Burçlarla dolu göğe andolsun,
وَالسَّمَاءِ ذَاتِ الْبُرُوجِ
Va'dedilmiş güne (kıyamete) andolsun,
وَالْيَوْمِ الْمَوْعُودِ
(3-5) Şahitlik edene ve şahitlik edilene andolsun ki, (mü'minleri yakmak için) hendek kazıp (içinde) alevli ateş yakanlar lanetlenmiştir.
وَشَاهِدٍ وَمَشْهُودٍ قُتِلَ اَصْحَابُ الْاُخْدُودِ اَلنَّارِ ذَاتِ الْوَقُودِ
(6-7) O vakit, ateşin etrafında oturmuş, mü'minlere yaptıklarını seyrediyorlardı.
اِذْ هُمْ عَلَيْهَا قُعُودٌ وَهُمْ عَلٰى مَا يَفْعَلُونَ بِالْمُؤْمِنِينَ شُهُودٌ
(8-9) Onlar mü'minlere ancak; göklerin ve yerin hükümranlığı kendisine ait olan mutlak güç sahibi ve övülmeye layık Allah'a iman ettikleri için kızıyorlardı. Allah, her şeye şahittir.
وَمَا نَقَمُوا مِنْهُمْ اِلَّٓا اَنْ يُؤْمِنُوا بِاللّٰهِ الْعَزِيزِ الْحَمِيدِ اَلَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ
Şüphesiz mü'min erkeklerle mü'min kadınlara işkence edip, sonra da tövbe etmeyenlere; cehennem azabı ve yangın azabı vardır.
اِنَّ الَّذِينَ فَتَنُوا الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَتُوبُوا فَلَهُمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَلَهُمْ عَذَابُ الْحَرِيقِ
İman edip salih ameller işleyenlere gelince; onlara içinden ırmaklar akan cennetler vardır. İşte bu büyük başarıdır.
اِنَّ الَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْكَبِيرُ
Şüphesiz, Rabbinin yakalaması çok çetindir.
اِنَّ بَطْشَ رَبِّكَ لَشَدِيدٌ
Şüphesiz O, başlangıçta yaratmayı yapar, sonra onu tekrarlar.
اِنَّهُ هُوَ يُبْدِئُ وَيُعِيدُ
O, çok bağışlayandır, çok sevendir.
وَهُوَ الْغَفُورُ الْوَدُودُ
Arş'ın sahibidir, şanı yüce olandır.
ذُو الْعَرْشِ الْمَجِيدُ
Dilediğini mutlaka yapandır.
فَعَّالٌ لِمَا يُرِيدُ
(17-18) Orduların, Firavun ve Semud'un haberi sana geldi mi?
هَلْ اَتٰيكَ حَدِيثُ الْجُنُودِ فِرْعَوْنَ وَثَمُودَ
Hayır, inkar edenler, hala yalanlamaktadırlar.
بَلِ الَّذِينَ كَفَرُوا فِي تَكْذِيبٍ
Oysa Allah, onları arkalarından kuşatmıştır.
وَاللّٰهُ مِنْ وَرَائِهِمْ مُحِيطٌ
Hayır, o (yalanlamakta oldukları kitap) şanı yüce bir Kur'an'dır.
بَلْ هُوَ قُرْاٰنٌ مَجِيدٌ
O, korunmuş bir levhada (Levh-i Mahfuz'da)dır.
فِي لَوْحٍ مَحْفُوظٍ