Koltuklar üzerinde (etrafı) seyrederler.
عَلَى الْاَرَٓائِكِ يَنْظُرُونَ
ǎlā l-erāiki yenZurūne
Nasıl, kafirler yapmakta olduklarının karşılığını buldular mı?
هَلْ ثُوِّبَ الْكُفَّارُ مَا كَانُوا يَفْعَلُونَ
hel ṧuvvibe l-kuffāru mā kānū yef'ǎlūne
(1-2) Gök yarıldığı ve Rabbine boyun eğdiği zaman -ki ona yaraşan budur-,
اِذَا السَّمَاءُ انْشَقَّتْ وَاَذِنَتْ لِرَبِّهَا وَحُقَّتْ
iƶā s-semāu nşeḳḳat / ve eƶinet li rabbihā ve Huḳḳat
(3-4) Yer uzatılıp dümdüz edildiği ve içindekileri atıp boşaldığı zaman,
وَاِذَا الْاَرْضُ مُدَّتْ وَاَلْقَتْ مَا فِيهَا وَتَخَلَّتْ
ve iƶā l-erDu muddet / ve elḳat mā fīhā ve teḣallet
Rabbini dinlediği zaman -ki ona yaraşan da budur- (insan yaptıklarını karşısında bulur!)
وَاَذِنَتْ لِرَبِّهَا وَحُقَّتْ
ve eƶinet li rabbihā ve Huḳḳat
Ey insan! Şüphesiz, sen Rabbine (kavuşuncaya kadar) didinip duracak ve sonunda didinmenin karşılığına kavuşacaksın.
يَاأَيُّهَا الْاِنْسَانُ اِنَّكَ كَادِحٌ اِلٰى رَبِّكَ كَدْحًا فَمُلَاقِيهِ
yā eyyuhā l-insānu inneke kādiHun ilā rabbike kedHen fe mulāḳīhi
Kime kitabı sağından verilirse,
فَاَمَّا مَنْ اُو۫تِيَ كِتَابَهُ بِيَمِينِهِ
fe emmā men ūtiye kitābehu bi yemīnihi
Hesabı çok kolay bir şekilde görülecek,
فَسَوْفَ يُحَاسَبُ حِسَابًا يَسِيرًا
fe sevfe yuHāsebu Hisāben yesīran
Sevinçli olarak ailesine dönecektir.
وَيَنْقَلِبُ اِلٰٓى اَهْلِهِ مَسْرُورًا
ve yenḳalibu ilā ehlihi mesrūran
Fakat kime kitabı arkasından verilirse,
وَاَمَّا مَنْ اُو۫تِيَ كِتَابَهُ وَرَاءَ ظَهْرِهِ
ve emmā men ūtiye kitābehu verā'e Zehrihi
(11-12) "Helak!" diye bağıracak ve alevli ateşe girecektir.
فَسَوْفَ يَدْعُوا ثُبُورًا وَيَصْلٰى سَعِيرًا
fe sevfe yed'ǔ ṧubūran / ve yeSlā seǐyran
Çünkü o, (dünyada iken) ailesi içinde sevinçli idi.
اِنَّهُ كَانَ فِي اَهْلِهِ مَسْرُورًا
innehu kāne fī ehlihi mesrūran
Çünkü o hiçbir zaman Rabbine dönmeyeceğini sanırdı.
اِنَّهُ ظَنَّ اَنْ لَنْ يَحُورَ
innehu Zenne en len yeHūra
Hayır! Sandığı gibi değil! Şüphesiz Rabbi onu görüyordu.
بَلٰى اِنَّ رَبَّهُ كَانَ بِهِ بَصِيرًا
belā inne rabbehu kāne bihi beSīran
Yemin ederim şafağa,
فَلَا اُقْسِمُ بِالشَّفَقِ
fe lā uḳsimu bi ş-şefeḳi
Geceye ve içinde topladıklarına,
وَالَّيْلِ وَمَا وَسَقَ
ve l-leyli ve mā veseḳa
Dolunay halindeki aya ki,
وَالْقَمَرِ اِذَا اتَّسَقَ
ve l-ḳameri iƶā tteseḳa
Şüphesiz siz halden hale geçeceksiniz.
لَتَرْكَبُنَّ طَبَقًا عَنْ طَبَقٍ
le terkebunne Tabeḳan ǎn Tabeḳin
Böyleyken onlara ne oluyor da iman etmiyorlar?
فَمَا لَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
fe mā lehum lā yu'minūne
Onlara Kur'an okunduğu zaman secde etmiyorlar.
وَاِذَا قُرِئَ عَلَيْهِمُ الْقُرْاٰنُ لَا يَسْجُدُونَ
ve iƶā ḳurie ǎleyhimu l-ḳurānu lā yescudūne
Daha doğrusu, inkar edenler (Kur'an'ı) yalanlıyorlar.
بَلِ الَّذِينَ كَفَرُوا يُكَذِّبُونَ
beli (e)lleƶīne keferū yukeƶƶibūne
Halbuki Allah, içlerinde ne sakladıklarını çok iyi bilir.
وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا يُوعُونَ
ve(a)llahu eǎ'lemu bimā yūǔne
Öyle ise sen onlara elem dolu bir azabı müjdele!
فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ اَلِيمٍ
fe beşşirhum bi ǎƶābin elīmin
Ancak iman edip de salih ameller işleyenler başka. Onlar için, bitmez tükenmez bir mükafat vardır.
اِلَّا الَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ اَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ
illā (e)lleƶīne āmenū ve ǎmilū S-SāliHāti lehum ecrun ğayru memnūnin