ح م م (ḪMM)
H-m-m
Rivâyette deniyor ki: اَلْعَالمَ ُكَالْحَمَّةِ يَأتِيهَا الْبُعَدَاءُ وَيَزْهَدُ فِيهَا اْلقُرَبَاءُ Dünya, kaynarca gibidir; uzak olanlar ona gelir; yakın olanlar ondan uzak durur.
Ter de teşbih yoluyla حَمِيم diye adlandırılmıştır. اِسْتَحَمَّ الفَرَسُ : At terledi demektir. حَمَّامُ da, ya insanı terlettiğinden ya da içinde sıcak su bulunduğundan hammâm adını almıştır.
اِسْتَحَمَّ فُلاَنٌ : Falan hamama girdi demektir. Yüce Allah’ın: فَمَا لَنَا مِنْ شَافِعِينَ وَلاَ صَدِيقٍ حَمِيمٍ Şimdi bizim herhangi bir şefaatçimiz yoktur; cana yakın bir dostumuz da yok (26/Şuarâ 100-101) ve وَلاَ يَسْألُ حَمِيمٌ حَمِيماً Herhangi bir dost bir dostun hâlini sormaz (70/Meâric 10) âyetlerinde geçen حَمِيمٌ ise, şefkatli yakın demektir. Bu kişi, yakınlarını korumak için sanki öfkelenmekte/sertleşmektedir.
İnsanın has dostlarına ise, حَامَّتُهُdenir. Birbirinin zıddı olarak حَامَّة ve عَامَّة kelimeleri kullanılır. Bu, az önce işaret edilen özelliğindendir. Bu anlamın başka bir kullanımı da, insanın yakınlarından kendine karşı şefkatli olanlarına حُزَانَتُهُ adı verilir ki, kendisinin onlar için üzüldüğü kişiler demektir. اِحْتَمَّ فُلاَنٌ لِفُلاَنٍ deyimi de, bir kişi için öfkelenmek demektir.
Bu, اِحْتِمَام anlamı da olduğundan اِهْتَمَّ kelimesinin taşıdığı anlamdan daha etkilidir. أحَمَّ اَلشَّحْمَ : Yağı eritti, o da kaynar su gibi oldu, demektir. Yüce Allah’ın: وَظِلٍّ مِنْ يَحْمُومٍ Kara ve boğucu bir dumanın gölgesi altındadırlar (56/Vâkıa 43) âyetinde geçen حَمِيم için يَحْموُمٌ demesi bu fiilin يَفْعوُلٌ formudur. Deniyor ki: Asıl manası, simsiyah duman demektir. Kelimenin bu adı almasının nedeni: لاَ بَارِدٍ وَلاَ كَرِيمٍ Ne serindir ne de ferahlatıcıdır (56/Vâkıa 44) âyetinde açıkladığı gibi, ya aşırı sıcak oluşundandır; ya da: لَهُمْ مِنْ فَوْقِهِمْ ظُلَلٌ مِنَ النَّارِ وَمِنْ تَحْتِهِمْ ظُلَلٌ Onların üstlerinde ateşten gölgeler, altlarında da ateşten gölgeler vardır (39/Zumer 16) âyetinde işaret edilen حَمَمَة (siyahlık) kelimesinin anlamı düşünüldüğü bu adı almıştır.
Ölüm de حِمَام diye ifâde edilmiştir; حُمَّ كَذَا yani: Takdir edildi, denmesi gibi. حُمَّى (Hummâ: Sıtma) ise, ya içinde aşırı biçimde sıcaklık taşıdığından; bu anlamda Peygamber: اَلْحُمَّى مِنْ فَيْحِ جَهَنَّمَ Hummâ (Sıtma), cehennemin kaynamasındandır, buyurmuştur; ya bu esnada kişi çok حَمِيم (hamîme) yani: terlemeye maruz kaldığından ya da حِمَام (himâm) yani ölümün emarelerinden biri oluşundandır; çünkü, اَلْحُمَّى بَرِيدُ اْلمَوْتِ (Hummâ sıtma), ölümün postasıdır, diye bir söz vardır; hummâ, ölümün kapısıdır da denmiştir.
Deve sıtmasına ise, حُمَام –hâ’nın ötreli okunuşuyla- denmiştir. Bu kelime, حِمَام kelimesinden alınmıştır; çünkü, devenin sıtmadan kurtulduğu çok nadirdir diye bir tespit vardır. حَمَّمَ الْفَرْخُ : Civcivin derisi tüyden karardığında söylenir. حَمَّمَ وَجْهُهُ de: Yüzü kıldan karardı demektir. Bu her iki deyim de حَمَمَة kelimesindendir. Atın حَمْحَمَة ‘sı ise, çıkardığı sesin taklit edilmesidir. Bu maddeyle ilgisi yoktur.