← Sureler

Mushaf — 590. Sayfa

‹
/ 604
›
85. Buruc Suresi

Burçlarla dolu göğe andolsun,

وَالسَّمَاءِ ذَاتِ الْبُرُوجِ

ve s-semāi ƶāti l-burūci

Va'dedilmiş güne (kıyamete) andolsun,

وَالْيَوْمِ الْمَوْعُودِ

ve l-yevmi l-mev'ǔdi

(3-5) Şahitlik edene ve şahitlik edilene andolsun ki, (mü'minleri yakmak için) hendek kazıp (içinde) alevli ateş yakanlar lanetlenmiştir.

وَشَاهِدٍ وَمَشْهُودٍ قُتِلَ اَصْحَابُ الْاُخْدُودِ اَلنَّارِ ذَاتِ الْوَقُودِ

ve şāhidin ve meşhūdin / ḳutile eSHābu l-uḣdūdi / n-nāri ƶāti l-veḳūdi

(6-7) O vakit, ateşin etrafında oturmuş, mü'minlere yaptıklarını seyrediyorlardı.

اِذْ هُمْ عَلَيْهَا قُعُودٌ وَهُمْ عَلٰى مَا يَفْعَلُونَ بِالْمُؤْمِنِينَ شُهُودٌ

iƶ hum ǎleyhā ḳuǔdun / ve hum ǎlā mā yef'ǎlūne bi l-mu'minīne şuhūdun

(8-9) Onlar mü'minlere ancak; göklerin ve yerin hükümranlığı kendisine ait olan mutlak güç sahibi ve övülmeye layık Allah'a iman ettikleri için kızıyorlardı. Allah, her şeye şahittir.

وَمَا نَقَمُوا مِنْهُمْ اِلَّٓا اَنْ يُؤْمِنُوا بِاللّٰهِ الْعَزِيزِ الْحَمِيدِ اَلَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ

ve mā neḳamū minhum illā en yu'minū bi(a)llahi l-ǎzīzi l-Hamīdi / elleƶī lehu mulku s-semāvāti ve l-erDi ve(a)llahu ǎlā kulli şey'in şehīdun

Şüphesiz mü'min erkeklerle mü'min kadınlara işkence edip, sonra da tövbe etmeyenlere; cehennem azabı ve yangın azabı vardır.

اِنَّ الَّذِينَ فَتَنُوا الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَتُوبُوا فَلَهُمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَلَهُمْ عَذَابُ الْحَرِيقِ

inne (e)lleƶīne fetenū l-mu'minīne ve l-mu'mināti ṧumme lem yetūbū fe lehum ǎƶābu cehenneme ve lehum ǎƶābu l-Harīḳi

İman edip salih ameller işleyenlere gelince; onlara içinden ırmaklar akan cennetler vardır. İşte bu büyük başarıdır.

اِنَّ الَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْكَبِيرُ

inne (e)lleƶīne āmenū ve ǎmilū S-SāliHāti lehum cennātun tecrī min teHtihā l-enhāru ƶālike l-fevzu l-kebīru

Şüphesiz, Rabbinin yakalaması çok çetindir.

اِنَّ بَطْشَ رَبِّكَ لَشَدِيدٌ

inne beTşe rabbike le şedīdun

Şüphesiz O, başlangıçta yaratmayı yapar, sonra onu tekrarlar.

اِنَّهُ هُوَ يُبْدِئُ وَيُعِيدُ

innehu huve yubdiu ve yuǐydu

O, çok bağışlayandır, çok sevendir.

وَهُوَ الْغَفُورُ الْوَدُودُ

ve huve l-ğafūru l-vedūdu

Arş'ın sahibidir, şanı yüce olandır.

ذُو الْعَرْشِ الْمَجِيدُ

ƶū l-ǎrşi l-mecīdu

Dilediğini mutlaka yapandır.

فَعَّالٌ لِمَا يُرِيدُ

feǎǎālun li mā yurīdu

(17-18) Orduların, Firavun ve Semud'un haberi sana geldi mi?

هَلْ اَتٰيكَ حَدِيثُ الْجُنُودِ فِرْعَوْنَ وَثَمُودَ

hel etāke Hadīṧu l-cunūdi / fir'ǎvne ve ṧemūde

Hayır, inkar edenler, hala yalanlamaktadırlar.

بَلِ الَّذِينَ كَفَرُوا فِي تَكْذِيبٍ

beli (e)lleƶīne keferū fī tekƶībin

Oysa Allah, onları arkalarından kuşatmıştır.

وَاللّٰهُ مِنْ وَرَائِهِمْ مُحِيطٌ

ve(a)llahu min verāihim muHīTun

Hayır, o (yalanlamakta oldukları kitap) şanı yüce bir Kur'an'dır.

بَلْ هُوَ قُرْاٰنٌ مَجِيدٌ

bel huve ḳur'ānun mecīdun

O, korunmuş bir levhada (Levh-i Mahfuz'da)dır.

فِي لَوْحٍ مَحْفُوظٍ

fī levHin meHfūZin