Doğrusu onları (Mekke müşriklerini) ve atalarını kendilerine hak olan Kur'an ve onu açıklayan bir peygamber gelinceye kadar (dünya nimetlerinden) yararlandırırım.

بَلْ مَتَّعْتُ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ وَاٰبَٓاءَهُمْ حَتّٰى جَاءَهُمُ الْحَقُّ وَرَسُولٌ مُبِينٌ

bel metteǎ'tu hā'ulā'i ve ābā'ehum Hattā cā'ehumu l-Haḳḳu ve rasūlun mubīnun

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1بَلْbeldoğrusu
2مَتَّعْتُmetteǎ'tuم ت عFaydalanmak/yararlanmak, hediye, faydalı/avantajlı herhangi bir şey, eşya (örn. mutfak eşyası, mobilya), mal/ürün.yaşattım
3هٰٓؤُ۬لَٓاءِhā'ulā'ibunları
4وَاٰبَٓاءَهُمْve ābā'ehumا ب وbaba/büyükbaba/ata, babalık, beslemek/yemek vermek/yetiştirmek, büyütmekve babalarını
5حَتّٰىHattādek
6جَاءَهُمُcā'ehumuج ي اgelmek/yapmak, işlemek, (bi edatıyla) getirmek, üretmek, (2:275) almakkendilerine gelinceye
7الْحَقُّl-Haḳḳuح ق قAdaletin, bilgeliğin, gerçeğin, doğrunun veya gerçekliğin gerekliliklerine uygun olmak, adil/uygun/doğru/yerinde olmak, özgün/hakiki/sağlam/geçerli/esaslı/gerçek olmak, ayrıca yerleşmiş/onaylanmış/bağlayıcı/kaçınılmaz/zorunlu olmak, açık olmak, şüphe veya belirsizlik olmaksızın, bir gerçek olarak kabul edilmiş olmak, zorunlu veya gerekli olmak, bir şey üzerinde hak veya yetki veya talepte bulunmak, bir şeyi hak etmek veya değer olmak, en değerli olmak, tespit etmek, emin veya kesin olmak, doğru veya doğrulanabilir veya gerçek olmak, ciddi veya samimi olmak, başkasıyla tartışmak veya dava açmak veya mücadele etmek, doğruyu söylemek, bir gerçeği veya hakkı ortaya çıkarmak/göstermek/sergilemek, doğru olduğu kanıtlanmak, delmek veya nüfuz etmekgerçek söz
8وَرَسُولٌve rasūlunر س لBir haberci/elçi göndermek, bağış, ihsan, bırakmak, salmak. rasul (çoğul rusul) - elçi, bir mesajın taşıyıcısı, haberci. risalat - mesaj, görev, vazife, misyon, mektup. arsala (f. 4) - göndermek. mursalat (çoğul mursalatun) - gönderilen şey/ler.\" Türkçe’ye girmiş türevler : resul, resulullah, irsaliye, mürsel, risaleve elçi
9مُبِينٌmubīnunب ي نBir şeyden ayrılmak, kopmak veya ayrı olmak; ayrılmış veya belirgin olmak; basit, açık, bariz, birbirinden ayırt edilebilir olmak; bütünle ayrılma ve birleşme; ortaya çıkmak, iki şey (örneğin, toprak) arasındaki ayrılma veya bölünme; bir kanıt, bir işaret, bir tezahür, kanıt, açık bir argüman Türkçe’ye girmiş türevler : beyan, beyn (beynelmilel, mabeyn), beyyine, mübinaçıklayan

Tüm mealler

Meal seçin (81 / 81 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Belki de ben, onları da, atalarını da, onlara bir gerçek ve apaçık bir peygamber gelinceye dek geçindirmedeydim.

Abdulkadir Gölpınarlı

Belki de ben, onları da, atalarını da, onlara bir gerçek ve apaçık bir peygamber gelinceye dek geçindirmedeydim.

Adem Uğur

Doğrusu bunları da atalarını da kendilerine hak ve onu açıklayan bir peygamber gelinceye kadar geçindirdim.

Ahmed Hulusi

Bunları ve onların atalarını, kendilerine Hak ve apaçık bir Rasul gelinceye kadar dünyadan yararlandırdım.

Ahmet Tekin

Doğrusu ben bunları da, babalarını da, kendilerine gerekçeli, hikmete dayalı, toplumda hakça düzeni gerçekleştirecek hak kitap Kur’ân ve hakkı açıklayan bir Rasul gelinceye kadar, dünya nimetlerinden faydalandırdım.

Ahmet Varol

Gerçek şu ki, onları ve atalarını kendilerine gerçek ve açıklayıcı peygamber gelinceye kadar geçindirdim.

Ali Bulaç

Hayır; Ben onları ve atalarını, kendilerine hak ve açıklayan bir elçi gelinceye kadar metalandırdım, yaşattım.

Ali Fikri Yavuz

Doğrusu şu (Mekke’li) kâfirleri ve atalarını, kendilerine kitab ve elçiliği (mucizelerle) aşikâr bir peygamber gelinceye kadar faydalandırıp yaşattım.

Ali Rıza Safa

Hayır! Gerçeği ve onu açıklayan bir elçiyi gönderinceye dek, onları ve atalarını geçindirdim.

Bayraktar Bayraklı

Doğrusu ben, bunları ve babalarını, bu gerçek ve onu açıklayan bir peygamber gelene kadar geçindirdim.

Bekir Sadak

Hayir; Ben bunlari ve babalarini gercek ve onu aciklayan bir peygamber gelene kadar gecindirdim.

Celal Yıldırım

Fakat bunları ve babalarını, kendilerine hakk ve (onu) açıklayan peygamber gelinceye kadar bir süre geçindirip yararlandırdık.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Bunları ve atalarını ise gerçeğin bilgisi (Kur’an) ve aydınlatıcı elçi gelinceye kadar dünya nimetlerinden yararlandırıp yaşattım.

Diyanet İşleri

Doğrusu onları (Mekke müşriklerini) ve atalarını kendilerine hak olan Kur'an ve onu açıklayan bir peygamber gelinceye kadar (dünya nimetlerinden) yararlandırırım.

Diyanet İşleri (eski)

Hayır; Ben bunları ve babalarını gerçek ve onu açıklayan bir peygamber gelene kadar geçindirdim.

Diyanet Vakfi

Doğrusu bunları da atalarını da kendilerine hak ve onu açıklayan bir peygamber gelinceye kadar geçindirdim.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Doğrusu ben bunları da babalarını da kendilerine hak olan kitap ve gerçeği açıklayan bir peygamber gelinceye kadar faydalandırıp geçindirdim.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Fakat bunları ve atalarını kendilerine hak ve apaçık anlatan bir peygamber gelinceye kadar faydalandırıp yaşattım.

Elmalılı Hamdi Yazır

Fakat şunları ve atalarını ta kendilerine hakk ve bir Resuli mübin gelinciye kadar müstefid edip yaşattım

Erhan Aktaş

Doğrusu bunları ve atalarını, kendilerine Hakk ve onu açıklayıcı bir Resul gelinceye kadar yararlandırıp yaşattım.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Doğrusu bunları ve atalarını, kendilerine Hakk ve onu açıklayıcı bir resul gelinceye kadar yararlandırıp yaşattım.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Doğrusu bunları ve atalarını, kendilerine Hakk ve onu açıklayıcı bir rasul gelinceye kadar yaşattım.

Fizilal-il Kuran

Doğrusu bunları da, babalarını da kendilerine hak ve hakikatı açıklayan bir peygamber gelinceye kadar geçindirdim.

Gültekin Onan

Hayır; ben onları ve atalarını, kendilerine hak ve açıklayan bir elçi gelinceye kadar metalandırdım, yaşattım.

Hamdi Döndüren

Doğrusu bunları da, atalarını da kendilerine gerçek söz ve apaçık bir elçi gelinceye kadar yaşattım.

Hasan Basri Çantay

Daha doğrusu ben onları da, atlarını da, kendilerine hak (ve şeriat hükümlerini) açıklayan bir peygamber gelinceye kadar, faidelendirdim (yaşatdım).

Hasib Asutay

Doğrusu bunları da, babalarını da kendilerine hak ve (onu) açıklayan bir elçi gelinceye kadar yararlandırdım.

Hayrat Neşriyat

Daha doğrusu bunları da atalarını da kendilerine o hak (olan Kur’ân) ve (onu)açıklayan bir peygamber gelinceye kadar (yaşatarak dünya ni'metlerinden) faydalandırdım.

İbni Kesir

Hayır. Ben, onları da, atalarını da hakkı açıklayan bir peygamber gelene kadar geçindirdim.

Mehmet Okuyan

Doğrusu, bunları da atalarını da kendilerine gerçek ve onu apaçık (tebliğ eden) bir elçi gelinceye kadar barındırdım.

Muhammed Esed

Şimdi, (İbrahim'den sonra yaşamış olanlara gelince,) onlara -ve atalarına- her şeyi apaçık ortaya seren bir elçi aracılığıyla hakikati gönderinceye kadar istedikleri gibi yaşamalarına izin verdim:

Mustafa İslamoğlu

Ama nerde! Ben, işte şunların ve atalarının, hakikat ve (o hakikat) apaçık ortaya koyan bir elçi gelinceye kadar safa sürmelerine izin verdim.

Ömer Nasuhi Bilmen

Fakat onları ve atalarını kendilerine o hak ve apaçık resûl gelinceye kadar fâidelendirdim.

Ömer Öngüt

Doğrusu ben bunları da atalarını da, kendilerine hak ve onu açıklayan bir peygamber gelinceye kadar geçindirdim.

Suat Yıldırım

Doğrusu, Ben bunları da, babalarını da kendilerine hakikat ve onu açıklayan peygamber gelinceye kadar yaşattım.

Süleyman Ateş

Doğrusu bunları da, babalarını da kendilerine gerçek söz ve (onu) açıklayan elçi gelinceye dek yaşattım.

Süleymaniye Vakfı

Aslında kendilerine bu gerçek (Kur'an) ve resul olduğu apaçık olan kişi (Muhammed) gelinceye kadar bunları da atalarını da nimetlerden yararlandırdım.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Aslında bunlara da atalarına da nimetler verdim, sonunda bu gerçek ve onu açıklayan elçi geldi.

Şaban Piriş

Evet, onları ve atalarını kendilerine hak ve apaçık bir elçi gelinceye kadar nimetlendirdim.

Tefhim-ul Kuran

Hayır; Ben onları ve atalarını, kendilerine hak ve açıklayan bir peygamber gelinceye kadar metalandırıp yaşattım.

Ümit Şimşek

Bunları ve atalarını da, kendilerine hak ve onu açıklayıcı peygamber gelinceye kadar nimetlerimden nasiplendirdim.

Yaşar Nuri Öztürk

Ben, şunlar ve atalarını, kendilerine hak ve açık kanıtlı resul gelinceye kadar nimetlendirdim.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Doğrusu, Mən bunlara da, atalarına da haqq və onu bəyan edən bir elçi gələnədək dolanışıq nəsib etdim.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Xeyr, Mən onlara da, atalarına da özlərinə haqq (Qurʼan) və (həqiqəti, şəriət hökmlərini) bəyan edən bir peyğəmbər gələnədək gün-güzəran verdim!

Almanca (3)

Almanca — Al-Azhar

Ich ließ diese (die Mekkaner, die zu den Nachkommen Abrahams gehören) und auch ihre Väter das Leben genießen, bis die Wahrheit (der Koran) und der offenkundige Gesandte zu ihnen kamen.

Almanca — Der Edle Quran

Aber nein! Ich habe diese da und ihre Väter genießen lassen, bis die Wahrheit und ein deutlicher Gesandter zu ihnen gekommen ist.

Almanca — M. A. Rassoul

Nein, aber Ich ließ sie und ihre Väter in Fülle leben, bis die Wahrheit und ein deutlicher Gesandter zu ihnen kamen.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

But the idolaters ignored Ibrahim's great legacy and so did their successors. Yet I made them both enjoy life until the truth has come to them at the hands of a reputable and esteemed Messenger,

Abdul Haleem

I have let these people and their fathers enjoy long lives, and now I have given them the Truth and a messenger to make things clear-

Abdullah Yusuf Ali

Yea, I have given the good things of this life to these (men) and their fathers, until the Truth has come to them, and a messenger making things clear.

Abul A'la Maududi

(Even when they began worshipping others than Allah We did not destroy them) but bestowed sustenance on them and on their forefathers until there came to them the Truth and a Messenger who clearly expounded things to them.

Aisha Bewley

I let those people and their forefathers enjoy themselves until the truth came to them and a Messenger to make it clear.

Al-Hilali & Khan

Nay, but I gave (the good things of this life) to these (polytheists) and their fathers to enjoy, till there came to them the truth (the Qur’ân), and a Messenger (Muhammad صلى الله عليه و سلم) making things clear.

Ali Quli Qarai

Rather I provided for these and their fathers until there came to them the truth and a manifest apostle.

Amatul Rahman Omar

(Yet when these disbelievers took to idol-worship I did not obliterate them) rather I allowed them and their fathers to enjoy worldly provisions until there came to them this lasting truth and a great Messenger who tells the right from the wrong.

Arthur John Arberry

Nay, but I gave these and their fathers enjoyment of days, until the truth came unto them, and a manifest Messenger.

Bijan Moeinian

Although these people [in Arabian Peninsula] turned away from Abraham’s path, and followed their forefathers, I (God) sustained them until I sent them the Truth through a clarifying messenger (Mohammad).

E. Henry Palmer

Nay; but I let these (Meccans) and their fathers have enjoyment until the truth came to them, and an apostle.

Edip-Layth

Indeed, I have given these people and their fathers enjoyment, until the truth came to them, and a clarifying messenger.

George Sale

Verily I have permitted these Meccans and their fathers to live in prosperity, until the truth should come unto them, and a manifest apostle:

Hamid S. Aziz

Nay! I let them and their fathers enjoy life until there came to them the Truth and a Messenger making things clear.

Mahmoud Ghali

No indeed, (but) I made these and their fathers enjoy (life) until the Truth came to them and an evident Messenger.

Marmaduke Pickthall

Nay, but I let these and their fathers enjoy life (only) till there should come unto them the Truth and a messenger making plain.

Mohamed Ahmed - Samira

In fact, I allowed them and their fathers to enjoy this life till the truth, and the apostle preaching it lucidly, came to them.

Muhammad Asad

Now [as for those who did come after him, ] I allowed them - as [I had allowed] their forebears - to enjoy their lives freely until the truth should come unto them through an apostle who would make all things clear:

Mustafa Khattab

In fact, I had allowed enjoyment for these ˹Meccans˺ and their forefathers, until the truth came to them along with a messenger making things clear.

Progressive Muslims

Indeed, I have given these people and their fathers to enjoy, until the truth came to them, and a clarifying messenger.

Sahih International

However, I gave enjoyment to these [people of Makkah] and their fathers until there came to them the truth and a clear Messenger.

Sam Gerrans

The truth is, I gave these and their fathers enjoyment, until there came to them the truth and a clear messenger.

Shabbir Ahmed

As it is, I have let these people, and their fathers get along with their lives, until the Truth has come to them and a Messenger making things clear (and afford them a chance to achieve true success).

Syed Vickar Ahamed

Nay (in reality)! I (reference to Allah), have given the good things of this life. To these (men) and their fathers, until the Truth has come to them and a messenger who makes things clear.

Taqi Usmani

But, I gave these and their fathers enjoyment, until the truth came to them, and a messenger as well who explains (it).

The Monotheist Group

Indeed, I have given these people and their fathers to enjoy, until the truth came to them, and a clarifying messenger.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Mais à ces gens ainsi quʹà leurs ancêtres Jʹai accordé la jouissance jusquʹà ce que leur vinrent la Vérité (le Coran) et un Messager explicite.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Naxêr; belkî Min ev (muşrik) û bav û kalên wan çêjandin heta ku heq (Qur’an) û qasidekî aşkeraker ji wan re hate şandin.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Maar Ik heb dezen daar en hun vaderen nog laten genieten totdat de waarheid en een duidelijke gezant tot hen kwamen.

Hollandaca — Salomo Keyzer

Waarlijk, ik heb dezen bewoners van Mekka en hunnen vaderen veroorloofd in voorspoed te leven, tot de waarheid tot hen zou komen en een duidelijke gezant.

Hollandaca — Siregar

Ik gaf zelfs genietingen aan hen en aan hun vaderen, totdat de Waarheid en een verduidelijkende Boodschapper tot hen kwamen.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

Но Я [Аллах] дал пользоваться им [многобожникам] и их отцам [не ускорил наказание за неверие], пока не пришла к ним истина [Коран] и разъясняющий посланник [Мухаммад]!

Rusça — Osmanov

И вот Я разрешил им и их отцам пользоваться [земными благами] до тех пор, пока к ним не придет истина, а также посланник, ясно излагающий [истину].

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Ja, dessa (dina samtida, Muhammad,) och deras förfäder har fått njuta av det goda i denna värld tills sanningen och ett sändebud som förklarade den kom till dem.