ح ف ظ (ḪFƵ)
H-f-z
Allah buyurur ki: وَإِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ Biz kesinlikle onu gelebilecek herhangi bir tehlikeden koruruz (12/Yûsuf 12); حَافِظُوا عَلَى الصَّلَوَاتِ Namazlara dikkat edin (2/Bakara 238); وَالَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَ Onlar ki; namuslarını korurlar (23/mü’minun 5); وَالْحَافِظِينَ فُرُوجَهُمْ وَالْحَافِظَاتِ Namuslarını koruyan erkekler ve namuslarını koruyan kadınlar, (33/Ahzab 35); Bu, iffetten kinâyedir.
حَافِظَاتٌ لِلْغَيْبِ بِمَا حَفِظَ اللّهُ Kocalarının yokluğunda Allah’ın korunmasını emrettiği mahremiyetleri koruyanlar (4/Nisâ 34); yani: Kocaların sözleşmesini, onlar olmadığında, Yüce Allah kendilerini koruduğundan/onların her şeylerini bildiğinden, korurlar. Âyetin bu kısmı بِمَا حَفِظَ اللهَُ lafzatullah’ın mansup hâliyle de okunmuştur. Buna göre anlamı: Bu kadınlar, bir gösteriş ve yaltaklanmak için değil, Yüce Allah’ın hakkını gözettiklerinden buna bağlı kalırlar.
فَمَا أرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظاً Biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik (42/Şûrâ 48); yani: Koruyan; وَمَا أنْتَ عَلَيْهِم بِجَبَّارٍ Sen de onların üstünde bir zorba değilsin (50/Kâf 45); وَمَا أنْتَ عَلَيْهِم بِوَكِيلٍ Sen onların başında bir vekil de değilsin (6/En’âm 107); فَاللّهُ خَيْرٌ حَافِظاً En iyi koruyan Allah’tır (12/Yûsuf 64) âyetlerinde olduğu gibi.
Son âyetin ilgili kısmının son kelimesi حِفْظًا şeklinde de okunmuştur. Yani: Onun koruması başkasının korumasından daha değerlidir. وَعِنْدَنَا كِتَابٌ حَفِيظٌ Yanımızda o bilgileri koruyan bir kitap da vardır (50/Kâf 4); yani: Onların amellerini koruyan. Bu durumda حَفِيظٌ kelimesi, حَافِظ koruyan anlamına gelmiş olur. Yüce Allah’ın: اَللَّهُ حَفِيظٌ عَلَيْهِمْ Allah onların başında bir gözetendir (42/Şûrâ 6) sözü gibi olur.
Ya da anlamı: Korunmuştur; zayi olmaz. Yüce Allah’ın: عِلْمُهَا عِنْدَ رَبِّي فِي كِتَابٍ لاَ يَضِلُّ رَبِّي وَلاَ يَنْسَى Onun bilgisi Rabb’imin katında bir kitaptadır; benim Rabb’im ne yanılır ne de unutur (20/Tâhâ 52) sözü gibi.
حِفَاظ ise, muhafaza etmektir. Bu ise, her birinin diğerini koruması demektir. Yüce Allah’ın: وَالَّذِينَ هُمْ عَلَى صَلاَتِهِمْ يُحَافِظُونَ Onlar, öyle kimselerdir ki, namazlarını muhafaza ederler (23/Mü’minûn 9) sözünde ise, bu kişilerin namazlarını, hem vakitlerine, hem erkanına riâyet ederek, hem de var olan güçlerinin tamamını kullanarak onu yerine getirmeye özen gösterdiklerine dikkat çekilmektedir.
Namazın da; إِنَّ الصَّلاَةَ تَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ Hiç kuşkusuz namaz, insanı iğrenç işlerden, kötülüklerden alıkoyar (29/Ankebût 45) âyetinde dikkat çekildiği gibi, onları koruduğuna dair bir açıklama vardır.
تَحَفُّظ ise, denmiştir ki: Gafletin azlığıdır. Gerçek anlamı ise, ezber gücünün zayıflığından, zorlamayla ezberlemeye çalışmaktır. Bu kuvvet, aklın fonksiyonunu yerine getirme sebeplerinden biri olduğundan, gördüğün gibi, tefsirini genişletmişlerdir.
حَفِيظَة ise: Muhafaza, yani, koruması ve himaye etmesi gerekenin kendisine yüklendiği öfkedir. Bu kelime, salt anlamdaki öfke için de kullanılır. Onun için: أحْفَظَنِي فُلاَنٌ deyimi, falan beni öfkelendirdi, demektir.