Allah, şöyle dedi: "İşte bu gerçektir. Ben de gerçeği söylüyorum:"
قَالَ فَالْحَقُّ وَالْحَقَّ اَقُولُ
ḳāle fe l-Haḳḳu ve l-Haḳḳa eḳūlu
"Andolsun, cehennemi seninle ve onlardan sana uyanların hepsiyle dolduracağım."
لَاَمْلَـَٔنَّ جَهَنَّمَ مِنْكَ وَمِمَّنْ تَبِعَكَ مِنْهُمْ اَجْمَعِينَ
le emleenne cehenneme minke ve mimmen tebiǎke minhum ecmeǐyne
(Ey Muhammed!) De ki: "Bundan (tebliğ görevinden) dolayı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Ben kendiliğinden yükümlülük altına girenlerden değilim."
قُلْ مَا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍ وَمَا اَنَا۬ مِنَ الْمُتَكَلِّفِينَ
ḳul mā eselukum ǎleyhi min ecrin ve mā enā mine l-mutekellifīne
"Bu Kur'an, alemler için ancak bir öğüttür."
اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَمِينَ
in huve illā ƶikrun li l-ǎālemīne
"Onun haberlerinin doğruluğunu bir süre sonra mutlaka öğreneceksiniz."
وَلَتَعْلَمُنَّ نَبَاَهُ بَعْدَ حِينٍ
ve le teǎ'lemunne nebeehu beǎ'de Hīnin
Kitab'ın indirilmesi mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi Allah tarafındandır.
تَنْزِيلُ الْكِتَابِ مِنَ اللّٰهِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ
tenzīlu l-kitābi mine (a)llahi l-ǎzīzi l-Hakīmi
(Ey Muhammed!) Şüphesiz biz o Kitab'ı sana hak olarak indirdik. Öyle ise sen de dini Allah'a has kılarak O'na kulluk et.
اِنَّٓا اَنْزَلْنَٓا اِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ فَاعْبُدِ اللّٰهَ مُخْلِصًا لَهُ الدِّينَ
innā enzelnā ileyke l-kitābe bi l-Haḳḳi fe ǎ'budi (a)llahe muḣliSen lehu d-dīne
İyi bilin ki, halis din yalnız Allah'ındır. O'nu bırakıp da başka dostlar edinenler, "Biz onlara sadece, bizi Allah'a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz" diyorlar. Şüphesiz Allah, ayrılığa düştükleri şeyler konusunda aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve nankör olanları doğru yola iletmez.
اَلَا لِلّٰهِ الدِّينُ الْخَالِصُ وَالَّذِينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِهِ اَوْلِيَٓاءَ مَا نَعْبُدُهُمْ اِلَّا لِيُقَرِّبُونَا اِلَى اللّٰهِ زُلْفٰى اِنَّ اللّٰهَ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ فِي مَا هُمْ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدِي مَنْ هُوَ كَاذِبٌ كَفَّارٌ
elā li (a)llahi d-dīnu l-ḣāliSu ve(e)lleƶīne tteḣaƶū min dūnihi evliyā'e mā neǎ'buduhum illā li yuḳarribūnā ilā (a)llahi zulfā inne (a)llahe yeHkumu beynehum fī mā hum fīhi yeḣtelifūne inne (a)llahe lā yehdī men huve kāƶibun keffārun
Eğer Allah bir çocuk edinmek isteseydi, yarattıklarından dilediğini seçerdi. O, bundan uzaktır, yücedir. O, bir ve her şey üzerinde mutlak otorite sahibi olan Allah'tır.
لَوْ اَرَادَ اللّٰهُ اَنْ يَتَّخِذَ وَلَدًا لَاصْطَفٰى مِمَّا يَخْلُقُ مَا يَشَاءُ سُبْحَانَهُ هُوَ اللّٰهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ
lev erāde (a)llahu en yetteḣiƶe veleden lāSTafā mimmā yeḣluḳu mā yeşā'u subHānehu huve (a)llahu l-vāHidu l-ḳahhāru
Gökleri ve yeri hak ve hikmete uygun olarak yaratmıştır. Geceyi gündüzün üzerine örtüyor, gündüzü de gecenin üzerine örtüyor. Güneşi ve ayı da koyduğu kanunlara boyun eğdirmiştir. Bunların her biri belli bir zamana kadar akıp gitmektedir. İyi bilin ki O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.
خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّ يُكَوِّرُ الَّيْلَ عَلَى النَّهَارِ وَيُكَوِّرُ النَّهَارَ عَلَى الَّيْلِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ كُلٌّ يَجْرِي لِاَجَلٍ مُسَمًّى اَلَا هُوَ الْعَزِيزُ الْغَفَّارُ
ḣaleḳa s-semāvāti ve l-erDe bi l-Haḳḳi yukevviru l-leyle ǎlā n-nehāri ve yukevviru n-nehāra ǎlā l-leyli ve seḣḣara ş-şemse ve l-ḳamera kullun yecrī li ecelin musemmen elā huve l-ǎzīzu l-ğaffāru