ت و ب (TWB) kökünün geçtiği ayetler
Dönmek; tövbe etmek; pişmanlıkla kendini çevirmek (ila ile veya olmadan), merhametle dönmek (ala ile), uyum sağlamak.
Kaynak: Açık Kuran — CC BY-NC-SA 4.0
İlgili Ayetler (87)
Bu kök Kur'an boyunca 87 kez, 31 farklı çekimlenmiş biçimde geçer.
تَابَ12 kez
Maide 5:39تَابَtābetevbe eder
فَمَنْ تَابَ مِنْ بَعْدِ ظُلْمِهِ وَاَصْلَحَ فَاِنَّ اللّٰهَ يَتُوبُ عَلَيْهِ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
fe men tābe min beǎ'di Zulmihi ve eSleHa fe inne (a)llahe yetūbu ǎleyhi inne (a)llahe ğafūrun raHīmun
Her kim de işlediği zulmünün arkasından tövbe edip durumunu düzeltirse kuşkusuz, Allah onun tövbesini kabul eder. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Maide 5:71تَابَtābetevbesini kabul etti
وَحَسِبُوا اَلَّا تَكُونَ فِتْنَةٌ فَعَمُوا وَصَمُّوا ثُمَّ تَابَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ ثُمَّ عَمُوا وَصَمُّوا كَثِيرٌ مِنْهُمْ وَاللّٰهُ بَصِيرٌ بِمَا يَعْمَلُونَ
ve Hasibū ellā tekūne fitnetun fe ǎmū ve Sammū ṧumme tābe (a)llahu ǎleyhim ṧumme ǎmū ve Sammū keṧīrun minhum ve(a)llahu beSīrun bimā yeǎ'melūne
(Bu yaptıklarında) bir bela olmayacağını sandılar da kör ve sağır kesildiler. Sonra (tövbe ettiler), Allah da onların tövbesini kabul etti. Sonra yine onlardan çoğu kör ve sağır kesildiler. Allah, onların yaptıklarını hakkıyla görendir.
En'am 6:54تَابَtābetevbe eder
وَاِذَا جَاءَكَ الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِاٰيَاتِنَا فَقُلْ سَلَامٌ عَلَيْكُمْ كَتَبَ رَبُّكُمْ عَلٰى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَ اَنَّهُ مَنْ عَمِلَ مِنْكُمْ سُوءًا بِجَهَالَةٍ ثُمَّ تَابَ مِنْ بَعْدِهِ وَاَصْلَحَ فَاَنَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ
ve iƶā cā'eke (e)lleƶīne yu'minūne bi āyātinā fe ḳul selāmun ǎleykum ketebe rabbukum ǎlā nefsihi r-raHmete ennehu men ǎmile minkum sū'en bi cehāletin ṧumme tābe min beǎ'dihi ve eSleHa fe ennehu ğafūrun raHīmun
Ayetlerimize iman edenler sana geldikleri zaman, de ki: "Selam olsun size! Rabbiniz kendi üzerine rahmeti (merhameti) yazdı. Şöyle ki: Sizden kim cahillikle bir kabahat işler de sonra peşinden tövbe eder, kendini düzeltirse (bilmiş olun ki) O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir."
Tevbe 9:117تَابَtābeaffetti
لَقَدْ تَابَ اللّٰهُ عَلَى النَّبِيِّ وَالْمُهَاجِرِينَ وَالْاَنْصَارِ الَّذِينَ اتَّبَعُوهُ فِي سَاعَةِ الْعُسْرَةِ مِنْ بَعْدِ مَا كَادَ يَزِيغُ قُلُوبُ فَرِيقٍ مِنْهُمْ ثُمَّ تَابَ عَلَيْهِمْ اِنَّهُ بِهِمْ رَؤُ۫فٌ رَحِيمٌ
le ḳad tābe (a)llahu ǎlā n-nebiyyi ve l-muhācirīne ve l-'enSāri (e)lleƶīne ttebeǔhu fī sāǎti l-ǔsrati min beǎ'di mā kāde yezīğu ḳulūbu ferīḳin minhum ṧumme tābe ǎleyhim innehu bihim ra'ūfun raHīmun
Andolsun Allah; Peygamber ile içlerinden bir kısmının kalpleri eğrilmeğe yüz tuttuktan sonra, sıkıntılı bir zamanda ona uyan muhacirlerle ensarın tövbelerini kabul etmiştir. Evet, onların tövbelerini kabul etmiştir. Şüphesiz O, onlara çok şefkatli ve çok merhametlidir.
Tevbe 9:117تَابَtābetevbesini kabul etti
لَقَدْ تَابَ اللّٰهُ عَلَى النَّبِيِّ وَالْمُهَاجِرِينَ وَالْاَنْصَارِ الَّذِينَ اتَّبَعُوهُ فِي سَاعَةِ الْعُسْرَةِ مِنْ بَعْدِ مَا كَادَ يَزِيغُ قُلُوبُ فَرِيقٍ مِنْهُمْ ثُمَّ تَابَ عَلَيْهِمْ اِنَّهُ بِهِمْ رَؤُ۫فٌ رَحِيمٌ
le ḳad tābe (a)llahu ǎlā n-nebiyyi ve l-muhācirīne ve l-'enSāri (e)lleƶīne ttebeǔhu fī sāǎti l-ǔsrati min beǎ'di mā kāde yezīğu ḳulūbu ferīḳin minhum ṧumme tābe ǎleyhim innehu bihim ra'ūfun raHīmun
Andolsun Allah; Peygamber ile içlerinden bir kısmının kalpleri eğrilmeğe yüz tuttuktan sonra, sıkıntılı bir zamanda ona uyan muhacirlerle ensarın tövbelerini kabul etmiştir. Evet, onların tövbelerini kabul etmiştir. Şüphesiz O, onlara çok şefkatli ve çok merhametlidir.
Tevbe 9:118تَابَtābetevbesini kabul buyurdu
وَعَلَى الثَّلٰثَةِ الَّذِينَ خُلِّفُوا حَتّٰٓى اِذَا ضَاقَتْ عَلَيْهِمُ الْاَرْضُ بِمَا رَحُبَتْ وَضَاقَتْ عَلَيْهِمْ اَنْفُسُهُمْ وَظَنُّوا اَنْ لَا مَلْجَاَ مِنَ اللّٰهِ اِلَّٓا اِلَيْهِ ثُمَّ تَابَ عَلَيْهِمْ لِيَتُوبُوا اِنَّ اللّٰهَ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ
ve ǎlā ṧ-ṧelāṧeti (e)lleƶīne ḣullifū Hattā iƶā Dāḳat ǎleyhimu l-erDu bimā raHubet ve Dāḳat ǎleyhim enfusuhum ve Zennū en lā melcee mine (a)llahi illā ileyhi ṧumme tābe ǎleyhim li yetūbū inne (a)llahe huve t-tevvābu r-raHīmu
Savaştan geri kalan üç kişinin de tövbelerini kabul etti. Yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları da kendilerini sıktıkça sıkmış, böylece Allah'(ın azabın)dan yine O'na sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Sonra (eski hallerine) dönsünler diye, onların tövbelerini de kabul etti. Şüphesiz Allah, tövbeyi çok kabul eden ve çok merhamet edendir.
Hud 11:112تَابَtābetevbe eden
فَاسْتَقِمْ كَمَا اُمِرْتَ وَمَنْ تَابَ مَعَكَ وَلَا تَطْغَوْا اِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
fe steḳim ke mā umirte ve men tābe meǎke ve lā teTğav innehu bimā teǎ'melūne beSīrun
Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görür.
Meryem 19:60تَابَtābetevbe eden
اِلَّا مَنْ تَابَ وَاٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا فَاُو۬لٰٓئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ وَلَا يُظْلَمُونَ شَيْـًٔا
illā men tābe ve āmene ve ǎmile SāliHen fe ulāike yedḣulūne l-cennete ve lā yuZlemūne şey'en
(60-61) Ancak tövbe edip inanan ve salih amel işleyenler başka. Onlar cennete, Rahman'ın, kullarına gıyaben vaad ettiği "Adn" cennetlerine girecekler ve hiçbir haksızlığa uğratılmayacaklardır. Şüphesiz O'nun va'di kesinlikle gerçekleşir.
Ta-Ha 20:82تَابَtābetevbe eden
Furkan 25:70تَابَtābetevbe eden
اِلَّا مَنْ تَابَ وَاٰمَنَ وَعَمِلَ عَمَلًا صَالِحًا فَاُو۬لٰٓئِكَ يُبَدِّلُ اللّٰهُ سَيِّـَٔاتِهِمْ حَسَنَاتٍ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَحِيمًا
illā men tābe ve āmene ve ǎmile ǎmelen SāliHen fe ulāike yubeddilu (a)llahu seyyiātihim Hasenātin ve kāne (a)llahu ğafūran raHīmān
Ancak tövbe edip de inanan ve salih amel işleyenler başka. Allah işte onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Furkan 25:71تَابَtābetevbe eder
Kasas 28:67تَابَtābetevbe ederse
تَابُوا10 kez
Bakara 2:160تَابُواtābūtevbe edip
اِلَّا الَّذِينَ تَابُوا وَاَصْلَحُوا وَبَيَّنُوا فَاُو۬لٰٓئِكَ اَتُوبُ عَلَيْهِمْ وَاَنَا التَّوَّابُ الرَّحِيمُ
illā (e)lleƶīne tābū ve eSleHū ve beyyenū fe ulāike etūbu ǎleyhim ve enā t-tevvābu r-raHīmu
Ancak tövbe edip durumlarını düzeltenler ve gerçeği açıkça ortaya koyanlar (lanetlenmekten) kurtulmuşlardır. Çünkü ben onların tövbelerini kabul ederim. Zira ben tövbeleri çok kabul edenim, çok merhamet edenim.
Al-i İmran 3:89تَابُواtābūtevbe eden
Nisa 4:146تَابُواtābūtevbe edenler
اِلَّا الَّذِينَ تَابُوا وَاَصْلَحُوا وَاعْتَصَمُوا بِاللّٰهِ وَاَخْلَصُوا دِينَهُمْ لِلّٰهِ فَاُو۬لٰٓئِكَ مَعَ الْمُؤْمِنِينَ وَسَوْفَ يُؤْتِ اللّٰهُ الْمُؤْمِنِينَ اَجْرًا عَظِيمًا
illā (e)lleƶīne tābū ve eSleHū ve ǎ'teSamū bi(a)llahi ve eḣleSū dīnehum li (a)llahi fe ulāike meǎ l-mu'minīne ve sevfe yu'ti (a)llahu l-mu'minīne ecran ǎZīmen
Ancak tövbe edenler, durumlarını düzeltenler, Allah'ın kitabına sarılanlar ve dinlerini Allah'a has kılanlar müstesnadır. Bunlar mü'minlerle beraberdirler. Allah, mü'minlere büyük bir mükafat verecektir.
Maide 5:34تَابُواtābūtevbe eden(ler)
اِلَّا الَّذِينَ تَابُوا مِنْ قَبْلِ اَنْ تَقْدِرُوا عَلَيْهِمْ فَاعْلَمُوا اَنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
illā (e)lleƶīne tābū min ḳabli en teḳdirū ǎleyhim fe ǎ'lemū enne (a)llahe ğafūrun raHīmun
Ancak onları ele geçirmenizden önce tövbe edenler bunun dışındadırlar. Artık Allah'ın çok bağışlayıcı, çok merhamet edici olduğunu bilin.
A'raf 7:153تَابُواtābūtevbe ettiler
وَالَّذِينَ عَمِلُوا السَّيِّـَٔاتِ ثُمَّ تَابُوا مِنْ بَعْدِهَا وَاٰمَنُوا اِنَّ رَبَّكَ مِنْ بَعْدِهَا لَغَفُورٌ رَحِيمٌ
ve(e)lleƶīne ǎmilū s-seyyiāti ṧumme tābū min beǎ'dihā ve āmenū inne rabbeke min beǎ'dihā le ğafūrun raHīmun
Kötülükleri işleyip de sonra ardından tövbe edenler ile iman(larında sebat) edenlere gelince şüphe yok ki, Rabbin ondan (tövbeden) sonra elbette çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Tevbe 9:5تَابُواtābūtevbe eder/döner
فَاِذَا انْسَلَخَ الْاَشْهُرُ الْحُرُمُ فَاقْتُلُوا الْمُشْرِكِينَ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ وَخُذُوهُمْ وَاحْصُرُوهُمْ وَاقْعُدُوا لَهُمْ كُلَّ مَرْصَدٍ فَاِنْ تَابُوا وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتَوُا الزَّكٰوةَ فَخَلُّوا سَبِيلَهُمْ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
fe iƶā nseleḣa l-eşhuru l-Hurumu fe ḳtulū l-muşrikīne Hayṧu vecedtumūhum ve ḣuƶūhum ve HSurūhum ve ḳ'ǔdū lehum kulle merSadin fe in tābū ve eḳāmū S-Salāte ve ātevu z-zekāte fe ḣallū sebīlehum inne (a)llahe ğafūrun raHīmun
Haram aylar çıkınca bu Allah'a ortak koşanları artık bulduğunuz yerde öldürün, onları yakalayıp hapsedin ve her gözetleme yerine oturup onları gözetleyin. Eğer tövbe ederler, namazı kılıp zekatı da verirlerse, kendilerini serbest bırakın. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
Tevbe 9:11تَابُواtābūtevbe eder/döner
فَاِنْ تَابُوا وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتَوُا الزَّكٰوةَ فَاِخْوَانُكُمْ فِي الدِّينِ وَنُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ
fe in tābū ve eḳāmū S-Salāte ve ātevu z-zekāte fe iḣvānukum fī d-dīni ve nufeSSilu l-āyāti li ḳavmin yeǎ'lemūne
Fakat tövbe edip, namazı kılar ve zekatı verirlerse, artık onlar sizin din kardeşlerinizdir. Bilen bir kavme ayetleri işte böyle ayrı ayrı açıklarız.
Nahl 16:119تَابُواtābūtevbe edenler (için)
ثُمَّ اِنَّ رَبَّكَ لِلَّذِينَ عَمِلُوا السُّوءَ بِجَهَالَةٍ ثُمَّ تَابُوا مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ وَاَصْلَحُٓوا اِنَّ رَبَّكَ مِنْ بَعْدِهَا لَغَفُورٌ رَحِيمٌ
ṧumme inne rabbeke li(e)lleƶīne ǎmilū s-sū'e bi cehāletin ṧumme tābū min beǎ'di ƶālike ve eSleHū inne rabbeke min beǎ'dihā le ğafūrun raHīmun
Sonra, şüphesiz ki Rabbin; cahillik sebebiyle kötülük yapan, sonra bunun ardından tövbe eden ve durumunu düzeltenlerden yanadır. Şüphesiz Rabbin bundan sonra da elbette çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Nur 24:5تَابُواtābūtevbe eden(ler)
Mü'min 40:7تَابُواtābūtevbe eden(leri)
اَلَّذِينَ يَحْمِلُونَ الْعَرْشَ وَمَنْ حَوْلَهُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيُؤْمِنُونَ بِهِ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِلَّذِينَ اٰمَنُوا رَبَّنَا وَسِعْتَ كُلَّ شَيْءٍ رَحْمَةً وَعِلْمًا فَاغْفِرْ لِلَّذِينَ تَابُوا وَاتَّبَعُوا سَبِيلَكَ وَقِهِمْ عَذَابَ الْجَحِيمِ
(e)lleƶīne yeHmilūne l-ǎrşe ve men Havlehu yusebbiHūne bi Hamdi rabbihim ve yu'minūne bihi ve yesteğfirūne li(e)lleƶīne āmenū rabbenā vesiǎ'te kulle şey'in raHmeten ve ǐlmen fe ğfir li(e)lleƶīne tābū ve ttebeǔ sebīleke ve ḳihim ǎƶābe l-ceHīmi
Arş'ı taşıyanlar ve onun çevresinde bulunanlar (melekler) Rablerini hamd ederek tespih ederler, O'na inanırlar ve inananlar için (şöyle diyerek) bağışlanma dilerler: "Ey Rabbimiz! Senin rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O halde tövbe eden ve senin yoluna uyanları bağışla ve onları cehennem azabından koru."
يَتُوبَ9 kez
Al-i İmran 3:128يَتُوبَyetūbe(Allah) tevbelerini kabul eder
لَيْسَ لَكَ مِنَ الْاَمْرِ شَيْءٌ اَوْ يَتُوبَ عَلَيْهِمْ اَوْ يُعَذِّبَهُمْ فَاِنَّهُمْ ظَالِمُونَ
leyse leke mine l-emri şey'un ev yetūbe ǎleyhim ev yuǎƶƶibehum fe innehum Zālimūne
Bu işte senin yapacağın bir şey yoktur. Allah, ya tövbelerini kabul edip onları affeder, ya da zalim olduklarından dolayı onlara azap eder.
Nisa 4:17يَتُوبُyetūbutevbesini kabul eder
اِنَّمَا التَّوْبَةُ عَلَى اللّٰهِ لِلَّذِينَ يَعْمَلُونَ السُّوءَ بِجَهَالَةٍ ثُمَّ يَتُوبُونَ مِنْ قَرِيبٍ فَاُو۬لٰٓئِكَ يَتُوبُ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ وَكَانَ اللّٰهُ عَلِيمًا حَكِيمًا
innemā t-tevbetu ǎlā (a)llahi li(e)lleƶīne yeǎ'melūne s-sū'e bi cehāletin ṧumme yetūbūne min ḳarībin fe ulāike yetūbu (a)llahu ǎleyhim ve kāne (a)llahu ǎlīmen Hakīmen
Allah katında (makbul) tövbe, ancak bilmeyerek günah işleyip sonra çok geçmeden tövbe edenlerin tövbesidir. İşte Allah, bunların tövbelerini kabul buyurur. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Nisa 4:27يَتُوبَyetūbetevbenizi kabul etmek
وَاللّٰهُ يُرِيدُ اَنْ يَتُوبَ عَلَيْكُمْ وَيُرِيدُ الَّذِينَ يَتَّبِعُونَ الشَّهَوَاتِ اَنْ تَمِيلُوا مَيْلًا عَظِيمًا
ve(a)llahu yurīdu en yetūbe ǎleykum ve yurīdu (e)lleƶīne yettebiǔne ş-şehevāti en temīlū meylen ǎZīmen
Allah, sizin tövbenizi kabul etmek istiyor. Şehvetlerine uyanlar ise sizin büyük bir sapıklığa düşmenizi istiyorlar.
Maide 5:39يَتُوبُyetūbutevbesini kabul eder
فَمَنْ تَابَ مِنْ بَعْدِ ظُلْمِهِ وَاَصْلَحَ فَاِنَّ اللّٰهَ يَتُوبُ عَلَيْهِ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
fe men tābe min beǎ'di Zulmihi ve eSleHa fe inne (a)llahe yetūbu ǎleyhi inne (a)llahe ğafūrun raHīmun
Her kim de işlediği zulmünün arkasından tövbe edip durumunu düzeltirse kuşkusuz, Allah onun tövbesini kabul eder. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Tevbe 9:27يَتُوبُyetūbutevbesini kabul eder
Tevbe 9:102يَتُوبَyetūbetevbesini kabul eder
وَاٰخَرُونَ اعْتَرَفُوا بِذُنُوبِهِمْ خَلَطُوا عَمَلًا صَالِحًا وَاٰخَرَ سَيِّئًا عَسَى اللّٰهُ اَنْ يَتُوبَ عَلَيْهِمْ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
ve āḣarūne ǎ'terafū bi ƶunūbihim ḣaleTū ǎmelen SāliHen ve āḣara seyyien ǎsā (a)llahu en yetūbe ǎleyhim inne (a)llahe ğafūrun raHīmun
Diğer bir kısmı ise, günahlarını itiraf ettiler. Bunlar salih amelle kötü ameli birbirine karıştırmışlardır. Umulur ki Allah tövbelerini kabul eder. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Tevbe 9:106يَتُوبُyetūbuaffeder
وَاٰخَرُونَ مُرْجَوْنَ لِاَمْرِ اللّٰهِ اِمَّا يُعَذِّبُهُمْ وَاِمَّا يَتُوبُ عَلَيْهِمْ وَاللّٰهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
ve āḣarūne murcevne li emri (a)llahi immā yuǎƶƶibuhum ve immā yetūbu ǎleyhim ve(a)llahu ǎlīmun Hakīmun
(Sefere katılmayanlardan) diğer bir kısmı da, Allah'ın emrine bırakılmışlardır. Bunlara ya azap eder ya da tövbelerini kabul eder. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Furkan 25:71يَتُوبُyetūbudöner
Ahzab 33:24يَتُوبَyetūbetevbelerini kabul buyursun
لِيَجْزِيَ اللّٰهُ الصَّادِقِينَ بِصِدْقِهِمْ وَيُعَذِّبَ الْمُنَافِقِينَ اِنْ شَاءَ اَوْ يَتُوبَ عَلَيْهِمْ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ غَفُورًا رَحِيمًا
li yecziye (a)llahu S-Sādiḳīne bi Sidḳihim ve yuǎƶƶibe l-munāfiḳīne in şā'e ev yetūbe ǎleyhim inne (a)llahe kāne ğafūran raHīmān
Bunun böyle olması Allah'ın, doğruları, doğrulukları sebebiyle mükafatlandırması, dilerse münafıklara azap etmesi yahut onların tövbesini kabul etmesi içindir. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
التَّوَّابُ6 kez
Bakara 2:37التَّوَّابُt-tevvābutevbeyi çok kabul edendir
فَتَلَقّٰٓى اٰدَمُ مِنْ رَبِّهِ كَلِمَاتٍ فَتَابَ عَلَيْهِ اِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ
fe teleḳḳā ādemu min rabbihi kelimātin fe tābe ǎleyhi innehu huve t-tevvābu r-raHīmu
Derken, Adem (vahy yoluyla) Rabbinden birtakım kelimeler aldı, (onlarla amel edip Rabb'ine yalvardı. O da) bunun üzerine tövbesini kabul etti. Şüphesiz O, tövbeleri çok kabul edendir, çok bağışlayandır.
Bakara 2:54التَّوَّابُt-tevvābutevbeyi çok kabul edendir
وَاِذْ قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِهِ يَاقَوْمِ اِنَّكُمْ ظَلَمْتُمْ اَنْفُسَكُمْ بِاتِّخَاذِكُمُ الْعِجْلَ فَتُوبُوا اِلٰى بَارِئِكُمْ فَاقْتُلُوا اَنْفُسَكُمْ ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ عِنْدَ بَارِئِكُمْ فَتَابَ عَلَيْكُمْ اِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ
ve iƶ ḳāle mūsā li ḳavmihi yā ḳavmi innekum Zelemtum enfusekum bi ttiḣāƶikumu l-ǐcle fe tūbū ilā bāriikum fe ḳtulū enfusekum ƶālikum ḣayrun lekum ǐnde bāriikum fe tābe ǎleykum innehu huve t-tevvābu r-raHīmu
Musa, kavmine dedi ki: "Ey kavmim! Sizler, buzağıyı ilah edinmekle kendinize yazık ettiniz. Gelin yaratıcınıza tövbe edin de nefislerinizi öldürün (kendinizi düzeltin). Bu, Yaratıcınız katında sizin için daha iyidir. Böylece Allah da onların tövbesini kabul etti. Çünkü O, tövbeleri çok kabul edendir, çok merhametlidir."
Bakara 2:128التَّوَّابُt-tevvābutevbeleri kabul eden
رَبَّنَا وَاجْعَلْنَا مُسْلِمَيْنِ لَكَ وَمِنْ ذُرِّيَّتِنَا اُمَّةً مُسْلِمَةً لَكَ وَاَرِنَا مَنَاسِكَنَا وَتُبْ عَلَيْنَا اِنَّكَ اَنْتَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ
rabbenā ve c'ǎlnā muslimeyni leke ve min ƶurriyyetinā ummeten muslimeten leke ve erinā menāsikenā ve tub ǎleynā inneke ente t-tevvābu r-raHīmu
"Rabbimiz! Bizi sana teslim olmuş kimseler kıl. Soyumuzdan da sana teslim olmuş bir ümmet kıl. Bize ibadet yerlerini ve ilkelerini göster. Tövbemizi kabul et. Çünkü sen, tövbeleri çok kabul edensin, çok merhametli olansın."
Bakara 2:160التَّوَّابُt-tevvābutevbeyi çok kabul edenim
اِلَّا الَّذِينَ تَابُوا وَاَصْلَحُوا وَبَيَّنُوا فَاُو۬لٰٓئِكَ اَتُوبُ عَلَيْهِمْ وَاَنَا التَّوَّابُ الرَّحِيمُ
illā (e)lleƶīne tābū ve eSleHū ve beyyenū fe ulāike etūbu ǎleyhim ve enā t-tevvābu r-raHīmu
Ancak tövbe edip durumlarını düzeltenler ve gerçeği açıkça ortaya koyanlar (lanetlenmekten) kurtulmuşlardır. Çünkü ben onların tövbelerini kabul ederim. Zira ben tövbeleri çok kabul edenim, çok merhamet edenim.
Tevbe 9:104التَّوَّابُt-tevvābutevbeyi çok kabul edendir
اَلَمْ يَعْلَمُوا اَنَّ اللّٰهَ هُوَ يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِهِ وَيَأْخُذُ الصَّدَقَاتِ وَاَنَّ اللّٰهَ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ
e lem yeǎ'lemū enne (a)llahe huve yeḳbelu t-tevbete ǎn ǐbādihi ve ye'ḣuƶu S-Sadeḳāti ve enne (a)llahe huve t-tevvābu r-raHīmu
Onlar, kullarının tövbesini kabul edenin ve sadakaları alanın Allah olduğunu; tövbeyi çok kabul edenin, çok merhametli olanın Allah olduğunu bilmediler mi?
Tevbe 9:118التَّوَّابُt-tevvābutevbeyi çok kabul eden
وَعَلَى الثَّلٰثَةِ الَّذِينَ خُلِّفُوا حَتّٰٓى اِذَا ضَاقَتْ عَلَيْهِمُ الْاَرْضُ بِمَا رَحُبَتْ وَضَاقَتْ عَلَيْهِمْ اَنْفُسُهُمْ وَظَنُّوا اَنْ لَا مَلْجَاَ مِنَ اللّٰهِ اِلَّٓا اِلَيْهِ ثُمَّ تَابَ عَلَيْهِمْ لِيَتُوبُوا اِنَّ اللّٰهَ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ
ve ǎlā ṧ-ṧelāṧeti (e)lleƶīne ḣullifū Hattā iƶā Dāḳat ǎleyhimu l-erDu bimā raHubet ve Dāḳat ǎleyhim enfusuhum ve Zennū en lā melcee mine (a)llahi illā ileyhi ṧumme tābe ǎleyhim li yetūbū inne (a)llahe huve t-tevvābu r-raHīmu
Savaştan geri kalan üç kişinin de tövbelerini kabul etti. Yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları da kendilerini sıktıkça sıkmış, böylece Allah'(ın azabın)dan yine O'na sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Sonra (eski hallerine) dönsünler diye, onların tövbelerini de kabul etti. Şüphesiz Allah, tövbeyi çok kabul eden ve çok merhamet edendir.
فَتَابَ5 kez
Bakara 2:37فَتَابَfe tābetevbesini kabul etti
فَتَلَقّٰٓى اٰدَمُ مِنْ رَبِّهِ كَلِمَاتٍ فَتَابَ عَلَيْهِ اِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ
fe teleḳḳā ādemu min rabbihi kelimātin fe tābe ǎleyhi innehu huve t-tevvābu r-raHīmu
Derken, Adem (vahy yoluyla) Rabbinden birtakım kelimeler aldı, (onlarla amel edip Rabb'ine yalvardı. O da) bunun üzerine tövbesini kabul etti. Şüphesiz O, tövbeleri çok kabul edendir, çok bağışlayandır.
Bakara 2:54فَتَابَfe tābetevbenizi kabul buyurmuş olur
وَاِذْ قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِهِ يَاقَوْمِ اِنَّكُمْ ظَلَمْتُمْ اَنْفُسَكُمْ بِاتِّخَاذِكُمُ الْعِجْلَ فَتُوبُوا اِلٰى بَارِئِكُمْ فَاقْتُلُوا اَنْفُسَكُمْ ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ عِنْدَ بَارِئِكُمْ فَتَابَ عَلَيْكُمْ اِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ
ve iƶ ḳāle mūsā li ḳavmihi yā ḳavmi innekum Zelemtum enfusekum bi ttiḣāƶikumu l-ǐcle fe tūbū ilā bāriikum fe ḳtulū enfusekum ƶālikum ḣayrun lekum ǐnde bāriikum fe tābe ǎleykum innehu huve t-tevvābu r-raHīmu
Musa, kavmine dedi ki: "Ey kavmim! Sizler, buzağıyı ilah edinmekle kendinize yazık ettiniz. Gelin yaratıcınıza tövbe edin de nefislerinizi öldürün (kendinizi düzeltin). Bu, Yaratıcınız katında sizin için daha iyidir. Böylece Allah da onların tövbesini kabul etti. Çünkü O, tövbeleri çok kabul edendir, çok merhametlidir."
Bakara 2:187فَتَابَfe tābetevbenizi kabul etti
اُحِلَّ لَكُمْ لَيْلَةَ الصِّيَامِ الرَّفَثُ اِلٰى نِسَائِكُمْ هُنَّ لِبَاسٌ لَكُمْ وَاَنْتُمْ لِبَاسٌ لَهُنَّ عَلِمَ اللّٰهُ اَنَّكُمْ كُنْتُمْ تَخْتَانُونَ اَنْفُسَكُمْ فَتَابَ عَلَيْكُمْ وَعَفَا عَنْكُمْ فَالْـٰٔنَ بَاشِرُوهُنَّ وَابْتَغُوا مَا كَتَبَ اللّٰهُ لَكُمْ وَكُلُوا وَاشْرَبُوا حَتّٰى يَتَبَيَّنَ لَكُمُ الْخَيْطُ الْاَبْيَضُ مِنَ الْخَيْطِ الْاَسْوَدِ مِنَ الْفَجْرِ ثُمَّ اَتِمُّوا الصِّيَامَ اِلَى الَّيْلِۚ وَلَا تُبَاشِرُوهُنَّ وَاَنْتُمْ عَاكِفُونَ فِي الْمَسَاجِدِ تِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِ فَلَا تَقْرَبُوهَا كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ اٰيَاتِهِ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ
uHille lekum leylete S-Siyāmi r-rafeṧu ilā nisāikum hunne libāsun lekum ve entum libāsun le hunne ǎlime (a)llahu ennekum kuntum teḣtānūne enfusekum fe tābe ǎleykum ve ǎfā ǎnkum fe l-āne bāşirūhunne ve bteğū mā ketebe (a)llahu lekum ve kulū ve şrabū Hattā yetebeyyene lekumu l-ḣayTu l-ebyeDu mine l-ḣayTi l-esvedi mine l-fecri ṧumme etimmū S-Siyāme ilā l-leyli ve lā tubāşirūhunne ve entum ǎākifūne fī l-mesācidi tilke Hudūdu (a)llahi fe lā teḳrabūhā ke ƶālike yubeyyinu (a)llahu āyātihi li n-nāsi leǎllehum yetteḳūne
Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı. Onlar, size örtüdürler, siz de onlara örtüsünüz. Allah, (Ramazan gecelerinde hanımlarınıza yaklaşarak) kendinize zulmetmekte olduğunuzu bildi de tövbenizi kabul edip sizi affetti. Artık eşlerinize yaklaşın ve Allah'ın sizin için yazıp takdir etmiş olduğu şeyi arayın. Şafağın aydınlığı gecenin karanlığından ayırt edilinceye (tan yeri ağarıncaya) kadar yiyin, için. Sonra da akşama kadar orucu tam tutun. Bununla birlikte siz mescitlerde itikafta iken eşlerinize yaklaşmayın. Bunlar, Allah'ın koyduğu sınırlardır. Bu sınırlara yaklaşmayın. Allah, kendine karşı gelmekten sakınsınlar diye, ayetlerini insanlara böylece açıklar.
Ta-Ha 20:122فَتَابَfe tābetevbesini kabul etti
Müzzemmil 73:20فَتَابَfe tābebu yüzden affetti
اِنَّ رَبَّكَ يَعْلَمُ اَنَّكَ تَقُومُ اَدْنٰى مِنْ ثُلُثَيِ الَّيْلِ وَنِصْفَهُ وَثُلُثَهُ وَطَائِفَةٌ مِنَ الَّذِينَ مَعَكَ وَاللّٰهُ يُقَدِّرُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ عَلِمَ اَنْ لَنْ تُحْصُوهُ فَتَابَ عَلَيْكُمْ فَاقْرَؤُ۫ا مَا تَيَسَّرَ مِنَ الْقُرْاٰنِۜ عَلِمَ اَنْ سَيَكُونُ مِنْكُمْ مَرْضٰى وَاٰخَرُونَ يَضْرِبُونَ فِي الْاَرْضِ يَبْتَغُونَ مِنْ فَضْلِ اللّٰهِ وَاٰخَرُونَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللّٰهِ فَاقْرَؤُ۫ا مَا تَيَسَّرَ مِنْهُ وَاَقِيمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَاَقْرِضُوا اللّٰهَ قَرْضًا حَسَنًا وَمَا تُقَدِّمُوا لِاَنْفُسِكُمْ مِنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِنْدَ اللّٰهِ هُوَ خَيْرًا وَاَعْظَمَ اَجْرًا وَاسْتَغْفِرُوا اللّٰهَ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
inne rabbeke yeǎ'lemu enneke teḳūmu ednā min ṧuluṧeyi l-leyli ve niSfehu ve ṧuluṧehu ve Tāifetun mine (e)lleƶīne meǎke ve(a)llahu yuḳaddiru l-leyle ve n-nehāra ǎlime en len tuHSūhu fe tābe ǎleykum fe ḳra'ū mā teyessera mine l-ḳurāni ǎlime en se yekūnu minkum merDā ve āḣarūne yeDribūne fī l-erDi yebteğūne min feDli (a)llahi ve āḣarūne yuḳātilūne fī sebīli (a)llahi fe ḳra'ū mā teyessera minhu ve eḳīmū S-Salāte ve ātū z-zekāte ve eḳriDū (a)llahe ḳarDan Hasenen ve mā tuḳaddimū li enfusikum min ḣayrin tecidūhu ǐnde (a)llahi huve ḣayran ve eǎ'Zeme ecran ve steğfirū (a)llahe inne (a)llahe ğafūrun raHīmun
(Ey Muhammed!) Şüphesiz Rabbin, senin, gecenin üçte ikisine yakın kısmını, yarısını ve üçte birini ibadetle geçirdiğini biliyor. Beraberinde bulunanlardan bir topluluk da böyle yapıyor. Allah, gece ve gündüzü düzenleyip takdir eder. Sizin buna (gecenin tümünde yahut çoğunda ibadete) gücünüzün yetmeyeceğini bildi de sizi bağışladı (yükünüzü hafifletti.) Artık, Kur'an'dan kolayınıza geleni okuyun. Allah, içinizde hastaların bulunacağını, bir kısmınızın Allah'ın lütfundan rızık aramak üzere yeryüzünde dolaşacağını, diğer bir kısmınızın ise Allah yolunda çarpışacağını bilmektedir. O halde, Kur'an'dan kolayınıza geleni okuyun. Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, Allah'a güzel bir borç verin. Kendiniz için önceden ne iyilik gönderirseniz, onu Allah katında daha üstün bir iyilik ve daha büyük mükafat olarak bulursunuz. Allah'tan bağışlama dileyin. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
تُوبُوا5 kez
Hud 11:3تُوبُواtūbūtevbe edin
وَاَنِ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُوا اِلَيْهِ يُمَتِّعْكُمْ مَتَاعًا حَسَنًا اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى وَيُؤْتِ كُلَّ ذِي فَضْلٍ فَضْلَهُ وَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنِّٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ كَبِيرٍ
ve eni steğfirū rabbekum ṧumme tūbū ileyhi yumettiǎ'kum metāǎn Hasenen ilā ecelin musemmen ve yu'ti kulle ƶī feDlin feDlehu ve in tevellev fe innī eḣāfu ǎleykum ǎƶābe yevmin kebīrin
Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra da O'na tövbe edin ki sizi belirlenmiş bir süreye (ömrünüzün sonuna) kadar güzel bir şekilde yararlandırsın ve her fazilet sahibine faziletinin karşılığını versin. Eğer yüz çevirirseniz, ben sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum.
Hud 11:52تُوبُواtūbūtevbe edin
ويَاقَوْمِ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُوا اِلَيْهِ يُرْسِلِ السَّمَاءَ عَلَيْكُمْ مِدْرَارًا وَيَزِدْكُمْ قُوَّةً اِلٰى قُوَّتِكُمْ وَلَا تَتَوَلَّوْا مُجْرِمِينَ
ve yā ḳavmi steğfirū rabbekum ṧumme tūbū ileyhi yursili s-semāe ǎleykum midrāran ve yezidkum ḳuvveten ilā ḳuvvetikum ve lā tetevellev mucrimīne
"Ey kavmim! Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O'na tövbe edin ki, üzerinize bol bol yağmur göndersin ve gücünüze güç katsın. Günahkarlar olarak yüz çevirmeyin."
Hud 11:61تُوبُواtūbūtevbe edin
وَاِلٰى ثَمُودَ اَخَاهُمْ صَالِحًا قَالَ يَاقَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُ هُوَ اَنْشَاَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ وَاسْتَعْمَرَكُمْ فِيهَا فَاسْتَغْفِرُوهُ ثُمَّ تُوبُوا اِلَيْهِ اِنَّ رَبِّي قَرِيبٌ مُجِيبٌ
ve ilā ṧemūde eḣāhum SāliHen ḳāle yā ḳavmi ǎ'budū (a)llahe mā lekum min ilāhin ğayruhu huve enşeekum mine l-erDi ve steǎ'merakum fīhā fe steğfirūhu ṧumme tūbū ileyhi inne rabbī ḳarībun mucībun
Semud kavmine de kardeşleri Salih'i peygamber gönderdik. Dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka hiçbir ilahınız yok. O, sizi yeryüzünden (topraktan) yarattı ve sizi oranın imarında görevli (ve buna donanımlı) kıldı. Öyle ise O'ndan bağışlanma dileyin; sonra da O'na tövbe edin. Şüphesiz Rabbim yakındır ve dualara cevap verendir.
Hud 11:90تُوبُواtūbūtevbe edin
Tahrim 66:8تُوبُواtūbūtevbe edin
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا تُوبُوا اِلَى اللّٰهِ تَوْبَةً نَصُوحًا عَسٰى رَبُّكُمْ اَنْ يُكَفِّرَ عَنْكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَيُدْخِلَكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ يَوْمَ لَا يُخْزِي اللّٰهُ النَّبِيَّ وَالَّذِينَ اٰمَنُوا مَعَهُ نُورُهُمْ يَسْعٰى بَيْنَ اَيْدِيهِمْ وَبِاَيْمَانِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَا اَتْمِمْ لَنَا نُورَنَا وَاغْفِرْ لَنَا اِنَّكَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū tūbū ilā (a)llahi tevbeten neSūHen ǎsā rabbukum en yukeffira ǎnkum seyyiātikum ve yudḣilekum cennātin tecrī min teHtihā l-enhāru yevme lā yuḣzī (a)llahu n-nebiyye ve(e)lleƶīne āmenū meǎhu nūruhum yes'ǎā beyne eydīhim ve bi eymānihim yeḳūlūne rabbenā etmim lenā nūranā ve ğfir lenā inneke ǎlā kulli şey'in ḳadīrun
Ey iman edenler! Allah'a içtenlikle tövbe edin. Umulur ki, Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter, peygamberi ve onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar. Onların nurları önlerinden ve sağlarından aydınlatır, gider. "Ey Rabbimiz! Nurumuzu bizim için tamamla, bizi bağışla; çünkü senin her şeye hakkıyla gücün yeter" derler.
التَّوْبَةُ4 kez
Nisa 4:17التَّوْبَةُt-tevbetutevbesi makbuldür
اِنَّمَا التَّوْبَةُ عَلَى اللّٰهِ لِلَّذِينَ يَعْمَلُونَ السُّوءَ بِجَهَالَةٍ ثُمَّ يَتُوبُونَ مِنْ قَرِيبٍ فَاُو۬لٰٓئِكَ يَتُوبُ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ وَكَانَ اللّٰهُ عَلِيمًا حَكِيمًا
innemā t-tevbetu ǎlā (a)llahi li(e)lleƶīne yeǎ'melūne s-sū'e bi cehāletin ṧumme yetūbūne min ḳarībin fe ulāike yetūbu (a)llahu ǎleyhim ve kāne (a)llahu ǎlīmen Hakīmen
Allah katında (makbul) tövbe, ancak bilmeyerek günah işleyip sonra çok geçmeden tövbe edenlerin tövbesidir. İşte Allah, bunların tövbelerini kabul buyurur. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Nisa 4:18التَّوْبَةُt-tevbetutevbesi
وَلَيْسَتِ التَّوْبَةُ لِلَّذِينَ يَعْمَلُونَ السَّيِّـَٔاتِ حَتّٰٓى اِذَا حَضَرَ اَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ اِنِّي تُبْتُ الْـٰٔنَ وَلَا الَّذِينَ يَمُوتُونَ وَهُمْ كُفَّارٌ اُو۬لٰٓئِكَ اَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابًا اَلِيمًا
ve leyseti t-tevbetu li(e)lleƶīne yeǎ'melūne s-seyyiāti Hattā iƶā HaDera eHadehumu l-mevtu ḳāle innī tubtu l-āne ve lā (e)lleƶīne yemūtūne ve hum kuffārun ulāike eǎ'tednā lehum ǎƶāben elīmen
Yoksa (makbul) tövbe, kötülükleri (günahları) yapıp yapıp da kendisine ölüm gelip çatınca, "İşte ben şimdi tövbe ettim" diyen kimseler ile kafir olarak ölenlerinki değildir. Bunlar için ahirette elem dolu bir azap hazırlamışızdır.
Tevbe 9:104التَّوْبَةَt-tevbetetevbeyi
اَلَمْ يَعْلَمُوا اَنَّ اللّٰهَ هُوَ يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِهِ وَيَأْخُذُ الصَّدَقَاتِ وَاَنَّ اللّٰهَ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ
e lem yeǎ'lemū enne (a)llahe huve yeḳbelu t-tevbete ǎn ǐbādihi ve ye'ḣuƶu S-Sadeḳāti ve enne (a)llahe huve t-tevvābu r-raHīmu
Onlar, kullarının tövbesini kabul edenin ve sadakaları alanın Allah olduğunu; tövbeyi çok kabul edenin, çok merhametli olanın Allah olduğunu bilmediler mi?
Şura 42:25التَّوْبَةَt-tevbetetevbeyi
تَوَّابًا3 kez
Nisa 4:16تَوَّابًاtevvābentevbeleri çok kabul edendir
وَالَّذَانِ يَأْتِيَانِهَا مِنْكُمْ فَاٰذُوهُمَا فَاِنْ تَابَا وَاَصْلَحَا فَاَعْرِضُوا عَنْهُمَا اِنَّ اللّٰهَ كَانَ تَوَّابًا رَحِيمًا
ve elleƶāni ye'tiyānihā minkum fe āƶūhumā fe in tābā ve eSleHā fe eǎ'riDū ǎnhumā inne (a)llahe kāne tevvāben raHīmān
Sizlerden fuhuş (zina) yapanların her ikisini de incitip kınayın. Eğer onlar tövbe edip ıslah olurlarsa, onları incitip kınamaktan vazgeçin. Çünkü Allah, tövbeleri çok kabul edendir, çok merhamet edendir.
Nisa 4:64تَوَّابًاtevvābenaffedici
وَمَا اَرْسَلْنَا مِنْ رَسُولٍ اِلَّا لِيُطَاعَ بِاِذْنِ اللّٰهِ وَلَوْ اَنَّهُمْ اِذْ ظَلَمُوا اَنْفُسَهُمْ جَٓاؤُ۫كَ فَاسْتَغْفَرُوا اللّٰهَ وَاسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ لَوَجَدُوا اللّٰهَ تَوَّابًا رَحِيمًا
ve mā erselnā min rasūlin illā li yuTāǎ bi iƶni (a)llahi ve lev ennehum iƶ Zelemū enfusehum cā'ūke fe steğferū (a)llahe ve steğfera lehumu r-rasūlu le vecedū (a)llahe tevvāben raHīmān
Biz her peygamberi sırf, Allah'ın izni ile itaat edilmek üzere gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah'tan günahlarının bağışlamasını dileseler ve Peygamber de onlara bağışlama dileseydi, elbette Allah'ı tövbeleri çok kabul edici ve çok merhametli bulacaklardı.
Nasr 110:3تَوَّابًاtevvābentevbeyi kabul edendir
فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ اِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا
fe sebbiH bi Hamdi rabbike ve steğfirhu innehu kāne tevvāben
(1-3) Allah'ın yardımı ve fetih (Mekke fethi) geldiğinde ve insanların bölük bölük Allah'ın dinine girdiğini gördüğünde, Rabbine hamd ederek tespihte bulun ve O'ndan bağışlama dile. Çünkü O, tövbeleri çok kabul edendir.
يَتُوبُونَ3 kez
Nisa 4:17يَتُوبُونَyetūbūnedönerler (tevbe ederler)
اِنَّمَا التَّوْبَةُ عَلَى اللّٰهِ لِلَّذِينَ يَعْمَلُونَ السُّوءَ بِجَهَالَةٍ ثُمَّ يَتُوبُونَ مِنْ قَرِيبٍ فَاُو۬لٰٓئِكَ يَتُوبُ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ وَكَانَ اللّٰهُ عَلِيمًا حَكِيمًا
innemā t-tevbetu ǎlā (a)llahi li(e)lleƶīne yeǎ'melūne s-sū'e bi cehāletin ṧumme yetūbūne min ḳarībin fe ulāike yetūbu (a)llahu ǎleyhim ve kāne (a)llahu ǎlīmen Hakīmen
Allah katında (makbul) tövbe, ancak bilmeyerek günah işleyip sonra çok geçmeden tövbe edenlerin tövbesidir. İşte Allah, bunların tövbelerini kabul buyurur. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Maide 5:74يَتُوبُونَyetūbūnehala tevbe etmiyorlar mı?
Tevbe 9:126يَتُوبُونَyetūbūnetevbe etmiyor
اَوَلَا يَرَوْنَ اَنَّهُمْ يُفْتَنُونَ فِي كُلِّ عَامٍ مَرَّةً اَوْ مَرَّتَيْنِ ثُمَّ لَا يَتُوبُونَ وَلَا هُمْ يَذَّكَّرُونَ
e ve lā yeravne ennehum yuftenūne fī kulli ǎāmin merraten ev merrateyni ṧumme lā yetūbūne ve lā hum yeƶƶekkerūne
Görmüyorlar mı ki, onlar her yıl bir veya iki kere belaya çarptırılıp imtihan ediliyorlar. Sonra ne tövbe ederler, ne de ibret alırlar.
تُبْتُ3 kez
Nisa 4:18تُبْتُtubtutevbe ettim
وَلَيْسَتِ التَّوْبَةُ لِلَّذِينَ يَعْمَلُونَ السَّيِّـَٔاتِ حَتّٰٓى اِذَا حَضَرَ اَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ اِنِّي تُبْتُ الْـٰٔنَ وَلَا الَّذِينَ يَمُوتُونَ وَهُمْ كُفَّارٌ اُو۬لٰٓئِكَ اَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابًا اَلِيمًا
ve leyseti t-tevbetu li(e)lleƶīne yeǎ'melūne s-seyyiāti Hattā iƶā HaDera eHadehumu l-mevtu ḳāle innī tubtu l-āne ve lā (e)lleƶīne yemūtūne ve hum kuffārun ulāike eǎ'tednā lehum ǎƶāben elīmen
Yoksa (makbul) tövbe, kötülükleri (günahları) yapıp yapıp da kendisine ölüm gelip çatınca, "İşte ben şimdi tövbe ettim" diyen kimseler ile kafir olarak ölenlerinki değildir. Bunlar için ahirette elem dolu bir azap hazırlamışızdır.
A'raf 7:143تُبْتُtubtutevbe ettim
وَلَمَّا جَاءَ مُوسٰى لِمِيقَاتِنَا وَكَلَّمَهُ رَبُّهُ قَالَ رَبِّ اَرِنِٓي اَنْظُرْ اِلَيْكَ قَالَ لَنْ تَرٰينِي وَلٰكِنِ انْظُرْ اِلَى الْجَبَلِ فَاِنِ اسْتَقَرَّ مَكَانَهُ فَسَوْفَ تَرٰينِي فَلَمَّا تَجَلّٰى رَبُّهُ لِلْجَبَلِ جَعَلَهُ دَكًّا وَخَرَّ مُوسٰى صَعِقًا فَلَمَّا اَفَاقَ قَالَ سُبْحَانَكَ تُبْتُ اِلَيْكَ وَاَنَا۬ اَوَّلُ الْمُؤْمِنِينَ
ve lemmā cā'e mūsā li mīḳātinā ve kellemehu rabbuhu ḳāle rabbi erinī enZur ileyke ḳāle len terānī ve lākini nZur ilā l-cebeli fe ini steḳarra mekānehu fe sevfe terānī fe lemmā tecellā rabbuhu li l-cebeli ceǎlehu dekken ve ḣarra mūsā Saǐḳan fe lemmā efāḳa ḳāle subHāneke tubtu ileyke ve enā evvelu l-mu'minīne
Musa, belirlediğimiz yere (Tur'a) gelip Rabbi de ona konuşunca, "Rabbim! Bana (kendini) göster, sana bakayım" dedi. Allah da, "Beni (dünyada) katiyen göremezsin. Fakat (şu) dağa bak, eğer o yerinde durursa sen de beni görebilirsin." dedi. Rabbi, dağa tecelli edince onu darmadağın ediverdi. Musa da baygın düştü. Ayılınca, "Seni eksikliklerden uzak tutarım Allah'ım! Sana tövbe ettim. Ben inananların ilkiyim" dedi.
Ahkaf 46:15تُبْتُtubtuyüz tuttum
وَوَصَّيْنَا الْاِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ اِحْسَانًا حَمَلَتْهُ اُمُّهُ كُرْهًا وَوَضَعَتْهُ كُرْهًا وَحَمْلُهُ وَفِصَالُهُ ثَلٰثُونَ شَهْرًا حَتّٰٓى اِذَا بَلَغَ اَشُدَّهُ وَبَلَغَ اَرْبَعِينَ سَنَةً قَالَ رَبِّ اَوْزِعْنِٓي اَنْ اَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّتِي اَنْعَمْتَ عَلَيَّ وَعَلٰى وَالِدَيَّ وَاَنْ اَعْمَلَ صَالِحًا تَرْضٰيهُ وَاَصْلِحْ لِي فِي ذُرِّيَّتِي اِنِّي تُبْتُ اِلَيْكَ وَاِنِّي مِنَ الْمُسْلِمِينَ
ve veSSaynā l-insāne bi vālideyhi iHsānen Hamelethu ummuhu kurhen ve veDeǎthu kurhen ve Hamluhu ve fiSāluhu ṧelāṧūne şehran Hattā iƶā beleğa eşuddehu ve beleğa erbeǐyne seneten ḳāle rabbi evziǎ'nī en eşkura niǎ'meteke lletī en'ǎmte ǎleyye ve ǎlā velideyye ve en eǎ'mele SāliHen terDāhu ve eSliH lī fī ƶurrīyetī innī tubtu ileyke ve innī mine l-muslimīne
Biz, insana anne babasına iyi davranmayı emrettik. Annesi onu ne zahmetle karnında taşıdı ve ne zahmetle doğurdu! Onun (anne karnında) taşınması ve sütten kesilme süresi (toplam olarak) otuz aydır. Nihayet olgunluk çağına gelip, kırk yaşına varınca şöyle der: "Bana ve anne babama verdiğin nimetlere şükretmemi, senin razı olacağın salih amel işlememi bana ilham et. Neslimi de salih kimseler yap. Şüphesiz ben sana döndüm. Muhakkak ki ben sana teslim olanlardanım."
وَيَتُوبَ3 kez
Nisa 4:26وَيَتُوبَve yetūbeve bağışlamak
يُرِيدُ اللّٰهُ لِيُبَيِّنَ لَكُمْ وَيَهْدِيَكُمْ سُنَنَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَيَتُوبَ عَلَيْكُمْ وَاللّٰهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
yurīdu (a)llahu li yubeyyine lekum ve yehdiyekum sunene (e)lleƶīne min ḳablikum ve yetūbe ǎleykum ve(a)llahu ǎlīmun Hakīmun
Allah, size (hükümlerini) açıklamak, size, sizden öncekilerin yollarını göstermek ve tövbelerinizi kabul etmek istiyor. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Tevbe 9:15وَيَتُوبُve yetūbuve tevbesini kabul eder
وَيُذْهِبْ غَيْظَ قُلُوبِهِمْ وَيَتُوبُ اللّٰهُ عَلٰى مَنْ يَشَاءُ وَاللّٰهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
ve yuƶhib ğayZe ḳulūbihim ve yetūbu (a)llahu ǎlā men yeşā'u ve(a)llahu ǎlīmun Hakīmun
(14-15) Onlarla savaşın ki, Allah onlara sizin ellerinizle azap etsin, onları rezil etsin, onlara karşı size yardım etsin, mü'min topluluğun gönüllerini ferahlatsın ve onların kalplerindeki öfkeyi gidersin. Allah, dilediğinin tövbesini kabul eder. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Ahzab 33:73وَيَتُوبَve yetūbeve bağışlasın diye
لِيُعَذِّبَ اللّٰهُ الْمُنَافِقِينَ وَالْمُنَافِقَاتِ وَالْمُشْرِكِينَ وَالْمُشْرِكَاتِ وَيَتُوبَ اللّٰهُ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَحِيمًا
li yuǎƶƶibe (a)llahu l-munāfiḳīne ve l-munāfiḳāti ve l-muşrikīne ve l-muşrikāti ve yetūbe (a)llahu ǎlā l-mu'minīne ve l-mu'mināti ve kāne (a)llahu ğafūran raHīmān
Allah, münafık erkeklere ve münafık kadınlara, Allah'a ortak koşan erkeklere ve Allah'a ortak koşan kadınlara azap etmek; mü'min erkeklerin ve mü'min kadınların da tövbelerini kabul etmek için insana emaneti yüklemiştir. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
تُبْتُمْ2 kez
Bakara 2:279تُبْتُمْtubtumtevbe ederseniz
فَاِنْ لَمْ تَفْعَلُوا فَأْذَنُوا بِحَرْبٍ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِهِ وَاِنْ تُبْتُمْ فَلَكُمْ رُؤُ۫سُ اَمْوَالِكُمْ لَا تَظْلِمُونَ وَلَا تُظْلَمُونَ
fe in lem tef'ǎlū fe 'ƶenū bi Harbin mine (a)llahi ve rasūlihi ve in tubtum fe le kum ru'ūsu emvālikum lā teZlimūne ve lā tuZlemūne
Eğer böyle yapmazsanız, Allah ve Resulüyle savaşa girdiğinizi bilin. Eğer tövbe edecek olursanız, anaparalarınız sizindir. Böylece siz ne başkalarına haksızlık etmiş olursunuz, ne de başkaları size haksızlık etmiş olur.
Tevbe 9:3تُبْتُمْtubtumtevbe ederseniz
وَاَذَانٌ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِهِ اِلَى النَّاسِ يَوْمَ الْحَجِّ الْاَكْبَرِ اَنَّ اللّٰهَ بَرِيءٌ مِنَ الْمُشْرِكِينَ وَرَسُولُهُ فَاِنْ تُبْتُمْ فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ وَاِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَاعْلَمُوا اَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِي اللّٰهِ وَبَشِّرِ الَّذِينَ كَفَرُوا بِعَذَابٍ اَلِيمٍ
ve eƶānun mine (a)llahi ve rasūlihi ilā n-nāsi yevme l-Hacci l-ekberi enne (a)llahe berī'un mine l-muşrikīne ve rasūluhu fe in tubtum fe huve ḣayrun lekum ve in tevelleytum fe ǎ'lemū ennekum ğayru muǎ'cizī (a)llahi ve beşşiri (e)lleƶīne keferū bi ǎƶābin elīmin
Hacc-ı ekber gününde, Allah ve Resulünden bütün insanlara bir bildiridir: Allah ve Resulü, Allah'a ortak koşanlardan uzaktır. Eğer tövbe ederseniz, bu sizin için hayırlıdır. Ama yüz çevirirseniz, şunu iyi bilin ki, siz Allah'ı aciz bırakabilecek değilsiniz. İnkarcılara, elem dolu bir azabı müjdele!
تَوْبَةً2 kez
Nisa 4:92تَوْبَةًtevbetentevbesinin kabulü için
وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ اَنْ يَقْتُلَ مُؤْمِنًا اِلَّا خَطَـًٔا وَمَنْ قَتَلَ مُؤْمِنًا خَطَـًٔا فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مُؤْمِنَةٍ وَدِيَةٌ مُسَلَّمَةٌ اِلٰٓى اَهْلِهِٓ اِلَّٓا اَنْ يَصَّدَّقُوا فَاِنْ كَانَ مِنْ قَوْمٍ عَدُوٍّ لَكُمْ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مُؤْمِنَةٍ وَاِنْ كَانَ مِنْ قَوْمٍ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ مِيثَاقٌ فَدِيَةٌ مُسَلَّمَةٌ اِلٰٓى اَهْلِهِ وَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مُؤْمِنَةٍ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ شَهْرَيْنِ مُتَتَابِعَيْنِ تَوْبَةً مِنَ اللّٰهِ وَكَانَ اللّٰهُ عَلِيمًا حَكِيمًا
ve mā kāne li mu'minin en yeḳtule mu'minen illā ḣaTaen ve men ḳatele mu'minen ḣaTaen fe teHrīru raḳabetin mu'minetin ve diyetun musellemetun ilā ehlihi illā en yeSSaddeḳū fe in kāne min ḳavmin ǎduvvin lekum ve huve mu'minun fe teHrīru raḳabetin mu'minetin ve in kāne min ḳavmin beynekum ve beynehum mīṧāḳun fe diyetun musellemetun ilā ehlihi ve teHrīru raḳabetin mu'minetin fe men lem yecid fe Siyāmu şehrayni mutetābiǎyni tevbeten mine (a)llahi ve kāne (a)llahu ǎlīmen Hakīmen
Bir mü'minin bir mü'mini öldürmesi olacak şey değildir. Ancak yanlışlıkla olması başka. Kim bir mü'mini yanlışlıkla öldürürse, bir mü'min köleyi azad etmesi ve bağışlamadıkları sürece ailesine diyet ödemesi gerekir. (Öldürülen kimse) mü'min olur ve düşmanınız olan bir topluluktan bulunursa, mü'min bir köle azad etmek gerekir. Eğer sizinle kendileri arasında antlaşma bulunan bir topluluktan ise ailesine verilecek bir diyet ve mü'min bir köle azad etmek gerekir. Bunlara imkan bulamayanın, Allah tarafından tövbesinin kabulü için iki ay ard arda oruç tutması gerekir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Tahrim 66:8تَوْبَةًtevbetentevbe ile
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا تُوبُوا اِلَى اللّٰهِ تَوْبَةً نَصُوحًا عَسٰى رَبُّكُمْ اَنْ يُكَفِّرَ عَنْكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَيُدْخِلَكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ يَوْمَ لَا يُخْزِي اللّٰهُ النَّبِيَّ وَالَّذِينَ اٰمَنُوا مَعَهُ نُورُهُمْ يَسْعٰى بَيْنَ اَيْدِيهِمْ وَبِاَيْمَانِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَا اَتْمِمْ لَنَا نُورَنَا وَاغْفِرْ لَنَا اِنَّكَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū tūbū ilā (a)llahi tevbeten neSūHen ǎsā rabbukum en yukeffira ǎnkum seyyiātikum ve yudḣilekum cennātin tecrī min teHtihā l-enhāru yevme lā yuḣzī (a)llahu n-nebiyye ve(e)lleƶīne āmenū meǎhu nūruhum yes'ǎā beyne eydīhim ve bi eymānihim yeḳūlūne rabbenā etmim lenā nūranā ve ğfir lenā inneke ǎlā kulli şey'in ḳadīrun
Ey iman edenler! Allah'a içtenlikle tövbe edin. Umulur ki, Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter, peygamberi ve onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar. Onların nurları önlerinden ve sağlarından aydınlatır, gider. "Ey Rabbimiz! Nurumuzu bizim için tamamla, bizi bağışla; çünkü senin her şeye hakkıyla gücün yeter" derler.
يَتُوبُوا2 kez
Tevbe 9:74يَتُوبُواyetūbūtevbe ederlerse
يَحْلِفُونَ بِاللّٰهِ مَا قَالُوا وَلَقَدْ قَالُوا كَلِمَةَ الْكُفْرِ وَكَفَرُوا بَعْدَ اِسْلَامِهِمْ وَهَمُّوا بِمَا لَمْ يَنَالُوا وَمَا نَقَمُوا اِلَّٓا اَنْ اَغْنٰيهُمُ اللّٰهُ وَرَسُولُهُ مِنْ فَضْلِهِ فَاِنْ يَتُوبُوا يَكُ خَيْرًا لَهُمْ وَاِنْ يَتَوَلَّوْا يُعَذِّبْهُمُ اللّٰهُ عَذَابًا اَلِيمًا فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ وَمَا لَهُمْ فِي الْاَرْضِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَصِيرٍ
yeHlifūne bi(a)llahi mā ḳālū ve leḳad ḳālū kelimete l-kufri ve keferū beǎ'de islāmihim ve hemmū bimā lem yenālū ve mā neḳamū illā en eğnāhumu (a)llahu ve rasūluhu min feDlihi fe in yetūbū yeku ḣayran lehum ve in yetevellev yuǎƶƶibhumu (a)llahu ǎƶāben elīmen fī d-dunyā ve l-āḣirati ve mā lehum fī l-erDi min veliyyin ve lā neSīrin
Bir şey söylemediklerine dair Allah'a yemin ediyorlar. Halbuki o küfür sözünü söylediler ve (sözde) müslüman olduktan sonra inkar ettiler. Ayrıca başaramadıkları şeye (peygamberi öldürmeye) de yeltendiler. Sırf, Allah ve Resulü kendi lütfu ile onları zengin kıldığı için intikam almaya kalktılar. Eğer tövbe ederlerse, kendileri için hayırlı olur. Şayet yüz çevirirlerse, Allah onları dünyada ve ahirette elem dolu bir azaba çarptıracaktır. Artık onlar için yeryüzünde ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır.
Buruc 85:10يَتُوبُواyetūbūtevbe etmeyenler
اِنَّ الَّذِينَ فَتَنُوا الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَتُوبُوا فَلَهُمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَلَهُمْ عَذَابُ الْحَرِيقِ
inne (e)lleƶīne fetenū l-mu'minīne ve l-mu'mināti ṧumme lem yetūbū fe lehum ǎƶābu cehenneme ve lehum ǎƶābu l-Harīḳi
Şüphesiz mü'min erkeklerle mü'min kadınlara işkence edip, sonra da tövbe etmeyenlere; cehennem azabı ve yangın azabı vardır.
تَوَّابٌ2 kez
Nur 24:10تَوَّابٌtevvābuntevbeleri çok kabul edendir
Hucurat 49:12تَوَّابٌtevvābuntevbeyi çok kabul edendir
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا اجْتَنِبُوا كَثِيرًا مِنَ الظَّنِّ اِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ اِثْمٌ وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا يَغْتَبْ بَعْضُكُمْ بَعْضًا اَيُحِبُّ اَحَدُكُمْ اَنْ يَأْكُلَ لَحْمَ اَخِيهِ مَيْتًا فَكَرِهْتُمُوهُ وَاتَّقُوا اللّٰهَ اِنَّ اللّٰهَ تَوَّابٌ رَحِيمٌ
yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū ctenibū keṧīran mine Z-Zenni inne beǎ'De Z-Zenni iṧmun ve lā tecessesū ve lā yeğteb beǎ'Dukum beǎ'Dan e yuHibbu eHadukum en ye'kule leHme eḣīhi meyten fe kerihtumūhu ve tteḳū (a)llahe inne (a)llahe tevvābun raHīmun
Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.
فَتُوبُوا1 kez
Bakara 2:54فَتُوبُواfe tūbūgelin tevbe edin de
وَاِذْ قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِهِ يَاقَوْمِ اِنَّكُمْ ظَلَمْتُمْ اَنْفُسَكُمْ بِاتِّخَاذِكُمُ الْعِجْلَ فَتُوبُوا اِلٰى بَارِئِكُمْ فَاقْتُلُوا اَنْفُسَكُمْ ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ عِنْدَ بَارِئِكُمْ فَتَابَ عَلَيْكُمْ اِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ
ve iƶ ḳāle mūsā li ḳavmihi yā ḳavmi innekum Zelemtum enfusekum bi ttiḣāƶikumu l-ǐcle fe tūbū ilā bāriikum fe ḳtulū enfusekum ƶālikum ḣayrun lekum ǐnde bāriikum fe tābe ǎleykum innehu huve t-tevvābu r-raHīmu
Musa, kavmine dedi ki: "Ey kavmim! Sizler, buzağıyı ilah edinmekle kendinize yazık ettiniz. Gelin yaratıcınıza tövbe edin de nefislerinizi öldürün (kendinizi düzeltin). Bu, Yaratıcınız katında sizin için daha iyidir. Böylece Allah da onların tövbesini kabul etti. Çünkü O, tövbeleri çok kabul edendir, çok merhametlidir."
وَتُبْ1 kez
Bakara 2:128وَتُبْve tubve tevbemizi kabul et
رَبَّنَا وَاجْعَلْنَا مُسْلِمَيْنِ لَكَ وَمِنْ ذُرِّيَّتِنَا اُمَّةً مُسْلِمَةً لَكَ وَاَرِنَا مَنَاسِكَنَا وَتُبْ عَلَيْنَا اِنَّكَ اَنْتَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ
rabbenā ve c'ǎlnā muslimeyni leke ve min ƶurriyyetinā ummeten muslimeten leke ve erinā menāsikenā ve tub ǎleynā inneke ente t-tevvābu r-raHīmu
"Rabbimiz! Bizi sana teslim olmuş kimseler kıl. Soyumuzdan da sana teslim olmuş bir ümmet kıl. Bize ibadet yerlerini ve ilkelerini göster. Tövbemizi kabul et. Çünkü sen, tövbeleri çok kabul edensin, çok merhametli olansın."
اَتُوبُ1 kez
Bakara 2:160اَتُوبُetūbutevbelerini kabul ederim
اِلَّا الَّذِينَ تَابُوا وَاَصْلَحُوا وَبَيَّنُوا فَاُو۬لٰٓئِكَ اَتُوبُ عَلَيْهِمْ وَاَنَا التَّوَّابُ الرَّحِيمُ
illā (e)lleƶīne tābū ve eSleHū ve beyyenū fe ulāike etūbu ǎleyhim ve enā t-tevvābu r-raHīmu
Ancak tövbe edip durumlarını düzeltenler ve gerçeği açıkça ortaya koyanlar (lanetlenmekten) kurtulmuşlardır. Çünkü ben onların tövbelerini kabul ederim. Zira ben tövbeleri çok kabul edenim, çok merhamet edenim.
التَّوَّابِينَ1 kez
Bakara 2:222التَّوَّابِينَt-tevvābīnetevbe edenleri
وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْمَحِيضِ قُلْ هُوَ اَذًى فَاعْتَزِلُوا النِّسَاءَ فِي الْمَحِيضِ وَلَا تَقْرَبُوهُنَّ حَتّٰى يَطْهُرْنَ فَاِذَا تَطَهَّرْنَ فَأْتُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ اَمَرَكُمُ اللّٰهُ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ التَّوَّابِينَ وَيُحِبُّ الْمُتَطَهِّرِينَ
ve yeselūneke ǎni l-meHīDi ḳul huve eƶen fe ǎ'tezilū n-nisā'e fī l-meHīDi ve lā teḳrabūhunne Hattā yeThurne fe iƶā teTahherne fe 'tūhunne min Hayṧu emerakumu (a)llahu inne (a)llahe yuHibbu t-tevvābīne ve yuHibbu l-muteTahhirīne
Sana kadınların ay halini sorarlar. De ki: "O bir ezadır (rahatsızlıktır). Ay halinde kadınlardan uzak durun. Temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri vakit, Allah'ın size emrettiği yerden onlara yaklaşın. Şüphesiz Allah çok tövbe edenleri sever, çok temizlenenleri sever."
تَوْبَتُهُمْ1 kez
Al-i İmran 3:90تَوْبَتُهُمْtevbetuhumonların tevbeleri
اِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا بَعْدَ اِيمَانِهِمْ ثُمَّ ازْدَادُوا كُفْرًا لَنْ تُقْبَلَ تَوْبَتُهُمْ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الضَّالُّونَ
inne (e)lleƶīne keferū beǎ'de īmānihim ṧumme zdādū kufran len tuḳbele tevbetuhum ve ulāike humu D-Dāllūne
Şüphesiz iman ettikten sonra inkar eden, sonra da inkarda ileri gidenlerin tövbeleri asla kabul edilmeyecektir. İşte onlar sapıkların ta kendileridir.
تَابَا1 kez
Nisa 4:16تَابَاtābātevbe eder
وَالَّذَانِ يَأْتِيَانِهَا مِنْكُمْ فَاٰذُوهُمَا فَاِنْ تَابَا وَاَصْلَحَا فَاَعْرِضُوا عَنْهُمَا اِنَّ اللّٰهَ كَانَ تَوَّابًا رَحِيمًا
ve elleƶāni ye'tiyānihā minkum fe āƶūhumā fe in tābā ve eSleHā fe eǎ'riDū ǎnhumā inne (a)llahe kāne tevvāben raHīmān
Sizlerden fuhuş (zina) yapanların her ikisini de incitip kınayın. Eğer onlar tövbe edip ıslah olurlarsa, onları incitip kınamaktan vazgeçin. Çünkü Allah, tövbeleri çok kabul edendir, çok merhamet edendir.
اَلتَّٓائِبُونَ1 kez
Tevbe 9:112اَلتَّٓائِبُونَt-tāibūnetevbe edenler
اَلتَّٓائِبُونَ الْعَابِدُونَ الْحَامِدُونَ السَّائِحُونَ الرَّاكِعُونَ السَّاجِدُونَ الْاٰمِرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَالنَّاهُونَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَالْحَافِظُونَ لِحُدُودِ اللّٰهِ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ
t-tāibūne l-ǎābidūne l-Hāmidūne s-sāiHūne r-rākiǔne s-sācidūne l-āmirūne bi l-meǎ'rūfi ve n-nāhūne ǎni l-munkeri ve l-HāfiZūne li Hudūdi (a)llahi ve beşşiri l-mu'minīne
Bunlar, tövbe edenler, ibadet edenler, hamdedenler, oruç tutanlar, rüku' ve secde edenler, iyiliği emredip kötülükten alıkoyanlar ve Allah'ın koyduğu sınırları hakkıyla koruyanlardır. Mü'minleri müjdele.
لِيَتُوبُوا1 kez
Tevbe 9:118لِيَتُوبُواli yetūbūtevbe etsinler
وَعَلَى الثَّلٰثَةِ الَّذِينَ خُلِّفُوا حَتّٰٓى اِذَا ضَاقَتْ عَلَيْهِمُ الْاَرْضُ بِمَا رَحُبَتْ وَضَاقَتْ عَلَيْهِمْ اَنْفُسُهُمْ وَظَنُّوا اَنْ لَا مَلْجَاَ مِنَ اللّٰهِ اِلَّٓا اِلَيْهِ ثُمَّ تَابَ عَلَيْهِمْ لِيَتُوبُوا اِنَّ اللّٰهَ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ
ve ǎlā ṧ-ṧelāṧeti (e)lleƶīne ḣullifū Hattā iƶā Dāḳat ǎleyhimu l-erDu bimā raHubet ve Dāḳat ǎleyhim enfusuhum ve Zennū en lā melcee mine (a)llahi illā ileyhi ṧumme tābe ǎleyhim li yetūbū inne (a)llahe huve t-tevvābu r-raHīmu
Savaştan geri kalan üç kişinin de tövbelerini kabul etti. Yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları da kendilerini sıktıkça sıkmış, böylece Allah'(ın azabın)dan yine O'na sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Sonra (eski hallerine) dönsünler diye, onların tövbelerini de kabul etti. Şüphesiz Allah, tövbeyi çok kabul eden ve çok merhamet edendir.
مَتَابِ1 kez
Ra'd 13:30مَتَابِmetābitevbem/dönüşüm
كَذٰلِكَ اَرْسَلْنَاكَ فِي اُمَّةٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهَا اُمَمٌ لِتَتْلُوَ۬ا عَلَيْهِمُ الَّذِي اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ وَهُمْ يَكْفُرُونَ بِالرَّحْمٰنِ قُلْ هُوَ رَبِّي لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَاِلَيْهِ مَتَابِ
ke ƶālike erselnāke fī ummetin ḳad ḣalet min ḳablihā umemun li tetluve ǎleyhimu elleƶī evHaynā ileyke ve hum yekfurūne bi r-raHmāni ḳul huve rabbī lā ilāhe illā huve ǎleyhi tevekkeltu ve ileyhi metābi
(Ey Muhammed!) Böylece seni, kendilerinden önce nice ümmetlerin geçmiş olduğu bir ümmete gönderdik ki, onlar Rahman'ı inkar ederken sana vahyettiğimizi kendilerine okuyasın. De ki: "O, benim Rabbimdir. O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. Ben yalnız O'na tevekkül ettim, dönüşüm de yalnız O'nadır."
وَتُوبُوا1 kez
Nur 24:31وَتُوبُواve tūbūve tevbe edin
وَقُلْ لِلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ اَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ اِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلٰى جُيُوبِهِنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ اِلَّا لِبُعُولَتِهِنَّ اَوْ اٰبَٓائِهِنَّ اَوْ اٰبَٓاءِ بُعُولَتِهِنَّ اَوْ اَبْنَٓائِهِنَّ اَوْ اَبْنَٓاءِ بُعُولَتِهِنَّ اَوْ اِخْوَانِهِنَّ اَوْ بَنِي اِخْوَانِهِنَّ اَوْ بَنِي اَخَوَاتِهِنَّ اَوْ نِسَائِهِنَّ اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُنَّ اَوِ التَّابِعِينَ غَيْرِ اُو۬لِي الْاِرْبَةِ مِنَ الرِّجَالِ اَوِ الطِّفْلِ الَّذِينَ لَمْ يَظْهَرُوا عَلٰى عَوْرَاتِ النِّسَاءِ وَلَا يَضْرِبْنَ بِاَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا يُخْفِينَ مِنْ زِينَتِهِنَّ وَتُوبُوا اِلَى اللّٰهِ جَمِيعًا اَيُّهَ الْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
ve ḳul li l-mu'mināti yeğDuDne min ebSārihinne ve yeHfeZne furūcehunne ve lā yubdīne zīnetehunne illā mā Zehera minhā ve l yeDribne bi ḣumurihinne ǎlā cuyūbihinne ve lā yubdīne zīnetehunne illā li buǔletihinne ev ābāihinne ev ābā'i buǔletihinne ev ebnāihinne ev ebnā'i buǔletihinne ev iḣvānihinne ev benī iḣvānihinne ev benī eḣavātihinne ev nisāihinne ev mā meleket eymānuhunne evi t-tābiǐyne ğayri ūlī l-irbeti mine r-ricāli evi T-Tifli (e)lleƶīne lem yeZherū ǎlā ǎvrāti n-nisā'i ve lā yeDribne bi erculihinne li yuǎ'leme mā yuḣfīne min zīnetihinne ve tūbū ilā (a)llahi cemīǎn eyyuhe l-mu'minūne leǎllekum tufliHūne
Mü'min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zinet (yer)lerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar. Zinetlerini, kocalarından, yahut babalarından, yahut kocalarının babalarından, yahut oğullarından, yahut üvey oğullarından, yahut erkek kardeşlerinden, yahut erkek kardeşlerinin oğullarından, yahut kız kardeşlerinin oğullarından, yahut müslüman kadınlardan, yahut sahip oldukları kölelerden, yahut erkekliği kalmamış hizmetçilerden, yahut da henüz kadınların mahrem yerlerine vakıf olmayan erkek çocuklardan başkalarına göstermesinler. Gizledikleri zinetler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey mü'minler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz!
مَتَابًا1 kez
Furkan 25:71مَتَابًاmetābentevbesi kabul edilmiş olarak
التَّوْبِ1 kez
Mü'min 40:3التَّوْبِt-tevbitevbeyi
غَافِرِ الذَّنْبِ وَقَابِلِ التَّوْبِ شَدِيدِ الْعِقَابِ ذِي الطَّوْلِ لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ اِلَيْهِ الْمَصِيرُ
ğāfiri ƶ-ƶenbi ve ḳābili t-tevbi şedīdi l-ǐḳābi ƶī T-Tavli lā ilāhe illā huve ileyhi l-meSīru
(2-3) Bu kitabın indirilmesi, mutlak güç sahibi, hakkıyla bilen, günahı bağışlayan, tövbeyi kabul eden, azabı ağır olan, lütuf sahibi Allah tarafındandır. O'ndan başka ilah yoktur. Dönüş ancak O'nadır.
يَتُبْ1 kez
Hucurat 49:11يَتُبْyetubtevbe etmezse
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا لَا يَسْخَرْ قَوْمٌ مِنْ قَوْمٍ عَسٰٓى اَنْ يَكُونُوا خَيْرًا مِنْهُمْ وَلَا نِسَاءٌ مِنْ نِسَاءٍ عَسٰٓى اَنْ يَكُنَّ خَيْرًا مِنْهُنَّ وَلَا تَلْمِزُوا اَنْفُسَكُمْ وَلَا تَنَابَزُوا بِالْاَلْقَابِ بِئْسَ الاِسْمُ الْفُسُوقُ بَعْدَ الْاِيمَانِ وَمَنْ لَمْ يَتُبْ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ
yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū lā yesḣar ḳavmun min ḳavmin ǎsā en yekūnū ḣayran minhum ve lā nisā'un min nisā'in ǎsā en yekunne ḣayran minhunne ve lā telmizū enfusekum ve lā tenābezū bi l-elḳābi bi'se l-iismu l-fusūḳu beǎ'de l-īmāni ve men lem yetub fe ulāike humu Z-Zālimūne
Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Birbirinizi karalamayın, birbirinizi (kötü) lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir namdır! Kim de tövbe etmezse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.
وَتَابَ1 kez
Mücadele 58:13وَتَابَve tābeve affetti
ءَاَشْفَقْتُمْ اَنْ تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيْ نَجْوٰيكُمْ صَدَقَاتٍ فَاِذْ لَمْ تَفْعَلُوا وَتَابَ اللّٰهُ عَلَيْكُمْ فَاَقِيمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَاَطِيعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَاللّٰهُ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ
e eşfeḳtum en tuḳaddimū beyne yedey necvākum Sadeḳātin fe iƶ lem tef'ǎlū ve tābe (a)llahu ǎleykum fe eḳīmū S-Salāte ve ātū z-zekāte ve eTīǔ (a)llahe ve rasūlehu ve(a)llahu ḣabīrun bimā teǎ'melūne
Baş başa konuşmanızdan önce sadakalar vermekten çekindiniz mi? Bunu yapmadığınıza ve Allah da, sizi affettiğine göre artık namazı kılın, zekatı verin, Allah'a ve Resulüne itaat edin. Allah, bütün yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
تَتُوبَا1 kez
Tahrim 66:4تَتُوبَاtetūbāikiniz tevbe ederseniz
اِنْ تَتُوبَا اِلَى اللّٰهِ فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا وَاِنْ تَظَاهَرَا عَلَيْهِ فَاِنَّ اللّٰهَ هُوَ مَوْلٰيهُ وَجِبْرِيلُ وَصَالِحُ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمَلٰٓئِكَةُ بَعْدَ ذٰلِكَ ظَهِيرٌ
in tetūbā ilā (a)llahi fe ḳad Sağat ḳulūbukumā ve in teZāherā ǎleyhi fe inne (a)llahe huve mevlāhu ve cibrīlu ve SāliHu l-mu'minīne ve l-melāiketu beǎ'de ƶālike Zehīrun
(Ey peygamber'in eşleri!) Eğer siz ikiniz Allah'a tövbe ederseniz, ne iyi. Çünkü kalpleriniz kaydı. Eğer Peygamber'e karşı birbirinize arka çıkarsanız bilin ki Allah onun yardımcısıdır, Cebrail de, salih mü'minler de. Bunlardan sonra melekler de ona arka çıkarlar.
تَائِبَاتٍ1 kez
Tahrim 66:5تَائِبَاتٍtāibātintevbe eden
عَسٰى رَبُّهُ اِنْ طَلَّقَكُنَّ اَنْ يُبْدِلَهُ اَزْوَاجًا خَيْرًا مِنْكُنَّ مُسْلِمَاتٍ مُؤْمِنَاتٍ قَانِتَاتٍ تَائِبَاتٍ عَابِدَاتٍ سَائِحَاتٍ ثَيِّبَاتٍ وَاَبْكَارًا
ǎsā rabbuhu in Talleḳakunne en yubdilehu ezvācen ḣayran minkunne muslimātin mu'minātin ḳānitātin tāibātin ǎābidātin sāiHātin ṧeyyibātin ve ebkāran
Eğer o sizi boşarsa, Rabbi ona, sizden daha hayırlı, müslüman, inanan, sebatla itaat eden, tövbe eden, ibadet eden, oruç tutan, dul ve bakire eşler verebilir.