḣaƶethumu S-Sāǐḳatu bi Zulmihim ṧumme tteḣaƶū l-ǐcle min beǎ'di mā cā'ethumu l-beyyinātu fe ǎfevnā ǎn ƶālike ve āteynā mūsā sulTānen mubīnen

Kitap ehli, senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyorlar. (Buna şaşma!) Musa'dan, bundan daha büyüğünü istemişler ve "Allah'ı bize açıkça göster" demişlerdi. Böylece zulümleri sebebiyle onları yıldırım çarptı. Sonra kendilerine apaçık deliller gelmesinin ardından (tuttular) buzağıyı tanrı edindiler. Biz bunu da affettik ve Musa'ya apaçık bir güç ve yetki verdik.

Ahzab 33:63يَسْـَٔلُكَyeselukesana soruyorlar

يَسْـَٔلُكَ النَّاسُ عَنِ السَّاعَةِ قُلْ اِنَّمَا عِلْمُهَا عِنْدَ اللّٰهِ وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّ السَّاعَةَ تَكُونُ قَرِيبًا

yeseluke n-nāsu ǎni s-sāǎti ḳul innemā ǐlmuhā ǐnde (a)llahi ve mā yudrīke leǎlle s-sāǎte tekūnu ḳarīben

İnsanlar sana kıyametin vaktini soruyorlar. De ki: "Onun ilmi ancak Allah katındadır." Ne bilirsin, belki de kıyamet yakında gerçekleşir.

سَاَلْتُكُمْ2 kez

Yunus 10:72سَاَلْتُكُمْseeltukumsizden istemiş değilim

فَاِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَمَا سَاَلْتُكُمْ مِنْ اَجْرٍ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلَى اللّٰهِ وَاُمِرْتُ اَنْ اَكُونَ مِنَ الْمُسْلِمِينَ

fe in tevelleytum fe mā seeltukum min ecrin in ecriye illā ǎlā (a)llahi ve umirtu en ekūne mine l-muslimīne

Eğer yüz çeviriyorsanız, sizden zaten hiçbir ücret istemedim. Benim ücretim, ancak Allah'a aittir. Bana müslümanlardan olmam emredildi."

Sebe 34:47سَاَلْتُكُمْseeltukumben sizden istemedim

قُلْ مَا سَاَلْتُكُمْ مِنْ اَجْرٍ فَهُوَ لَكُمْ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلَى اللّٰهِ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ

ḳul mā seeltukum min ecrin fe huve lekum in ecriye illā ǎlā (a)llahi ve huve ǎlā kulli şey'in şehīdun

De ki: "Sizden herhangi bir ücret istemişsem, o sizin olsun. Benim ücretim ancak Allah'a aittir. O, her şeye hakkıyla şahittir."

لِلسَّائِلِينَ2 kez

Yusuf 12:7لِلسَّائِلِينَli s-sāilīneisteyenler için

لَقَدْ كَانَ فِي يُوسُفَ وَاِخْوَتِهِٓ اٰيَاتٌ لِلسَّائِلِينَ

le ḳad kāne fī yūsufe ve iḣvetihi āyātun li s-sāilīne

Andolsun, Yusuf ve kardeşlerinde (hakikati arayıp) soranlar için ibretler vardır.

Fussilet 41:10لِلسَّائِلِينَli s-sāilīnearayıp soranlar için

وَجَعَلَ فِيهَا رَوَاسِيَ مِنْ فَوْقِهَا وَبَارَكَ فِيهَا وَقَدَّرَ فِيهَا اَقْوَاتَهَا فِي اَرْبَعَةِ اَيَّامٍ سَوَاءً لِلسَّائِلِينَ

ve ceǎle fīhā ravāsiye min fevḳihā ve bārake fīhā ve ḳaddera fīhā eḳvātehā fī erbeǎti eyyāmin sevā'en li s-sāilīne

O, dört gün içinde (dört evrede), yeryüzünde yükselen sabit dağlar yarattı, orada bolluk ve bereket meydana getirdi ve orada rızık arayanların ihtiyaçlarına uygun olarak rızıklar takdir etti.

وَسْـَٔلِ2 kez

Yusuf 12:82وَسْـَٔلِve seli(istersen) sor

وَسْـَٔلِ الْقَرْيَةَ الَّتِي كُنَّا فِيهَا وَالْعِيرَ الَّتِي اَقْبَلْنَا فِيهَا وَاِنَّا لَصَادِقُونَ

ve seli l-ḳaryete lletī kunnā fīhā ve l-ǐyra lletī eḳbelnā fīhā ve innā le Sādiḳūne

"Bulunduğumuz kent halkına ve aralarında olduğumuz kervana da sor. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz."

Zuhruf 43:45وَسْـَٔلْve selve sor

وَسْـَٔلْ مَنْ اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رُسُلِنَا اَجَعَلْنَا مِنْ دُونِ الرَّحْمٰنِ اٰلِهَةً يُعْبَدُونَ

ve sel men erselnā min ḳablike min rusulinā e ceǎlnā min dūni r-raHmāni āliheten yuǎ'bedūne

Senden önce gönderdiğimiz elçilerimize sor: Rahman'dan başka kulluk edilecek ilahlar var etmiş miyiz?

فَسْـَٔلُٓوا2 kez

Nahl 16:43فَسْـَٔلُٓواfe selūsorun

وَمَا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ اِلَّا رِجَالًا نُوحِي اِلَيْهِمْ فَسْـَٔلُٓوا اَهْلَ الذِّكْرِ اِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ

ve mā erselnā min ḳablike illā ricālen nūHī ileyhim fe selū ehle ƶ-ƶikri in kuntum lā teǎ'lemūne

Senden önce de ancak, kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber olarak gönderdik. Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun.

Enbiya 21:7فَسْـَٔلُٓواfe selūsorun

وَمَا اَرْسَلْنَا قَبْلَكَ اِلَّا رِجَالًا نُوحِي اِلَيْهِمْ فَسْـَٔلُٓوا اَهْلَ الذِّكْرِ اِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ

ve mā erselnā ḳableke illā ricālen nūHī ileyhim fe selū ehle ƶ-ƶikri in kuntum lā teǎ'lemūne

Senden önce de ancak kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber gönderdik. Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun.

لَتُسْـَٔلُنَّ2 kez

Nahl 16:56لَتُسْـَٔلُنَّle tuselunnesiz mutlaka sorulacaksınız

وَيَجْعَلُونَ لِمَا لَا يَعْلَمُونَ نَصِيبًا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ تَاللّٰهِ لَتُسْـَٔلُنَّ عَمَّا كُنْتُمْ تَفْتَرُونَ

ve yec'ǎlūne li mā lā yeǎ'lemūne neSīben mimmā razeḳnāhum tāllahi le tuselunne ǎmmā kuntum tefterūne

Bir de kendilerine rızık olarak verdiklerimizden (mahiyetini) bilmedikleri şeylere (putlara) pay ayırıyorlar. Allah'a andolsun ki, uydurmakta olduğunuz şeylerden mutlaka sorguya çekileceksiniz.

Tekasür 102:8لَتُسْـَٔلُنَّle tuselunnesorulacaksınız

ثُمَّ لَتُسْـَٔلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ

ṧumme le tuselunne yevmeiƶin ǎni n-neǐymi

Sonra o gün, nimetlerden mutlaka hesaba çekileceksiniz?

يَسْـَٔلُكُمْ2 kez

Yasin 36:21يَسْـَٔلُكُمْyeselukumsizden istemeyen

اِتَّبِعُوا مَنْ لَا يَسْـَٔلُكُمْ اَجْرًا وَهُمْ مُهْتَدُونَ

ittebiǔ men lā yeselukum ecran ve hum muhtedūne

"Sizden hiçbir ücret istemeyen kimselere uyun, onlar hidayete erdirilmiş kimselerdir."

Muhammed 47:36يَسْـَٔلْكُمْyeselkumsizden istemez

اِنَّمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَاِنْ تُؤْمِنُوا وَتَتَّقُوا يُؤْتِكُمْ اُجُورَكُمْ وَلَا يَسْـَٔلْكُمْ اَمْوَالَكُمْ

innemā l-Hayātu d-dunyā leǐbun ve lehvun ve in tu'minū ve tetteḳū yu'tikum ucūrakum ve lā yeselkum emvālekum

Şüphesiz dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlencedir. Eğer inanır ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız, O size mükafatınızı verir ve sizden mallarınızı (tamamen sarf etmenizi) istemez.

لِلسَّائِلِ2 kez

Zariyat 51:19لِلسَّائِلِli s-sāiliisteyen için

وَفِي اَمْوَالِهِمْ حَقٌّ لِلسَّائِلِ وَالْمَحْرُومِ

ve fī emvālihim Haḳḳun li s-sāili ve l-meHrūmi

Mallarında (yardım) isteyen ve (iffetinden dolayı isteyemeyip) mahrum olanlar için bir hak vardır.

Mearic 70:25لِلسَّائِلِli s-sāiliisteyenler için

لِلسَّائِلِ وَالْمَحْرُومِ

li s-sāili ve l-meHrūmi

(24-25) Onlar, mallarında; isteyenler ve (isteyemeyip) mahrum kalanlar için belli bir hak bulunan kimselerdir.

سَاَلْتُمْ1 kez

Bakara 2:61سَاَلْتُمْseeltumistediğiniz

وَاِذْ قُلْتُمْ يَامُوسَىٰ لَنْ نَصْبِرَ عَلٰى طَعَامٍ وَاحِدٍ فَادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُخْرِجْ لَنَا مِمَّا تُنْبِتُ الْاَرْضُ مِنْ بَقْلِهَا وَقِثَّائِهَا وَفُومِهَا وَعَدَسِهَا وَبَصَلِهَا قَالَ اَتَسْتَبْدِلُونَ الَّذِي هُوَ اَدْنٰى بِالَّذِي هُوَ خَيْرٌ اِهْبِطُوا مِصْرًا فَاِنَّ لَكُمْ مَا سَاَلْتُمْ وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ وَالْمَسْكَنَةُ وَبَٓاؤُ۫ بِغَضَبٍ مِنَ اللّٰهِ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ كَانُوا يَكْفُرُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَيَقْتُلُونَ النَّبِيِّنَ بِغَيْرِ الْحَقِّ ذٰلِكَ بِمَا عَصَوْا وَكَانُوا يَعْتَدُونَ

ve iƶ ḳultum yā mūsā len neSbira ǎlā Taǎāmin vāHidin fe d'ǔ lenā rabbeke yuḣric lenā mimmā tunbitu l-erDu min beḳlihā ve ḳiṧṧāihā ve fūmihā ve ǎdesihā ve beSalihā ḳāle e testebdilūne elleƶī huve ednā bi(e)lleƶī huve ḣayrun hbiTū miSran fe inne lekum mā seeltum ve Duribet ǎleyhimu ƶ-ƶilletu ve l-meskenetu ve bā'ū bi ğaDebin mine (a)llahi ƶālike bi ennehum kānū yekfurūne bi āyāti (a)llahi ve yeḳtulūne n-nebiyyīne bi ğayri l-Haḳḳi ƶālike bimā ǎSav ve kānū yeǎ'tedūne

Hani, "Ey Musa! Biz bir çeşit yemeğe asla katlanamayız. O halde, bizim için Rabbine yalvar da, o bize yerden biten sebze, kabak, sarımsak, mercimek, soğan versin" demiştiniz. O da size, "İyi olanı düşük olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? Öyle ise inin şehre! İstedikleriniz orada var" demişti. Böylece zillet ve yoksulluk onları kapladı. Onlar, Allah'ın gazabına uğradılar. Bunun sebebi, onların; Allah'ın ayetlerini inkar ediyor, peygamberleri de haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmek ve aşırı gitmekte oluşlarıydı.

سُئِلَ1 kez

Bakara 2:108سُئِلَsuileistedikleri

اَمْ تُرِيدُونَ اَنْ تَسْـَٔلُوا رَسُولَكُمْ كَمَا سُئِلَ مُوسٰى مِنْ قَبْلُ وَمَنْ يَتَبَدَّلِ الْكُفْرَ بِالْاِيمَانِ فَقَدْ ضَلَّ سَوَاءَ السَّبِيلِ

em turīdūne en teselū rasūlekum ke mā suile mūsā min ḳablu ve men yetebeddeli l-kufra bi l-īmāni fe ḳad Delle sevā'e s-sebīli

Yoksa daha önce Musa'nın sorguya çekildiği gibi, siz de peygamberinizi sorguya çekmek mi istiyorsunuz? Her kim imanı küfre değişirse, o artık doğru yoldan sapmış olur.

تُسْـَٔلُ1 kez

Bakara 2:119تُسْـَٔلُtuselusen sorumlu

اِنَّٓا اَرْسَلْنَاكَ بِالْحَقِّ بَشِيرًا وَنَذِيرًا وَلَا تُسْـَٔلُ عَنْ اَصْحَابِ الْجَحِيمِ

innā erselnāke bi l-Haḳḳi beşīran ve neƶīran ve lā tuselu ǎn eSHābi l-ceHīmi

Şüphesiz biz seni hak ile; müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Sen cehennemlik olanlardan sorumlu tutulacak değilsin.

وَالسَّائِلِينَ1 kez

Bakara 2:177وَالسَّائِلِينَve s-sāilīneve isteyene

لَيْسَ الْبِرَّ اَنْ تُوَلُّوا وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَلٰكِنَّ الْبِرَّ مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَالْمَلٰٓئِكَةِ وَالْكِتَابِ وَالنَّبِيِّنَ وَاٰتَى الْمَالَ عَلٰى حُبِّهِ ذَوِي الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ وَالسَّائِلِينَ وَفِي الرِّقَابِ وَاَقَامَ الصَّلٰوةَ وَاٰتَى الزَّكٰوةَ وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ اِذَا عَاهَدُوا وَالصَّابِرِينَ فِي الْبَأْسَاءِ وَالضَّرَّاءِ وَحِينَ الْبَأْسِ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذِينَ صَدَقُوا وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ

leyse l-birra en tuvellū vucūhekum ḳibele l-meşriḳi ve l-meğribi ve lākinne l-birra men āmene bi(a)llahi ve l-yevmi l-āḣiri ve l-melāiketi ve l-kitābi ve n-nebiyyīne ve ātā l-māle ǎlā Hubbihi ƶevī l-ḳurbā ve l-yetāmā ve l-mesākīne ve bne s-sebīli ve s-sāilīne ve fī r-riḳābi ve eḳāme S-Salāte ve ātā z-zekāte ve l-mūfūne bi ǎhdihim iƶā ǎāhedū ve S-Sābirīne fī l-be'sā'i ve D-Derrā'i ve Hīne l-be'si ulāike (e)lleƶīne Sadeḳū ve ulāike humu l-mutteḳūne

İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah'a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir.

سَاَلَكَ1 kez

Bakara 2:186سَاَلَكَseelekesana sorar(lar)sa

وَاِذَا سَاَلَكَ عِبَادِي عَنِّي فَاِنِّي قَرِيبٌ اُجِيبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ اِذَا دَعَانِ فَلْيَسْتَجِيبُوا لِي وَلْيُؤْمِنُوا بِي لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ

ve iƶā seeleke ǐbādī ǎnnī fe innī ḳarībun ucību deǎ'vete d-dāǐ iƶā deǎāni fe l yestecībū lī ve l yu'minū bī leǎllehum yerşudūne

Kullarım, beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm. O halde, doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler.

سَلْ1 kez

Bakara 2:211سَلْselsor

سَلْ بَنِي اِسْرَٓاءِيلَ كَمْ اٰتَيْنَاهُمْ مِنْ اٰيَةٍ بَيِّنَةٍ وَمَنْ يُبَدِّلْ نِعْمَةَ اللّٰهِ مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَتْهُ فَاِنَّ اللّٰهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ

sel benī isrāīle kem āteynāhum min āyetin beyyinetin ve men yubeddil niǎ'mete (a)llahi min beǎ'di mā cā'ethu fe inne (a)llahe şedīdu l-ǐḳābi

İsrailoğullarına sor; biz onlara nice açık mucizeler verdik. Kendisine geldikten sonra kim Allah'ın nimetini değiştirirse, (bilsin ki) şüphesiz Allah, cezası pek çetin olandır.

تَسَاءَلُونَ1 kez

Nisa 4:1تَسَاءَلُونَtesā'elūnebirbirinizden dilekte bulunduğunuz

يَاأَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالًا كَثِيرًا وَنِسَاءً وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّذِي تَسَاءَلُونَ بِهِ وَالْاَرْحَامَ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا

yā eyyuhā n-nāsu tteḳū rabbekumu elleƶī ḣaleḳakum min nefsin vāHidetin ve ḣaleḳa minhā zevcehā ve beṧṧe minhumā ricālen keṧīran ve nisā'en ve tteḳū (a)llahe elleƶī tesā'elūne bihi ve l-erHāme inne (a)llahe kāne ǎleykum raḳīben

Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan; ikisinden birçok erkek ve kadın (meydana getirip) yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Şüphesiz Allah, üzerinizde bir gözetleyicidir.

سَاَلُوا1 kez

Nisa 4:153سَاَلُواseelūistemişler

يَسْـَٔلُكَ اَهْلُ الْكِتَابِ اَنْ تُنَزِّلَ عَلَيْهِمْ كِتَابًا مِنَ السَّمَاءِ فَقَدْ سَاَلُوا مُوسٰٓى اَكْبَرَ مِنْ ذٰلِكَ فَقَالُوا اَرِنَا اللّٰهَ جَهْرَةً فَاَخَذَتْهُمُ الصَّاعِقَةُ بِظُلْمِهِمْ ثُمَّ اتَّخَذُوا الْعِجْلَ مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَتْهُمُ الْبَيِّنَاتُ فَعَفَوْنَا عَنْ ذٰلِكَ وَاٰتَيْنَا مُوسٰى سُلْطَانًا مُبِينًا

yeseluke ehlu l-kitābi en tunezzile ǎleyhim kitāben mine s-semāi fe ḳad seelū mūsā ekbera min ƶālike fe ḳālū erinā (a)llahe cehraten fe eḣaƶethumu S-Sāǐḳatu bi Zulmihim ṧumme tteḣaƶū l-ǐcle min beǎ'di mā cā'ethumu l-beyyinātu fe ǎfevnā ǎn ƶālike ve āteynā mūsā sulTānen mubīnen

Kitap ehli, senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyorlar. (Buna şaşma!) Musa'dan, bundan daha büyüğünü istemişler ve "Allah'ı bize açıkça göster" demişlerdi. Böylece zulümleri sebebiyle onları yıldırım çarptı. Sonra kendilerine apaçık deliller gelmesinin ardından (tuttular) buzağıyı tanrı edindiler. Biz bunu da affettik ve Musa'ya apaçık bir güç ve yetki verdik.

سَاَلَهَا1 kez

Maide 5:102سَاَلَهَاseelehāonları sormuştu

قَدْ سَاَلَهَا قَوْمٌ مِنْ قَبْلِكُمْ ثُمَّ اَصْبَحُوا بِهَا كَافِرِينَ

ḳad seelehā ḳavmun min ḳablikum ṧumme eSbeHū bihā kāfirīne

Sizden önceki bir millet o tür şeyleri sordu da sonra o yüzden kafir oldu.

فَلَنَسْـَٔلَنَّ1 kez

A'raf 7:6فَلَنَسْـَٔلَنَّfe le neselennesoracağız

فَلَنَسْـَٔلَنَّ الَّذِينَ اُرْسِلَ اِلَيْهِمْ وَلَنَسْـَٔلَنَّ الْمُرْسَلِينَ

fe le neselenne (e)lleƶīne ursile ileyhim ve le neselenne l-murselīne

Kendilerine peygamber gönderilenlere mutlaka soracağız. Peygamberlere de elbette soracağız.

وَلَنَسْـَٔلَنَّ1 kez

A'raf 7:6وَلَنَسْـَٔلَنَّve le neselenneve soracağız

فَلَنَسْـَٔلَنَّ الَّذِينَ اُرْسِلَ اِلَيْهِمْ وَلَنَسْـَٔلَنَّ الْمُرْسَلِينَ

fe le neselenne (e)lleƶīne ursile ileyhim ve le neselenne l-murselīne

Kendilerine peygamber gönderilenlere mutlaka soracağız. Peygamberlere de elbette soracağız.

وَسْـَٔلْهُمْ1 kez

A'raf 7:163وَسْـَٔلْهُمْve selhumonlara sor

وَسْـَٔلْهُمْ عَنِ الْقَرْيَةِ الَّتِي كَانَتْ حَاضِرَةَ الْبَحْرِ اِذْ يَعْدُونَ فِي السَّبْتِ اِذْ تَأْتِيهِمْ حِيتَانُهُمْ يَوْمَ سَبْتِهِمْ شُرَّعًا وَيَوْمَ لَا يَسْبِتُونَ لَا تَأْتِيهِمْ كَذٰلِكَ نَبْلُوهُمْ بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ

ve selhum ǎni l-ḳaryeti lletī kānet HāDirate l-baHri iƶ yeǎ'dūne fī s-sebti iƶ te'tīhim Hītānuhum yevme sebtihim şurraǎn ve yevme lā yesbitūne lā te'tīhim ke ƶālike neblūhum bimā kānū yefsuḳūne

(Ey Muhammed!) Onlara, deniz kıyısında bulunan kent halkının durumunu sor. Hani onlar Cumartesi (yasağı) konusunda haddi aşıyorlardı. Zira tatil yaptıkları Cumartesi günü balıklar onlara akın akın geliyor, tatil yapmadıkları (diğer) günlerde ise gelmiyorlardı. İşte onları yoldan çıkmaları sebebiyle böyle imtihan ediyorduk.

تَسْـَٔلْنِ1 kez

Hud 11:46تَسْـَٔلْنِteselnibenden isteme

قَالَ يَانُوحُ اِنَّهُ لَيْسَ مِنْ اَهْلِكَ اِنَّهُ عَمَلٌ غَيْرُ صَالِحٍ فَلَا تَسْـَٔلْنِ مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ اِنِّٓي اَعِظُكَ اَنْ تَكُونَ مِنَ الْجَاهِلِينَ

ḳāle yā nūHu innehu leyse min ehlike innehu ǎmelun ğayru SāliHin fe lā teselni mā leyse leke bihi ǐlmun innī eǐZuke en tekūne mine l-cāhilīne

Allah, "Ey Nuh! O, asla senin ailenden değildir. Onun yaptığı, iyi olmayan bir iştir. O halde, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi benden isteme. Ben, sana cahillerden olmamanı öğütlerim" dedi.

اَسْـَٔلَكَ1 kez

Hud 11:47اَسْـَٔلَكَeselekesenden istemekten

قَالَ رَبِّ اِنِّٓي اَعُوذُ بِكَ اَنْ اَسْـَٔلَكَ مَا لَيْسَ لِي بِهِ عِلْمٌ وَاِلَّا تَغْفِرْ لِي وَتَرْحَمْنِي اَكُنْ مِنَ الْخَاسِرِينَ

ḳāle rabbi innī eǔƶu bike en eseleke mā leyse lī bihi ǐlmun ve illā teğfir lī ve terHamnī ekun mine l-ḣāsirīne

Nuh, "Rabbim! Şüphesiz ben senden hakkında bilgim olmayan şeyi istemekten sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve bana acımazsan, şüphesiz ziyana uğrayanlardan olurum" dedi.

فَسْـَٔلْهُ1 kez

Yusuf 12:50فَسْـَٔلْهُfe selhuve ona sor

وَقَالَ الْمَلِكُ ائْتُونِي بِهِ فَلَمَّا جَاءَهُ الرَّسُولُ قَالَ ارْجِعْ اِلٰى رَبِّكَ فَسْـَٔلْهُ مَا بَالُ النِّسْوَةِ الّٰتِي قَطَّعْنَ اَيْدِيَهُنَّ اِنَّ رَبِّي بِكَيْدِهِنَّ عَلِيمٌ

ve ḳāle l-meliku 'tūnī bihi fe lemmā cā'ehu r-rasūlu ḳāle rciǎ' ilā rabbike fe selhu mā bālu n-nisveti llātī ḳaTTaǎ'ne eydiyehunne inne rabbī bi keydihinne ǎlīmun

Kral, "Onu bana getirin" dedi. Elçi, Yusuf'a gelince (Yusuf) dedi ki: "Efendine dön de, ellerini kesen o kadınların derdi ne idi, diye sor. Şüphesiz Rabbim onların hilesini hakkıyla bilendir."

سَاَلْتُمُوهُ1 kez

İbrahim 14:34سَاَلْتُمُوهُseeltumūhuondan istediğiniz/ona sorduğunuz

وَاٰتٰيكُمْ مِنْ كُلِّ مَا سَاَلْتُمُوهُ وَاِنْ تَعُدُّوا نِعْمَتَ اللّٰهِ لَا تُحْصُوهَا اِنَّ الْاِنْسَانَ لَظَلُومٌ كَفَّارٌ

ve ātākum min kulli mā seeltumūhu ve in teǔddū niǎ'mete (a)llahi lā tuHSūhā inne l-insāne le Zelūmun keffārun

O, istediğiniz şeylerin hepsinden size verdi. Eğer Allah'ın nimetlerini saymaya kalkışsanız sayamazsınız. Şüphesiz insan çok zalimdir, çok nankördür.

لَنَسْـَٔلَنَّهُمْ1 kez

Hicr 15:92لَنَسْـَٔلَنَّهُمْle neselennehumbiz mutlaka soracağız

فَوَرَبِّكَ لَنَسْـَٔلَنَّهُمْ اَجْمَعِينَ

fe ve rabbike le neselennehum ecmeǐyne

(92-93) Rabbine andolsun, onların hepsine yapmakta olduklarını mutlaka soracağız.

وَلَتُسْـَٔلُنَّ1 kez

Nahl 16:93وَلَتُسْـَٔلُنَّve le tuselunneve siz mutlaka sorulacaksınız

وَلَوْ شَاءَ اللّٰهُ لَجَعَلَكُمْ اُمَّةً وَاحِدَةً وَلٰكِنْ يُضِلُّ مَنْ يَشَاءُ وَيَهْدِي مَنْ يَشَاءُ وَلَتُسْـَٔلُنَّ عَمَّا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

ve lev şā'e (a)llahu le ceǎlekum ummeten vāHideten ve lākin yuDillu men yeşā'u ve yehdī men yeşā'u ve le tuselunne ǎmmā kuntum teǎ'melūne

Allah dileseydi, sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat O, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. Yapmakta olduğunuz şeylerden mutlaka sorguya çekileceksiniz.

لِيَتَسَاءَلُوا1 kez

Kehf 18:19لِيَتَسَاءَلُواli yetesā'elūsormaları için

وَكَذٰلِكَ بَعَثْنَاهُمْ لِيَتَسَاءَلُوا بَيْنَهُمْ قَالَ قَائِلٌ مِنْهُمْ كَمْ لَبِثْتُمْ قَالُوا لَبِثْنَا يَوْمًا اَوْ بَعْضَ يَوْمٍ قَالُوا رَبُّكُمْ اَعْلَمُ بِمَا لَبِثْتُمْ فَابْعَثُوا اَحَدَكُمْ بِوَرِقِكُمْ هٰذِهِٓ اِلَى الْمَدِينَةِ فَلْيَنْظُرْ اَيُّهَٓا اَزْكٰى طَعَامًا فَلْيَأْتِكُمْ بِرِزْقٍ مِنْهُ وَلْيَتَلَطَّفْ وَلَا يُشْعِرَنَّ بِكُمْ اَحَدًا

ve ke ƶālike beǎṧnāhum li yetesā'elū beynehum ḳāle ḳāilun minhum kem lebiṧtum ḳālū lebiṧnā yevmen ev beǎ'De yevmin ḳālū rabbukum eǎ'lemu bimā lebiṧtum fe b'ǎṧū eHadekum bi veriḳikum hāƶihi ilā l-medīneti fe l yenZur eyyuhā ezkā Taǎāmen fe l ye'tikum bi rizḳin minhu ve l yeteleTTaf ve lā yuş'ǐranne bikum eHaden

Böylece biz, birbirlerine sorsunlar diye onları uyandırdık. İçlerinden biri: "Ne kadar kaldınız"? dedi. (Bir kısmı) "Bir gün, ya da bir günden az", dediler. (Diğerleri de) şöyle dediler: "Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi siz birinizi şu gümüş para ile kente gönderin de baksın; (şehir halkından) hangisinin yiyeceği daha temiz ve lezzetli ise ondan size bir rızık getirsin. Ayrıca, çok nazik davransın (da dikkat çekmesin) ve sizi hiçbir kimseye sakın sezdirmesin."

تَسْـَٔلْنِي1 kez

Kehf 18:70تَسْـَٔلْنِيteselnībana soru sorma

قَالَ فَاِنِ اتَّبَعْتَنِي فَلَا تَسْـَٔلْنِي عَنْ شَيْءٍ حَتّٰٓى اُحْدِثَ لَكَ مِنْهُ ذِكْرًا

ḳāle fe ini ttebeǎ'tenī fe lā teselnī ǎn şey'in Hattā uHdiṧe leke minhu ƶikran

O da şöyle dedi: "O halde, eğer bana tabi olacaksan, ben sana söylemedikçe hiçbir şey hakkında bana soru sormayacaksın."

سَاَلْتُكَ1 kez

Kehf 18:76سَاَلْتُكَseeltukesana sorarsam

قَالَ اِنْ سَاَلْتُكَ عَنْ شَيْءٍ بَعْدَهَا فَلَا تُصَاحِبْنِي قَدْ بَلَغْتَ مِنْ لَدُنِّي عُذْرًا

ḳāle in seeltuke ǎn şey'in beǎ'dehā fe lā tuSāHibnī ḳad beleğte min ledunnī ǔƶran

Musa, "Eğer bundan sonra sana bir şey hakkında soru sorarsam, artık benimle arkadaşlık etme. Doğrusu, tarafımdan (dilenecek son) özre ulaştın (bu son özür dileyişim)" dedi.

سُؤْلَكَ1 kez

Ta-Ha 20:36سُؤْلَكَsu'lekeistediğin

قَالَ قَدْ اُو۫تِيتَ سُؤْلَكَ يَامُوسَىٰ

ḳāle ḳad ūtīte su'leke yā mūsā

Allah, şöyle dedi: "İstediğin sana verildi ey Musa!"

نَسْـَٔلُكَ1 kez

Ta-Ha 20:132نَسْـَٔلُكَneselukebiz senden istemiyoruz

وَأْمُرْ اَهْلَكَ بِالصَّلٰوةِ وَاصْطَبِرْ عَلَيْهَا لَا نَسْـَٔلُكَ رِزْقًا نَحْنُ نَرْزُقُكَ وَالْعَاقِبَةُ لِلتَّقْوٰى

ve 'mur ehleke bi S-Salāti ve STabir ǎleyhā lā neseluke rizḳan neHnu nerzuḳuke ve l-ǎāḳibetu li t-teḳvā

Ailene namazı emret ve kendin de ona devam et. Senden rızık istemiyoruz. Sana da biz rızık veriyoruz. Güzel sonuç, Allah'a karşı gelmekten sakınmanındır.

فَسْـَٔلُوهُمْ1 kez

Enbiya 21:63فَسْـَٔلُوهُمْfe selūhumonlara sorun

قَالَ بَلْ فَعَلَهُ كَبِيرُهُمْ هٰذَا فَسْـَٔلُوهُمْ اِنْ كَانُوا يَنْطِقُونَ

ḳāle bel feǎlehu kebīruhum hāƶā fe selūhum in kānū yenTiḳūne

Dedi ki: "Hayır! Bunu şu büyükleri yapmıştır. Konuşabiliyorlarsa, onlara sorun bakalım!"

وَلَيُسْـَٔلُنَّ1 kez

Ankebut 29:13وَلَيُسْـَٔلُنَّve le yuselunneve elbette sorguya çekileceklerdir

وَلَيَحْمِلُنَّ اَثْقَالَهُمْ وَاَثْقَالًا مَعَ اَثْقَالِهِمْ وَلَيُسْـَٔلُنَّ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ عَمَّا كَانُوا يَفْتَرُونَ

ve le yeHmilunne eṧḳālehum ve eṧḳālen meǎ eṧḳālihim ve le yuselunne yevme l-ḳiyāmeti ǎmmā kānū yefterūne

Andolsun, onlar mutlaka kendi yüklerini ve kendi yükleriyle beraber nice ağır yükleri yükleneceklerdir. Uydurmakta oldukları şeylerden de kıyamet günü şüphesiz, sorguya çekileceklerdir.

لِيَسْـَٔلَ1 kez

Ahzab 33:8لِيَسْـَٔلَli yeselesorması için

لِيَسْـَٔلَ الصَّادِقِينَ عَنْ صِدْقِهِمْ وَاَعَدَّ لِلْكَافِرِينَ عَذَابًا اَلِيمًا

li yesele S-Sādiḳīne ǎn Sidḳihim ve eǎdde li l-kāfirīne ǎƶāben elīmen

(Allah, bunu) doğru kimseleri doğruluklarından hesaba çekmek için (yapmıştır.) Kafirlere de elem dolu bir azap hazırlamıştır.

سُئِلُوا1 kez

Ahzab 33:14سُئِلُواsuilūistenseydi

وَلَوْ دُخِلَتْ عَلَيْهِمْ مِنْ اَقْطَارِهَا ثُمَّ سُئِلُوا الْفِتْنَةَ لَاٰتَوْهَا وَمَا تَلَبَّثُوا بِهَا اِلَّا يَسِيرًا

ve lev duḣilet ǎleyhim min eḳTārihā ṧumme suilū l-fitnete le ātevhā ve mā telebbeṧū bihā illā yesīran

Eğer Medine'nin her tarafından üzerlerine gelinse ve orada karışıklık çıkarmaları istenseydi, onu mutlaka yaparlardı; o konuda fazla gecikmezlerdi.

سَاَلْتُمُوهُنَّ1 kez

Ahzab 33:53سَاَلْتُمُوهُنَّseeltumūhunneonlarda istediğiniz

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا لَا تَدْخُلُوا بُيُوتَ النَّبِيِّ اِلَّٓا اَنْ يُؤْذَنَ لَكُمْ اِلٰى طَعَامٍ غَيْرَ نَاظِرِينَ اِنٰيهُ وَلٰكِنْ اِذَا دُعِيتُمْ فَادْخُلُوا فَاِذَا طَعِمْتُمْ فَانْتَشِرُوا وَلَا مُسْتَأْنِسِينَ لِحَدِيثٍ اِنَّ ذٰلِكُمْ كَانَ يُؤْذِي النَّبِيَّ فَيَسْتَحْيِ مِنْكُمْ وَاللّٰهُ لَا يَسْتَحْيِ مِنَ الْحَقِّ وَاِذَا سَاَلْتُمُوهُنَّ مَتَاعًا فَسْـَٔلُوهُنَّ مِنْ وَرَاءِ حِجَابٍ ذٰلِكُمْ اَطْهَرُ لِقُلُوبِكُمْ وَقُلُوبِهِنَّ وَمَا كَانَ لَكُمْ اَنْ تُؤْذُوا رَسُولَ اللّٰهِ وَلَا اَنْ تَنْكِحُوا اَزْوَاجَهُ مِنْ بَعْدِهِ اَبَدًا اِنَّ ذٰلِكُمْ كَانَ عِنْدَ اللّٰهِ عَظِيمًا

yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū lā tedḣulū buyūte n-nebiyyi illā en yu'ƶene lekum ilā Taǎāmin ğayra nāZirīne ināhu ve lākin iƶā duǐytum fe dḣulū fe iƶā Taǐmtum fe nteşirū ve lā muste'nisīne li Hadīṧin inne ƶālikum kāne yu'ƶī n-nebiyye fe yesteHyī minkum ve(a)llahu lā yesteHyī mine l-Haḳḳi ve iƶā seeltumūhunne metāǎn fe selūhunne min verā'i Hicābin ƶālikum eTheru li ḳulūbikum ve ḳulūbihinne ve mā kāne lekum en tu'ƶū rasūle (a)llahi ve lā en tenkiHū ezvācehu min beǎ'dihi ebeden inne ƶālikum kāne ǐnde (a)llahi ǎZīmen

Ey iman edenler! Yemek için çağrılmaksızın ve yemeğin pişmesini beklemeksizin (vakitli vakitsiz) Peygamber'in evlerine girmeyin, çağrıldığınız zaman girin. Yemeği yiyince de hemen dağılın. Sohbet için beklemeyin. Çünkü bu davranışınız Peygamber'i rahatsız etmekte, fakat o sizden de çekinmektedir. Allah ise gerçeği söylemekten çekinmez. Peygamberin hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Böyle davranmanız hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temizdir. Allah'ın Resulüne rahatsızlık vermeniz ve kendisinden sonra hanımlarını nikahlamanız ebediyyen söz konusu olamaz. Çünkü bu, Allah katında büyük bir günahtır.

فَسْـَٔلُوهُنَّ1 kez

Ahzab 33:53فَسْـَٔلُوهُنَّfe selūhunneisteyin

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا لَا تَدْخُلُوا بُيُوتَ النَّبِيِّ اِلَّٓا اَنْ يُؤْذَنَ لَكُمْ اِلٰى طَعَامٍ غَيْرَ نَاظِرِينَ اِنٰيهُ وَلٰكِنْ اِذَا دُعِيتُمْ فَادْخُلُوا فَاِذَا طَعِمْتُمْ فَانْتَشِرُوا وَلَا مُسْتَأْنِسِينَ لِحَدِيثٍ اِنَّ ذٰلِكُمْ كَانَ يُؤْذِي النَّبِيَّ فَيَسْتَحْيِ مِنْكُمْ وَاللّٰهُ لَا يَسْتَحْيِ مِنَ الْحَقِّ وَاِذَا سَاَلْتُمُوهُنَّ مَتَاعًا فَسْـَٔلُوهُنَّ مِنْ وَرَاءِ حِجَابٍ ذٰلِكُمْ اَطْهَرُ لِقُلُوبِكُمْ وَقُلُوبِهِنَّ وَمَا كَانَ لَكُمْ اَنْ تُؤْذُوا رَسُولَ اللّٰهِ وَلَا اَنْ تَنْكِحُوا اَزْوَاجَهُ مِنْ بَعْدِهِ اَبَدًا اِنَّ ذٰلِكُمْ كَانَ عِنْدَ اللّٰهِ عَظِيمًا

yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū lā tedḣulū buyūte n-nebiyyi illā en yu'ƶene lekum ilā Taǎāmin ğayra nāZirīne ināhu ve lākin iƶā duǐytum fe dḣulū fe iƶā Taǐmtum fe nteşirū ve lā muste'nisīne li Hadīṧin inne ƶālikum kāne yu'ƶī n-nebiyye fe yesteHyī minkum ve(a)llahu lā yesteHyī mine l-Haḳḳi ve iƶā seeltumūhunne metāǎn fe selūhunne min verā'i Hicābin ƶālikum eTheru li ḳulūbikum ve ḳulūbihinne ve mā kāne lekum en tu'ƶū rasūle (a)llahi ve lā en tenkiHū ezvācehu min beǎ'dihi ebeden inne ƶālikum kāne ǐnde (a)llahi ǎZīmen

Ey iman edenler! Yemek için çağrılmaksızın ve yemeğin pişmesini beklemeksizin (vakitli vakitsiz) Peygamber'in evlerine girmeyin, çağrıldığınız zaman girin. Yemeği yiyince de hemen dağılın. Sohbet için beklemeyin. Çünkü bu davranışınız Peygamber'i rahatsız etmekte, fakat o sizden de çekinmektedir. Allah ise gerçeği söylemekten çekinmez. Peygamberin hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Böyle davranmanız hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temizdir. Allah'ın Resulüne rahatsızlık vermeniz ve kendisinden sonra hanımlarını nikahlamanız ebediyyen söz konusu olamaz. Çünkü bu, Allah katında büyük bir günahtır.

نُسْـَٔلُ1 kez

Sebe 34:25نُسْـَٔلُnuselubiz sorumlu

قُلْ لَا تُسْـَٔلُونَ عَمَّا اَجْرَمْنَا وَلَا نُسْـَٔلُ عَمَّا تَعْمَلُونَ

ḳul lā tuselūne ǎmmā ecramnā ve lā nuselu ǎmmā teǎ'melūne

De ki: "Bizim işlediğimiz suçlardan siz sorumlu tutulmazsınız. Sizin işlediklerinizden de biz sorumlu tutulmayız."

مَسْؤُ۫لُونَ1 kez

Saffat 37:24مَسْؤُ۫لُونَmes'ūlūnesorumludurlar

وَقِفُوهُمْ اِنَّهُمْ مَسْؤُ۫لُونَ

ve ḳifūhum innehum mes'ūlūne

(22-24) Allah, meleklere şöyle emreder: "Zulmedenleri, eşlerini ve Allah'ı bırakıp da tapmakta olduklarını toplayın, onları cehennemin yoluna koyun ve onları tutuklayın. Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir."

بِسُؤَالِ1 kez

Sad 38:24بِسُؤَالِbi su'āliistemekle

قَالَ لَقَدْ ظَلَمَكَ بِسُؤَالِ نَعْجَتِكَ اِلٰى نِعَاجِهِ وَاِنَّ كَثِيرًا مِنَ الْخُلَطَاءِ لَيَبْغِي بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ اِلَّا الَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَقَلِيلٌ مَا هُمْ وَظَنَّ دَاوُ۫دُ اَنَّمَا فَتَنَّاهُ فَاسْتَغْفَرَ رَبَّهُ وَخَرَّ رَاكِعًا وَاَنَابَ

ḳāle le ḳad Zelemeke bi su'āli neǎ'cetike ilā niǎācihi ve inne keṧīran mine l-ḣuleTā'i le yebğī beǎ'Duhum ǎlā beǎ'Din illā (e)lleƶīne āmenū ve ǎmilū S-SāliHāti ve ḳalīlun mā hum ve Zenne dāvūdu ennemā fetennāhu fe steğfera rabbehu ve ḣarra rākiǎn ve enābe

Davud dedi ki: "Andolsun, senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemek suretiyle sana zulmetmiştir. Esasen ortakların pek çoğu birbirine haksızlık eder. Ancak iman edip salih ameller işleyenler başka. Onlar da pek azdır." Davud, bizim kendisini imtihan ettiğimizi anladı. Derken Rabbinden bağışlama diledi, eğilerek secdeye kapandı ve Allah'a yöneldi.

وَيُسْـَٔلُونَ1 kez

Zuhruf 43:19وَيُسْـَٔلُونَve yuselūneve (bundan) sorulacaklardır

وَجَعَلُوا الْمَلٰٓئِكَةَ الَّذِينَ هُمْ عِبَادُ الرَّحْمٰنِ اِنَاثًا اَشَهِدُوا خَلْقَهُمْ سَتُكْتَبُ شَهَادَتُهُمْ وَيُسْـَٔلُونَ

ve ceǎlū l-melāikete (e)lleƶīne hum ǐbādu r-raHmāni ināṧen e şehidū ḣalḳahum se tuktebu şehādetuhum ve yuselūne

Onlar, Rahman'ın kulları olan melekleri de dişi saydılar. Onların yaratılışına şahit mi oldular? Onların (yalan) şahitlikleri yazılacak ve sorgulanacaklardır.

يَسْـَٔلْكُمُوهَا1 kez

Muhammed 47:37يَسْـَٔلْكُمُوهَاyeselkumūhāonları isteseydi

اِنْ يَسْـَٔلْكُمُوهَا فَيُحْفِكُمْ تَبْخَلُوا وَيُخْرِجْ اَضْغَانَكُمْ

in yeselkumūhā fe yuHfikum tebḣalū ve yuḣric eDğānekum

Eğer onları sizden isteyip de sizi zorlasaydı, cimrilik ederdiniz, O da kinlerinizi ortaya çıkarırdı.

يَسْـَٔلُهُ1 kez

Rahman 55:29يَسْـَٔلُهُyeseluhuO'ndan isterler

يَسْـَٔلُهُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فِي شَأْنٍ

yeseluhu men fī s-semāvāti ve l-erDi kulle yevmin huve fī şe'nin

Göklerde ve yerde bulunanlar, (her şeyi) O'ndan isterler. O, her an yeni bir ilahi tasarruftadır.

وَلْيَسْـَٔلُوا1 kez

Mümtehine 60:10وَلْيَسْـَٔلُواve l yeselūve onlar da istesinler

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُٓوا اِذَا جَاءَكُمُ الْمُؤْمِنَاتُ مُهَاجِرَاتٍ فَامْتَحِنُوهُنَّ اَللّٰهُ اَعْلَمُ بِاِيمَانِهِنَّ فَاِنْ عَلِمْتُمُوهُنَّ مُؤْمِنَاتٍ فَلَا تَرْجِعُوهُنَّ اِلَى الْكُفَّارِ لَا هُنَّ حِلٌّ لَهُمْ وَلَا هُمْ يَحِلُّونَ لَهُنَّ وَاٰتُوهُمْ مَا اَنْفَقُوا وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ اَنْ تَنْكِحُوهُنَّ اِذَٓا اٰتَيْتُمُوهُنَّ اُجُورَهُنَّ وَلَا تُمْسِكُوا بِعِصَمِ الْكَوَافِرِ وَسْـَٔلُوا مَا اَنْفَقْتُمْ وَلْيَسْـَٔلُوا مَا اَنْفَقُوا ذٰلِكُمْ حُكْمُ اللّٰهِ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ وَاللّٰهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ

yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū iƶā cā'ekumu l-mu'minātu muhācirātin fe mteHinūhunne (a)llahu eǎ'lemu bi īmānihinne fe in ǎlimtumūhunne mu'minātin fe lā terciǔhunne ilā l-kuffāri lā hunne Hillun lehum ve lā hum yeHillūne le hunne ve ātūhum mā enfeḳū ve lā cunāHa ǎleykum en tenkiHūhunne iƶā āteytumūhunne ucūrahunne ve lā tumsikū bi ǐSami l-kevāfiri ve selū mā enfeḳtum ve l yeselū mā enfeḳū ƶālikum Hukmu (a)llahi yeHkumu beynekum ve(a)llahu ǎlīmun Hakīmun

Ey iman edenler! Mü'min kadınlar muhacir olarak size geldiklerinde, onları imtihan edin. Allah, onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer siz onların inanmış kadınlar olduklarını anlarsanız, onları kafirlere geri göndermeyin. Çünkü müslüman hanımlar kafirlere helal değillerdir. Kafirler de müslüman hanımlara helal olmazlar. Mehir olarak harcadıklarını onlara (kocalarına geri) verin. Mehirlerini verdiğiniz takdirde, bu kadınlarla evlenmenizde size bir günah yoktur. Müşrik karılarınızın nikahlarına tutunmayın. (Zira bu nikahlar ortadan kalkmıştır.) Onlara harcadığınız mehri, (evlendikleri kafir kocalarından) isteyin. Kafirler de (İslam'ı kabul eden ve sizinle evlenen eski hanımlarına) harcamış oldukları mehri (sizden) istesinler. Bu, Allah'ın hükmüdür. O, aranızda hüküm veriyor. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

سَاَلَهُمْ1 kez

Mülk 67:8سَاَلَهُمْseelehumonlara sordu(lar)

تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ الْغَيْظِ كُلَّمَا اُلْقِيَ فِيهَا فَوْجٌ سَاَلَهُمْ خَزَنَتُهَا اَلَمْ يَأْتِكُمْ نَذِيرٌ

tekādu temeyyezu mine l-ğayZi kullemā ulḳiye fīhā fevcun seelehum ḣazenetuhā e lem ye'tikum neƶīrun

Neredeyse cehennem öfkeden çatlayacaktır! Oraya her bir topluluk atıldıkça oranın bekçileri onlara, "Size bir uyarıcı gelmemiş miydi?" diye sorarlar.

سَلْهُمْ1 kez

Kalem 68:40سَلْهُمْselhumsor onlara

سَلْهُمْ اَيُّهُمْ بِذٰلِكَ زَعِيمٌ

selhum eyyuhum bi ƶālike zeǐymun

Sor onlara: "Onların hangisi bu (iddianın doğruluğu)na kefildir?"

سَاَلَ1 kez

Mearic 70:1سَاَلَseelesordu

سَاَلَ سَائِلٌ بِعَذَابٍ وَاقِعٍ

seele sāilun bi ǎƶābin vāḳiǐn

(1-3) Soran birisi, yükselme yollarının sahibi Allah tarafından kafirlere kesinlikle inecek olan ve hiç kimsenin uzaklaştıramayacağı azabı sordu.

سَائِلٌ1 kez

Mearic 70:1سَائِلٌsāilunbir isteyen

سَاَلَ سَائِلٌ بِعَذَابٍ وَاقِعٍ

seele sāilun bi ǎƶābin vāḳiǐn

(1-3) Soran birisi, yükselme yollarının sahibi Allah tarafından kafirlere kesinlikle inecek olan ve hiç kimsenin uzaklaştıramayacağı azabı sordu.

سُئِلَتْ1 kez

Tekvir 81:8سُئِلَتْsuiletsorulduğu

وَاِذَا الْمَوْءُ۫دَةُ سُئِلَتْ

ve iƶā l-mev'ūdetu suilet

(8-9) Diri diri gömülen kız çocuğunun, hangi günahtan ötürü öldürüldüğü sorulduğu zaman,

السَّائِلَ1 kez

Duha 93:10السَّائِلَs-sāileisteyeni

وَاَمَّا السَّائِلَ فَلَا تَنْهَرْ

ve emmā s-sāile fe lā tenher

Sakın isteyeni azarlama!