ح س ب (ḪSB)
H-s-b
Hadiste, Peygamberin (sas) rüzgâr hakkında şöyle dediği bildirilmiştir: اَللَّهُمَّ لاَ تَجْعَلْهَا عَذَابًا وَلاَ حُسْبَانًا Allahım! Onu azap ve husbân yapma. Allah buyurur ki: فَحَاسَبْنَاهَا حِسَاباً شَدِيداً Biz de onu çetin bir hesaba çektik (65/Talâk 8). Bu, مَنْ نُوقِشَ اْلحِسَابَ عُذِّبَ kimin hesabı tam görülürse, azap görür rivâyeti gibidir. Allah buyurur ki: اِقْتَرَبَ لِلنَّاسِ حِسَابُهُمْ İnsanların hesabı yaklaştı (21/Enbiyâ 1); اِقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ Kıyamet yaklaştı (54/Kamer 1); وَكَفَى بِنَا حَاسِبِينَ Hesap görücü olarak biz yeteriz (21/Enbiyâ 47); وَلَمْ أدْرِ مَا حِسَابِيهْ Keşke şu hesabımı hiç görmemiş olsaydım (69/Hâkka 26); إِنِّي ظَنَنْتُ أَنِّي مُلاقٍ حِسَابِيهْ Ben hesabımla karşılaşacağımı biliyordum (69/Hâkka 20); kelimenin sonundaki hâ harfi duruştaki uyum içindir; مَالِيَة ve سُلْطَانِيَه gibi.
Allah buyurur ki: إِنَّ اللّهَ سَرِيعُ الْحِسَابِ Hiç şüphesiz Allah’ın hesap görmesi pek çabuktur (3/Âl-i İmrân 199); جَزَاءً مِنْ رَبِّكَ عَطَاءً حِسَاباً Bunlar Rabbinin katından bir karşılık olarak ölçülü bir bağıştır (78/Nebe’ 36); deniyor ki: Bu, yeterli demektir. Kimisi de: Bu, وَأَنْ ليْسَ لِلإِنْسَانِ إِلاَّ مَا سَعَى İnsana kendi çalışmasının karşılığından başkası yoktur (52/Tûr 39) ve يَرْزُقُ مَن يَشَاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ Dilediğine hesapsız bir şekilde rızık verir (2/Bakara 212) âyetlerinde işaret edilen şey demektedir. Bunun değişik yorumları vardır:
Birincisi: Ona, hak ettiğinden fazlasını vermesidir.
İkincisi: Ona verip, bir daha ondan almamasıdır.
Üçüncüsü: İnsanın dökümünü yapamayacağı bir bağış vermesidir. Şairin şu sözü gibi:
عَطَايَاهُ يُحْصَى قَبْلَ إحْصَائِهَا اْلقُطْرُ
Yağmur damlalarını saymadan önce onun bağışlarını sayabilir misin?
Dördüncüsü: Sıkışmadan vermesidir. Bu, sıkıştırdım demek olan حَاسَبْتُهُ sözünden alınmıştır.
Beşincisi: Beklediğinden fazlasını vermesidir.
Altıncısı: Onların hesaplarına göre değil, bildiği maslahata göre vermesidir. Bu, Yüce Allah’ın: وَلَوْلاَ أَنْ يَكُونَ النَّاسُ أُمَّةً وَاحِدَةً لَجَعَلْنَا لِمَنْ يَكْفُرُ بِالرَّحْمَنِ لِبُيُوتِهِمْ سُقُفاً مِنْ فِضَّةٍ وَمَعَارِجَ عَلَيْهَا يَظْهَرُونَ İnsanlar küfürde birleşen bir tek ümmet olmayacak olsaydı, Rahman’ı inkâr edenlerin evlerinin tavanları ve üzerine binip çıkacakları merdivenleri gümüşten yapardık (43/Zuhruf 33) sözünde dikkat çektiği husus gibidir.
Yedincisi: Mü’mine vermesi ve kendisini onunla hesaba çekmemesidir. Bu da şöyle olmaktadır: Mü’min, dünyadan ancak zorunlu olanı, zorunlu olduğu kadarıyla, zorunlu olduğu zaman alır. Harcaması da böyledir. Kendi nefsini hesaba çeker; bu nedenle Allah onu, zarar göreceği bir şekilde hesaba çekmez.
Rivâyette belirtildiği gibi: مَنْ حَاسَبَ نَفْسَهُ فِي الدُّنْيَا لَمْ يُحَاسِبْهُ اللهُ يَوْمَ اْلقِيَامَةِ Kim dünyada kendini hesaba çekerse, Yüce Allah onu kıyamet gününde hesaba çekmez.
Sekizincisi: Yüce Allah, kıyamet gününde mü’minlere hak ettikleri kadarıyla mukabele etmez; aksine daha fazlasıyla karşılık verir. Yüce Allah’ın buyurduğu gibi: مَنْ ذَا الَّذِي يُقْرِضُ اللّهَ قَرْضاً حَسَناً فَيُضَاعِفَهُ لَهُ أضْعَافاً كَثِيرَةً Kim, Allah’a karşılıksız güzel borç verirse Allah da bu borcu ona kat kat fazlası ile öder (2/Bakara 245).
Yüce Allah’ın: فَأُوْلَئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ يُرْزَقُونَ فِيهَا بِغَيْرِ حِسَابٍ Onlar cennete girerler ve orada kendilerine hesapsız rızıklar verilir (40/Mü’min 40) sözü ile هَذَا عَطَاؤُنَا فَامْنُنْ أوْ أمْسِكْ بِغَيْرِ حِسَابٍ İşte bizim bağışımız budur: İster ver, ister tut, hesapsızdır (38/Sâd 39) sözü de bu anlamlardadır. Son âyetin anlamı hakkında: Hesaba çekilmeyecek olan biri gibi dilediğin tasarrufta bulun demek olduğu da söylenmiştir. Yani: Olması gerektiği gibi, olması gerektiği zamanda, olması gereken için al. Harcarken de aynı şekilde. حَسِيب ve مُحَاسِب : Kişiyi hesaba çekendir. Hesap ile kişiye karşılığını veren için de kullanılır.
حَسْب yeterlilik anlamında kullanılır. حَسْبُنَا اللَّهُ Allah bize yeter (3/Âl-i İmrân 173); yani: O, bize yeter. حَسْبُهُمْ جَهَنَّمُ Onlara cehennem yeter (58/Mücâdele 8); وَكَفَى بِاللّهِ حَسِيباً Hesap soran olarak Allah yeterlidir (4/Nisâ 6); yani: Gözeten, ona göre kendilerini hesaba çeken.
مَا عَلَيْكَ مِنْ حِسَابِهِمْ منْ شَيْءٍ وَمَا مِِنْ حِسَابِكَ عَلَيْهِمْ مِنْ شَيْءٍ Onların hesabından sana ve senin hesabından onlara bir şey düşmez (6/En’âm 52) sözü ise, عَلَيْكُمْ أنْفُسَكُمْ لاَ يَضُرُّكُمْ مَنْ ضَلَّ إِذَا اهْتَدَيْتُمْ Siz kendinizden sorumlusunuz, eğer siz doğru yolda olursanız sapıklar size zarar veremez (5/Mâide 105) ve وَمَا عِلْمِي بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ * إِنْ حِسَابُهُمْ إِلاَّ عَلَى رَبِّي Onların neler yaptıklarını ben bilemem; onların hesabını görmek, sadece Rabb’ime düşer (26/Şuarâ 112-113) âyetleri gibidir.
Kimileri der ki: Onlara yetmek senin görevin değildir; aksine, Allah hem onlara hem de sana yeter demektir. Bu: عَطَاءً حِسَاباً Ölçülü bir bağıştır (78/Nebe’ 36) sözü gibidir; yani: yeterlidir; demek ki, şu bana yeter sözü bağlamındadır. Kimisi ise: onların amellerini kastetmiş fakat ona, amellerin son noktası olan hesap adını vermiştir, der. اِحْتَسَبَ اِبْناً لَهُ da denir ki: Allah katında kendisi için bir rahmet (mağfiret) aracı saydı, demektir.
حِسْبَة ise, Yüce Allah katında kurtuluşa vesile olacak şeyi yapmaktır. الم أحَسِبَ النَّاسُ Elif. Lâm. Mim. İnsanlar …mı sanıyorlar? (29/Ankebût 1-2); أمْ حَسِبَ الَّذِينَ يَعْمَلُونَ السَّيِّئَاتِ Yoksa kötülük işleyenler mi sanıyorlar? (29/Ankebût 4); وَلاَ تَحْسَبَنَّ اللّهَ غَافِلاً عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَ Sakın, Allah’ı, zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma (14/İbrâhîm 42); فَلاَ تَحْسَبَنَّ اللّهَ مُخْلِفَ وَعْدِهِ رُسُلَهُ Sakın Allah’ın, peygamberlerine yönelik vaadinden cayacağını sanma (14/İbrâhîm 47); أَمْ حَسِبْتُمْ أنْ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ Yoksa kolayca Cennet’e gireceğinizi mi sandınız? (2/Bakara 214). Bunların hepsinin mastarı حِسْبَان dır.
حِسْبَان : İki zıt şeyden biri lehinde karar verirken, diğerini hiç aklına getirmemektir. Böylece onu hesaplar ve parmakları ile onu sayar. Bu, içinde şüphenin kalabileceği bir şey niteliğindedir. Zan da buna yakın bir anlam taşır. Şu farkla ki, zanda kişinin aklına zıt olan iki şey beraber gelir, ama sonunda biri diğerine üstün çıkar.