Mallarında (yardım) isteyen ve (iffetinden dolayı isteyemeyip) mahrum olanlar için bir hak vardır.

وَفِي اَمْوَالِهِمْ حَقٌّ لِلسَّائِلِ وَالْمَحْرُومِ

ve fī emvālihim Haḳḳun li s-sāili ve l-meHrūmi

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1وَفِيve fīvardı
2اَمْوَالِهِمْemvālihimم و لZenginliğe sahip olmak, bol miktarda mülk sahibi olmak.mallarında
3حَقٌّHaḳḳunح ق قAdaletin, bilgeliğin, gerçeğin, doğrunun veya gerçekliğin gerekliliklerine uygun olmak, adil/uygun/doğru/yerinde olmak, özgün/hakiki/sağlam/geçerli/esaslı/gerçek olmak, ayrıca yerleşmiş/onaylanmış/bağlayıcı/kaçınılmaz/zorunlu olmak, açık olmak, şüphe veya belirsizlik olmaksızın, bir gerçek olarak kabul edilmiş olmak, zorunlu veya gerekli olmak, bir şey üzerinde hak veya yetki veya talepte bulunmak, bir şeyi hak etmek veya değer olmak, en değerli olmak, tespit etmek, emin veya kesin olmak, doğru veya doğrulanabilir veya gerçek olmak, ciddi veya samimi olmak, başkasıyla tartışmak veya dava açmak veya mücadele etmek, doğruyu söylemek, bir gerçeği veya hakkı ortaya çıkarmak/göstermek/sergilemek, doğru olduğu kanıtlanmak, delmek veya nüfuz etmekbir hak
4لِلسَّائِلِli s-sāiliس ا لakmak, dökülmek, sızmak, akıtmak, soruşturmak, sormak, dilenmekisteyen için
5وَالْمَحْرُومِve l-meHrūmiح ر مYasaklamak, engellemek, önlemek, yasadışı ilan etmek veya yapmak, mahrum bırakmak, kutsal/dokunulmaz/saygı veya hürmet veya onura layık olmak, bir şeyi reddetmek veya inkar etmek, birini umutsuzluğa sürüklemek, refahtan mahrum bırakmak, talihsiz kılmak, inatla ısrar etmek, tartışma veya davada veya çekişmede ısrar etmek, asi veya inatçı olmak, bir şeyi sıkıca bağlamak, bir şeyden uzak durmak, kumar oyununda bahis veya iddia için yarışmada birini yenmek, yasaklama durumunda olmak, kendini korumak veya savunmak.ve yoksul için

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Ve mallarında, dileyene ve mahrûm olana bir hak vardı.

Abdulkadir Gölpınarlı

Ve mallarında, dileyene ve mahrûm olana bir hak vardı.

Adem Uğur

Mallarında, muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı.

Ahmed Hulusi

Onların mallarında talep eden ve sıkıntıda olan için bir hak vardı.

Ahmet Tekin

Allah’ın farz kıldığı sosyal yardım düzeninin icabı, yardım isteyenler, medet umanlar ve iffetinden sesini çıkarmayan yoksullar için, onların mallarında, vermekle mükellef oldukları paylar, haklar vardır.

Ahmet Varol

Mallarında dilenci ve yoksul için bir hak vardı.

Ali Bulaç

Onların mallarında dilenip isteyen (ve iffetinden dolayı istemeyip de) yoksul olan için de bir hak vardı.

Ali Fikri Yavuz

Onların mallarında dilencinin ve (ihtiyacını açıklayamayan) mahrumun bir hakkı vardır.

Ali Rıza Safa

İsteyenler ve yoksullar için de mallarından bir pay ayırmışlardı.

Bayraktar Bayraklı

Mallarında muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı.

Bekir Sadak

Onlarin mallarinda muhtac ve yoksullar icin bir hak vardi, onu verirlerdi.

Celal Yıldırım

Onların mallarında, dilenen ve yoksul için bir hakk vardır.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Yardım isteyenlere ve yoksullara mallarından belli bir pay ayırırlardı.

Diyanet İşleri

Mallarında (yardım) isteyen ve (iffetinden dolayı isteyemeyip) mahrum olanlar için bir hak vardır.

Diyanet İşleri (eski)

Onların mallarında muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı, onu verirlerdi.

Diyanet Vakfi

Mallarında, muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Onların mallarında isteyen ve istemeyen yoksullar için bir hak vardı.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Mallarında dilenen ve yoksul için bir hak vardı.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve mallarında sail ve mahrum için bir hak vardı

Erhan Aktaş

Mallarından –istesin, istemesin- ihtiyaç sahipleri için bir pay ayırırlardı.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Mallarından -istesin, istemesin- ihtiyaç sahipleri için bir pay ayırırlardı.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Mallarından –istesin, istemesin- ihtiyaç sahipleri için bir pay ayırırlardı.

Fizilal-il Kuran

Mallarında dilenci ve yoksul için bir hak vardı.

Gültekin Onan

Onların mallarında dilenip isteyen (ve iffetinden dolayı istemeyip de) yoksul olan için de bir hak vardı.

Hamdi Döndüren

Onların mallarında dilenci ve yoksul için bir hak vardı.

Hasan Basri Çantay

Onların mallarında sailin ve (kemal-i iffetinden dolayı dilencilik etmeyen) yoksulun da bir hakkı vardı.

Hasib Asutay

Mallarında dilenen ve istemekten çekinen (yoksul) için bir hak vardı.

Hayrat Neşriyat

Onların mallarında, dilenen ve (iffetinden dolayı dilenmeyen) yoksul için bir hak vardır (verirler)!

İbni Kesir

Onların mallarında yoksullar ve muhtaçlar için de bir hak vardır.

Mehmet Okuyan

Mallarında açıktan isteyen ve açıktan isteyemeyen kişiler için hak vardır.

Muhammed Esed

ve sahip oldukları her şeyden, (yardım) isteyenlere ve sıkıntı içinde bulunanlara bir pay (ayırırlardı).

Mustafa İslamoğlu

servetlerinde, isteyebilen ve isteyemeyen muhtaçların da bir payı vardı.

Ömer Nasuhi Bilmen

(19-20) Ve mallarında da dilenen ve yoksul bulunan için bir hak var idi. Ve yerde imân-ı yakin erbâbı için deliller vardır.

Ömer Öngüt

Onların mallarında muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı (onu verirlerdi).

Suat Yıldırım

Mallarında isteyenlerin ve yoksulların hakkını ayırırlardı.

Süleyman Ateş

Mallarında dilenci ve yoksul için hak vardı.

Süleymaniye Vakfı

Onların mallarında, isteyen ve isteyemeyenin hakkı vardı.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Mallarından, isteyenlere ve yoksullara pay ayırırlar.

Şaban Piriş

Onların mallarında isteyen ihtiyaç sahipleri için de bir hak vardı.

Tefhim-ul Kuran

Onların mallarında dilenip isteyen (ve iffetinden dolayı istemeyip de) yoksul olan için de bir hak vardı.

Ümit Şimşek

Mallarında, isteyen ve istemeyen yoksullar için bir pay vardı.

Yaşar Nuri Öztürk

İhtiyaç sahibi için, yoksul için bir hak vardı mallarında onların.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Onların mal-dövlətində dilənçinin və yoxsulun payı vardır.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Mallarında da dilənçinin və (abrına qısılıb dilənməyən) yoxsulun haqqı (payı) var idi.

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Von ihrem Vermögen bestimmten sie einen Teil für die Bettler und jene Bedürftigen, die vor Scham nicht bitten.

Almanca — Der Edle Quran

und (sie gestanden) an ihrem Besitz dem Bettler und dem Unbemittelten ein Anrecht (zu).

Almanca — M. A. Rassoul

und von ihrem Vermögen war ein Anteil für den Bittenden und den Unbemittelten bestimmt.

Almanca — Muhammad Zaidan

Und in ihren Vermögensgütern ist ein Anrecht für den Bittenden und den Ausgeschlossenen.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

And they apportioned a determinate share of their wealth to distribute among the needy who make requests for aid, and among those without the means of bare subsistence and among the faint souls past corporal toil.

Abdul Haleem

giving a rightful share of their wealth to the beggar and the deprived.

Abdullah Yusuf Ali

And in their wealth and possessions (was remembered) the right of the (needy,) him who asked, and him who (for some reason) was prevented (from asking).

Abul A'la Maududi

and in their wealth there was a rightful share for him who would ask and for the destitute.

Aisha Bewley

And beggars and the destitute received a due share of their wealth.

Al-Hilali & Khan

And in their properties there was the right of the Sâ’il (the beggar who asks) and the Mahrûm (the poor who does not ask others)[1].

Ali Quli Qarai

and there was a share in their wealth for the beggar and the deprived.

Amatul Rahman Omar

And in their wealth and belongings was a rightful share for those who asked (for help) and for those who could not.

Arthur John Arberry

and the beggar and the outcast had a share in their wealth.

Bijan Moeinian

And gave a part of their wealth to the needy ones (whether the latter asked for it or not) realizing that what they own is not completely theirs.

E. Henry Palmer

And in their wealth was what was due to him who asked, and him who was kept back from asking.

Edip-Layth

And in their money was a portion for the needy and the deprived.

George Sale

And a due portion of their wealth was given unto him who asked, and unto him who was forbidden by shame to ask.

Hamid S. Aziz

And in their wealth a portion was allotted for him who asked (the needy) and to him who was denied (the outcast, the deprived person or the one who could not ask).

Mahmoud Ghali

And in their riches, the beggar and the dispossessed have what is truthfully their due.

Marmaduke Pickthall

And in their wealth the beggar and the outcast had due share.

Mohamed Ahmed - Samira

In whose wealth the suppliant and the deprived had a share.

Muhammad Asad

and [would assign] in all that they possessed a due share unto such as might ask [for help] and such as might suffer priva­tion.

Mustafa Khattab

And in their wealth there was a rightful share ˹fulfilled˺ for the beggar and the poor.

Progressive Muslims

An in their money was a portion for the beggar and the needy.

Sahih International

And from their properties was [given] the right of the [needy] petitioner and the deprived.

Sam Gerrans

And in their wealth was a due for the one who asked, and the one deprived.

Shabbir Ahmed

And in their wealth was the Divine Right of the requester and the deprived (6:142).

Syed Vickar Ahamed

And in their wealth and possessions (were remembered) the right of the (needy) he who asked and he who was prevented (from asking).

Taqi Usmani

and in their wealth, there was a right for one who asks and for one who is deprived.

The Monotheist Group

An in their money was a portion for the beggar and the needy.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

et dans leurs biens, il y avait un droit au mendiant et au déshérité.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Di malên wan de ji xwestek û bêparan re heqekî (kifşkirî) hebû ku didan.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

en een rechtmatig aandeel in hun bezittingen was voor de bedelaar en de onbemiddelde.

Hollandaca — Salomo Keyzer

Een voegzaam deel van hunne welvaart werd hem gegeven, die vroeg, en aan hem, die door schaamte teruggehouden werd te vragen.

Hollandaca — Siregar

En van hun bezittingen was een rechtmatig deel voor de bedelaar en voor degene die zich weerhield van bedelen.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

и в их имуществах была доля [обязательная и добровольная милостыня] для просящего [нуждающегося и открыто просящего у людей] и лишенного [нуждающегося, но не просящего].

Rusça — Osmanov

из достояния своего они оделяли долей тех, кто просил и был лишен [достатка].

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Och av det som de ägde gav de tiggarna och dem som led nöd (i tysthet) deras rättmätiga andel.