ا ب و (ÊBW) kökünün geçtiği ayetler

Sözlük anlamı

baba/büyükbaba/ata, babalık, beslemek/yemek vermek/yetiştirmek, büyütmek

Kaynak: Açık Kuran — CC BY-NC-SA 4.0

İlgili Ayetler (117)

Bu kök Kur'an boyunca 117 kez, 42 farklı çekimlenmiş biçimde geçer.

Sırala:

اٰبَٓاءَنَا10 kez

Bakara 2:170اٰبَٓاءَنَاābā'enāatalarımızı

وَاِذَا قِيلَ لَهُمُ اتَّبِعُوا مَا اَنْزَلَ اللّٰهُ قَالُوا بَلْ نَتَّبِعُ مَا اَلْفَيْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَا اَوَلَوْ كَانَ اٰبَٓاؤُ۬هُمْ لَا يَعْقِلُونَ شَيْـًٔا وَلَا يَهْتَدُونَ

ve iƶā ḳīle lehumu ttebiǔ mā enzele (a)llahu ḳālū bel nettebiǔ mā elfeynā ǎleyhi ābā'enā e ve lev kāne ābā'uhum lā yeǎ'ḳilūne şey'en ve lā yehtedūne

Onlara, "Allah'ın indirdiğine uyun!" denildiğinde, "Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol)a uyarız!" derler. Peki ama, ataları bir şey anlamayan, doğru yolu bulamayan kimseler olsalar da mı (onların yoluna uyacaklar)?

Maide 5:104اٰبَٓاءَنَاābā'enābabalarımızı

وَاِذَا قِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا اِلٰى مَا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَاِلَى الرَّسُولِ قَالُوا حَسْبُنَا مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَا اَوَلَوْ كَانَ اٰبَٓاؤُ۬هُمْ لَا يَعْلَمُونَ شَيْـًٔا وَلَا يَهْتَدُونَ

ve iƶā ḳīle lehum teǎālev ilā mā enzele (a)llahu ve ilā r-rasūli ḳālū Hasbunā mā vecednā ǎleyhi ābā'enā e ve lev kāne ābā'uhum lā yeǎ'lemūne şey'en ve lā yehtedūne

Onlara, "Allah'ın indirdiğine (Kur'an'a) ve Peygamber'e gelin" denildiğinde onlar, "Babalarımızı üzerinde bulduğumuz din bize yeter" derler. Peki ya babaları bir şey bilmiyor ve doğru yolu bulamamış olsalar da mı?

A'raf 7:28اٰبَٓاءَنَاābā'enābabalarımızı

وَاِذَا فَعَلُوا فَاحِشَةً قَالُوا وَجَدْنَا عَلَيْهَا اٰبَٓاءَنَا وَاللّٰهُ اَمَرَنَا بِهَا قُلْ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَأْمُرُ بِالْفَحْشَاءِ اَتَقُولُونَ عَلَى اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ

ve iƶā feǎlū fāHişeten ḳālū vecednā ǎleyhā ābā'enā ve(a)llahu emeranā bihā ḳul inne (a)llahe lā ye'muru bi l-feHşā'i e teḳūlūne ǎlā (a)llahi mā lā teǎ'lemūne

Çirkin bir iş işledikleri vakit, "Biz atalarımızı bunun üzerinde bulduk, Allah da bize bunu emretti" derler. De ki: "Şüphesiz, Allah çirkin işleri emretmez. Siz bilmediğiniz şeyleri Allah'ın üzerine mi atıyorsunuz?"

A'raf 7:95اٰبَٓاءَنَاābā'enāatalarımıza

ثُمَّ بَدَّلْنَا مَكَانَ السَّيِّئَةِ الْحَسَنَةَ حَتّٰى عَفَوْا وَقَالُوا قَدْ مَسَّ اٰبَٓاءَنَا الضَّرَّاءُ وَالسَّرَّاءُ فَاَخَذْنَاهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

ṧumme beddelnā mekāne s-seyyieti l-Hasenete Hattā ǎfev ve ḳālū ḳad messe ābā'enā D-Derrā'u ve s-serrā'u fe eḣaƶnāhum beğteten ve hum lā yeş'ǔrūne

Sonra kötülüğün (sıkıntı ve darlığın) yerine iyiliği (bolluk ve genişliği) getirdik. Nihayet çoğaldılar ve (nankörlük edip): "Atalarımız da darlığa uğramış ve bolluğa kavuşmuşlardı" dediler. Biz de, farkında değillerken onları ansızın yakaladık.

Yunus 10:78اٰبَٓاءَنَاābā'enāatalarımızı

قَالُوا اَجِئْتَنَا لِتَلْفِتَنَا عَمَّا وَجَدْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَا وَتَكُونَ لَكُمَا الْكِبْرِيَاءُ فِي الْاَرْضِ وَمَا نَحْنُ لَكُمَا بِمُؤْمِنِينَ

ḳālū e ci'tenā li telfitenā ǎmmā vecednā ǎleyhi ābā'enā ve tekūne le kumā l-kibriyā'u fī l-erDi ve mā neHnu le kumā bi mu'minīne

Dediler ki: "Bizi atalarımızı üzerinde bulduğumuz yoldan döndüresin de yeryüzünde hakimiyet (devlet) ikinizin eline geçsin diye mi bize geldin? Biz ikinize de inanmıyoruz."

Enbiya 21:53اٰبَٓاءَنَاābā'enābabalarımızı

قَالُوا وَجَدْنَا اٰبَٓاءَنَا لَهَا عَابِدِينَ

ḳālū vecednā ābā'enā lehā ǎābidīne

"Babalarımızı bunlara ibadet ediyor bulduk" dediler.

Şuara 26:74اٰبَٓاءَنَاābā'enābabalarımızı

قَالُوا بَلْ وَجَدْنَا اٰبَٓاءَنَا كَذٰلِكَ يَفْعَلُونَ

ḳālū bel vecednā ābā'enā ke ƶālike yef'ǎlūne

"Hayır, ama biz babalarımızı böyle yaparken bulduk" dediler.

Lokman 31:21اٰبَٓاءَنَاābā'enābabalarımızı

وَاِذَا قِيلَ لَهُمُ اتَّبِعُوا مَا اَنْزَلَ اللّٰهُ قَالُوا بَلْ نَتَّبِعُ مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَا اَوَلَوْ كَانَ الشَّيْطَانُ يَدْعُوهُمْ اِلٰى عَذَابِ السَّعِيرِ

ve iƶā ḳīle lehumu ttebiǔ mā enzele (a)llahu ḳālū bel nettebiǔ mā vecednā ǎleyhi ābā'enā e ve lev kāne ş-şeyTānu yed'ǔhum ilā ǎƶābi s-seǐyri

Kendilerine, "Allah'ın indirdiğine uyun" denildiği zaman, "Hayır, biz babalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız" derler. Şeytan, kendilerini cehennem azabına çağırıyor olsa da mı?

Zuhruf 43:22اٰبَٓاءَنَاābā'enābabalarımızı

بَلْ قَالُوا اِنَّا وَجَدْنَا اٰبَٓاءَنَا عَلٰٓى اُمَّةٍ وَاِنَّا عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ مُهْتَدُونَ

bel ḳālū innā vecednā ābā'enā ǎlā ummetin ve innā ǎlā āṧārihim muhtedūne

Hayır! Onlar sadece, "Şüphesiz biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk ve biz onların izlerinden gitmekteyiz" dediler.

Zuhruf 43:23اٰبَٓاءَنَاābā'enābabalarımızı

وَكَذٰلِكَ مَا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ فِي قَرْيَةٍ مِنْ نَذِيرٍ اِلَّا قَالَ مُتْرَفُوهَا اِنَّا وَجَدْنَا اٰبَٓاءَنَا عَلٰٓى اُمَّةٍ وَاِنَّا عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ مُقْتَدُونَ

ve ke ƶālike mā erselnā min ḳablike fī ḳaryetin min neƶīrin illā ḳāle mutrafūhā innā vecednā ābā'enā ǎlā ummetin ve innā ǎlā āṧārihim muḳtedūne

İşte böyle, biz senden önce hiçbir memlekete bir uyarıcı göndermedik ki, oranın şımarık zenginleri, "Şüphe yok ki biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk. Biz de elbette onların izlerinden gitmekteyiz" demiş olmasınlar.

لِاَبِيهِ9 kez

En'am 6:74لِاَبِيهِli ebīhibabası

وَاِذْ قَالَ اِبْرٰهِيمُ لِاَبِيهِ اٰزَرَ اَتَتَّخِذُ اَصْنَامًا اٰلِهَةً اِنِّٓي اَرٰيكَ وَقَوْمَكَ فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ

ve iƶ ḳāle ibrāhīmu li ebīhi āzera e tetteḣiƶu eSnāmen āliheten innī erāke ve ḳavmeke fī Delālin mubīnin

Hani İbrahim, babası Azer'e, "Sen putları ilah mı ediniyorsun? Şüphesiz, ben seni de, kavmini de apaçık bir sapıklık içinde görüyorum" demişti.

Tevbe 9:114لِاَبِيهِli ebīhibabası için

وَمَا كَانَ اسْتِغْفَارُ اِبْرٰهِيمَ لِاَبِيهِ اِلَّا عَنْ مَوْعِدَةٍ وَعَدَهَا اِيَّاهُ فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُ اَنَّهُ عَدُوٌّ لِلّٰهِ تَبَرَّاَ مِنْهُ اِنَّ اِبْرٰهِيمَ لَاَوَّاهٌ حَلِيمٌ

ve mā kāne stiğfāru ibrāhīme li ebīhi illā ǎn mev'ǐdetin veǎdehā iyyāhu fe lemmā tebeyyene lehu ennehu ǎduvvun li (a)llahi teberrae minhu inne ibrāhīme le evvāhun Halīmun

İbrahim'in, babası için af dilemesi, sadece ona verdiği bir söz yüzündendi. Onun bir Allah düşmanı olduğu kendisine açıkça belli olunca, ondan uzaklaştı. Şüphesiz İbrahim, çok içli, yumuşak huylu bir kişiydi.

Yusuf 12:4لِاَبِيهِli ebīhibabasına

اِذْ قَالَ يُوسُفُ لِاَبِيهِ يَاأَبَتِ اِنِّي رَاَيْتُ اَحَدَ عَشَرَ كَوْكَبًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ رَاَيْتُهُمْ لِي سَاجِدِينَ

iƶ ḳāle yūsufu li ebīhi yā ebeti innī raeytu eHade ǎşera kevkeben ve ş-şemse ve l-ḳamera raeytuhum lī sācidīne

Hani Yusuf, babasına "Babacığım! Gerçekten ben (rüyada) on bir yıldız, güneşi ve ayı gördüm. Gördüm ki onlar bana boyun eğiyorlardı" demişti.

Meryem 19:42لِاَبِيهِli ebīhibabasına

اِذْ قَالَ لِاَبِيهِ يَاأَبَتِ لِمَ تَعْبُدُ مَا لَا يَسْمَعُ وَلَا يُبْصِرُ وَلَا يُغْنِي عَنْكَ شَيْـًٔا

iƶ ḳāle li ebīhi yā ebeti li me teǎ'budu mā lā yesmeǔ ve lā yubSiru ve lā yuğnī ǎnke şey'en

Hani babasına şöyle demişti: "Babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana bir faydası olmayan şeylere niçin tapıyorsun?"

Enbiya 21:52لِاَبِيهِli ebīhibabasına

اِذْ قَالَ لِاَبِيهِ وَقَوْمِهِ مَا هٰذِهِ التَّمَاثِيلُ الَّتِي اَنْتُمْ لَهَا عَاكِفُونَ

iƶ ḳāle li ebīhi ve ḳavmihi mā hāƶihi t-temāṧīlu lletī entum lehā ǎākifūne

Hani o, babasına ve kavmine, "Ne bu tapınıp durduğunuz heykeller?" demişti.

Şuara 26:70لِاَبِيهِli ebīhibabasına

اِذْ قَالَ لِاَبِيهِ وَقَوْمِهِ مَا تَعْبُدُونَ

iƶ ḳāle li ebīhi ve ḳavmihi mā teǎ'budūne

Hani o, babasına ve kavmine, "Neye tapıyorsunuz?" demişti.

Saffat 37:85لِاَبِيهِli ebīhibabasına

اِذْ قَالَ لِاَبِيهِ وَقَوْمِهِ مَاذَا تَعْبُدُونَ

iƶ ḳāle li ebīhi ve ḳavmihi māƶā teǎ'budūne

Hani babasına ve kavmine şöyle demişti: "Siz neye tapıyorsunuz?"

Zuhruf 43:26لِاَبِيهِli ebīhibabasına

وَاِذْ قَالَ اِبْرٰهِيمُ لِاَبِيهِ وَقَوْمِهِ اِنَّنِي بَرَاءٌ مِمَّا تَعْبُدُونَ

ve iƶ ḳāle ibrāhīmu li ebīhi ve ḳavmihi innenī berā'un mimmā teǎ'budūne

Hani İbrahim, babasına ve kavmine şöyle demişti: "Şüphesiz ben sizin taptıklarınızdan uzağım."

Mümtehine 60:4لِاَبِيهِli ebīhibabasına

قَدْ كَانَتْ لَكُمْ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ فِي اِبْرٰهِيمَ وَالَّذِينَ مَعَهُ اِذْ قَالُوا لِقَوْمِهِمْ اِنَّا بُرَءٰٓؤُ۬ا مِنْكُمْ وَمِمَّا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ كَفَرْنَا بِكُمْ وَبَدَا بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةُ وَالْبَغْضَاءُ اَبَدًا حَتّٰى تُؤْمِنُوا بِاللّٰهِ وَحْدَهُ اِلَّا قَوْلَ اِبْرٰهِيمَ لِاَبِيهِ لَاَسْتَغْفِرَنَّ لَكَ وَمَا اَمْلِكُ لَكَ مِنَ اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍ رَبَّنَا عَلَيْكَ تَوَكَّلْنَا وَاِلَيْكَ اَنَبْنَا وَاِلَيْكَ الْمَصِيرُ

ḳad kānet lekum usvetun Hasenetun fī ibrāhīme ve(e)lleƶīne meǎhu iƶ ḳālū li ḳavmihim innā burā'u minkum ve mimmā teǎ'budūne min dūni (a)llahi kefernā bikum ve bedā beynenā ve beynekumu l-ǎdāvetu ve l-beğDā'u ebeden Hattā tu'minū bi(a)llahi veHdehu illā ḳavle ibrāhīme li ebīhi le esteğfiranne leke ve mā emliku leke mine (a)llahi min şey'in rabbenā ǎleyke tevekkelnā ve ileyke enebnā ve ileyke l-meSīru

İbrahim'de ve onunla birlikte bulunanlarda sizin için güzel bir örnek vardır. Hani onlar kavimlerine, "Biz sizden ve Allah'ı bırakıp taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz. Siz bir tek Allah'a inanıncaya kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve nefret belirmiştir" demişlerdi. Yalnız İbrahim'in, babasına, "Senin için mutlaka bağışlama dileyeceğim. Fakat Allah'tan sana gelecek herhangi bir şeyi önlemeye gücüm yetmez" sözü başka. Onlar şöyle dediler: "Ey Rabbimiz! Ancak sana dayandık, içtenlikle yalnız sana yöneldik. Dönüş de ancak sanadır."

يَاأَبَتِ8 kez

Yusuf 12:4يَاأَبَتِyā ebetiEY/HEY/AH babacığım

اِذْ قَالَ يُوسُفُ لِاَبِيهِ يَاأَبَتِ اِنِّي رَاَيْتُ اَحَدَ عَشَرَ كَوْكَبًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ رَاَيْتُهُمْ لِي سَاجِدِينَ

iƶ ḳāle yūsufu li ebīhi yā ebeti innī raeytu eHade ǎşera kevkeben ve ş-şemse ve l-ḳamera raeytuhum lī sācidīne

Hani Yusuf, babasına "Babacığım! Gerçekten ben (rüyada) on bir yıldız, güneşi ve ayı gördüm. Gördüm ki onlar bana boyun eğiyorlardı" demişti.

Yusuf 12:100يَاأَبَتِyā ebetiEY/HEY/AH babacığım

وَرَفَعَ اَبَوَيْهِ عَلَى الْعَرْشِ وَخَرُّوا لَهُ سُجَّدًا وَقَالَ يَاأَبَتِ هٰذَا تَأْوِيلُ رُءْيَايَ مِنْ قَبْلُ قَدْ جَعَلَهَا رَبِّي حَقًّا وَقَدْ اَحْسَنَ بِي اِذْ اَخْرَجَنِي مِنَ السِّجْنِ وَجَاءَ بِكُمْ مِنَ الْبَدْوِ مِنْ بَعْدِ اَنْ نَزَغَ الشَّيْطَانُ بَيْنِي وَبَيْنَ اِخْوَتِي اِنَّ رَبِّي لَطِيفٌ لِمَا يَشَاءُ اِنَّهُ هُوَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ

ve rafeǎ ebeveyhi ǎlā l-ǎrşi ve ḣarrū lehu succeden ve ḳāle yā ebeti hāƶā te'vīlu ru'yāye min ḳablu ḳad ceǎlehā rabbī Haḳḳan ve ḳad eHsene bī iƶ eḣracenī mine s-sicni ve cā'e bikum mine l-bedvi min beǎ'di en nezeğa ş-şeyTānu beynī ve beyne iḣvetī inne rabbī leTīfun li mā yeşā'u innehu huve l-ǎlīmu l-Hakīmu

Ana babasını tahtın üzerine çıkardı. Hepsi ona (Yusuf'a) saygı ile eğildiler. Yusuf dedi ki: "Babacığım! İşte bu, daha önce gördüğüm rüyanın yorumudur. Rabbim onu gerçekleştirdi. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra; Rabbim beni zindandan çıkararak ve sizi çölden getirerek bana çok iyilikte bulundu. Şüphesiz Rabbim, dilediği şeyde nice incelikler sergileyendir. Şüphesiz O, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir."

Meryem 19:42يَاأَبَتِyā ebetiEY/HEY/AH babacığım

اِذْ قَالَ لِاَبِيهِ يَاأَبَتِ لِمَ تَعْبُدُ مَا لَا يَسْمَعُ وَلَا يُبْصِرُ وَلَا يُغْنِي عَنْكَ شَيْـًٔا

iƶ ḳāle li ebīhi yā ebeti li me teǎ'budu mā lā yesmeǔ ve lā yubSiru ve lā yuğnī ǎnke şey'en

Hani babasına şöyle demişti: "Babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana bir faydası olmayan şeylere niçin tapıyorsun?"

Meryem 19:43يَاأَبَتِyā ebetiEY/HEY/AH babacığım

يَاأَبَتِ اِنِّي قَدْ جَاءَنِي مِنَ الْعِلْمِ مَا لَمْ يَأْتِكَ فَاتَّبِعْنِي اَهْدِكَ صِرَاطًا سَوِيًّا

yā ebeti innī ḳad cā'enī mine l-ǐlmi mā lem ye'tike fe ttebiǎ'nī ehdike SirāTen seviyyen

"Babacığım! Doğrusu, sana gelmeyen bir ilim bana geldi. Bana uy ki seni doğru yola ileteyim."

Meryem 19:44يَاأَبَتِyā ebetiEY/HEY/AH babacığım

يَاأَبَتِ لَا تَعْبُدِ الشَّيْطَانَ اِنَّ الشَّيْطَانَ كَانَ لِلرَّحْمٰنِ عَصِيًّا

yā ebeti lā teǎ'budi ş-şeyTāne inne ş-şeyTāne kāne li r-raHmāni ǎSiyyen

"Babacığım! Şeytana tapma! Çünkü şeytan Rahman'a isyankar olmuştur."

Meryem 19:45يَاأَبَتِyā ebetiEY/HEY/AH babacığım

يَاأَبَتِ اِنِّٓي اَخَافُ اَنْ يَمَسَّكَ عَذَابٌ مِنَ الرَّحْمٰنِ فَتَكُونَ لِلشَّيْطَانِ وَلِيًّا

yā ebeti innī eḣāfu en yemesseke ǎƶābun mine r-raHmāni fe tekūne li ş-şeyTāni veliyyen

"Babacığım! Doğrusu ben, sana, çok esirgeyici Rahman tarafından bir azabın dokunmasından, böylece şeytana bir dost olmandan korkuyorum."

Kasas 28:26يَاأَبَتِyā ebetiEY/HEY/AH babacığım

قَالَتْ اِحْدٰيهُمَا يَاأَبَتِ اسْتَأْجِرْهُ اِنَّ خَيْرَ مَنِ اسْتَأْجَرْتَ الْقَوِيُّ الْاَمِينُ

ḳālet iHdāhumā yā ebeti ste'cirhu inne ḣayra meni ste'certe l-ḳaviyyu l-emīnu

Kızlardan biri, "Babacığım, onu ücretle tut. Herhalde ücretle tuttuklarının en hayırlısı, güçlü ve güvenilir olan bu adam olacaktır" dedi.

Saffat 37:102يَاأَبَتِyā ebetiEY/HEY/AH babacığım

فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْيَ قَالَ يَابُنَيَّ اِنِّٓي اَرٰى فِي الْمَنَامِ اَنِّٓي اَذْبَحُكَ فَانْظُرْ مَاذَا تَرٰى قَالَ يَاأَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُ سَتَجِدُنِي اِنْ شَاءَ اللّٰهُ مِنَ الصَّابِرِينَ

fe lemmā beleğa meǎhu s-seǎ'ye ḳāle yā buneyye innī erā fī l-menāmi ennī eƶbeHuke fe nZur māƶā terā ḳāle yā ebeti f'ǎl mā tu'meru se tecidunī in şā'e (a)llahu mine S-Sābirīne

Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince İbrahim ona, "Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?" dedi. O da, "Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi.

اٰبَٓاؤُ۬نَا7 kez

En'am 6:148اٰبَٓاؤُ۬نَاābā'unābabalarımız da

سَيَقُولُ الَّذِينَ اَشْرَكُوا لَوْ شَاءَ اللّٰهُ مَا اَشْرَكْنَا وَلَا اٰبَٓاؤُ۬نَا وَلَا حَرَّمْنَا مِنْ شَيْءٍ كَذٰلِكَ كَذَّبَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ حَتّٰى ذَاقُوا بَأْسَنَا قُلْ هَلْ عِنْدَكُمْ مِنْ عِلْمٍ فَتُخْرِجُوهُ لَنَا اِنْ تَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّ وَاِنْ اَنْتُمْ اِلَّا تَخْرُصُونَ

se yeḳūlu (e)lleƶīne eşrakū lev şā'e (a)llahu mā eşraknā ve lā ābā'unā ve lā Harramnā min şey'in ke ƶālike keƶƶebe (e)lleƶīne min ḳablihim Hattā ƶāḳū be'senā ḳul hel ǐndekum min ǐlmin fe tuḣricūhu lenā in tettebiǔne illā Z-Zenne ve in entum illā teḣruSūne

Allah'a ortak koşanlar diyecekler ki: "Eğer Allah dileseydi, biz de ortak koşmazdık, babalarımız da. Hiçbir şeyi de haram kılmazdık." Onlardan öncekiler de (peygamberlerini) böyle yalanlamışlardı da sonunda azabımızı tatmışlardı. De ki: "Sizin (iddialarınızı ispat edecek) bir bilginiz var mı ki onu bize gösteresiniz? Siz ancak kuruntuya uyuyorsunuz ve siz sadece yalan söylüyorsunuz."

A'raf 7:70اٰبَٓاؤُ۬نَاābā'unāatalarımızın

قَالُوا اَجِئْتَنَا لِنَعْبُدَ اللّٰهَ وَحْدَهُ وَنَذَرَ مَا كَانَ يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬نَا فَأْتِنَا بِمَا تَعِدُنَا اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقِينَ

ḳālū e ci'tenā li neǎ'bude (a)llahe veHdehu ve neƶera mā kāne yeǎ'budu ābā'unā fe 'tinā bimā teǐdunā in kunte mine S-Sādiḳīne

Onlar, "Sen bize tek Allah'a ibadet edelim, atalarımızın ibadet edegeldiklerini bırakalım diye mi geldin? Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bizi tehdit ettiğin azabı bize getir" dediler.

A'raf 7:173اٰبَٓاؤُ۬نَاābā'unābabalarımız

اَوْ تَقُولُوا اِنَّمَٓا اَشْرَكَ اٰبَٓاؤُ۬نَا مِنْ قَبْلُ وَكُنَّا ذُرِّيَّةً مِنْ بَعْدِهِمْ اَفَتُهْلِكُنَا بِمَا فَعَلَ الْمُبْطِلُونَ

ev teḳūlū innemā eşrake ābā'unā min ḳablu ve kunnā ƶurriyyeten min beǎ'dihim e fe tuhlikunā bimā feǎle l-mubTilūne

Yahut, "Bizden önce babalarımız Allah'a ortak koşmuşlar. Biz onlardan sonra gelen bir nesiliz. Şimdi batılcıların işlediği yüzünden bizi helak mı edeceksin?" dememeniz içindir.

Hud 11:62اٰبَٓاؤُ۬نَاābā'unābabalarımızın

قَالُوا يَاصَالِحُ قَدْ كُنْتَ فِينَا مَرْجُوًّا قَبْلَ هٰذَٓا اَتَنْهٰينَٓا اَنْ نَعْبُدَ مَا يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬نَا وَاِنَّنَا لَفِي شَكٍّ مِمَّا تَدْعُونَا اِلَيْهِ مُرِيبٍ

ḳālū yā SāliHu ḳad kunte fīnā mercuvven ḳable hāƶā e tenhānā en neǎ'bude mā yeǎ'budu ābā'unā ve innenā le fī şekkin mimmā ted'ǔnā ileyhi murībin

Onlar şöyle dediler: "Ey Salih! Bundan önce sen, aramızda ümit beslenen bir kimseydin. Şimdi babalarımızın taptıklarına tapmamızı bize yasaklıyor musun? Şüphesiz, biz senin bizi çağırdığın şeyden derin bir şüphe içindeyiz."

Hud 11:87اٰبَٓاؤُ۬نَٓاābā'unābabalarımızın-

قَالُوا يَاشُعَيْبُ اَصَلٰوتُكَ تَأْمُرُكَ اَنْ نَتْرُكَ مَا يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬نَٓا اَوْ اَنْ نَفْعَلَ فِي اَمْوَالِنَا مَا نَشٰٓؤُ۬ا اِنَّكَ لَاَنْتَ الْحَلِيمُ الرَّشِيدُ

ḳālū yā şuǎybu e Salātuke te'muruke en netruke mā yeǎ'budu ābā'unā ev en nef'ǎle fī emvālinā mā neşā'u inneke le ente l-Halīmu r-raşīdu

Dediler ki: "Ey Şu'ayb! Babalarımızın taptığını, yahut mallarımız hakkında dilediğimizi yapmayı terk etmemizi sana namazın mı emrediyor. Oysa sen gerçekten yumuşak huylu ve aklı başında bir adamsın."

İbrahim 14:10اٰبَٓاؤُ۬نَاābā'unāatalarımızın

قَالَتْ رُسُلُهُمْ اَفِي اللّٰهِ شَكٌّ فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ يَدْعُوكُمْ لِيَغْفِرَ لَكُمْ مِنْ ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرَكُمْ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى قَالُوا اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَا تُرِيدُونَ اَنْ تَصُدُّونَا عَمَّا كَانَ يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬نَا فَأْتُونَا بِسُلْطَانٍ مُبِينٍ

ḳālet rusuluhum e fī (a)llahi şekkun fāTiri s-semāvāti ve l-erDi yed'ǔkum li yeğfira lekum min ƶunūbikum ve yu'eḣḣirakum ilā ecelin musemmen ḳālū in entum illā beşerun miṧlunā turīdūne en teSuddūnā ǎmmā kāne yeǎ'budu ābā'unā fe 'tūnā bi sulTānin mubīnin

Peygamberleri dedi ki: "Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphe mi var? (Halbuki) O, günahlarınızı bağışlamak ve sizi belli bir zamana kadar ertelemek için sizi (imana) çağırıyor. Onlar, "Siz de bizim gibi sadece birer insansınız. Bizi babalarımızın taptıklarından alıkoymak istiyorsunuz. Öyleyse bize apaçık bir delil getirin" dediler.

Nahl 16:35اٰبَٓاؤُ۬نَاābā'unāatalarımız

وَقَالَ الَّذِينَ اَشْرَكُوا لَوْ شَاءَ اللّٰهُ مَا عَبَدْنَا مِنْ دُونِهِ مِنْ شَيْءٍ نَحْنُ وَلَا اٰبَٓاؤُ۬نَا وَلَا حَرَّمْنَا مِنْ دُونِهِ مِنْ شَيْءٍ كَذٰلِكَ فَعَلَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَهَلْ عَلَى الرُّسُلِ اِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ

ve ḳāle (e)lleƶīne eşrakū lev şā'e (a)llahu mā ǎbednā min dūnihi min şey'in neHnu ve lā ābā'unā ve lā Harramnā min dūnihi min şey'in ke ƶālike feǎle (e)lleƶīne min ḳablihim fe hel ǎlā r-rusuli illā l-belāğu l-mubīnu

Allah'a ortak koşanlar, dediler ki: "Allah dileseydi ne biz, ne de atalarımız O'ndan başka hiçbir şeye tapmazdık, O'nun emri olmadan hiçbir şeyi de haram kılmazdık." Kendilerinden öncekiler de böyle yapmıştı. Peygamberlere düşen sadece apaçık bir tebliğdir.

يَاأَبَانَا6 kez

Yusuf 12:11يَاأَبَانَاyā ebānāEY/HEY/AH babamız

قَالُوا يَاأَبَانَا مَا لَكَ لَا تَأْمَنَّا عَلٰى يُوسُفَ وَاِنَّا لَهُ لَنَاصِحُونَ

ḳālū yā ebānā mā leke lā te'mennā ǎlā yūsufe ve innā lehu le nāSiHūne

Babalarına şöyle dediler: "Ey babamız! Yusuf hakkında bize neden güvenmiyorsun? Halbuki biz onun iyiliğini isteyen kişileriz."

Yusuf 12:17يَاأَبَانَاyā ebānāEY/HEY/AH babamız

قَالُوا يَاأَبَانَا اِنَّا ذَهَبْنَا نَسْتَبِقُ وَتَرَكْنَا يُوسُفَ عِنْدَ مَتَاعِنَا فَاَكَلَهُ الذِّئْبُ وَمَا اَنْتَ بِمُؤْمِنٍ لَنَا وَلَوْ كُنَّا صَادِقِينَ

ḳālū yā ebānā innā ƶehebnā nestebiḳu ve teraknā yūsufe ǐnde metāǐnā fe ekelehu ƶ-ƶi'bu ve mā ente bi mu'minin lenā ve lev kunnā Sādiḳīne

"Ey babamız! Biz yarışa girmiştik. Yusuf'u da eşyamızın yanında bırakmıştık. (Bir de ne görelim) onu kurt yemiş. Her ne kadar doğru söylesek de sen bize inanmazsın" dediler.

Yusuf 12:63يَاأَبَانَاyā ebānāEY/HEY/AH babamız

فَلَمَّا رَجَعُوا اِلٰٓى اَبِيهِمْ قَالُوا يَاأَبَانَا مُنِعَ مِنَّا الْكَيْلُ فَاَرْسِلْ مَعَنَا اَخَانَا نَكْتَلْ وَاِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ

fe lemmā raceǔ ilā ebīhim ḳālū yā ebānā muniǎ minnā l-keylu fe ersil meǎnā eḣānā nektel ve innā lehu le HāfiZūne

Onlar, babalarına döndüklerinde, "Ey babamız! Bize artık zahire verilmeyecek. Kardeşimizi (Bünyamin'i) bizimle gönder ki zahire alalım. Onu biz elbette koruruz" dediler.

Yusuf 12:65يَاأَبَانَاyā ebānāEY/HEY/AH babamız

وَلَمَّا فَتَحُوا مَتَاعَهُمْ وَجَدُوا بِضَاعَتَهُمْ رُدَّتْ اِلَيْهِمْ قَالُوا يَاأَبَانَا مَا نَبْغِي هٰذِهِ بِضَاعَتُنَا رُدَّتْ اِلَيْنَا وَنَمِيرُ اَهْلَنَا وَنَحْفَظُ اَخَانَا وَنَزْدَادُ كَيْلَ بَعِيرٍ ذٰلِكَ كَيْلٌ يَسِيرٌ

ve lemmā feteHū metāǎhum vecedū biDāǎtehum ruddet ileyhim ḳālū yā ebānā mā nebğī hāƶihi biDāǎtunā ruddet ileynā ve nemīru ehlenā ve neHfeZu eḣānā ve nezdādu keyle beǐyrin ƶālike keylun yesīrun

Yüklerini açıp zahire bedellerinin kendilerine geri verildiğini gördüler. "Ey babamız! Daha ne isteriz? İşte ödediğimiz bedeller de bize geri verilmiş. Onunla yine ailemize yiyecek getirir, kardeşimizi korur ve bir deve yükü zahire de fazladan alırız. Çünkü bu getirdiğimiz az bir zahiredir" dediler.

Yusuf 12:81يَاأَبَانَاyā ebānāEY/HEY/AH babamız

اِرْجِعُٓوا اِلٰٓى اَبِيكُمْ فَقُولُوا يَاأَبَانَا اِنَّ ابْنَكَ سَرَقَ وَمَا شَهِدْنَا اِلَّا بِمَا عَلِمْنَا وَمَا كُنَّا لِلْغَيْبِ حَافِظِينَ

irciǔ ilā ebīkum fe ḳūlū yā ebānā inne bneke seraḳa ve mā şehidnā illā bimā ǎlimnā ve mā kunnā li l-ğaybi HāfiZīne

"Siz babanıza dönün ve deyin ki: "Ey babamız! Şüphesiz oğlun hırsızlık etti, biz ancak bildiğimize şahitlik ettik. (Sana söz verdiğimiz zaman) gaybı (oğlunun hırsızlık edeceğini) bilemezdik."

Yusuf 12:97يَاأَبَانَاyā ebānāEY/HEY/AH babamız

قَالُوا يَاأَبَانَا اسْتَغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا اِنَّا كُنَّا خَاطِـِٔينَ

ḳālū yā ebānā steğfir lenā ƶunūbenā innā kunnā ḣāTiīne

Oğulları, "Ey babamız! Allah'tan suçlarımızın bağışlanmasını dile. Biz gerçekten suçlu idik" dediler.

اٰبَٓاؤُ۬كُمْ5 kez

Nisa 4:11اٰبَٓاؤُ۬كُمْābā'ukumbabalarınız

يُوصِيكُمُ اللّٰهُ فِي اَوْلَادِكُمْ لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الْاُنْثَيَيْنِ فَاِنْ كُنَّ نِسَاءً فَوْقَ اثْنَتَيْنِ فَلَهُنَّ ثُلُثَا مَا تَرَكَ وَاِنْ كَانَتْ وَاحِدَةً فَلَهَا النِّصْفُ وَلِاَبَوَيْهِ لِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا السُّدُسُ مِمَّا تَرَكَ اِنْ كَانَ لَهُ وَلَدٌ فَاِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُ وَلَدٌ وَوَرِثَهُ اَبَوَاهُ فَلِاُمِّهِ الثُّلُثُ فَاِنْ كَانَ لَهُ اِخْوَةٌ فَلِاُمِّهِ السُّدُسُ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصِي بِهَا اَوْ دَيْنٍ اٰبَٓاؤُ۬كُمْ وَاَبْنَٓاؤُ۬كُمْ لَا تَدْرُونَ اَيُّهُمْ اَقْرَبُ لَكُمْ نَفْعًا فَرِيضَةً مِنَ اللّٰهِ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا

yūSīkumu (a)llahu fī evlādikum li ƶ-ƶekeri miṧlu HaZZi l-unṧeyeyni fe in kunne nisā'en fevḳa ṧneteyni fe le hunne ṧuluṧā mā terake ve in kānet vāHideten fe lehā n-niSfu ve li ebeveyhi li kulli vāHidin minhumā s-sudusu mimmā terake in kāne lehu veledun fe in lem yekun lehu veledun ve veriṧehu ebevāhu fe li ummihi ṧ-ṧuluṧu fe in kāne lehu iḣvetun fe li ummihi s-sudusu min beǎ'di veSiyyetin yūSī bihā ev deynin ābā'ukum ve ebnā'ukum lā tedrūne eyyuhum eḳrabu lekum nef'ǎn ferīDeten mine (a)llahi inne (a)llahe kāne ǎlīmen Hakīmen

Allah, size, çocuklarınız(ın alacağı miras) hakkında, erkeğe iki dişinin payı kadarını emreder. (Çocuklar sadece) ikiden fazla kız iseler, (ölenin geriye) bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer kız bir ise (mirasın) yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, geriye bıraktığı maldan, ana babasından her birinin altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da (yalnız) ana babası ona varis oluyorsa, anasına üçte bir düşer. Eğer kardeşleri varsa, anasının hissesi altıda birdir. (Bu paylaştırma, ölenin) yapacağı vasiyetten ya da borcundan sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan, hangisinin size daha faydalı olduğunu bilemezsiniz. Bunlar, Allah tarafından farz kılınmıştır. Şüphesiz Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Nisa 4:22اٰبَٓاؤُ۬كُمْābā'ukumbabalarınızın

وَلَا تَنْكِحُوا مَا نَكَحَ اٰبَٓاؤُ۬كُمْ مِنَ النِّسَاءِ اِلَّا مَا قَدْ سَلَفَ اِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً وَمَقْتًا وَسَاءَ سَبِيلًا

ve lā tenkiHū mā nekeHa ābā'ukum mine n-nisā'i illā mā ḳad selefe innehu kāne fāHişeten ve meḳten ve sā'e sebīlen

Geçmişte olanlar hariç, artık babalarınızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin. Çünkü bu bir hayasızlık, öfke ve nefret gerektiren bir iştir. Bu, ne kötü bir yoldur.

En'am 6:91اٰبَٓاؤُ۬كُمْābā'ukumne de babalarınızın

وَمَا قَدَرُوا اللّٰهَ حَقَّ قَدْرِهِ اِذْ قَالُوا مَا اَنْزَلَ اللّٰهُ عَلٰى بَشَرٍ مِنْ شَيْءٍ قُلْ مَنْ اَنْزَلَ الْكِتَابَ الَّذِي جَاءَ بِهِ مُوسٰى نُورًا وَهُدًى لِلنَّاسِ تَجْعَلُونَهُ قَرَاطِيسَ تُبْدُونَهَا وَتُخْفُونَ كَثِيرًا وَعُلِّمْتُمْ مَا لَمْ تَعْلَمُوا اَنْتُمْ وَلَا اٰبَٓاؤُ۬كُمْ قُلِ اللّٰهُ ثُمَّ ذَرْهُمْ فِي خَوْضِهِمْ يَلْعَبُونَ

ve mā ḳaderū (a)llahe Haḳḳa ḳadrihi iƶ ḳālū mā enzele (a)llahu ǎlā beşerin min şey'in ḳul men enzele l-kitābe elleƶī cā'e bihi mūsā nūran ve huden li n-nāsi tec'ǎlūnehu ḳarāTīse tubdūnehā ve tuḣfūne keṧīran ve ǔllimtum mā lem teǎ'lemū entum ve lā ābā'ukum ḳuli (a)llahu ṧumme ƶerhum fī ḣavDihim yel'ǎbūne

Allah'ın kadrini gereği gibi bilemediler. Çünkü, "Allah, hiç kimseye hiçbir şey indirmedi" dediler. De ki: "Musa'nın insanlara bir nur ve hidayet olarak getirdiği, parça parça kağıtlar haline koyup ortaya çıkardığınız, pek çoğunu ise gizlediğiniz; (kendisiyle) sizin de, babalarınızın da bilmediği şeylerin size öğretildiği Kitab'ı kim indirdi?" (Ey Muhammed!) "Allah" (indirdi) de, sonra bırak onları, içine daldıkları batakta oynayadursunlar.

Tevbe 9:24اٰبَٓاؤُ۬كُمْābā'ukumbabalarınız

قُلْ اِنْ كَانَ اٰبَٓاؤُ۬كُمْ وَاَبْنَٓاؤُ۬كُمْ وَاِخْوَانُكُمْ وَاَزْوَاجُكُمْ وَعَشِيرَتُكُمْ وَاَمْوَالٌۨ اقْتَرَفْتُمُوهَا وَتِجَارَةٌ تَخْشَوْنَ كَسَادَهَا وَمَسَاكِنُ تَرْضَوْنَهَا اَحَبَّ اِلَيْكُمْ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِهِ وَجِهَادٍ فِي سَبِيلِهِ فَتَرَبَّصُوا حَتّٰى يَأْتِيَ اللّٰهُ بِاَمْرِهِ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ

ḳul in kāne ābā'ukum ve ebnā'ukum ve iḣvānukum ve ezvācukum ve ǎşīratukum ve emvālun ḳteraftumūhā ve ticāratun teḣşevne kesādehā ve mesākinu terDevnehā eHabbe ileykum mine (a)llahi ve rasūlihi ve cihādin fī sebīlihi fe terabbeSū Hattā ye'tiye (a)llahu bi emrihi ve(a)llahu lā yehdī l-ḳavme l-fāsiḳīne

De ki: "Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz bir ticaret ve beğendiğiniz meskenler size Allah'tan, peygamberinden ve O'nun yolunda cihattan daha sevgili ise, artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyin! Allah, fasık topluluğu doğru yola erdirmez."

Sebe 34:43اٰبَٓاؤُ۬كُمْābā'ukumbabalarınızın

وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ قَالُوا مَا هٰذَٓا اِلَّا رَجُلٌ يُرِيدُ اَنْ يَصُدَّكُمْ عَمَّا كَانَ يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬كُمْ وَقَالُوا مَا هٰذَٓا اِلَّٓا اِفْكٌ مُفْتَرًى وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِلْحَقِّ لَمَّا جَاءَهُمْ اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُبِينٌ

ve iƶā tutlā ǎleyhim āyātunā beyyinātin ḳālū mā hāƶā illā raculun yurīdu en yeSuddekum ǎmmā kāne yeǎ'budu ābā'ukum ve ḳālū mā hāƶā illā ifkun mufteran ve ḳāle (e)lleƶīne keferū li l-Haḳḳi lemmā cā'ehum in hāƶā illā siHrun mubīnun

Ayetlerimiz apaçık bir şekilde onlara okunduğunda, "Bu sadece, atalarınızın tapmakta olduğu şeylerden sizi alıkoymak isteyen bir adamdır" dediler. Bir de, "Bu (Kur'an), uydurulmuş bir yalandır" dediler. Yine hak kendilerine geldiğinde onu inkar edenler, "Bu, ancak apaçık bir büyüdür" dediler.

وَاٰبَٓاؤُ۬كُمْ5 kez

A'raf 7:71وَاٰبَٓاؤُ۬كُمْve ābā'ukumve atalarınızın

قَالَ قَدْ وَقَعَ عَلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ رِجْسٌ وَغَضَبٌ اَتُجَادِلُونَنِي فِي اَسْمَٓاءٍ سَمَّيْتُمُوهَا اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمْ مَا نَزَّلَ اللّٰهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍ فَانْتَظِرُوا اِنِّي مَعَكُمْ مِنَ الْمُنْتَظِرِينَ

ḳāle ḳad veḳaǎ ǎleykum min rabbikum ricsun ve ğaDebun e tucādilūnenī fī esmā'in semmeytumūhā entum ve ābā'ukum mā nezzele (a)llahu bihā min sulTānin fe nteZirū innī meǎkum mine l-munteZirīne

Hud, "Artık size Rabbinizden bir azap ve öfke inmiştir. Allah'ın, haklarında hiçbir delil indirmediği, yalnızca sizin ve babalarınızın uydurduğu birtakım isimler (düzmece tanrılar) hakkında mı benimle tartışıyorsunuz? Öyleyse (başınıza geleceği) bekleyin! Ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim!" dedi.

Yusuf 12:40وَاٰبَٓاؤُ۬كُمْve ābā'ukumve atalarınızın

مَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِهِ اِلَّٓا اَسْمَٓاءً سَمَّيْتُمُوهَا اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمْ مَا اَنْزَلَ اللّٰهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍ اِنِ الْحُكْمُ اِلَّا لِلّٰهِ اَمَرَ اَلَّا تَعْبُدُوا اِلَّٓا اِيَّاهُ ذٰلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ

mā teǎ'budūne min dūnihi illā esmā'en semmeytumūhā entum ve ābā'ukum mā enzele (a)llahu bihā min sulTānin ini l-Hukmu illā li (a)llahi emera ellā teǎ'budū illā iyyāhu ƶālike d-dīnu l-ḳayyimu ve lākinne ekṧera n-nāsi lā yeǎ'lemūne

"Siz Allah'ı bırakıp; sadece sizin ve atalarınızın taktığı birtakım isimlere (düzmece ilahlara) tapıyorsunuz. Allah, onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Hüküm ancak Allah'a aittir. O, kendisinden başka hiçbir şeye tapmamanızı emretmiştir. İşte en doğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler."

Enbiya 21:54وَاٰبَٓاؤُ۬كُمْve ābā'ukumve babalarınız

قَالَ لَقَدْ كُنْتُمْ اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمْ فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ

ḳāle le ḳad kuntum entum ve ābā'ukum fī Delālin mubīnin

İbrahim, "Andolsun, siz de, atalarınız da apaçık bir sapıklık içindesiniz" dedi.

Şuara 26:76وَاٰبَٓاؤُ۬كُمُve ābā'ukumuve atalarınız

اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمُ الْاَقْدَمُونَ

entum ve ābā'ukumu l-eḳdemūne

(75-76) İbrahim, şöyle dedi: "Sizin ve geçmiş atalarınızın taptığı şeyleri gördünüz mü?"

Necm 53:23وَاٰبَٓاؤُ۬كُمْve ābā'ukumve babalarınızın

اِنْ هِيَ اِلَّٓا اَسْمَٓاءٌ سَمَّيْتُمُوهَا اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمْ مَا اَنْزَلَ اللّٰهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍ اِنْ يَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّ وَمَا تَهْوَى الْاَنْفُسُ وَلَقَدْ جَاءَهُمْ مِنْ رَبِّهِمُ الْهُدٰى

in hiye illā esmā'un semmeytumūhā entum ve ābā'ukum mā enzele (a)llahu bihā min sulTānin in yettebiǔne illā Z-Zenne ve mā tehvā l-enfusu ve leḳad cā'ehum min rabbihimu l-hudā

Onlar ancak sizin ve atalarınızın (ilah edindiğiniz şeylere) taktığınız isimlerdir. Allah, onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Onlar (putperestler) yalnız zanna ve nefislerin arzusuna tabi oluyorlar. Andolsun ki, kendilerine, Rableri katından yol gösterici gelmiştir.

اٰبَٓاؤُ۬هُمْ4 kez

Bakara 2:170اٰبَٓاؤُ۬هُمْābā'uhumonların ataları

وَاِذَا قِيلَ لَهُمُ اتَّبِعُوا مَا اَنْزَلَ اللّٰهُ قَالُوا بَلْ نَتَّبِعُ مَا اَلْفَيْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَا اَوَلَوْ كَانَ اٰبَٓاؤُ۬هُمْ لَا يَعْقِلُونَ شَيْـًٔا وَلَا يَهْتَدُونَ

ve iƶā ḳīle lehumu ttebiǔ mā enzele (a)llahu ḳālū bel nettebiǔ mā elfeynā ǎleyhi ābā'enā e ve lev kāne ābā'uhum lā yeǎ'ḳilūne şey'en ve lā yehtedūne

Onlara, "Allah'ın indirdiğine uyun!" denildiğinde, "Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol)a uyarız!" derler. Peki ama, ataları bir şey anlamayan, doğru yolu bulamayan kimseler olsalar da mı (onların yoluna uyacaklar)?

Maide 5:104اٰبَٓاؤُ۬هُمْābā'uhumbabaları

وَاِذَا قِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا اِلٰى مَا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَاِلَى الرَّسُولِ قَالُوا حَسْبُنَا مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَا اَوَلَوْ كَانَ اٰبَٓاؤُ۬هُمْ لَا يَعْلَمُونَ شَيْـًٔا وَلَا يَهْتَدُونَ

ve iƶā ḳīle lehum teǎālev ilā mā enzele (a)llahu ve ilā r-rasūli ḳālū Hasbunā mā vecednā ǎleyhi ābā'enā e ve lev kāne ābā'uhum lā yeǎ'lemūne şey'en ve lā yehtedūne

Onlara, "Allah'ın indirdiğine (Kur'an'a) ve Peygamber'e gelin" denildiğinde onlar, "Babalarımızı üzerinde bulduğumuz din bize yeter" derler. Peki ya babaları bir şey bilmiyor ve doğru yolu bulamamış olsalar da mı?

Hud 11:109اٰبَٓاؤُ۬هُمْābā'uhumbabalarının

فَلَا تَكُ فِي مِرْيَةٍ مِمَّا يَعْبُدُ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ مَا يَعْبُدُونَ اِلَّا كَمَا يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬هُمْ مِنْ قَبْلُ وَاِنَّا لَمُوَفُّوهُمْ نَصِيبَهُمْ غَيْرَ مَنْقُوصٍ

fe lā teku fī miryetin mimmā yeǎ'budu hā'ulā'i mā yeǎ'budūne illā ke mā yeǎ'budu ābā'uhum min ḳablu ve innā le muveffūhum neSībehum ğayra menḳūSin

(Ey Muhammed!) Şunların taptıkları şeylerin batıl olduğu konusunda şüpheye düşme. Onlar sadece, daha önce babalarının taptığı gibi tapıyorlar. Şüphesiz biz onlara (azaptan) paylarını eksiksiz olarak tastamam vereceğiz.

Yasin 36:6اٰبَٓاؤُ۬هُمْābā'uhumbabaları

لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَا اُنْذِرَ اٰبَٓاؤُ۬هُمْ فَهُمْ غَافِلُونَ

li tunƶira ḳavmen mā unƶira ābā'uhum fe hum ğāfilūne

(5-6) Kur'an, ataları uyarılmamış, bu yüzden de gaflet içinde olan bir kavmi uyarman için mutlak güç sahibi, çok merhametli Allah tarafından indirilmiştir.

اَبِيكُمْ4 kez

Yusuf 12:9اَبِيكُمْebīkumbabanızın

اُقْتُلُوا يُوسُفَ اَوِ اطْرَحُوهُ اَرْضًا يَخْلُ لَكُمْ وَجْهُ اَبِيكُمْ وَتَكُونُوا مِنْ بَعْدِهِ قَوْمًا صَالِحِينَ

uḳtulū yūsufe evi TraHūhu erDan yeḣlu lekum vechu ebīkum ve tekūnū min beǎ'dihi ḳavmen SāliHīne

"Yusuf'u öldürün veya onu bir yere atın ki babanız sadece size yönelsin. Ondan sonra (tövbe edip) salih kimseler olursunuz."

Yusuf 12:59اَبِيكُمْebīkumbabanız-

وَلَمَّا جَهَّزَهُمْ بِجَهَازِهِمْ قَالَ ائْتُونِي بِاَخٍ لَكُمْ مِنْ اَبِيكُمْ اَلَا تَرَوْنَ اَنِّٓي اُو۫فِي الْكَيْلَ وَاَنَا۬ خَيْرُ الْمُنْزِلِينَ

ve lemmā cehhezehum bi cehāzihim ḳāle 'tūnī bi eḣin lekum min ebīkum elā teravne ennī ūfī l-keyle ve enā ḣayru l-munzilīne

Yusuf, onların yüklerini hazırlatınca dedi ki: "Sizin baba bir kardeşinizi de bana getirin. Görmüyor musunuz, ölçeği tam dolduruyorum ve ben misafir ağırlayanların en iyisiyim."

Yusuf 12:81اَبِيكُمْebīkumbabanıza

اِرْجِعُٓوا اِلٰٓى اَبِيكُمْ فَقُولُوا يَاأَبَانَا اِنَّ ابْنَكَ سَرَقَ وَمَا شَهِدْنَا اِلَّا بِمَا عَلِمْنَا وَمَا كُنَّا لِلْغَيْبِ حَافِظِينَ

irciǔ ilā ebīkum fe ḳūlū yā ebānā inne bneke seraḳa ve mā şehidnā illā bimā ǎlimnā ve mā kunnā li l-ğaybi HāfiZīne

"Siz babanıza dönün ve deyin ki: "Ey babamız! Şüphesiz oğlun hırsızlık etti, biz ancak bildiğimize şahitlik ettik. (Sana söz verdiğimiz zaman) gaybı (oğlunun hırsızlık edeceğini) bilemezdik."

Hac 22:78اَبِيكُمْebīkumbabanız

وَجَاهِدُوا فِي اللّٰهِ حَقَّ جِهَادِهِ هُوَ اجْتَبٰيكُمْ وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِي الدِّينِ مِنْ حَرَجٍ مِلَّةَ اَبِيكُمْ اِبْرٰهِيمَ هُوَ سَمّٰيكُمُ الْمُسْلِمِينَ مِنْ قَبْلُ وَفِي هٰذَا لِيَكُونَ الرَّسُولُ شَهِيدًا عَلَيْكُمْ وَتَكُونُوا شُهَدَاءَ عَلَى النَّاسِ فَاَقِيمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَاعْتَصِمُوا بِاللّٰهِ هُوَ مَوْلٰيكُمْۚ فَنِعْمَ الْمَوْلٰى وَنِعْمَ النَّصِيرُ

ve cāhidū fī (a)llahi Haḳḳa cihādihi huve ctebākum ve mā ceǎle ǎleykum fī d-dīni min Haracin millete ebīkum ibrāhīme huve semmākumu l-muslimīne min ḳablu ve fī hāƶā li yekūne r-rasūlu şehīden ǎleykum ve tekūnū şuhedā'e ǎlā n-nāsi fe eḳīmū S-Salāte ve ātū z-zekāte ve ǎ'teSimū bi(a)llahi huve mevlākum fe niǎ'me l-mevlā ve niǎ'me n-neSīru

Allah uğrunda hakkıyla cihad edin. O, sizi seçti ve dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi. Babanız İbrahim'in dinine uyun. Allah, sizi hem daha önce, hem de bu Kur'an'da müslüman diye isimlendirdi ki, Peygamber size şahit (ve örnek) olsun, siz de insanlara şahit (ve örnek) olasınız. Artık namazı dosdoğru kılın, zekatı verin ve Allah'a sarılın. O, sizin sahibinizdir. O, ne güzel sahip, ne güzel yardımcıdır!

اَبِٓي4 kez

Yusuf 12:80اَبِٓيebībabam

فَلَمَّا اسْتَيْـَٔسُوا مِنْهُ خَلَصُوا نَجِيًّا قَالَ كَبِيرُهُمْ اَلَمْ تَعْلَمُوا اَنَّ اَبَاكُمْ قَدْ اَخَذَ عَلَيْكُمْ مَوْثِقًا مِنَ اللّٰهِ وَمِنْ قَبْلُ مَا فَرَّطْتُمْ فِي يُوسُفَ فَلَنْ اَبْرَحَ الْاَرْضَ حَتّٰى يَأْذَنَ لِي اَبِٓي اَوْ يَحْكُمَ اللّٰهُ لِي وَهُوَ خَيْرُ الْحَاكِمِينَ

fe lemmā steyesū minhu ḣaleSū neciyyen ḳāle kebīruhum e lem teǎ'lemū enne ebākum ḳad eḣaƶe ǎleykum mevṧiḳan mine (a)llahi ve min ḳablu mā ferraTtum fī yūsufe fe len ebraHa l-erDe Hattā ye'ƶene lī ebī ev yeHkume (a)llahu lī ve huve ḣayru l-Hākimīne

Ondan ümitlerini kesince, kendi aralarında konuşmak üzere bir kenara çekildiler. Büyükleri dedi ki: "Babanızın Allah adına sizden söz aldığını, daha önce de Yusuf hakkında işlediğiniz kusuru bilmiyor musunuz? Artık babam bana izin verinceye veya Allah, hakkımda hükmedinceye kadar buradan asla ayrılmayacağım. O, hükmedenlerin en hayırlısıdır."

Yusuf 12:93اَبِيebībabamın

اِذْهَبُوا بِقَمِيصِي هٰذَا فَاَلْقُوهُ عَلٰى وَجْهِ اَبِي يَأْتِ بَصِيرًا وَأْتُونِي بِاَهْلِكُمْ اَجْمَعِينَ

iƶhebū bi ḳamīSī hāƶā fe elḳūhu ǎlā vechi ebī ye'ti beSīran ve 'tūnī bi ehlikum ecmeǐyne

Bu gömleğimi götürün de babamın yüzüne koyun ki, gözleri açılsın ve bütün ailenizi bana getirin" dedi.

Kasas 28:25اَبِيebībabam

فَجَاءَتْهُ اِحْدٰيهُمَا تَمْشِي عَلَى اسْتِحْيَاءٍ قَالَتْ اِنَّ اَبِي يَدْعُوكَ لِيَجْزِيَكَ اَجْرَ مَا سَقَيْتَ لَنَا فَلَمَّا جَاءَهُ وَقَصَّ عَلَيْهِ الْقَصَصَ قَالَ لَا تَخَفْ نَجَوْتَ مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ

fe cā'ethu iHdāhumā temşī ǎlā stiHyā'in ḳālet inne ebī yed'ǔke li yecziyeke ecra mā seḳayte lenā fe lemmā cā'ehu ve ḳaSSa ǎleyhi l-ḳaSaSa ḳāle lā teḣaf necevte mine l-ḳavmi Z-Zālimīne

Nihayet kızlardan biri utana utana yürüyerek ona gelip, "Bizim için koyunlarımızı sulamanın ücretini vermek üzere babam seni çağırıyor" dedi. Musa, onun (Şu'ayb'ın) yanına gelip başından geçenleri ona anlatınca Şu'ayb, "Korkma, o zalim kavimden kurtuldun" dedi.

Tebbet 111:1اَبِيebīEbu

تَبَّتْ يَدَا اَبِي لَهَبٍ وَتَبَّ

tebbet yedā ebī lehebin ve tebbe

Ebu Leheb'in elleri kurusun. Zaten kurudu.

اٰبَٓاءَهُمُ4 kez

Mü'minun 23:68اٰبَٓاءَهُمُābā'ehumuatalarına

اَفَلَمْ يَدَّبَّرُوا الْقَوْلَ اَمْ جَاءَهُمْ مَا لَمْ يَأْتِ اٰبَٓاءَهُمُ الْاَوَّلِينَ

e fe lem yeddebberū l-ḳavle em cā'ehum mā lem ye'ti ābā'ehumu l-evvelīne

Onlar bu sözü (Kur'an'ı) hiç düşünmediler mi? Yoksa kendilerine, önceki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?

Ahzab 33:5اٰبَٓاءَهُمْābā'ehumbabalarını

اُدْعُوهُمْ لِاٰبَٓائِهِمْ هُوَ اَقْسَطُ عِنْدَ اللّٰهِ فَاِنْ لَمْ تَعْلَمُوا اٰبَٓاءَهُمْ فَاِخْوَانُكُمْ فِي الدِّينِ وَمَوَالِيكُمْ وَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ فِيمَا اَخْطَأْتُمْ بِهِ وَلٰكِنْ مَا تَعَمَّدَتْ قُلُوبُكُمْ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَحِيمًا

d'ǔhum li ābāihim huve eḳseTu ǐnde (a)llahi fe in lem teǎ'lemū ābā'ehum fe iḣvānukum fī d-dīni ve mevālīkum ve leyse ǎleykum cunāHun fīmā eḣTa'tum bihi ve lākin mā teǎmmedet ḳulūbukum ve kāne (a)llahu ğafūran raHīmān

Onları babalarına nispet ederek çağırın. Bu, Allah katında daha (doğru ve) adaletlidir. Eğer babalarını bilmiyorsanız, onlar sizin din kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Hata ile yaptığınız bir işte size hiçbir günah yoktur. Fakat kasten yaptığınız şeylerde size günah vardır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

Saffat 37:69اٰبَٓاءَهُمْābā'ehumbabalarını

اِنَّهُمْ اَلْفَوْا اٰبَٓاءَهُمْ ضَالِّينَ

innehum elfev ābā'ehum Dāllīne

Çünkü onlar babalarını sapık kimseler olarak buldular.

Mücadele 58:22اٰبَٓاءَهُمْābā'ehumbabaları

لَا تَجِدُ قَوْمًا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ يُوَادُّونَ مَنْ حَادَّ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَلَوْ كَانُوا اٰبَٓاءَهُمْ اَوْ اَبْنَٓاءَهُمْ اَوْ اِخْوَانَهُمْ اَوْ عَشِيرَتَهُمْ اُو۬لٰٓئِكَ كَتَبَ فِي قُلُوبِهِمُ الْاِيمَانَ وَاَيَّدَهُمْ بِرُوحٍ مِنْهُ وَيُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ اُو۬لٰٓئِكَ حِزْبُ اللّٰهِ اَلَٓا اِنَّ حِزْبَ اللّٰهِ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

lā tecidu ḳavmen yu'minūne bi(a)llahi ve l-yevmi l-āḣiri yuvāddūne men Hādde (a)llahe ve rasūlehu ve lev kānū ābā'ehum ev ebnā'ehum ev iḣvānehum ev ǎşīratehum ulāike ketebe fī ḳulūbihimu l-īmāne ve eyyedehum bi rūHin minhu ve yudḣiluhum cennātin tecrī min teHtihā l-enhāru ḣālidīne fīhā raDiye (a)llahu ǎnhum ve raDū ǎnhu ulāike Hizbu (a)llahi elā inne Hizbe (a)llahi humu l-mufliHūne

Allah'a ve ahiret gününe iman eden hiçbir topluluğun, babaları, oğulları, kardeşleri yahut kendi soy sopları olsalar bile, Allah'a ve peygamberine düşman olan kimselere sevgi beslediğini göremezsin. İşte Allah onların kalplerine imanı yazmış ve onları kendi katından bir ruh ile desteklemiştir. Onları, içlerinden ırmaklar akan ve içlerinde ebedi kalacakları cennetlere sokacaktır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah'tan razı olmuşlardır. İşte onlar, Allah'ın tarafında olanlardır. İyi bilin ki, Allah'ın tarafında olanlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.

اٰبَٓائِكُمْ4 kez

Nur 24:61اٰبَٓائِكُمْābāikumbabalarınızın

لَيْسَ عَلَى الْاَعْمٰى حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْاَعْرَجِ حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْمَرِيضِ حَرَجٌ وَلَا عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْ اَنْ تَأْكُلُوا مِنْ بُيُوتِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اٰبَٓائِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اُمَّهَاتِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اِخْوَانِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اَخَوَاتِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اَعْمَامِكُمْ اَوْ بُيُوتِ عَمَّاتِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اَخْوَالِكُمْ اَوْ بُيُوتِ خَالَاتِكُمْ اَوْ مَا مَلَكْتُمْ مَفَاتِحَهُ اَوْ صَدِيقِكُمْ لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَنْ تَأْكُلُوا جَمِيعًا اَوْ اَشْتَاتًا فَاِذَا دَخَلْتُمْ بُيُوتًا فَسَلِّمُوا عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْ تَحِيَّةً مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ مُبَارَكَةً طَيِّبَةً كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ

leyse ǎlā l-eǎ'mā Haracun ve lā ǎlā l-eǎ'raci Haracun ve lā ǎlā l-merīDi Haracun ve lā ǎlā enfusikum en te'kulū min buyūtikum ev buyūti ābāikum ev buyūti ummehātikum ev buyūti iḣvānikum ev buyūti eḣavātikum ev buyūti eǎ'māmikum ev buyūti ǎmmātikum ev buyūti eḣvālikum ev buyūti ḣālātikum ev mā melektum mefātiHahu ev Sadīḳikum leyse ǎleykum cunāHun en te'kulū cemīǎn ev eştāten fe iƶā deḣaltum buyūten fe sellimū ǎlā enfusikum teHiyyeten min ǐndi (a)llahi mubāraketen Tayyibeten ke ƶālike yubeyyinu (a)llahu lekumu l-āyāti leǎllekum teǎ'ḳilūne

Köre güçlük yoktur, topala güçlük yoktur, hastaya da güçlük yoktur. Kendi evlerinizde veya babalarınızın evlerinde veya annelerinizin evlerinde veya erkek kardeşlerinizin evlerinde veya kız kardeşlerinizin evlerinde veya amcalarınızın evlerinde veya halalarınızın evlerinde veya dayılarınızın evlerinde veya teyzelerinizin evlerinde veya anahtarlarına sahip olduğunuz evlerde ya da dostlarınızın evlerinde yemek yemenizde de bir sakınca yoktur. Bir arada veya ayrı ayrı olarak yemek yemenizde de bir sakınca yoktur. Evlere girdiğiniz zaman birbirinize, Allah katından mübarek ve hoş bir esenlik dileği olarak, selam verin. İşte Allah, düşünesiniz diye ayetleri size böyle açıklar.

Şuara 26:26اٰبَٓائِكُمُābāikumuatalarınızın

قَالَ رَبُّكُمْ وَرَبُّ اٰبَٓائِكُمُ الْاَوَّلِينَ

ḳāle rabbukum ve rabbu ābāikumu l-evvelīne

Musa, "O, sizin de Rabbiniz, geçmiş atalarınızın da Rabbidir" dedi.

Saffat 37:126اٰبَٓائِكُمُābāikumuatalarınızın

اَللّٰهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ اٰبَٓائِكُمُ الْاَوَّلِينَ

(a)llahe rabbekum ve rabbe ābāikumu l-evvelīne

(125-126) "Yaratıcıların en güzelini, sizin ve geçmiş atalarınızın Rabbi olan Allah'ı bırakarak "Ba'l'e mi tapıyorsunuz?"

Duhan 44:8اٰبَٓائِكُمُābāikumuatalarınızın

لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ يُحْيِ وَيُمِيتُ رَبُّكُمْ وَرَبُّ اٰبَٓائِكُمُ الْاَوَّلِينَ

lā ilāhe illā huve yuHyī ve yumītu rabbukum ve rabbu ābāikumu l-evvelīne

O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. Yaşatır, öldürür. O, sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir.

اٰبَٓاءَكُمْ3 kez

Bakara 2:200اٰبَٓاءَكُمْābā'ekumatalarınızı

فَاِذَا قَضَيْتُمْ مَنَاسِكَكُمْ فَاذْكُرُوا اللّٰهَ كَذِكْرِكُمْ اٰبَٓاءَكُمْ اَوْ اَشَدَّ ذِكْرًا فَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ رَبَّنَا اٰتِنَا فِي الدُّنْيَا وَمَا لَهُ فِي الْاٰخِرَةِ مِنْ خَلَاقٍ

fe iƶā ḳaDeytum menāsikekum fe ƶkurū (a)llahe ke ƶikrikum ābā'ekum ev eşedde ƶikran fe mine n-nāsi men yeḳūlu rabbenā ātinā fī d-dunyā ve mā lehu fī l-āḣirati min ḣalāḳin

Hac ibadetinizi bitirdiğinizde, artık (cahiliye döneminde) atalarınızı andığınız gibi, hatta ondan da kuvvetli bir anışla Allah'ı anın. İnsanlardan, "Ey Rabbimiz! Bize (vereceğini) bu dünyada ver" diyenler vardır. Bunların ahirette bir nasibi yoktur.

Tevbe 9:23اٰبَٓاءَكُمْābā'ekumbabalarınızı

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا اٰبَٓاءَكُمْ وَاِخْوَانَكُمْ اَوْلِيَٓاءَ اِنِ اسْتَحَبُّوا الْكُفْرَ عَلَى الْاِيمَانِ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ مِنْكُمْ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ

yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū lā tetteḣiƶū ābā'ekum ve iḣvānekum evliyā'e ini steHabbū l-kufra ǎlā l-īmāni ve men yetevellehum minkum fe ulāike humu Z-Zālimūne

Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ederlerse, babalarınızı ve kardeşlerinizi bile dost edinmeyin. İçinizden kim onları dost edinirse, işte onlar, zalimlerin ta kendileridir.

Zuhruf 43:24اٰبَٓاءَكُمْābā'ekumbabalarınızı

قَالَ اَوَلَوْ جِئْتُكُمْ بِاَهْدٰى مِمَّا وَجَدْتُمْ عَلَيْهِ اٰبَٓاءَكُمْ قَالُوا اِنَّا بِمَا اُرْسِلْتُمْ بِهِ كَافِرُونَ

ḳāle e ve lev ci'tukum bi ehdā mimmā vecedtum ǎleyhi ābā'ekum ḳālū innā bimā ursiltum bihi kāfirūne

(Gönderilen uyarıcı,) "Ben size, babalarınızı üzerinde bulduğunuz dinden daha doğrusunu getirmiş olsam da mı?" dedi. Onlar, "Biz kesinlikle sizinle gönderilen şeyi inkar ediyoruz" dediler.

اٰبَٓائِهِمْ3 kez

En'am 6:87اٰبَٓائِهِمْābāihimbabalarından

وَمِنْ اٰبَٓائِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْ وَاِخْوَانِهِمْ وَاجْتَبَيْنَاهُمْ وَهَدَيْنَاهُمْ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ

ve min ābāihim ve ƶurriyyātihim ve iḣvānihim ve ctebeynāhum ve hedeynāhum ilā SirāTin musteḳīmin

Babalarından, çocuklarından ve kardeşlerinden bir kısmını da. Bütün bunları seçtik ve bunları dosdoğru bir yola ilettik.

Ra'd 13:23اٰبَٓائِهِمْābāihimbabaları-

جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا وَمَنْ صَلَحَ مِنْ اٰبَٓائِهِمْ وَاَزْوَاجِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْ وَالْمَلٰٓئِكَةُ يَدْخُلُونَ عَلَيْهِمْ مِنْ كُلِّ بَابٍ

cennātu ǎdnin yedḣulūnehā ve men SaleHa min ābāihim ve ezvācihim ve ƶurriyyātihim ve l-melāiketu yedḣulūne ǎleyhim min kulli bābin

Bu sonuç da Adn cennetleridir. Atalarından, eşlerinden ve çocuklarından iyi olanlarla beraber oraya girerler. Melekler de her bir kapıdan yanlarına girerler (ve şöyle derler):

Mü'min 40:8اٰبَٓائِهِمْābāihimbabaları-

رَبَّنَا وَاَدْخِلْهُمْ جَنَّاتِ عَدْنٍ الَّتِي وَعَدْتَهُمْ وَمَنْ صَلَحَ مِنْ اٰبَٓائِهِمْ وَاَزْوَاجِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

rabbenā ve edḣilhum cennāti ǎdnin lletī veǎdtehum ve men SaleHa min ābāihim ve ezvācihim ve ƶurriyyātihim inneke ente l-ǎzīzu l-Hakīmu

"Ey Rabbimiz! Onları da, onların babalarından, eşlerinden ve soylarından iyi olanları da, kendilerine vaad ettiğin Adn cennetlerine koy. Şüphesiz sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin."

وَاٰبَٓاءَهُمْ3 kez

Enbiya 21:44وَاٰبَٓاءَهُمْve ābā'ehumve atalarını

بَلْ مَتَّعْنَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ وَاٰبَٓاءَهُمْ حَتّٰى طَالَ عَلَيْهِمُ الْعُمُرُ اَفَلَا يَرَوْنَ اَنَّا نَأْتِي الْاَرْضَ نَنْقُصُهَا مِنْ اَطْرَافِهَا اَفَهُمُ الْغَالِبُونَ

bel metteǎ'nā hā'ulā'i ve ābā'ehum Hattā Tāle ǎleyhimu l-ǔmuru e fe lā yeravne ennā ne'tī l-erDe nenḳuSuhā min eTrāfihā e fe humu l-ğālibūne

Evet, biz onları da atalarını da, faydalandırdık. Öyle ki uzun süre yaşadılar. Ama, artık görmüyorlar mı ki, biz yeryüzünü çevresinden eksiltiyoruz? O halde, onlar mı galip gelecekler?

Furkan 25:18وَاٰبَٓاءَهُمْve ābā'ehumve atalarını

قَالُوا سُبْحَانَكَ مَا كَانَ يَنْبَغِي لَنَا اَنْ نَتَّخِذَ مِنْ دُونِكَ مِنْ اَوْلِيَٓاءَ وَلٰكِنْ مَتَّعْتَهُمْ وَاٰبَٓاءَهُمْ حَتّٰى نَسُوا الذِّكْرَ وَكَانُوا قَوْمًا بُورًا

ḳālū subHāneke mā kāne yenbeğī lenā en netteḣiƶe min dūnike min evliyā'e ve lākin metteǎ'tehum ve ābā'ehum Hattā nesū ƶ-ƶikra ve kānū ḳavmen būran

Onlar, "Seni eksikliklerden uzak tutarız. Seni bırakıp da başka dostlar edinmek bize yaraşmaz. Fakat sen onlara ve atalarına o kadar bol nimet verdin ki, sonunda seni anmayı unuttular ve helake giden bir toplum oldular" derler.

Zuhruf 43:29وَاٰبَٓاءَهُمْve ābā'ehumve babalarını

بَلْ مَتَّعْتُ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ وَاٰبَٓاءَهُمْ حَتّٰى جَاءَهُمُ الْحَقُّ وَرَسُولٌ مُبِينٌ

bel metteǎ'tu hā'ulā'i ve ābā'ehum Hattā cā'ehumu l-Haḳḳu ve rasūlun mubīnun

Doğrusu onları (Mekke müşriklerini) ve atalarını kendilerine hak olan Kur'an ve onu açıklayan bir peygamber gelinceye kadar (dünya nimetlerinden) yararlandırırım.

وَاٰبَٓاؤُ۬نَا3 kez

Mü'minun 23:83وَاٰبَٓاؤُ۬نَاve ābā'unāve atalarımıza

لَقَدْ وُعِدْنَا نَحْنُ وَاٰبَٓاؤُ۬نَا هٰذَا مِنْ قَبْلُ اِنْ هٰذَٓا اِلَّٓا اَسَاطِيرُ الْاَوَّلِينَ

le ḳad vuǐdnā neHnu ve ābā'unā hāƶā min ḳablu in hāƶā illā esāTīru l-evvelīne

Andolsun, biz de bizden önce atalarımız da bununla tehdit edildik. Bu, öncekilerin uydurduğu masallardan başka bir şey değildir.

Neml 27:67وَاٰبَٓاؤُ۬نَٓاve ābā'unāve babalarımız

وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا ءَاِذَا كُنَّا تُرَابًا وَاٰبَٓاؤُ۬نَٓا اَئِنَّا لَمُخْرَجُونَ

ve ḳāle (e)lleƶīne keferū e iƶā kunnā turāben ve ābā'unā e innā le muḣracūne

İnkar edenler dediler ki: "Biz ve babalarımız toprak olmuş iken mi, gerçekten bizler mi (diriltilip) çıkarılacağız?"

Neml 27:68وَاٰبَٓاؤُ۬نَاve ābā'unāve atalarımıza

لَقَدْ وُعِدْنَا هٰذَا نَحْنُ وَاٰبَٓاؤُ۬نَا مِنْ قَبْلُ اِنْ هٰذَٓا اِلَّٓا اَسَاطِيرُ الْاَوَّلِينَ

le ḳad vuǐdnā hāƶā neHnu ve ābā'unā min ḳablu in hāƶā illā esāTīru l-evvelīne

"Andolsun, bizler de bizden önce babalarımız da bununla tehdit edilmiştik. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir."

اَبَوَاهُ2 kez

Nisa 4:11اَبَوَاهُebevāhuana babası

يُوصِيكُمُ اللّٰهُ فِي اَوْلَادِكُمْ لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الْاُنْثَيَيْنِ فَاِنْ كُنَّ نِسَاءً فَوْقَ اثْنَتَيْنِ فَلَهُنَّ ثُلُثَا مَا تَرَكَ وَاِنْ كَانَتْ وَاحِدَةً فَلَهَا النِّصْفُ وَلِاَبَوَيْهِ لِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا السُّدُسُ مِمَّا تَرَكَ اِنْ كَانَ لَهُ وَلَدٌ فَاِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُ وَلَدٌ وَوَرِثَهُ اَبَوَاهُ فَلِاُمِّهِ الثُّلُثُ فَاِنْ كَانَ لَهُ اِخْوَةٌ فَلِاُمِّهِ السُّدُسُ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصِي بِهَا اَوْ دَيْنٍ اٰبَٓاؤُ۬كُمْ وَاَبْنَٓاؤُ۬كُمْ لَا تَدْرُونَ اَيُّهُمْ اَقْرَبُ لَكُمْ نَفْعًا فَرِيضَةً مِنَ اللّٰهِ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا

yūSīkumu (a)llahu fī evlādikum li ƶ-ƶekeri miṧlu HaZZi l-unṧeyeyni fe in kunne nisā'en fevḳa ṧneteyni fe le hunne ṧuluṧā mā terake ve in kānet vāHideten fe lehā n-niSfu ve li ebeveyhi li kulli vāHidin minhumā s-sudusu mimmā terake in kāne lehu veledun fe in lem yekun lehu veledun ve veriṧehu ebevāhu fe li ummihi ṧ-ṧuluṧu fe in kāne lehu iḣvetun fe li ummihi s-sudusu min beǎ'di veSiyyetin yūSī bihā ev deynin ābā'ukum ve ebnā'ukum lā tedrūne eyyuhum eḳrabu lekum nef'ǎn ferīDeten mine (a)llahi inne (a)llahe kāne ǎlīmen Hakīmen

Allah, size, çocuklarınız(ın alacağı miras) hakkında, erkeğe iki dişinin payı kadarını emreder. (Çocuklar sadece) ikiden fazla kız iseler, (ölenin geriye) bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer kız bir ise (mirasın) yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, geriye bıraktığı maldan, ana babasından her birinin altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da (yalnız) ana babası ona varis oluyorsa, anasına üçte bir düşer. Eğer kardeşleri varsa, anasının hissesi altıda birdir. (Bu paylaştırma, ölenin) yapacağı vasiyetten ya da borcundan sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan, hangisinin size daha faydalı olduğunu bilemezsiniz. Bunlar, Allah tarafından farz kılınmıştır. Şüphesiz Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Kehf 18:80اَبَوَاهُebevāhuonun anası babası

وَاَمَّا الْغُلَامُ فَكَانَ اَبَوَاهُ مُؤْمِنَيْنِ فَخَشِينَا اَنْ يُرْهِقَهُمَا طُغْيَانًا وَكُفْرًا

ve emmā l-ğulāmu fe kāne ebevāhu mu'mineyni fe ḣaşīnā en yurhiḳahumā Tuğyānen ve kufran

"Çocuğa gelince, anası babası mü'min insanlardı. Onları azgınlığa ve küfre sürüklemesinden korktuk."

اَبُوهُمْ2 kez

Yusuf 12:68اَبُوهُمْebūhumbabalarının

وَلَمَّا دَخَلُوا مِنْ حَيْثُ اَمَرَهُمْ اَبُوهُمْ مَا كَانَ يُغْنِي عَنْهُمْ مِنَ اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا حَاجَةً فِي نَفْسِ يَعْقُوبَ قَضٰيهَا وَاِنَّهُ لَذُو عِلْمٍ لِمَا عَلَّمْنَاهُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ

ve lemmā deḣalū min Hayṧu emerahum ebūhum mā kāne yuğnī ǎnhum mine (a)llahi min şey'in illā Hāceten fī nefsi yeǎ'ḳūbe ḳaDāhā ve innehu le ƶū ǐlmin li mā ǎllemnāhu ve lākinne ekṧera n-nāsi lā yeǎ'lemūne

Babalarının emrettiği şekilde (ayrı kapılardan) girdiklerinde (bile) bu, Allah'tan gelecek hiçbir şeyi onlardan uzaklaştıracak değildi. Sadece Yakub, içindeki bir dileği ortaya koymuş oldu. Şüphesiz o, biz kendisine öğrettiğimiz için bilgi sahibidir. Fakat insanların çoğu bilmezler.

Yusuf 12:94اَبُوهُمْebūhumbabaları

وَلَمَّا فَصَلَتِ الْعِيرُ قَالَ اَبُوهُمْ اِنِّي لَاَجِدُ رِيحَ يُوسُفَ لَوْلَا اَنْ تُفَنِّدُونِ

ve lemmā feSaleti l-ǐyru ḳāle ebūhum innī le ecidu rīHa yūsufe levlā en tufennidūni

Kervan (Mısır'dan) ayrılınca babaları, "Bana bunak demezseniz, şüphesiz ben Yusuf'un kokusunu alıyorum" dedi.

اَبًا2 kez

Yusuf 12:78اَبًاebenbabası

قَالُوا يَاأَيُّهَا الْعَزِيزُ اِنَّ لَهُ اَبًا شَيْخًا كَبِيرًا فَخُذْ اَحَدَنَا مَكَانَهُ اِنَّا نَرٰيكَ مِنَ الْمُحْسِنِينَ

ḳālū yā eyyuhā l-ǎzīzu inne lehu eben şeyḣen kebīran fe ḣuƶ eHadenā mekānehu innā nerāke mine l-muHsinīne

Onlar, Yusuf'a: "Ey güçlü vezir! Bunun çok yaşlı bir babası var. Onun yerine bizden birini alıkoy. Şüphesiz biz senin iyilik edenlerden olduğunu görüyoruz" dediler.

Ahzab 33:40اَبَٓاebābabası

مَا كَانَ مُحَمَّدٌ اَبَٓا اَحَدٍ مِنْ رِجَالِكُمْ وَلٰكِنْ رَسُولَ اللّٰهِ وَخَاتَمَ النَّبِيِّنَ وَكَانَ اللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمًا

mā kāne muHammedun ebā eHadin min ricālikum ve lākin rasūle (a)llahi ve ḣāteme n-nebiyyīne ve kāne (a)llahu bi kulli şey'in ǎlīmen

Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah'ın Resulü ve nebilerin sonuncusudur. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.

اَبَوَيْهِ2 kez

Yusuf 12:99اَبَوَيْهِebeveyhiana-babasını

فَلَمَّا دَخَلُوا عَلٰى يُوسُفَ اٰوٰٓى اِلَيْهِ اَبَوَيْهِ وَقَالَ ادْخُلُوا مِصْرَ اِنْ شَاءَ اللّٰهُ اٰمِنِينَ

fe lemmā deḣalū ǎlā yūsufe āvā ileyhi ebeveyhi ve ḳāle dḣulū miSra in şā'e (a)llahu āminīne

(Mısır'a gidip) Yusuf'un huzuruna girdiklerinde; Yusuf ana babasını bağrına bastı ve "Allah'ın iradesi ile güven içinde Mısır'a girin" dedi.

Yusuf 12:100اَبَوَيْهِebeveyhiana-babasını

وَرَفَعَ اَبَوَيْهِ عَلَى الْعَرْشِ وَخَرُّوا لَهُ سُجَّدًا وَقَالَ يَاأَبَتِ هٰذَا تَأْوِيلُ رُءْيَايَ مِنْ قَبْلُ قَدْ جَعَلَهَا رَبِّي حَقًّا وَقَدْ اَحْسَنَ بِي اِذْ اَخْرَجَنِي مِنَ السِّجْنِ وَجَاءَ بِكُمْ مِنَ الْبَدْوِ مِنْ بَعْدِ اَنْ نَزَغَ الشَّيْطَانُ بَيْنِي وَبَيْنَ اِخْوَتِي اِنَّ رَبِّي لَطِيفٌ لِمَا يَشَاءُ اِنَّهُ هُوَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ

ve rafeǎ ebeveyhi ǎlā l-ǎrşi ve ḣarrū lehu succeden ve ḳāle yā ebeti hāƶā te'vīlu ru'yāye min ḳablu ḳad ceǎlehā rabbī Haḳḳan ve ḳad eHsene bī iƶ eḣracenī mine s-sicni ve cā'e bikum mine l-bedvi min beǎ'di en nezeğa ş-şeyTānu beynī ve beyne iḣvetī inne rabbī leTīfun li mā yeşā'u innehu huve l-ǎlīmu l-Hakīmu

Ana babasını tahtın üzerine çıkardı. Hepsi ona (Yusuf'a) saygı ile eğildiler. Yusuf dedi ki: "Babacığım! İşte bu, daha önce gördüğüm rüyanın yorumudur. Rabbim onu gerçekleştirdi. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra; Rabbim beni zindandan çıkararak ve sizi çölden getirerek bana çok iyilikte bulundu. Şüphesiz Rabbim, dilediği şeyde nice incelikler sergileyendir. Şüphesiz O, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir."

لِاٰبَٓائِهِمْ2 kez

Kehf 18:5لِاٰبَٓائِهِمْli ābāihimatalarının

مَا لَهُمْ بِهِ مِنْ عِلْمٍ وَلَا لِاٰبَٓائِهِمْ كَبُرَتْ كَلِمَةً تَخْرُجُ مِنْ اَفْوَاهِهِمْ اِنْ يَقُولُونَ اِلَّا كَذِبًا

mā lehum bihi min ǐlmin ve lā li ābāihim keburat kelimeten teḣrucu min efvāhihim in yeḳūlūne illā keƶiben

Bu konuda ne kendilerinin, ne de atalarının hiçbir bilgisi yoktur. Ne büyük bir söz (bu) ağızlarından çıkan! Onlar ancak yalan söylüyorlar.

Ahzab 33:5لِاٰبَٓائِهِمْli ābāihimbabalarına nisbetle

اُدْعُوهُمْ لِاٰبَٓائِهِمْ هُوَ اَقْسَطُ عِنْدَ اللّٰهِ فَاِنْ لَمْ تَعْلَمُوا اٰبَٓاءَهُمْ فَاِخْوَانُكُمْ فِي الدِّينِ وَمَوَالِيكُمْ وَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ فِيمَا اَخْطَأْتُمْ بِهِ وَلٰكِنْ مَا تَعَمَّدَتْ قُلُوبُكُمْ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَحِيمًا

d'ǔhum li ābāihim huve eḳseTu ǐnde (a)llahi fe in lem teǎ'lemū ābā'ehum fe iḣvānukum fī d-dīni ve mevālīkum ve leyse ǎleykum cunāHun fīmā eḣTa'tum bihi ve lākin mā teǎmmedet ḳulūbukum ve kāne (a)llahu ğafūran raHīmān

Onları babalarına nispet ederek çağırın. Bu, Allah katında daha (doğru ve) adaletlidir. Eğer babalarını bilmiyorsanız, onlar sizin din kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Hata ile yaptığınız bir işte size hiçbir günah yoktur. Fakat kasten yaptığınız şeylerde size günah vardır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

اٰبَٓائِنَا2 kez

Mü'minun 23:24اٰبَٓائِنَاābāinābabalarımızdan

فَقَالَ الْمَلَؤُا الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِهِ مَا هٰذَٓا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُرِيدُ اَنْ يَتَفَضَّلَ عَلَيْكُمْ وَلَوْ شَاءَ اللّٰهُ لَاَنْزَلَ مَلٰٓئِكَةً مَا سَمِعْنَا بِهٰذَا فِي اٰبَٓائِنَا الْاَوَّلِينَ

fe ḳāle l-meleū (e)lleƶīne keferū min ḳavmihi mā hāƶā illā beşerun miṧlukum yurīdu en yetefeDDele ǎleykum ve lev şā'e (a)llahu le enzele melāiketen mā semiǎ'nā bi hāƶā fī ābāinā l-evvelīne

Bunun üzerine kendi kavminden inkar eden ileri gelenler şöyle dediler: "Bu ancak sizin gibi bir beşerdir, size üstünlük taslamak istiyor. Eğer Allah dileseydi, bir melek gönderirdi. Biz önceki atalarımızdan böyle bir şey duymadık."

Kasas 28:36اٰبَٓائِنَاābāināatalarımız

فَلَمَّا جَاءَهُمْ مُوسٰى بِاٰيَاتِنَا بَيِّنَاتٍ قَالُوا مَا هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُفْتَرًى وَمَا سَمِعْنَا بِهٰذَا فِي اٰبَٓائِنَا الْاَوَّلِينَ

fe lemmā cā'ehum mūsā bi āyātinā beyyinātin ḳālū mā hāƶā illā siHrun mufteran ve mā semiǎ'nā bi hāƶā fī ābāinā l-evvelīne

Musa, onlara delillerimizi apaçık olarak getirince onlar, "Bu, ancak uydurulmuş bir sihirdir. Biz geçmiş atalarımızın zamanında böyle bir şeyin varlığını duymadık" dediler.

اٰبَٓائِهِنَّ2 kez

Nur 24:31اٰبَٓائِهِنَّābāihinnebabaları

وَقُلْ لِلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ اَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ اِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلٰى جُيُوبِهِنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ اِلَّا لِبُعُولَتِهِنَّ اَوْ اٰبَٓائِهِنَّ اَوْ اٰبَٓاءِ بُعُولَتِهِنَّ اَوْ اَبْنَٓائِهِنَّ اَوْ اَبْنَٓاءِ بُعُولَتِهِنَّ اَوْ اِخْوَانِهِنَّ اَوْ بَنِي اِخْوَانِهِنَّ اَوْ بَنِي اَخَوَاتِهِنَّ اَوْ نِسَائِهِنَّ اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُنَّ اَوِ التَّابِعِينَ غَيْرِ اُو۬لِي الْاِرْبَةِ مِنَ الرِّجَالِ اَوِ الطِّفْلِ الَّذِينَ لَمْ يَظْهَرُوا عَلٰى عَوْرَاتِ النِّسَاءِ وَلَا يَضْرِبْنَ بِاَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا يُخْفِينَ مِنْ زِينَتِهِنَّ وَتُوبُوا اِلَى اللّٰهِ جَمِيعًا اَيُّهَ الْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

ve ḳul li l-mu'mināti yeğDuDne min ebSārihinne ve yeHfeZne furūcehunne ve lā yubdīne zīnetehunne illā mā Zehera minhā ve l yeDribne bi ḣumurihinne ǎlā cuyūbihinne ve lā yubdīne zīnetehunne illā li buǔletihinne ev ābāihinne ev ābā'i buǔletihinne ev ebnāihinne ev ebnā'i buǔletihinne ev iḣvānihinne ev benī iḣvānihinne ev benī eḣavātihinne ev nisāihinne ev mā meleket eymānuhunne evi t-tābiǐyne ğayri ūlī l-irbeti mine r-ricāli evi T-Tifli (e)lleƶīne lem yeZherū ǎlā ǎvrāti n-nisā'i ve lā yeDribne bi erculihinne li yuǎ'leme mā yuḣfīne min zīnetihinne ve tūbū ilā (a)llahi cemīǎn eyyuhe l-mu'minūne leǎllekum tufliHūne

Mü'min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zinet (yer)lerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar. Zinetlerini, kocalarından, yahut babalarından, yahut kocalarının babalarından, yahut oğullarından, yahut üvey oğullarından, yahut erkek kardeşlerinden, yahut erkek kardeşlerinin oğullarından, yahut kız kardeşlerinin oğullarından, yahut müslüman kadınlardan, yahut sahip oldukları kölelerden, yahut erkekliği kalmamış hizmetçilerden, yahut da henüz kadınların mahrem yerlerine vakıf olmayan erkek çocuklardan başkalarına göstermesinler. Gizledikleri zinetler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey mü'minler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz!

Ahzab 33:55اٰبَٓائِهِنَّābāihinnebabaları

لَا جُنَاحَ عَلَيْهِنَّ فِي اٰبَٓائِهِنَّ وَلَا اَبْنَٓائِهِنَّ وَلَا اِخْوَانِهِنَّ وَلَا اَبْنَٓاءِ اِخْوَانِهِنَّ وَلَا اَبْنَٓاءِ اَخَوَاتِهِنَّ وَلَا نِسَائِهِنَّ وَلَا مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُنَّ وَاتَّقِينَ اللّٰهَ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدًا

lā cunāHa ǎleyhinne fī ābāihinne ve lā ebnāihinne ve lā iḣvānihinne ve lā ebnā'i iḣvānihinne ve lā ebnā'i eḣavātihinne ve lā nisāihinne ve lā mā meleket eymānuhunne ve tteḳīne (a)llahe inne (a)llahe kāne ǎlā kulli şey'in şehīden

Peygamberin hanımlarına, babalarından, oğullarından, erkek kardeşlerinden, erkek kardeşlerinin oğullarından, kız kardeşlerinin oğullarından, mü'min kadınlardan ve sahip oldukları cariyelerden ötürü bir günah yoktur. Ey Peygamber hanımları! Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, her şeye hakkıyla şahittir.

اَوَاٰبَٓاؤُ۬نَا2 kez

Saffat 37:17اَوَاٰبَٓاؤُ۬نَاe ve ābā'unāatalarımız da mı?

اَوَاٰبَٓاؤُ۬نَا الْاَوَّلُونَ

e ve ābā'unā l-evvelūne

"Önceden gelip geçmiş atalarımız da mı?"

Vakıa 56:48اَوَاٰبَٓاؤُ۬نَاe ve ābā'unāatalarımız da mı?

اَوَاٰبَٓاؤُ۬نَا الْاَوَّلُونَ

e ve ābā'unā l-evvelūne

"Evvelki atalarımız da mı?"

بِاٰبَٓائِنَٓا2 kez

Duhan 44:36بِاٰبَٓائِنَٓاbi ābāinābabalarımızı

فَأْتُوا بِاٰبَٓائِنَٓا اِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ

fe 'tū bi ābāinā in kuntum Sādiḳīne

"Eğer doğru söyleyenler iseniz atalarımızı getirin."

Casiye 45:25بِاٰبَٓائِنَٓاbi ābāinābabalarımızı

وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ مَا كَانَ حُجَّتَهُمْ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا ائْتُوا بِاٰبَٓائِنَٓا اِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ

ve iƶā tutlā ǎleyhim āyātunā beyyinātin mā kāne Huccetehum illā en ḳālū 'tū bi ābāinā in kuntum Sādiḳīne

Onlara ayetlerimiz açıkça okunduğu zaman onların delilleri ancak, "Doğru söyleyenler iseniz babalarımızı getirin" demek oldu.

اٰبَٓائِكَ1 kez

Bakara 2:133اٰبَٓائِكَābāikeataların

اَمْ كُنْتُمْ شُهَدَاءَ اِذْ حَضَرَ يَعْقُوبَ الْمَوْتُ اِذْ قَالَ لِبَنِيهِ مَا تَعْبُدُونَ مِنْ بَعْدِي قَالُوا نَعْبُدُ اِلٰهَكَ وَاِلٰهَ اٰبَٓائِكَ اِبْرٰهِيمَ وَاِسْمٰعِيلَ وَاِسْحٰقَ اِلٰهًا وَاحِدًا وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ

em kuntum şuhedā'e iƶ HaDera yeǎ'ḳūbe l-mevtu iƶ ḳāle li benīhi mā teǎ'budūne min beǎ'dī ḳālū neǎ'budu ilāheke ve ilāhe ābāike ibrāhīme ve ismāǐyle ve isHāḳa ilāhen vāHiden ve neHnu lehu muslimūne

Yoksa siz Yakub'un, ölüm döşeğinde iken çocuklarına, "Benden sonra kime ibadet edeceksiniz?" dediği, onların da, "Senin ilahına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak'ın ilahı olan tek bir ilaha ibadet edeceğiz; bizler O'na boyun eğmiş müslümanlarız." dedikleri zaman orada hazır mı bulunuyordunuz?

وَلِاَبَوَيْهِ1 kez

Nisa 4:11وَلِاَبَوَيْهِve li ebeveyhiana babasından

يُوصِيكُمُ اللّٰهُ فِي اَوْلَادِكُمْ لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الْاُنْثَيَيْنِ فَاِنْ كُنَّ نِسَاءً فَوْقَ اثْنَتَيْنِ فَلَهُنَّ ثُلُثَا مَا تَرَكَ وَاِنْ كَانَتْ وَاحِدَةً فَلَهَا النِّصْفُ وَلِاَبَوَيْهِ لِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا السُّدُسُ مِمَّا تَرَكَ اِنْ كَانَ لَهُ وَلَدٌ فَاِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُ وَلَدٌ وَوَرِثَهُ اَبَوَاهُ فَلِاُمِّهِ الثُّلُثُ فَاِنْ كَانَ لَهُ اِخْوَةٌ فَلِاُمِّهِ السُّدُسُ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصِي بِهَا اَوْ دَيْنٍ اٰبَٓاؤُ۬كُمْ وَاَبْنَٓاؤُ۬كُمْ لَا تَدْرُونَ اَيُّهُمْ اَقْرَبُ لَكُمْ نَفْعًا فَرِيضَةً مِنَ اللّٰهِ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا

yūSīkumu (a)llahu fī evlādikum li ƶ-ƶekeri miṧlu HaZZi l-unṧeyeyni fe in kunne nisā'en fevḳa ṧneteyni fe le hunne ṧuluṧā mā terake ve in kānet vāHideten fe lehā n-niSfu ve li ebeveyhi li kulli vāHidin minhumā s-sudusu mimmā terake in kāne lehu veledun fe in lem yekun lehu veledun ve veriṧehu ebevāhu fe li ummihi ṧ-ṧuluṧu fe in kāne lehu iḣvetun fe li ummihi s-sudusu min beǎ'di veSiyyetin yūSī bihā ev deynin ābā'ukum ve ebnā'ukum lā tedrūne eyyuhum eḳrabu lekum nef'ǎn ferīDeten mine (a)llahi inne (a)llahe kāne ǎlīmen Hakīmen

Allah, size, çocuklarınız(ın alacağı miras) hakkında, erkeğe iki dişinin payı kadarını emreder. (Çocuklar sadece) ikiden fazla kız iseler, (ölenin geriye) bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer kız bir ise (mirasın) yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, geriye bıraktığı maldan, ana babasından her birinin altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da (yalnız) ana babası ona varis oluyorsa, anasına üçte bir düşer. Eğer kardeşleri varsa, anasının hissesi altıda birdir. (Bu paylaştırma, ölenin) yapacağı vasiyetten ya da borcundan sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan, hangisinin size daha faydalı olduğunu bilemezsiniz. Bunlar, Allah tarafından farz kılınmıştır. Şüphesiz Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

اَبَوَيْكُمْ1 kez

A'raf 7:27اَبَوَيْكُمْebeveykumana babanızı

يَابَنِي اٰدَمَ لَا يَفْتِنَنَّكُمُ الشَّيْطَانُ كَمَا اَخْرَجَ اَبَوَيْكُمْ مِنَ الْجَنَّةِ يَنْزِعُ عَنْهُمَا لِبَاسَهُمَا لِيُرِيَهُمَا سَوْاٰتِهِمَا اِنَّهُ يَرٰيكُمْ هُوَ وَقَبِيلُهُ مِنْ حَيْثُ لَا تَرَوْنَهُمْ اِنَّا جَعَلْنَا الشَّيَاطِينَ اَوْلِيَٓاءَ لِلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ

yā benī ādeme lā yeftinennekumu ş-şeyTānu ke mā eḣrace ebeveykum mine l-cenneti yenziǔ ǎnhumā libāsehumā li yuriyehumā sev'ātihimā innehu yerākum huve ve ḳabīluhu min Hayṧu lā teravnehum innā ceǎlnā ş-şeyāTīne evliyā'e li(e)lleƶīne lā yu'minūne

Ey Ademoğulları! Avret yerlerini kendilerine açmak için, elbiselerini soyarak ana babanızı cennetten çıkardığı gibi, şeytan sizi de saptırmasın. Çünkü o ve kabilesi, onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz biz, şeytanları, iman etmeyenlerin dostları kılmışızdır.

اَبَوَيْكَ1 kez

Yusuf 12:6اَبَوَيْكَebeveykeataları

وَكَذٰلِكَ يَجْتَبِيكَ رَبُّكَ وَيُعَلِّمُكَ مِنْ تَأْوِيلِ الْاَحَادِيثِ وَيُتِمُّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَعَلٰٓى اٰلِ يَعْقُوبَ كَمَا اَتَمَّهَا عَلٰٓى اَبَوَيْكَ مِنْ قَبْلُ اِبْرٰهِيمَ وَاِسْحٰقَ اِنَّ رَبَّكَ عَلِيمٌ حَكِيمٌ

ve ke ƶālike yectebīke rabbuke ve yuǎllimuke min te'vīli l-eHādīṧi ve yutimmu niǎ'metehu ǎleyke ve ǎlā āli yeǎ'ḳūbe ke mā etemmehā ǎlā ebeveyke min ḳablu ibrāhīme ve isHāḳa inne rabbeke ǎlīmun Hakīmun

"İşte Rabbin seni böylece seçecek, sana (rüyada görülen) olayların yorumunu öğretecek ve daha önce ataların İbrahim ve İshak'a nimetlerini tamamladığı gibi sana ve Yakub soyuna da tamamlayacaktır. Şüphesiz Rabbin hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir."

اَبِينَا1 kez

Yusuf 12:8اَبِينَاebīnābabamıza

اِذْ قَالُوا لَيُوسُفُ وَاَخُوهُ اَحَبُّ اِلٰٓى اَبِينَا مِنَّا وَنَحْنُ عُصْبَةٌ اِنَّ اَبَانَا لَفِي ضَلَالٍ مُبِينٍ

iƶ ḳālū le yūsufu ve eḣūhu eHabbu ilā ebīnā minnā ve neHnu ǔSbetun inne ebānā le fī Delālin mubīnin

Kardeşleri dediler ki: "Biz güçlü bir topluluk olduğumuz halde, Yusuf ve kardeşi (Bünyamin) babamıza bizden daha sevgilidir. Doğrusu babamız açık bir yanılgı içindedir."

اَبَانَا1 kez

Yusuf 12:8اَبَانَاebānābabamız

اِذْ قَالُوا لَيُوسُفُ وَاَخُوهُ اَحَبُّ اِلٰٓى اَبِينَا مِنَّا وَنَحْنُ عُصْبَةٌ اِنَّ اَبَانَا لَفِي ضَلَالٍ مُبِينٍ

iƶ ḳālū le yūsufu ve eḣūhu eHabbu ilā ebīnā minnā ve neHnu ǔSbetun inne ebānā le fī Delālin mubīnin

Kardeşleri dediler ki: "Biz güçlü bir topluluk olduğumuz halde, Yusuf ve kardeşi (Bünyamin) babamıza bizden daha sevgilidir. Doğrusu babamız açık bir yanılgı içindedir."

اَبَاهُمْ1 kez

Yusuf 12:16اَبَاهُمْebāhumbabalarına

وَجَٓاؤُٓ۫ اَبَاهُمْ عِشَاءً يَبْكُونَ

ve cā'ū ebāhum ǐşā'en yebkūne

(Yusuf'u kuyuya bırakıp) akşamleyin ağlayarak babalarına geldiler.

اٰبَٓاءِٓي1 kez

Yusuf 12:38اٰبَٓاءِٓيābāīatalarım

وَاتَّبَعْتُ مِلَّةَ اٰبَٓاءِٓي اِبْرٰهِيمَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ مَا كَانَ لَنَا اَنْ نُشْرِكَ بِاللّٰهِ مِنْ شَيْءٍ ذٰلِكَ مِنْ فَضْلِ اللّٰهِ عَلَيْنَا وَعَلَى النَّاسِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَشْكُرُونَ

ve ttebeǎ'tu millete ābāī ibrāhīme ve isHāḳa ve yeǎ'ḳūbe mā kāne lenā en nuşrike bi(a)llahi min şey'in ƶālike min feDli (a)llahi ǎleynā ve ǎlā n-nāsi ve lākinne ekṧera n-nāsi lā yeşkurūne

"Atalarım İbrahim, İshak ve Yakub'un dinine uydum. Bizim, Allah'a herhangi bir şeyi ortak koşmamız (söz konusu) olamaz. Bu, bize ve insanlara Allah'ın bir lütfudur, fakat insanların çoğu şükretmezler."

اَبَاهُ1 kez

Yusuf 12:61اَبَاهُebāhubabasından

قَالُوا سَنُرَاوِدُ عَنْهُ اَبَاهُ وَاِنَّا لَفَاعِلُونَ

ḳālū se nurāvidu ǎnhu ebāhu ve innā le fāǐlūne

Dediler ki: "Onu babasından isteyeceğiz ve muhakkak bunu yaparız."

اَبِيهِمْ1 kez

Yusuf 12:63اَبِيهِمْebīhimbabalarına

فَلَمَّا رَجَعُوا اِلٰٓى اَبِيهِمْ قَالُوا يَاأَبَانَا مُنِعَ مِنَّا الْكَيْلُ فَاَرْسِلْ مَعَنَا اَخَانَا نَكْتَلْ وَاِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ

fe lemmā raceǔ ilā ebīhim ḳālū yā ebānā muniǎ minnā l-keylu fe ersil meǎnā eḣānā nektel ve innā lehu le HāfiZūne

Onlar, babalarına döndüklerinde, "Ey babamız! Bize artık zahire verilmeyecek. Kardeşimizi (Bünyamin'i) bizimle gönder ki zahire alalım. Onu biz elbette koruruz" dediler.

اَبَاكُمْ1 kez

Yusuf 12:80اَبَاكُمْebākumbabanız

فَلَمَّا اسْتَيْـَٔسُوا مِنْهُ خَلَصُوا نَجِيًّا قَالَ كَبِيرُهُمْ اَلَمْ تَعْلَمُوا اَنَّ اَبَاكُمْ قَدْ اَخَذَ عَلَيْكُمْ مَوْثِقًا مِنَ اللّٰهِ وَمِنْ قَبْلُ مَا فَرَّطْتُمْ فِي يُوسُفَ فَلَنْ اَبْرَحَ الْاَرْضَ حَتّٰى يَأْذَنَ لِي اَبِٓي اَوْ يَحْكُمَ اللّٰهُ لِي وَهُوَ خَيْرُ الْحَاكِمِينَ

fe lemmā steyesū minhu ḣaleSū neciyyen ḳāle kebīruhum e lem teǎ'lemū enne ebākum ḳad eḣaƶe ǎleykum mevṧiḳan mine (a)llahi ve min ḳablu mā ferraTtum fī yūsufe fe len ebraHa l-erDe Hattā ye'ƶene lī ebī ev yeHkume (a)llahu lī ve huve ḣayru l-Hākimīne

Ondan ümitlerini kesince, kendi aralarında konuşmak üzere bir kenara çekildiler. Büyükleri dedi ki: "Babanızın Allah adına sizden söz aldığını, daha önce de Yusuf hakkında işlediğiniz kusuru bilmiyor musunuz? Artık babam bana izin verinceye veya Allah, hakkımda hükmedinceye kadar buradan asla ayrılmayacağım. O, hükmedenlerin en hayırlısıdır."

اَبُوهُمَا1 kez

Kehf 18:82اَبُوهُمَاebūhumābabaları da

وَاَمَّا الْجِدَارُ فَكَانَ لِغُلَامَيْنِ يَتِيمَيْنِ فِي الْمَدِينَةِ وَكَانَ تَحْتَهُ كَنْزٌ لَهُمَا وَكَانَ اَبُوهُمَا صَالِحًا فَاَرَادَ رَبُّكَ اَنْ يَبْلُغَا اَشُدَّهُمَا وَيَسْتَخْرِجَا كَنْزَهُمَا رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَ وَمَا فَعَلْتُهُ عَنْ اَمْرِي ذٰلِكَ تَأْوِيلُ مَا لَمْ تَسْطِعْ عَلَيْهِ صَبْرًا

ve emmā l-cidāru fe kāne li ğulāmeyni yetīmeyni fī l-medīneti ve kāne teHtehu kenzun le humā ve kāne ebūhumā SāliHen fe erāde rabbuke en yebluğā eşuddehumā ve yesteḣricā kenzehumā raHmeten min rabbike ve mā feǎltuhu ǎn emrī ƶālike te'vīlu mā lem tesTiǎ' ǎleyhi Sabran

"Duvar ise şehirdeki iki yetim çocuğa ait idi. Altında onlara ait bir define vardı. Babaları da iyi bir insandı. Rabbin, onların olgunluk çağına ulaşmalarını ve Rabbinden bir rahmet olarak definelerini çıkarmalarını istedi. Bunları ben kendi görüşüme göre yapmadım. İşte senin, sabredemediğin şeylerin içyüzü budur."

اَبُوكِ1 kez

Meryem 19:28اَبُوكِebūkibaban

يَاأُخْتَ هٰرُونَ مَا كَانَ اَبُوكِ امْرَاَ سَوْءٍ وَمَا كَانَتْ اُمُّكِ بَغِيًّا

yā uḣte hārūne mā kāne ebūki mrae sev'in ve mā kānet ummuki beğiyyen

"Ey Harun'un kız kardeşi! Senin baban kötü bir kimse değildi. Annen de iffetsiz değildi."

اٰبَٓاءِ1 kez

Nur 24:31اٰبَٓاءِābā'ibabaları

وَقُلْ لِلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ اَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ اِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلٰى جُيُوبِهِنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ اِلَّا لِبُعُولَتِهِنَّ اَوْ اٰبَٓائِهِنَّ اَوْ اٰبَٓاءِ بُعُولَتِهِنَّ اَوْ اَبْنَٓائِهِنَّ اَوْ اَبْنَٓاءِ بُعُولَتِهِنَّ اَوْ اِخْوَانِهِنَّ اَوْ بَنِي اِخْوَانِهِنَّ اَوْ بَنِي اَخَوَاتِهِنَّ اَوْ نِسَائِهِنَّ اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُنَّ اَوِ التَّابِعِينَ غَيْرِ اُو۬لِي الْاِرْبَةِ مِنَ الرِّجَالِ اَوِ الطِّفْلِ الَّذِينَ لَمْ يَظْهَرُوا عَلٰى عَوْرَاتِ النِّسَاءِ وَلَا يَضْرِبْنَ بِاَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا يُخْفِينَ مِنْ زِينَتِهِنَّ وَتُوبُوا اِلَى اللّٰهِ جَمِيعًا اَيُّهَ الْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

ve ḳul li l-mu'mināti yeğDuDne min ebSārihinne ve yeHfeZne furūcehunne ve lā yubdīne zīnetehunne illā mā Zehera minhā ve l yeDribne bi ḣumurihinne ǎlā cuyūbihinne ve lā yubdīne zīnetehunne illā li buǔletihinne ev ābāihinne ev ābā'i buǔletihinne ev ebnāihinne ev ebnā'i buǔletihinne ev iḣvānihinne ev benī iḣvānihinne ev benī eḣavātihinne ev nisāihinne ev mā meleket eymānuhunne evi t-tābiǐyne ğayri ūlī l-irbeti mine r-ricāli evi T-Tifli (e)lleƶīne lem yeZherū ǎlā ǎvrāti n-nisā'i ve lā yeDribne bi erculihinne li yuǎ'leme mā yuḣfīne min zīnetihinne ve tūbū ilā (a)llahi cemīǎn eyyuhe l-mu'minūne leǎllekum tufliHūne

Mü'min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zinet (yer)lerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar. Zinetlerini, kocalarından, yahut babalarından, yahut kocalarının babalarından, yahut oğullarından, yahut üvey oğullarından, yahut erkek kardeşlerinden, yahut erkek kardeşlerinin oğullarından, yahut kız kardeşlerinin oğullarından, yahut müslüman kadınlardan, yahut sahip oldukları kölelerden, yahut erkekliği kalmamış hizmetçilerden, yahut da henüz kadınların mahrem yerlerine vakıf olmayan erkek çocuklardan başkalarına göstermesinler. Gizledikleri zinetler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey mü'minler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz!

لِاَبِٓي1 kez

Şuara 26:86لِاَبِٓيli ebībabamı

وَاغْفِرْ لِاَبِٓي اِنَّهُ كَانَ مِنَ الضَّالِّينَ

ve ğfir li ebī innehu kāne mine D-Dāllīne

"Babamı da bağışla. Çünkü o gerçekten yolunu şaşıranlardandır."

وَاَبُونَا1 kez

Kasas 28:23وَاَبُونَاve ebūnāve babamız da

وَلَمَّا وَرَدَ مَاءَ مَدْيَنَ وَجَدَ عَلَيْهِ اُمَّةً مِنَ النَّاسِ يَسْقُونَ وَوَجَدَ مِنْ دُونِهِمُ امْرَاَتَيْنِ تَذُودَانِ قَالَ مَا خَطْبُكُمَا قَالَتَا لَا نَسْقِي حَتّٰى يُصْدِرَ الرِّعَاءُ وَاَبُونَا شَيْخٌ كَبِيرٌ

ve lemmā verade māe medyene vecede ǎleyhi ummeten mine n-nāsi yesḳūne ve vecede min dūnihimu mraeteyni teƶūdāni ḳāle mā ḣaTbukumā ḳāletā lā nesḳī Hattā yuSdira r-riǎā'u ve ebūnā şeyḣun kebīrun

Medyen suyuna varınca, suyun başında (hayvanlarını) sulamakta olan bazı insanlar gördü. Bunların yanında da koyunlarını suya salmamak için uğraşan iki kız gördü. Musa onlara, "(Koyunlarınızı burada tutmaktaki) maksadınız ne?" dedi. Onlar, "Çobanlar sulayıp çekilinceye kadar biz koyunlarımızı sulayamayız. Babamız ise çok yaşlı bir adamdır" dediler.

وَاَبِيهِ1 kez

Abese 80:35وَاَبِيهِve ebīhive babası(ndan)

وَاُمِّهِ وَاَبِيهِ

ve ummihi ve ebīhi

(33-37) Kişinin kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacağı gün kulakları sağır edercesine şiddetli ses geldiği vakit, işte o gün onlardan herkesin kendini meşgul edecek bir işi vardır.